ANLAŞMA ŞARTLARI

1595 Words
Uçakta gözlerim kapanırken annemin sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Ne oluyor? Niye beni böyle ani çağırdılar? Ailemle ilgili kötü bir şey mi var? Korkudan midem düğümlendi. Düşünmekten kafam patladı, sonunda uyuyakaldım. Hostesin hafifçe koluma dokunmasıyla gözlerimi açtım. “Mardin’e hoş geldiniz,” dedi. Gözlerimi ovuşturdum. İstanbul’un karmaşasından sonra buranın sıcağı resmen suratımı yapıştırdı. Valizimi kaptım, çıkışa doğru yürürken birden Namer ve Siyabend’i gördüm. Koşarak geldiler, boynuma sarıldılar. İçimde bir şey çözüldü. Altı ay görmemiştim onları; ne kadar büyümüşler, ne kadar değişmişler… ama hâlâ aynı evcil yaramazlık var üzerlerinde. “Abla, hiç değişmemişsin! Yeni dövme var mı?” dedi Siyabend. “Yeter lan!” dedim, omzuna hafifçe vurup gözlerimi valizlere kaydırdım. Kıyafetlerden çok teknolojik aletler taşımışım: iki büyük, bir küçük valiz ve bir sırt çantası… “Of, Sari, ne yaptın yine böyle?” dedi Namer. “Çok konuşma, yorgunum,” diyerek arabaya doğru yürüdüm. Ön koltuğa atladım, Siyabend arkaya geçti. “Yine kaptın ön koltuğu,” diye homurdandı. “Zaten çok kalmayacağım, sus biraz,” dedim. “Araban yok mu? Ne bu tripler?” diye takıldı. Ben direk konuya girdim: “Hadi anlatın, ne oldu, niye annem çağırdı?” Namer dikiz aynasından Siyabend’e baktı, omuz silkti: “Ben bilmiyorum, o anlatır.” Siyabend bana baktı, yüzünde hiçbir ifade yok. İçim bir an kuşkulandı ama üstelemedim: “Tamam…” diyerek geçiştirdim. Biraz ileride Siyabend inmek istedi: “Beni burada bırakın, işim var,” dedi. “Ne işin var lan? Ablan gelmiş, evde otur bir iki dakika.” “Ablacım, daha buradasın, görüşürüz. Benim işlerim önemli.” “Tabii benden önemli…” diye mırıldandım. Yanağımdan bir makas aldı gibi hafifçe sıkıp, fırlayıp indi. Namer güldü: “Yeni sevgili yapmış, ama kız sallamıyor. Bizimki salak gibi peşinde dolanıyor, yakında yenisine geçer.” “Senin işin yok mu?” dedim. “Sen yoksun diye her şey bana kaldı. Babamın yanında çalışıyorum, çocukları çekip çeviriyorum.” “Ben burada olsam ne yapacaktım? Aşiretin başına mı geçecektim kız başıma?” dedim alayla. “Öyle deme, sen uzaktan da işleri hafifletiyorsun. Burada olsan—” “Başlama lütfen!” diyerek kestim, sözünü tamamlamasına izin vermedim. Konağın önüne geldiğimizde, taş duvarlar, tozlu ama huzurlu kokular… çocukluğum üstüme çöktü birden. Güneş, avludaki fıskiyeden sıçrayan damlaları altın gibi parlatıyordu. Kapıda annem vardı. Başında tülbenti, yüzünde aylar sonra gördüğüm o özlem dolu gülümseme… Birkaç adım attı, bana sımsıkı sarıldı. “Hoş geldin kızım…” dedi. Derken ablam Arven çıktı içerden, kollarını iki yana açıp koştu. “Ah, şehirli kardeşim gelmiş!” diye bağırdı, ardından yeğenler birer birer fırladı ortaya. Ben de onları tek tek kucakladım. “Vay canına, ne büyümüşsünüz! ” Çocuklar kahkahayla kaçıştı. Sonra kardeşim Renas yaklaştı. Onu da kucakladım. “Sen hâlâ buralardasın?” diye takıldım. Gülerek, “Senin gibi kaçamadım abla…” dedi. Kalabalığın arasından sıyrılıp iç avludan konağın taş kapısına yöneldim. İçeri girince serin taş duvarlar yüzüme vurdu. Salona geçtim, babam Bedirhan Ağa oturuyordu; ağır duruşu ve sert bakışlarıyla olduğu gibi. Başımı hafif eğip yanına gidip elini öptüm. “Hoş geldin kızım,” dedi, dudaklarının kenarında hafif bir tebessümle. Annem ise direkt sorguya geçti. “Aç mısın kızım? Hemen yemek hazırlayalım sana.” Başımı iki yana salladım. “Aç değilim anne.” Şehvar Hanım aldırmadı tabii. Ayağa kalkarken Arven, annemin koluna dokundu. “Sen otur anne, ben hallederim.” Renas da peşimden mutfağa geçti. Evde iki çalışan olmasına rağmen çoğu yemek annem yapardı; babam ve biz çocuklar başkasının elinden yemek yemezdik. Şehvar Hanım yanıma gelip üstüme baktı. “Çıkarsana bunları, ev çok sıcak.” Montumu çıkarıp kenara bıraktım. İnce kazağımın kollarını sıvayınca kolumdaki yeni dövme ortaya çıktı. Şehvar Hanım kolumu tutup başparmağını hafifçe ıslattı, dövmenin üstüne bastırdı. “Kız, bu geçmiyor mu? Vay başıma gelen!” dedi, şakayla karışık yüzüme tükürdü. Gülerek annemin omzuna tek kolumu attım. İçimden geçirdim: Aynı annem… yıllar geçse de huyundan vazgeçmez. “Kadın, sus artık!” dedim gülerek, sonra babama döndüm. “Evet Bedirhan Ağa, neymiş bu kadar acil? Ödüm koptu, bir felaket mi var sandım.” O sırada Narin ve Züleyha yer sofrasını hazırlamaya başladı. Renas ve ardından Arven de içeri girdi. Ben hâlâ babama bakıyordum merakla. Bedirhan Ağa sakince, “Gel hele sofraya, anlatacağım.” dedi. Sofraya geçip bağdaş kurdum, gözlerimi ondan ayırmadan. “Hadi baba, çatlatma insanı. Ne bu, yanına çağıracak kadar önemli iş meselesi mi?” Renas kaşlarını kaldırıp alaycı bir tonla, “İş mi?” dedi. Kısa, sert bir bakış attım ve yeniden babama döndüm. Bedirhan Ağa artık saklayamayacağını anlayınca derin bir nefes aldı. “Kızım, biliyorsun Halil Derviş Ağa’yla yıllardır bir husumetimiz var. Bu durum artık diğer ağaları da rahatsız etmeye başladı. Seninle birlikte birkaç defa onların işine taş koyduk. Diğer aşiretler de bundan etkileniyor. Hepsi arkasında benim olduğumu biliyor.” Başımı salladım. “Evet baba, bunu ben de söyledim sana. Ama göze almıştık sonuçta.” “Biliyorum kızım… Bu yüzden diğer ağalarla oturup konuştuk. Halil Ağa da vardı. Ve barışma kararı aldık.” Babamın yüzüne öylece baktım. Şaka yapıyor sandım. Gerçi babamın mizah anlayışı pek yoktur ama insan böyle bir şeyi ciddi ciddi söylemez, değil mi? “Eee… çok iyi haber bu.” dedim, sesim biraz titredi ama umursamadım. “Hem İstanbul’da çalıştığım şirkete ortak olmak istiyormuş. Selin söyledi. Babası da sıcak bakıyormuş. Ortaklık olursa zaten ayrılmam gerekecekti.” Babam gözlerini öyle bir dikti ki, taş olsa çatlar. “Ama bu barışmanın şartları var kızım. Bilirsin ki burada işler sözleşmeyle değil, töreyle olur.” … Töre… Allah’ım, bu kelime bana hep ağır gelirdi. Eskiden dizilerde duyup dalga geçtiğim, şu meşhur “kan davası” sahnelerini hatırlatan kelime… Şimdi ben o sahnenin ortasındayım. “Neyse, kabul et bence baba.” dedim, umursamaz görünmeye çalışarak. “Para ailemizden önemli değil.” Babam başını salladı. “Para değil kızım. Para istemiyorlar.” Bir an kaşlarım çatıldı. “Ne istiyorlar baba? Yoksa sen mi para istedin?” Tam o sırada annem araya girdi. “Kızım, sen de iyice şehirli oldun ya…” Evet, şehirli oldum, çok şükür. Günah mı? Töre falan konuşunca Mars’tan gelmiş gibi hissetmem normal yani. “Ne istiyorlar, söylesenize!” dedim, sesim bu sefer iyice yükseldi. Babam nihayet bombayı patlattı: “Oğlu Miran’la seni evlendirmek istiyorlar.” İlk saniye beynim “hata verdi”. Yani kelimeler havada uçuştu, ama hiçbir yere konmadı. Sonra birden çarptı: Miran… evlilik… töre… “Ne diyorsunuz siz? Ne evlenmesi? Kaldı mı böyle şeyler?!” Tam o sırada Renas, dudaklarının kenarından gülümsemeyi saldı. “Kalmış demek ki.” diye mırıldandı. Ayağa öyle bir fırladım ki sandalyenin ayakları yere vurunca çıkan sesle kuşlar havalandı. “Ben de sizi ciddiye alıp bunca yol geldim… Benimle dalga geçiyorsunuz sanırım! Evlenmek ne demek ya?!” Bir an bile beklemeden çıktım odadan, avluya daldım. Adımlarım öfkem kadar sertti. İçimde karmakarışık bir his var: öfke, hayal kırıklığı, belki biraz mide bulantısı… “Tanımadığım bir adam… Töre diye… Benim hayatım…” diye kendi kendime homurdandım. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken arkadan Arven’in ayak seslerini duydum. Gelmese şaşırırdım zaten. Sessizce yanıma geldi, cebinden sigara çıkardı. Çakmak şakırtısı avluda yankılandı, sonra duman kokusu. Bana sigarayı uzattı. “Al.” dedi. Bir süre baktım, sonra aldım. Normalde pek içmem ama şu an kafamı dağıtacak her şeye açığım. Bir nefes çektim, yavaşça verdim, geri uzattım. Sonra bombayı o patlattı: “Sevdiğin biri mi var?” Gözlerimi ona çevirdim. “Tek sorunun bu mu sence, Arven?” Omuz silkti. O tavrı yok mu… Sanki “Başka ne olabilir ki?” diyor. “Sevdiğim yok. Vaktim de yok.” dedim, gözlerimi tekrar şehre diktim. Mardin gece ışıklarıyla öyle güzel görünüyor ki… Tam bir tezat: şehir büyüsü ve benim töre dramım. “Ben henüz evlenmeyi düşünmüyordum. Hele tanımadığım biriyle… Yıllarca bunlarla dalga geçip anlam veremezken, şimdi bunun başıma gelmesi… nasıl bir ironi, farkında mısın?” Arven sigarasını söndürürken, dudaklarından çıkan tek şey oldu: “Gel otur bakalım.” Yanına oturdum. Sesi biraz alçalmıştı: “Bak Sarya, benim evliliğimle ilgili pek konuşmuyoruz ama bilmen gereken şeyler var. Ben o kadar da mutlu değilim… hatta hiç değilim.” O an başımı çevirip ona baktım. Mutlu değil mi? Ama o sevdiğiyle evlenmedi mi? Arven, gözlerini uzaklara dikmişti. Arven’in sesi, dumanın arasından ağır ağır geldi: “Zamanı geri alabilsem… Beni istemeye gelen ağayla evlenir, Samet’le evlenmezdim. Her şey aşk, sevgi değilmiş.” Bir an yüzüne baktım, sonra istemsizce güldüm. Öyle bir kahkaha değil tabii… Sinirle karışık, kısa bir gülümseme. “Sen ciddi misin? Yani sen mutsuz oldun diye ben gidip tanımadığım biriyle evleneyim, öyle mi? Arven… mantık nerede? Üstelik mutsuz bile olsan, bu senin karardı. Kimse zorla Samet’le evlendirmedi seni.” Başını salladı. Dudaklarının kenarında yorgun bir gülümseme vardı. “Evliliğimin kimseye, özellikle de bana bir faydası dokunmadı. Ama en azından senin evliliğinin ailemize faydası dokunacak.” Bu söz içime oturdu. Bencilce geldi. Ama Arven’e karşı sesimi yükseltmek istemedim. Ablam… Onu kırmak istemedim. Ama içimden “Ben ailem için değil, kendim için yaşarım” diye bağırıyordum. Arven yumuşak bir sesle devam etti: “En azından bir tanış, bir gör. Belki fikrin değişir.” İçimden “Ancak mucize olursa” diye geçirdim ama yüzümde hafif bir gülümsemeyle başımı salladım. Boş bir onay hareketi işte. Arven yerinden kalktı. Yanıma geldi, boynuma sarıldı. Kafamın üstünden saçlarımı kokladı, hafifçe öptü. Çocukken böyle sarılırdı. O an, istemeden de olsa içim burkuldu. Sonra sessizce uzaklaştı. Ben ise orada öylece kaldım. Gözlerim Mardin’in ışıklarında, kafam bin parçaydı. Evlenmezsem ne olurdu? Kimin kimi öldüreceği belli değil. Herkesin elinde bir silah, gözünde öfke… Hep tetikte yaşamak lazım. İlk darbeyi vuran taraf olmalısın, yoksa sen düşersin. Bu burada bir kural. Babam hedef olabilirdi… Bunu düşünmek bile midemi kaldırıyor. Ya da kardeşlerim… Belki biri, sırf ben “Hayır” dedim diye birini öldürmek zorunda kalacak. Bir hayat kurtarılabilir. Ama hangi hayat? Onlarınki mi, benimki mi? Boğazıma bir düğüm oturdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD