ÖPÜCÜK

1504 Words
Kıpırdanma hissettiğimde gözlerimi açtım. Ateş hızla başını kaldırıp ayrılıp kolumu sıkıca tuttu. "Bir daha annemin yanında seni görürsem bu kez acımam doktor!" Öküz ya! Hayvan. Aniden değişiyordu. Az önce sarılıyordu şimdi yaptığına bak. "Tamam, iyi. Bir daha gitmem yanına, olur biter. Hayvan gibi davranmana gerek yok!" Kolumu daha çok sıktı. Zaten öfkeli bir adamı neden daha çok sinir ederdim ki? Delirmiş olmalıydım. "Ben diyeceğimi dedim. Seni bir daha onun etrafında görmeyeceğim." Bıkkınlıkla nefesimi bıraktım. "Tamam, tamam dedim." Kolumu bırakıp basamakları hızlıca çıkıp gitti. Koluma masaj yapıp merdivenleri çıktım. Kapıyı açıp psikiyatri katına girdim. Az önce Ateş'e bir daha girmem diyordum ama Nuran hanımı o şekilde bıraktığım için merak etmiştim. Hemşire hanıma yaklaştım. "Nuran hanım odasında tek mi?" Ateş eğer oradaysa girmem tehlikeli olurdu. "Evet hocam, sakinleştirici yaptık. Uyuyor." Derin bir nefes aldım. "İyi bari." Saate baktım. Çoktan gece yarısı olmuştu. Hazırlanıp eve gitsem iyi olacaktı. Biraz dinlenip tüm gün yaşadığım şeyleri banyo ederek üzerimden atmak istiyordum. Psikiyatri katından çıkıp odama kadar yürüdüm. Dolabımdan sabah giydiğim kıyafetleri çıkarıp üstümdeki hastane kıyafetlerini çıkardım. Kıyafetlerimi giyip ceketimi de elime aldım. Odadan çıkıp deskteki hemşirelere selam verdim. Asansörün önünde bekleyen üç kişiyle asansöre binip eksi ikiye bastım. "İyi akşamlar hocam." Gülümseyip asansörden çıktım. "İyi akşamlar gençler." Stajyerlerle vedalaştıktan sonra arabama binip kemerimi taktım. Çantamdan telefonumu çıkarıp Neslihan annemi aradım. Uzun zamandır konuşamamıştık. "Papatya! Nasılsın? Seni çok özledim." Gülümsedim. "Annem, ben de seni çok özledim. En yakın zamanda geleceğim yanınıza." "Hep böyle söylüyorsun." yine yakınıyordu. "Ama hiç gelmiyorsun. Sadece işini düşünüyorsun. Doğru söyle doktorluğu bizden daha çok seviyorsun değil mi?" Kıkırdadım. "Anne, inanamıyorum. Doktorluğu kıskanıyor olamazsın değil mi?" "Ne var canım, kıskanamaz mıyım?" Anlaşılan gerçekten de çok özlemişti. En son Ankara'ya ne zaman gittim hatırlamıyordum doğrusu. Bir yolunu bulup kaçamak yapmalıydım. "Tamam o zaman. Bu haftasonu geliyorum. En sevdiğim yemeği yapacaksın değil mi?" "Ahh güzel kızım, tabiki yaparım. Sen iste yeter." Küçük bir sessizlik oldu. "Bu arada, baban seni biriyle tanıştırmak istiyormuş." "Kiminle?" "Bir tane avukat varmış. Babanın arkadaşının oğlu." "Anne bak sakın bana evlen demeyin. Ben henüz evlenmek istemiyorum." "Kızım yok, ne evlenmesi. Ama en azından bir tanışsanız... Belki seversin, sen evlenmek istersin." "Yok anne yok. Hiç hoşlanmıyorum böyle şeylerden. Ben kimseyle tanışmak istemiyorum. Yarın akşam yola çıkarım, gelirim. İki gün kalıp geri dönerim. Lütfen benden daha fazlasını istemeyin." Nefesini bıraktı. "Tamam kızım, sen nasıl istersen... Seni zorlamayacağım." tekrar neşeyle konuştu. "Yola çıktığında ara, tamam mı?" "Tamam anne. Kendinize dikkat edin. Sizi seviyorum." "Biz de seni çok seviyoruz güzel kızım. Öpüyorum." Gülümsedim. "Görüşürüz." Telefonu kapatıp arabayı çalıştırdım. ~ ~ ~ ~ ~ Saçlarımı at kuyruğu yaptıktan sonra cebimden kalemi çıkarıp dosyayı doldurdum. "Aysel hemşire, 345 numaralı odadaki hastanın taburcu formlarını imzaladım." "Tamamdır hocam.", "Hocam bir de az önce psikiyatri servisinden aradılar. Nuran Demir adlı hasta sizinle görüşmek için olay çıkarmış. Şu an sadece sizi istiyormuş." Ateş'in annesi mi? Neden benimle görüşmek istesin ki? "Tamam ben ilgileniyorum." Cerrahi katından ayrılıp psikiyatriye doğru yürüdüm. Umarım Ateş buralarda değildir. Dün çok sinirlenmişti. Onunla bir kez daha zıtlaşmak istemezdim. Hatta yüzünü bile görmek istemiyordum. Yine de bir hastanın isteğini karşılıksız bırakamazdım. Doktordum ben. Bunu o kalın kafalı Ateş de aklının bir köşesine yazsa iyi olurdu. Nuran hanımın odasının kapısını çaldım. "Gelme!" bağırdığında kapıyı yavaşça araladım. "Nuran hanım? Benim." "Doktor kızım..." Ayaklanıp koşarak yanıma gelip sarıldı. "Kurtar beni, buradaki herkes beni öldürmek istiyor. Beni kurtar." Sırtını sıvazladım. "Önce sakin olun lütfen. Kimse burada size zarar veremez." "Hemşireler bana iğne yapmaya çalıştı. O mafya çocuk yolladı onları. Öldürmek istiyor beni." Yavaşça uzaklaştım. "Korkmayın." derin bir nefes aldım. "O adamın adını biliyor musunuz?" Başını olumsuzca salladı. "Hayır, bilmiyorum. Bilmek de istemem. Ben oğlumu istiyorum. Bir de seni." Gülümsedi. "Seni çok sevdim ben." "Teşekkür ederim. Ben de sizi çok sevdim." Yatağını gösterdim. "Hadi oturup biraz konuşalım." Başını sallayıp yatağına oturdu. "Ne konuşacağız ki? Benim anlatacak hiçbir şeyim kalmadı." Yanına oturup ellerini tuttum. "O adam hakkında konuşalım mı biraz?" Dudaklarını birbirine bastırıp başını sağa sola salladı. Onun bu haline gülümseyip tekrar şansımı denedim. "O halde ben konuşayım sen beni dinle. Olmaz mı?" Bu kez dudaklarını büzdü. "Peki o zaman." Lafa nereden gireceğimi bilemedim bir an. "O adamın adı ne biliyor musun?" Dikkatle dinliyordu beni. "Ateş." Yüzü ışıldadı. "Benim küçük oğlumun adı da Ateş!" "O da senin oğlun ama Nuran hanım. Ateş sizin oğlunuz. O büyüdü. Kocaman bir adam oldu." Kaşları çatıldı. "Hayır, hayır benim oğlum küçücük. Evde beni bekliyordur. Okuldan yeni dönmüştür daha." "Bakın bu söylediklerim sizin için ağır gelecek ama Ateş sizin oğlunuz. O büyüdü. Aradan yıllar geçti. O çocuk büyüdü Nuran hanım." "Ama o adam bir katil. O beni vurdu." "Bunu isteyerek yapmamıştır eminim Nuran hanım. Hiç onu dinlediniz mi?" Başını salladı. "Dinlemedim. Korkuyorum ondan." "Korkmayın. Gerçekten. Onu bir kez dinlemeye çalışın. Ona sarılın, sizin sarılmanıza çok ihtiyacı var. O çocuğu annesiz bırakmayın." Nuran hanımın gözleri doldu. "Benim küçük Ateş'im büyüdü demek..." Gülümsedim. "Büyüdü Nuran hanım. Onu dinlemelisiniz." Başını salladı. "Tamam o zaman." Saate baktı. "Hep bu saatte gelir. Birazdan da burada olur." Hay... "Ben çıkayım da sizi yalnız bırakayım o zaman." "Tamam ama sonra yine gel." Başımı salladım. "Tamam, yine gelirim." Elini sıkıp yataktan kalkıp odadan çıktım. Neyse ki Ateş efendiye yakalanmadan çıkabilmiştim odadan. "Pardon?" Duyduğum sesi önemsememiştim ta ki adımı seslenene kadar. "Papatya hanım?" Arkamı dönüp gelen sarı saçlı adama baktım. "Buyurun?" hasta yakını mıydı acaba? Elini uzattı. "Merhaba, ben avukat Kemal Atalar." Elini sıktım. Bir avukatın benimle ne işi olurdu? "Papatya Soysal." Gülümsedi. "Sizi çok iyi tanıyorum Papatya hanım." Bir de ben tanısam keşke... "Siz kimdiniz? Ben çıkaramadım." "Ben Ankara'dan geliyorum. Bugün sizi götürmek için geldim." "Anlamadım ne?" Ben sanki kendim gidemezdim. "Babanızla konuştuk. Ona biraz ısrar edince sizi almama onay verdi." Kollarımı bağdaştırdım. Bu adam annemin bahsettiği adam olmalıydı. O kadar da yok demiştim ama gelip bulmuştu beni. "Israr ettiniz demek? Ne cürretle?" Gülen yüzü bir saniye olsun solmadı. Gurursuz mu ne? "Babanız söylemedi mi? Sizle beni evlendirmek istiyor. Açıkçası ben de çok istiyorum." "Beyefendi siz delirdiniz mi? Bu ne biçim üslup? Ya bir de gelmiş seni almaya geldim diyorsunuz. Ben istiyor muyum kardeşim bir git ya!" Arkamı dönüp yürümeye başladığımda peşimden geldi. "İsterseniz önce bir yerde kahve içelim. Tanışırız." Elimi önlüğümün cebine koydum. "İstemiyorum. Lütfen gidin. " "Zor kadını oynuyorsunuz, çok belli." Ay aptal mı bu? Dua etsin hastanedeydik. Yoksa yüzüne çoktan yemişti tokadı. "Bak hemen şimdi git yoksa güvenliği çağıracağım." Kapımın önünde durup gitmesini bekledim. "Ben sizi çıkışta bekleyeceğim. Bence bir yemek yeriz." Sokacağım şimdi yemeğine ya! Sülük gibi çıktı. İstemiyorumdan da anlamıyor herif. Derin bir nefes bırakıp içeri girdim. Üzerimi değiştirip eve gitmek istiyordum. Daha valizimi bile toplamamıştım bir de bu adam çıkmıştı başıma. Kırmızı elbisemi giydikten sonra deri ceketimi de giydim. Saçlarımı elimle düzeltip çantamı aldım. Kapıyı yavaşça açıp etrafı taradım. O takıntılı avukatın olmadığına emin olduktan sonra dışarı çıkıp deske geldim. "Aysel hanım varsa imzalanacak dosyaları alayım ve kaçayım." "Buyurun hocam." dosyaları alıp imzaladım. Bir yandan da etrafıma bakınıyordum. Gerçekten baş belası bir adamı çekemezdim şu an. "Bitti. Haftaya görüşürüz Aysel hanım." "Görüşürüz hocam. İyi eğlenceler." Gülümseyip uzaklaştım. Asansöre binmek yerine merdivenleri indim. Otoparkın kapısını açtığımda arabaların etrafında dolaşan Kemal'i gördüm. Ama artık cidden yeter! Manyak mı ya bu adam? Bir duvarın arkasına saklanıp telefonu çıkardım. Annemi aradım. "Geliyor musun kızım?" "Hayır anne ya. Off ben sana demedim mi ben kimseyle tanışmak istemiyorum diye. Adamı neden yolluyor babam? Üstelik adam yapışkan gibi. Peşimi bırakmıyor ya." "Kızım bir sakin ol. Çocuk gelip babana ısrar edince en azından bir tanışsınlar dedi." Nefesimi bıraktım. "İyi yapmışsınız ya! Valla elimde kalmasın diye köşe bucak saklanıyorum adamdan." "Tamam kızım sen sakin ol. Ben babana söylerim arar o. Gider." "Tamam bir an önce ara." Telefonu kapatıp başımı çıkarıp bakındım. Arabamın yanında geziniyordu. Uyuz. "Kimden saklanıyorsun doktor?" Ateş'in sesini duyar duymaz korkup önüme döndüm. Bir bu eksikti. "Manyaklar peşimi bırakmıyor ki..." "Manyak diye umarım benden bahsetmiyorsundur." "Yok ya, hiç sen olur musun?" başımı çevirip Kemal'e bakındım. Hâlâ arabamın etrafındaydı. Yarım yamalak da olsa gülümsedi. "Annemle sen mi konuştun?" "Kim, ne? Ne konuşması?" "Kendi söyledi. Çiçek hanım gelip konuştu benimle dedi." Çiçek hanım? "Her çiçek ben miyim sanki? Biz de ne Gül'ler ne Yasemin'ler var..." Gülümsediğinde başımı çevirip bir kez daha kontrol ettim gitmiş mi diye... "Sen kime bakıyorsun? Canını sıkan biri mi var?" "Herhangi biri. Tanımıyorum." Başıma bela oldu işte. "Ben hallederim, gel." Gidecekken kolunu tuttum. "Saçmalama. Ben kendi işimi kendim hallederim. Sen karışma." Kemal bu tarafa doğru gelmeye başladığında Ateş'in ceketini tutup kendime çektim. İri bedeninin arkasında saklanırken başımı yavaşça çıkarıp onu izledim. Gidiyordu sonunda. Babam aramıştı demek. Başını çevirdiğinde göz göze gelmek üzereyken kafamı Ateş'in göğsüne gömdüm. "Eyvah, gördü mü acaba bu takıntılı beni." "Takıntılı mı?" "Evet, manyak benimle evlenmek istiyormuş. Git diyorum gitmiyor." "Onu uzaklaştırmak istiyorsan başka bir şey denemelisin. Böyle saklanarak ondan kurtulamazsın." Haklıydı. Zaten Ankara'ya gittiğimde de peşimde olacaktı. Başka bir şey yapmalıydım. "Başka bir şey..." Başını salladı. "Evet, başka bir şey." "Papatya?" Kemal'in sesini duyduğumda Ateş'e baktım. Belki de ilk kez bana anlayışla bakıyordu. Ben de bunu kullanıp aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Ateş'in yakalarını tutup parmak uçlarımda yükselip dudaklarımı dudaklarına bastırıp gözlerimi kapattım. Ben ne yapıyordum? Ateş'i öpüyordum. Umarım Ateş tüm oyunu mahvetmezdi diye düşünürken dudakları hareket etti. Öpüşüme karşılık verdiğinde yutkundum. Ateş de beni öpüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD