CEZA VE KAÇIŞ

1729 Words
Hayatınızda bir şeylerin değişmesini istiyorsanız durup öylece bekleyemezsiniz… Bunun için ciddi adımlar atmalı ve bunun için de geç kalmamalısınız… ARSLAN AKINCI 1 hafta… 1 haftadır evde olağanüstü hal ilan edildi… Annem ayarladığı randevu başarısız olunca resmen her şey için beni suçlamıştı. Halbuki ben gerçekten de annemin tam da istediği gibi davranmıştım… Hiç beğenmediğim, insanlara üstten üstten bakan bir karakteri olmasına rağmen kıza iyi bile davranmıştım, hatta tuvalete gideceği zaman annemin dediği gibi centilmen olup ona eşlik bile etmiştim. Başka bir kızın gelip de randevuyu sabote etmesi ise sadece benim şansımdı… O kız… Arya… Aklımdan çıkmıyordu bir haftadır. Restorandan onlar çıktıktan sonra garsonlara sorup kim olduğunu öğrenmiştim ama kız hakkında öğrenebildiklerim çok sınırlıydı. Annesi küçükken evlerinde çıkan yangında ölmüş, babası ise kızına bu olaydan sonra aşırı düşkün olmuş ve onu deyim yerindeyse bir fanus içinde yaşatmış… Kızın okula giderken bile peşinde korumalar vardı. Hatta dersliklere girerken bile kapıya kadar eşlik ediyorlardı… Birkaç kez takip etmiştim. Kızın adını soyadını öğrendikten sonra okulunu öğrenmek de zor olmamıştı Alp için… Her ne kadar kız hakkında bilgi toplamasını istediğimde benimle dalga geçeceğini bilsem de umurumda değildi. Arya… Sesindeki gözlerindeki korku… Neyden bu kadar korkuyordu? Kimden kaçmaya çalışıyordu? 2 gün boyunca düşünmekten deli olacak hale geldikten sonra en sonunda dayanamayıp bilgisayar kurdu kardeşimden kız hakkındaki her şeyi bulmasını istemiştim ama o bile doğru dürüst elle tutulur bir bilgiye ulaşamamıştı. Kız hakkında doğum ve sağlık kayıtlarına, eğitim bilgilerine, ikamet bilgisine vs her şeye ulaşabiliyorduk ama kişisel bir şey yoktu. Ne bir arkadaş, ne bir tatilde gidilen yer, ne bir çekilmiş özel fotoğraf… Hiçbir şey… Kızın tüm fotoğrafları yanında babası varken, kutlama ya da işle ilgili basın toplantılarında olan fotoğraflardı. Kız gerçekten çok korunaklı bir hayat yaşıyordu. Babasına bu konuda sorulan sorulara ‘kızım annesini kaybettiğimiz yangında psikolojik olarak çok etkilendi, bu yüzden dış dünyaya karşı özgüvensiz maalesef…’ diyerek cevap vermişti bir röportajında. Bir insanın çocukluğundan itibaren tek bir arkadaşı bile olmaz mıydı? Bu ne garip bir durumdu… Hele de o gün benim dudaklarıma yapışan bir kız için… Öpücük yok… Öpücüğü unut… Öyle cesaret gerektiren bir şey yapıp, beni kızdan kurtarmak için hamile olduğu yalanını söyleyebilen bir kız için gözlerindeki ve sesindeki korku neden bu kadar elle tutulur cinstendi. Korktuğu kişi bizi öpüşürken görüp giden kişi miydi yoksa babası mı? “Yine kızı mı düşünüyorsun?” diyen Alp’e çevirdim başımı… “Senin başka işin yok mu? Hafta sonu benimle uğraşacağına git sevgilinle gez dolaş…” “Ailesi hafta sonları evden çıkmasını istemiyormuş bu ara… Özellikle son zamanlarda avm ve toplu yerlerde gerçekleşen saldırılardan dolayı tedirgin oluyorlarmış…” “Haklılar… İnsanlar dışarı çıkmaya korkuyor… Özellikle son zamanlarda sürekli büyük şehirlerde böyle olayların olması insanları evlere daha da hapsetti.” “İyi de evlere saklanmak da çözüm değil ki” “Ama siviller için geçici de olsa bir çözüm” dedim. İnsanlar tek başlarına bir şey yapamayacakları için güvenli evlerinde kalmayı tercih etmekte haklıydı. “Sen ne yaptın bu arada… Kızı görmeye gideceğini söylemiştin” “Kızı yalnız yakalamak mümkün değil ki… Her zaman yanında korumalar var. Birkaç kez denedim şansımı ama kızı hiç yalnız yakalayamadım.” “Garip…” “Hem de nasıl…” “Garip olan ne?” diyerek içeri giren anneme bakıp yüzümü çevirdim. “Ne o küs müsün bana?” “Yok canım neden küs olayım ki? Alt tarafı bir haftadır canımı çıkardın. Evdeki tüm mobilyaların yerini değiştirtip tüm camları sildirdin… Akşam yemekleri benden, akşam çayı benden, kahvaltı benden, kahvaltı sonrası kahveniz benden… Görev çıksa da gitsem diye dua eder oldum sayende… Değilse neden kızgın olayım küseyim…” “Eve bir gelin getirseniz bunları yapmak zorunda kalmazsınız” diyen anneme ağzı açık bakıyordum. Bu dediklerini duyan bu kadının büyük bir hastanede başhekim olduğuna hayatta inanmaz… “Allah aşkına anne, hangi devirde yaşıyoruz… Hangi gelin gelip de kaynanasının evinde bunları yapıyor…” dediğimde enseme bir tane yedim. 25 yaşında olup da annesinden hâlâ enseye şaplak yiyen kaç kişi vardır merak ediyorum… “Gelip benim evimi temizlesin diyen mi var! Kendi evinize çıkarsınız kendi evinizde yapar… Hem fena mı bak? Sayemde bu işleri öğrenip karına da yardım edersin… Yok öyle yiyip içip kadından hizmet beklemek…” Alp de ben de ağzımız açık annemize bakıyorduk. “Biz öyle insanlar mıyız anne?” dedik aynı anda. “Değilsiniz çünkü ben sizi öyle yetiştirmedim” diyerek tabii ki kendine en büyük payı aldı bile. Hoş… Hakkıydı da… Hem hafıza sorunlarıyla uğraşıp hem ikiz erkek çocuklara bakmak, üstüne de iyileştikten sonra mesleğine dönmüştü… Gece nöbette olsa bile eve geldiğinde hiç yorulmamış gibi bizimle ilgilenirdi… Hakkını asla ödeyemezdik annemizin, bu yüzden de o bir şey istediğinde kaç yaşında olursak olalım hayır diyemiyorduk. O da bizim sınırlarımıza saygı duyarak abartılı isteklerde bulunmazdı zaten… Evlilik mevzusu hariç… “Size bir haberim var…” dediğinde Alp ile birbirimize baktık. Geliyordu bomba… “Eski bir arkadaşımızın kızı bir süreliğine bizimle yaşayacak. Bu sürede kıza düzgün davranacaksınız” dediğinde sözünü kestim. “Anne, bu bizi evlendirmek için bir oyun değildir umarım” dedim şüpheli bir tonda konuşarak. “Saçmalama! O kıza isteseniz de yan gözle bakamazsınız; ikinizin de kafasını kırarım. O kız bizim korumamız altında olacak. Annesi ve babasının bazı sorunları nedeniyle güvende olabilmesi için burada olacak. Siz de arada arkadaşlık edip yanında olursunuz. Ondan fazlasını düşünürseniz dediğim gibi…” deyip sağ elini yumruk yapıp sol elinin avucuna kafanızı kırarım anlamında vurdu. “Anne biz ırz düşmanı mıyız?” diyen Alp oldu. “Tabii ki değilsiniz, ama evimizdeki misafir ile ilgili ben sizi yine de uyarayım” deyip kapıyı arkasından kapatarak çıktı. “Hiç işimiz yokmuş gibi bir de misafirimiz eksikti zaten” diyen Alp’e baktım. “Sen hayırdır… Pek neşelisin bugün” diye ironi yaptığımda gözünü devirdi. “Her zaman keyifli olacağım diye bir şey mi var?” “Yok tabii de… Bizim evin neşe yumağı sendin diye hatırlıyorum” “Bizim evin sinir küpü de sensin sanıyordum ama kaç gündür sinirleri alınmış şekilde Leyla Leyla dolanıyorsun ortalıkta. Bu durum Melis ile alakalı olamayacağına göre-“ “Melis de kim?” diye sordum kaşlarımı çatarak… “Ohooo… Kız yüzünden bir ton ceza aldın yine de adını hatırlamıyorsun… Yuh…” “He şu vegan… Vallahi ne yalan söyleyeyim hiç ilgimi çekmedi…” “Ama şu Arya denen kız çekmiş belli ki…” dediğinde sustum… Çekmişti… ARYA ÇELİKER Daha önce pek çok kez kaçma girişimim olsa da bu kez ilk defa biri bana yardım edecekti. Bu yüzden hem içim kıpır kıpırdı hem de korkuyordum. Ama yine de ne kadar korkarsam korkayım soğukkanlı olup bu fırsatı değerlendirmeliydim. Hastaneye girdiğimizde korumalar eşliğinde her zaman gittiğim doktora gittim ve beklemeden içeriye girdim. Ne zaman buraya gelsem dışarıda ya da içeride hasta olsa bile bekletilmeden içeriye alınırdım. Babam bir şekilde grip olsam bile beni hemen hastaneye getirir sağlıklı olduğumdan emin olurdum. Annemi kaybettikten sonra beni de kaybetmek istemediğinden bahsediyordu herkese, o yüzden bu kadar korumacı olduğunu söylüyordu. Ama gerçek farklıydı. O sadece bana tek zarar verenin kendisi olduğundan emin olmak istiyordu. Yine de Sarper’in bana zarar verip vermeyeceğini de umursamıyor gibiydi. Ya çok emindi bana zarar vermeyeceğinden ya da başka bir şey vardı benim bilmediğim. Okul biter bitmez hemen aynı hafta sonu evlenmemi istemesinin başka açıklaması da olamazdı zaten… “Şikayetiniz neydi Arya Hanım?” diyen doktora baktım. Gözlerini gözlerimden kaçırıyordu. Çocukluğumdan beri gördüğüm şiddetin belki de en yakın şahidi kendisiydi. Her geldiğimde vücudumdaki yaraları incelemiş ve iyileştirmek için gerekeni yapmıştı. Ama bir kez bile ‘yardıma ihtiyacınız var mı?’ diye sormamıştı. Belli ki şiddete uğradığımı biliyor ama bu konuyla ilgilenmiyordu. Babam onu da susturmanın bir yolunu bulmuş olmalıydı. “Mide bulantılarım var” dediğimde “ne yediniz bugün? Yediklerinizle ilgili olabilir” diyerek rutin kontrolüne başladı. Aslında mide bulantım psikolojikti ama tabii beni bir başka doktora özellikle de bir psikologa göndermek asla akıllarına bile gelmiyordu. Halbuki benim durumumdaki bir kızın en çok ihtiyacı olan şey psikolojik destek almaktı… Her ihtimale karşı kan tahlili yapmamı istediğinde kan almak için yardımcısı geldi ve yüzüme bile bakmadan gitti. İyi tembihlenmişti kendisi. Asla benimle göz göze gelmiyordu. “Sonuçları babanıza iletirim” dedikten sonra beni gönderdi. Zemin kata gelip hastane çıkışına yönelecekken Simla’nın planına uyarak midem bulanıyormuş gibi elimi ağzıma koyup öğürür gibi sesler çıkardım. Korumalar bir an benimle durduğunda koşarak zemin kattaki tuvalete girdim. Korumalar da benimle birlikte girmeye kalktığında içerideki bir kadın bağırarak buranın kadınlar tuvaleti olduğunu söyledi ve onları çıkartıp kapıyı kapattı suratlarına. Kadın arkasını dönüp bana göz kırptığında şaşırdım. O sırada tuvaletteki kabinlerden birinden Simla çıkınca şaşırdım kaldım. Bana sarılıp kulağıma “çaktırma” diye fısıldadı. Sonra kadının da duyabileceği kadar yüksek ama dışarıdakilerin duyamayacağı bir desibelde “Ah güzelim… Canım kardeşim… Seni hiç o tefecilerin eline bırakır mıyım? Babamız olacak adam biraz şerefli olsaydı bunları çekmezdik. Ama merak etme ablan seni kurtaracak” dediğinde gözlerim açıldı. Kadını bu şekilde ikna edip yardım etmesini istemişti demek ki… Bu kız gerçekten çok zekiydi… Kadına dönüp “çok teşekkür ederim” derken gözlerim dolmuştu. Kadın ise “siz iyi olun da kızım… Hadi acele edin ne yapacaksanız… Bu adamlar fazla beklemez” dediğinde Simla kabinden bir poşeti elime tutuşturdu. “Bunları giy çabuk” deyip beni kabine soktu. Üstümü değiştirdiğimde çıkıp aynaya baktığımda ben bile kendimi tanıyamazdım. Üzerime siyah deri ceket ve deri pantolon giymiş, uzun sarı bir peruk takmış ve şapka ile de tamamen kamufle olmuştum. “Otoparkta kırmızı bir motosiklet var. Bankamatiklerin hemen orada… Önden çıkıyorsun ve beni bekliyorsun. Hemen arkandan da ben geliyorum” dediğinde korku dolu gözlerle ona baktım. “Ya seni tanırlarsa… Daha önce görmüşlerdi seni” dedim. Sırt çantasından başka bir şapka çıkarıp saçlarını salarak yüzünü kapatmış, o da şapkayla kendini saklamıştı. Kadını göstererek “Annemle birlikte çıkınca bize dikkat etmeyeceklerdir. Hasta annesini tuvalete getiren ve ona yardım eden bir kıza neden dikkat etsinler ki?” deyip göz kırptığında ona bir daha sarıldım. “Çok teşekkür ederim” “Şuradan bir çıkalım… Ondan sonra teşekkür edersin…” deyip benden ayrıldı. “Hadi bakalım…” diyen kadına son kez bakıp teşekkür anlamında başımı öne eğip kaldırdım. Derin bir nefes alıp kafamı eğerek kapıyı açtım. Adamlar bir an dönüp çıkana baksa da sonra önlerine döndüler. Ben de ne çok yavaş ne de hızlı adımlarla normal bir şekilde yürüyerek oradan uzaklaştım. Tıpkı Simla’nın dediği gibi kırmızı motosikletin yanına geldim ve onu bekledim. Bir iki dakika sonra o ve kadın da yanıma geldiğinde Simla motora atladı. “Hadi çabuk” deyip benim de binmem için işaret verdiğinde kadına gülümsedim ve hemen arkasına bindim. Simla hızla oradan uzaklaştığında kalbimin çarpıntısı daha da artmıştı. Resmen elim ayağım titriyordu ama artık özgürdüm… Başarmıştık…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD