İLK ARKADAŞ

2560 Words
Yüzümüzden düşen bin parçayı toplayıp da; yerine kocaman bir tebessüm yerleştiren insanlar var ya... İşte onlar iyi ki varlar... ARYA ÇELİKER Ben Arya Çeliker... Annesiz büyüdüm... Babam vardı ama bir gün kendisinden sevgi görmedim. Ne çocukken ne de büyüdüğümde... Sadece babamdan değil, etrafımdaki kimseden sevgi göremedim... Evde benimle ilgilenen kadınlar, yardımcılar, beni okula götürüp getiren şoförler... Hiçbiri benimle birkaç kelime dışında konuşmazdı. Yaptığım her küçük hata bana ceza olarak geri döndüğü için hata yapmadan yaşamayı öğrenmiştim. Hata dediğime bakmayın... Çok küçük şeyler bile babam için hata kabul edilirdi. Daha yeni yeni masada tek başıma yemek yemeye başladığım zamanlardı... Sofrada onunla birlikte yemek yiyeceğim için çok heyecanlanmıştım. Bakıcım her kuralı tek tek anlattığı için ne yapmam ya da yapmamam gerektiğini bilirdim. Yine de o kadar heyecanlanmıştım ki... İlk kez... İlk kez babamla birkaç saniyeden fazla zaman geçirecektim... Tabii cezalar dışında... O kocaman masanın bir ucunda babam otururken beni diğer uca oturttular. Ben daha yakın olabileceğimizi düşünürken o ise beni kendinden en uzak noktaya koydurmuştu. Olsun yine de en azından aynı odada birlikte yemek yiyecektik. Yemeklerimiz servis edilirken ikimiz de sadece birbirimize bakıyorduk. Sanki birbirimizin tepkisini ölçer gibi. Hani o bana küçük bir gülümseme verse dünyalar benim olacak ve yüzüm aydınlanacaktı ama o gülümseme yerine bana boş gözlerle bakan bir adam vardı karşımda. Çocuk aklımla ona kendimi beğendirebilmek için en güzel kıyafetimi giymiş, aldığım tüm eğitimleri hatırlayarak başım ve omuzlarım dik bir şekilde masada oturuyordum. Gerçek bir küçük hanımefendi gibi... Yemeklerimiz servis edildikten sonra çalışanlar uzaklaşmış biz de babamın "Afiyet olsun" demesiyle yemeğimizi yemeye başlamıştık. İlk birkaç dakika her şey sorunsuzdu, sonra susadığım için bardağıma uzanmak istedim. Ancak bardak biraz uzaktı ve benim boyum için masa da yüksekte kalıyordu. Hafif uzanarak bardağı almaya çalıştığımda güçsüz parmaklarım ağır bardağı taşıyamadığından parmaklarımın ucundan kayıp düştü ve su döküldü. Bunun üzerine babam ilk kez en büyük cezasını vermek için beni aşağıya indirdi. Ağlaya ağlaya "özür dilerim baba" diyen küçük çocuk çığlıklarım arasında girdiğim odaya baktığımda buranın eski bir banyo olduğunu fark ettim. Ne olacağını anlamazken sesim duvarlarda yankılanıyordu. "Özür dilerim baba! Bir daha yapmayacağım baba!" İlk tokadımı yediğimde yere yığılıp kaldım. Suratım yanarken babamın "istediğin kadar bağır çağır, burada seni kimse duyamaz. Aklın başına gelene kadar burada kalacaksın" diyen sesi kabusum olmuştu. Bu olaydan sonra o odaya pek çok kez değişik sebeplerle girmiştim. Ayağım takılıp merdivenden düştüğüm için, gözlerimi kaldırıp eve gelen misafirlere baktığım için, okuldan çıkarken birine selam verdiğim için, hatta sınıfta bir keresinde öğretmenime babamın bana vurduğunu anlattığım için... İşte o gün anlamıştım... Babam beni her yerde izliyordu. Sadece öğretmenlerim ya da çalışanlar değil... Babamın çalışanlarının çocukları dahi babama benim hakkımda rapor veriyordu... İlkokul, ortaokul, lise... Hepsinde babamın çalışanlarının çocukları ya da üniversitede olduğu gibi korumalar ya da para verdiği öğrencilerin benim hareketlerim hakkında babama rapor verdiğini biliyordum. Bu yüzden hiç arkadaşım da olamamıştı... Ne zamanki biri gelip benimle konuşsa ya da benimle arkadaşlık kurmaya çalışsa ertesi gün başka bir okula gidiyordu, bir daha o kişiyi göremiyordum... Etrafımda tüm hayatımı çevreleyen bir koza vardı ve kimse o kozadan içeri giremiyordu. Bir süre sonra ben de artık etrafımdaki insanlara bakmadan, göz teması kurmadan yaşamayı öğrenmiştim. Babama kalsa üniversiteye gitmeme gerek yoktu ama anneme verdiği söz yüzünden beni okuttuğunu söylüyordu... Üniversiteye başladığımda işler benim için daha da kötü hale gelmişti. Çevremdeki diğer kızlar arkadaşlarıyla gülüşüp eğlenirken ben tek başıma ücra bir masada oturup onların şen kahkahalarını izliyordum. Başımda bekleyen korumalar yüzünden kesinlikle insanların bana yaklaşması da mümkün olmuyordu. Neden bu kadar büyük bir koruma çemberi altında olduğumu sorduğum zamanlarda babam can güvenliğim için bunun gerekli olduğunu söylüyordu. Söylediğine göre fazla düşmanı ve rakibi varmış ve ona zarar verebilmek için beni kullanabilirlermiş. Babam bana bunu ilk söylediğinde aslında mutlu olmuştum, çünkü demek ki insanlar benim babamın zayıflığı olduğumu düşünüyordu. Bir insanın zayıflığı sadece sevdiği kişiler değil midir? Demek ki babam beni seviyor diye düşünmüştüm. Ancak zaman ilerleyip de babam şiddetin dozunu daha da artırdığında ve aklım erip babamın bu şiddetten zevk aldığını anladığımda hiçbir şeyin benim düşündüğüm gibi olmadığını anlamıştım. O bodrum kattaki eski banyo mesela… Babam orada yankılanan çığlıklarımdan hoşlanıyordu ve bence sadistçe bir zevk de alıyordu bundan. Bazen annem hakkında söylediklerini düşünüyordum… Annemi orospu olmakla suçluyordu… Bu yüzden benim de onun gibi olduğumu söylerken aslında benim bedenimde annemi cezalandırdığını fark etmem uzun sürmemişti. 22 yaşındayım ve bu yaşıma kadar yaşadıklarım bana değersiz olduğumu öğretti. Özellikle de babamın evlenmem konusundaki baskıları beni daha fazla yanında istemediğini düşünmeme yol açtığından aslında Sarper’in de benimle ilgili düşüncelerine şaşırmamam gerekiyordu. Yine de onun sözlerini ilk duyduğum anda yaşadığım şok ve panik ile asla yapmamam gereken bir şey yapmıştım. Ama belki de 22 yıllık hayatımın en güzel ve eğlenceli birkaç dakikasıydı o anlar… Üsteğmen Arslan Akın… İlk kez biriyle yakınlaşmıştım. İlk kez bir erkeğin gözlerinin içine bakıp korkmadan konuşmuştum. Evet korkuyordum ama ondan değil… Arslan’dan değil… Babamdan, Sarperden, korumalardan… Ama Arslan’dan değil… Gerçi o da buluştuğu kızı başından savmak için beni kullanmıştı ama olsun… Yine de bana yardım edebileceğine inanmıştım. Sadece o kız orada olmasaydı ve ben ona daha erken başımın belada olduğunu söyleyebilseydim… Babam gelmeden beni oradan çıkarmasını isteyebilseydim… Belki o zaman 1 haftadır yatakta acı içinde dönmeme neden olan yaralar da olmayacaktı. Belki şu anda tüm dertlerimden uzakta mutlu bir sabaha uyanacaktım ama yine bir kaçma girişimim başarısızlıkla sonuçlanmıştı… 1 haftadır evden dışarı çıkmam yasaklanmıştı. Finaller olmasa bugün de evden çıkamayacaktım ama son yılımdaydım ve mezun olduğum haftanın sonunda düğünüm olacaktı. Yani üniversiteden mezun olduğum gün aslında bir nevi bir cehennemden başka bir cehenneme geçecektim. Bir ara mezun olmazsam beni evlendirmez diye düşünsem de bunun da bana faydası olmayacağını anlamıştım, çünkü eğer mezun olamazsam ve düğün ertelenirse mezun olana kadar bodrumdaki eski banyodan çıkamayacağımı söylemişti babam… 1 sene boyunca orada kalmak da en az Sarper’le evlenmek kadar korkutucuydu benim için. Üstelik bunun da bir sonu yoktu. Sadece o banyoda kalacak olsam sorun değildi ama o banyoda bulunduğum her gün bir öncekinden daha fazla işkence dolu olacaktı. Babam bunun acısını her gün beni orada ziyaret ederek bana misliyle ödetirdi… Öldürmezdi ama ölümün kıyısında dolandırırdı… Bazen keşke öldürse de ya da sonunda vücudum dayanamayıp ölsem de kurtulsam dediğim zamanlarım oluyordu, yalan yok… Ama yine de yaşamak istiyordum… Normal, sıradan bir hayat istiyordum… En azından bir kişi tarafından değer gördüğüm bir hayatım olsun istiyordum. Ne bileyim, suratım düştüğünde “iyi misin?” diye soran biri olsun hayatımda istiyordum… Ama sanki bunlar bile bana çokmuş gibi o Sarper denen adamla evlenmek zorundaydım… Hayır deme şansım bile yoktu… Kapım açıldığında yataktan kalkmaya çalışıyordum. “Küçük hanım, babanız kahvaltıya bekliyor… Okula gidecekmişsiniz” dediğinde yüzünde duygusuz bir ifade vardı. Ayağa kalkmaya çalışırken yüzümde oluşan acı dolu kırışma umurunda bile değildi. Hoş, umurunda olsa da babamın korkusuna gelip yardım da edemezdi zaten… “Geliyorum birazdan” dedim ve yavaşça kıyafet dolabımın önüne vardım. Bir mavi kot pantolon ve bir beyaz tişört geçirdim üzerime, sonra da mevsimlik bir hırka alıp çantamla birlikte aşağıya indim. Her adımda canım daha da yanıyor olsa bile geç kaldığım her saniye benim için başka bir işkencenin çanlarının çalınması anlamına geldiğinden mümkün olduğunca hızlıydım. Masaya yaklaşırken babam üzerimi süzdü. “Ne bu halin senin? Neden doğru düzgün bir şeyler giyinmedin?” diye sert bir şekilde sorduğunda ürktüm. Her zaman dikkat çekmemem gerektiğini söyleyen adam bugün neden bu sıradan görüntüye takılmıştı ki? “Ben… Hâlâ biraz yaralarım-“ derken elini havaya kaldırarak beni durdurdu. “Bugün sınav çıkışı seni Sarper alacak” deyip yardımcıya başıyla işaret verdiğinde yardımcı kadın bana bir kutu getirdi. “İçinde hat var. Sadece benim ve Sarper’in telefonu kayıtlı. Sınav bitince Sarper’e haber verirsin, birlikte gelinlik bakacaksınız” dediğinde buz kestim ama otomatik hareketlerle kutuyu açıp içindeki telefonu çıkardım ve çantama koydum. “Kahvaltını yap! Bana kalsa kahvaltı yapmadan seni okula gönderirdim ama o kadar zayıfsın ki bünyen de zayıf… Aç kalıp bayılırsan bir de sınava giremezsin. Bu yüzden bugünlük sana ceza vermiyorum. Üstünü başını değiştirmen için de zamanın kalmıyor, ama bundan sonra Sarper ile görüşeceğin günlerde onun yanına yakışır şekilde giyineceksin!” diye sonlara doğru sertleştiğinde başımla onu onayladım. Okuduğum kitaplarda ve izlediğim filmlerde babaların kızlarını kimseyle paylaşamadığını ve hatta kimsenin onlara layık olmadığını düşündüklerini görüp onlara imrenirdim. Bizim babamla asla böyle bir ilişkimiz olmayacağını kabul etsem de yine de içimde bir yerlerde babamın Sarper’i benim yanıma yakıştıramamak bir yana benim onun yanına yakışmamamdan endişelenmesi canımı yakmıştı. Kahvaltımı yapıp evden çıktığımda beni hazırda bekleyen arabaya binmemle gelen bildirim sesi ile telefonumu elime aldım. İlk telefonum ve ona gelen ilk mesaj… “Seni beyaz gelinlikle görmek için sabırsızlanıyorum müstakbel karıcığım… Bakalım o soluk teninde gelinlik nasıl duracak? Üzerinde parçalama isteği yaratacak mı?” Elim titrerken gözlerim dolmuştu. Yaptığı ima çok iğrençti… Bana karşı asla anlayışlı ve kibar olmayacağı çok açıktı… Benim bu iki cehennemden de kurtulmam gerekiyordu ama nasıl? Başımı cama yaslayıp dua etmeye başladım… “Lütfen… Lütfen bir çıkış yolu…” Kampüse geldiğimde yanımda iki koruma ile birlikte fakülte kapısından içeri girdim. Bu şekilde içeri giriyor olmam nedeni ile etrafta her zaman meraklı gözlerin bakışlarına maruz kalırdım. Artık alışmıştım ve umursamıyordum bu durumu. İlk sınava girmek için dersliğe girdiğimde korumalar kapıda beklerken babamın “burs verdiği” öğrencilerden biri de birkaç sıra arkama oturmuştu. Gözlerini bana dikmesinden ve sürekli beni takip etmesinden, benimle aynı dersleri almasından kim olduğunu biliyordum. O, kim olduğunu anladığımın belki farkındaydı belki de değildi, bilmiyorum ama ben beni dikkatle izleyenleri rahatlıkla anlayabiliyordum. Her hareketimi, mimiğimi dikkatlice izleyen birini 100 metreden bile fark edebiliyordum artık… İlk sınavımı sorunsuz şekilde atlattıktan sonra diğer sınava girmeden önce lavaboya gittim. Korumalar da benimle birlikte tabii… Onlar kapıda beklerken ben de içeriye girdim. Beni takip eden o “burslu öğrenci” de peşimden tabii… Yalandan lavaboyu kullandıktan sonra ellerini yıkayıp makyaj tazelemeye başladığında sadece ikimiz vardık lavaboda. “İzin verir misin? Yarama krem sürmem gerek ve aynayı da kullanmam gerek” dediğimde ilk kez onunla konuşmama şaşırdığı belli olsa da bir şey demeden başıyla beni onaylayıp dışarı çıktı. Kapıdaki korumalara “kimse yok, krem sürecek yarasına” dediğini duymuştum. Başımı iki yana sallayıp gözümü devirdikten sonra tişörtümü çıkarıp sporcu sutyeni ile kaldım. Tam belimdeki yaralara krem sürmek için aynaya sırtımı döndüğümde lavabodan elinde telefonla çıkan esmer bir kızla göz göze geldim. Bir an sırtıma gözü kaydığında gözleri büyürken ben hemen tişörtümü alıp geri giymeye çalıştım. “Ne oldu sana? Aman Allah’ım kim yaptı bunu? Nasıl oldu?” diye soruları sıralarken kaşlarını çatmıştı. “Hiç… Hiç kimse…” derken kendimi toparladım. Tam o sırada “burslu” öğrenci içeri girip kaşlarını çatmış bir şekilde bize bakarken esmer kız bir anlık şaşkınlığın ardından bana başını çevirip “yardımcı olabilirim istersen” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. “Teşekkür ederim, tenim hassas alerji oluyorum sürekli. Krem sürünce geçiyor. İlgine teşekkür ederim, iyi günler” deyip yanından ayrılırken ağzını açıp bir şey diyecek gibi oldu ama sonra sustu. Kapıyı açtığımda korumalar üçümüz arasında gözlerini gezdirirken “Arya hanım bir sorun mu var?” dediğinde “hayır… sınava geç kalacağım gidelim” deyip hızlı adımlarla bir sonraki sınav salonuna doğru ilerledim. Koridoru dönüp yan gözle arkama baktığımda az önceki kızın da bizim olduğumuz tarafa geldiğini gördüm. Umarım yaralarımı sormak için beni takip etmiyordur diye geçirdim içimden. Sınav salonuna girip yerime oturduğumda burslu öğrenci hemen arkama otururken tuvaletteki kız da bizimle aynı dersliğe girdiğinde gözlerimi kapatıp dudağımı ısırdım. Yanıma gelmemesi için dua ederken elimi alnıma koyup ona bakmamak için kafamı çevirdim. Bu hareketimden yanıma gelmemesi gerektiğini anlardı umarım… Birkaç saniye geçmesine rağmen kız yanıma gelmeyince rahatladım. Elimi alnımdan çekip sınav gözetmenliği yapacak olan asistanları bekledim. Onlar geldiğinde hızlı bir şekilde kâğıtları dağıttılar ve sınav başlamış oldu. Soruları çözerken sınavını bitirenler de yavaş yavaş kalkıp kâğıtlarını teslim ederek salonu terk ediyordu. Soruları çözerken birden önüme bir kâğıt düştü. Ne olduğunu anlamaya çalışırken kafamı kaldırdığımda kağıdını teslim edenlere baktım. Kim olabilir derken tuvaletteki kızı gördüm. Kopya çekiyor muamelesi görmemek için kâğıdı saklayarak sınav kâğıdımın altına koydum. Soruları okuyor gibi yapıp kâğıdın altındaki yazıyı yavaşça aşağıya çekerek okumaya başladım. ‘Anladığım kadarıyla başın belada… Yardıma ihtiyacın olursa big girls oyununa gir, 0123456 kullanıcı numaramı ekle ve oradan benimle konuş… Adım Simla bu arada… ‘ Birinin beni fark edip yardım etmek istemesine mutlu olurken kimse bu notu görmesin diye oyunu ve kullanıcı adını tekrar okuyup kâğıdı avucumun içine sakladım. Sınavı bitirip kâğıdımı teslim ederken burslu öğrenci de peşimden çıktı. Benden önce bitirmiş olsa da beni korumalara teslim edene kadar peşimden ayrılmazdı zaten… Koridorda korumalarla birleştikten sonra kız peşimi bıraktı. Ben de çantamdan peçete çıkarıp burnumu siliyor gibi yapıp elimde buruşturup sıkıştırdığım kâğıtla birlikte koridordaki çöpe attım. Otoparka giderken çalan telefonumla bir an tedirgin oldum. Bu kadar çabuk mu yakayı ele verdim diye… Yoksa o burslu, attığım çöpe de mi baktı diye bir an korkmadım değil. Telefonu korka korka çantamdan çıkarırken arayanın ismini görmemle yakalanmadığım için bir rahatlama oluşurken hemen ardından o sapıkla buluşacağımı düşünmenin korkusu içime salınmıştı. Telefonu elim titreyerek açtığımda o iğrenç sesiyle “Müstakbel nişanlım… Sınavdan çıktığına göre seni gelinlikçide bekliyorum… O kıyafetlerin altında nasıl bir vücudun olduğunu bana kabinde göstermen için sabırsızlanıyorum” diye konuştuğunda bulanan midemi zor zapt ediyordum… Bir kahkaha atıp telefonu kapattığında koşarak en yakındaki çöp tenekesine öğüre öğüre kustum… Çevredeki bakışlardan rahatsız olsam da öğürmemi durduramıyordum. En sonunda korumalardan birinin sesiyle kendime geldim. “Küçük hanım, babanızla konuştum, sizi hemen hastaneye götürmemi istediler…” Tam olarak bizde işler böyle yürürdü… Ben hapşırsam babama haber uçardı. Kendisi istediği gibi beni cezalandırırdı ama hastalanmam durumunda anında hastaneye giderdik. Hastanede de sadece onun belirlediği doktora görünebilirdim. Başka bir doktorla iletişime geçmeme asla izin vermezdi. Yaralarımdan dolayı tabii ki… Başımla onu onaylarken telefona gelen bildirimle elime telefonu alıp gelen mesajı açtım. ‘Gelinlik bakmadan yırttım diye sevinme… İlk fırsatta o kabine gireceksin… Belki de gelinlik seçimini yatak odanda yapmak istersin’ diyen mesajı okuduğumda sertçe yutkundum. Gözlerim dolarken korumaların arasında güçlükle arabaya bindim. Arka koltuğa yerleştiğimde göz yaşlarım hızla akmaya başladı. Ben yapamazdım… Ne daha fazla babamın işkencelerine dayanabilirdim ne de o sapığın bana dokunmasına izin verebilirdim… Denemek zorundaydım… Ucunda öleceksem de fark etmezdi artık… Her gün öleceğime bir kere ölürdüm. Elime telefonu alıp hemen Simla’nın söylediği oyunu indirdim. Aslında Simla da babamın adamı olabilirdi ama bu riski almaktan başka çarem yoktu. Oyun inince ilk tanıtımlarını oynadım. Koruma bana bakınca telefonu ona çevirip “kafa dağıtmak için oyun oynuyorum” diye açıkladım. Resmen korumaya hesap veriyordum. Biri duysa şunu kim bilir neresiyle gülerdi ağlanacak halime… Koruma bakmayı kesince biraz daha tanıtım görevlerini tamamladığımda sohbete girebilmek için şehrimi yükseltmek zorunda olduğumu gördüm. Neyse ki kolay bir oyundu da hızlandırıcıları da kullanarak istenen seviyeye ulaştım ve sohbet açıldı. Arkadaş ekleme kısmından hemen Simla’nın kodunu girerek onu ekledim. Umarım çabuk kabul eder diye düşünürken telefonu çantama koydum. Gelen bildirim sesi ile yine Sarper’den mesaj var diye ürksem de oyundan gelen bildirimi görünce nefesimi tuttum. ‘Selam, ben Simla…’ ‘Selam, ben de Arya…’ ‘Hemen konuya giriyorum… Başın belada mı?’ ‘Evet, en kısa sürede kurtulmam gerek’ ‘Neredesin?’ “Hastaneye gidiyoruz” ‘Hangi hastanedeysen geliyorum… Telefonu yakalatma… Bildirimleri kapat… Müsait olunca aç ve bak… Hastaneden çıkmadan önce bak… Ben plan yapıp sana yazacağım…’ “Teşekkür ederim… Çok teşekkür ederim…” ‘Kaçabilirsek teşekkür edersin’ diyen mesajı ile derin bir nefes alıp bıraktım. Umarım bu işe yarardı… Yaramasa bile ilk kez biri benim için bir şey yapmaya çalıştığı için çok mutlu olmuştum… İlk kez biri bana el uzatıyordu ve benim ilk arkadaşımla yaptığım ilk şey de kaçmak olacaktı… Yani umarım… Hastaneye gelmemize yakın telefonu açıp uygulamaya girdim… Sohbete girdiğimde Simla’dan mesaj vardı. Hepsini dikkatle okuduktan sonra talimatlara uyarak ne olur ne olmaz mesajları sildim. Simla’yı arkadaşlıktan çıkardım ve uygulamayı sildim ve telefonun önbelleğini temizledim. Artık kaçmak için hazırdım…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD