HASTANE

2201 Words
Elimdeki bandajı değiştirdikten sonra bornozu indirip tekli koltuğuma bıraktım. Yatağıma bıraktığım kıyafetleri aldım. Siyah pileli bir etek ve üstüne de beyaz şifon bir gömlek giyip boynuma kırmızı bir fular taktım. Saçlarımı arkaya atıp makyaj masasının karşısına geçtim. Öyle çok makyaj yapmazdım özel günler dışında. Bu yüzden rimel ve dudağıma şeftali tonlarında bir ruj sürüp çıktım odamdan. Evden çıktığımda arabamı kapının önünde bulmuştum. Kaçırılmadan önce arabam bozulmuştu ama yapılmıştı demek ki... Anahtarı çıkarıp arabayı açıp içine atladım. Çalıştırıp hastaneye doğru sürmeye başladım. Hastaneye ulaştığımda arabayı otoparka park edip indim. Bir gün de olsa hastaneden ayrılmak hiç hoşuma gitmemişti. Hastanede kalmayı seviyordum, insanlara yardım etmek hoşuma gidiyordu. Keşke yedi yirmi dört yapabilseydim bu işi ama çok sevgili baş hekimimiz çoğu zaman azarlayıp evime yolluyordu. Her zaman şey derdi : "Bizim bir doktora ihtiyacımız var Papatya, bir zombiye değil." Güldüm. Uykusuz bir kaç gün idare edebiliyordum ama sanırım gerçekten de zombiye benziyordum. Asansöre tek başıma binemediğim ve epeyce yürümem gerektiği için bir kaç kişinin gelmesini bekledim. Cerrahi servisindeki asistanlar geldiğinde selam verdiler. "Günaydın Papatya hocam." "Günaydın kızlar..." asansör geldiğinde hep beraber bindik. "Dün sizi göremedik, merak ettik hocam. Eliniz de kötü görünüyor. İyisinizdir umarım." Başımı salladım. "Küçük bir kaza, önemli değil." Daha gidip baş hekime haber vermem lazımdı. O da merak etmişti, telefonumu açtığımda aramalarını görmüştüm ama sabah konuşurum diye onu tekrar aramamıştım. Asansör durduğunda indik. Kızlar selam verip uzaklaştığında odama girdim. Eşyalarımı bırakıp dolaptan scrubslarımı alıp giydim. (medikal forma) Önlüğümü de giyip saçlarımı at kuyruğu yapıp odamdan çıktım. "Hemşire hanım, ben baş hekimin odasında olacağım. Gelen poliklinik hastaları biraz beklesin lütfen." "Tabiki hocam." Gülümseyip koridorun sonundaki baş hekim odasına yürüdüm. Kapıyı çalıp derin bir nefes aldım. Gel sesiyle beraber içeri girdim. "Papatya?" Ayaklandı. "Neredesin sen? Dün bütün gün seni aradım. Ameliyatlarını iptal etmek zorunda kaldık. Bugün çok yoğun..." Elimi fark ettiğinde durdu. "Eline ne oldu senin?" "Önemli bir şey değil. Küçük bir kaza. Dün haber veremedim ama bugün her şeyi halledeceğim. Öğleden sonra tüm ameliyatları yapacağım." Başını sallayıp yanıma geldi. "Emin misin? İstersen bir gün daha gidip dinlen. Elini kullanabiliyor musun?" "Evet, hocam. Kullanabiliyorum. Gerçekten." Pes edip nefesini bıraktı. "Peki o zaman. Hadi işine o halde." "Sağ olun hocam." Kapıyı açıp dışarı çıktım. Tekrar odama girip öğlene kadar poliklinik hastalarına baktım. Yemekten önce ameliyata girecek üç hastanın odasını ziyaret edip ameliyat hakkında son söylemlerimi söyledim. Kısa bir yemekten sonra ameliyat için hazırdım. Birinci ameliyat için ameliyathaneye geçip hazırlandım. Tam dokuz saat süren üç ameliyatı da bitirip odama geçmiştim. Bacaklarım ve boynum çok fena ağrıyordu. Başımı arkaya atıp biraz dinlenmek istedim. Ama çalan telefonla beraber hızlıca kalktım yerimden. Acilden çağrı gelmişti. Telefonu cebime atıp odadan çıkıp acile koştum. Acil akşam saatlerinde hep karışık olurdu zaten ama bugün ayrı bir kalabalıktı. Hemşirelerden biri yanıma geldi. "Silahlı çatışma çıkmış hocam yolda. Arabalardan biri durunca da zincirleme trafik kazası olmuş." "Hadi be!" Paramediklerin getirdiği yaralıyı alıp sarı alana geçtim. "Hamide Kara. 43 yaşında, kadın. Trafik kazasında boynunu çarpmış. Kırıktan şüphelendik." "Hamide hanım, beni duyabiliyor musunuz?" gözlerini kırptı. "Şimdi boyunluğunuzu çıkaracağım. Lütfen hareket etmeyin. Tehlikeli olabilir." Tekrar gözlerini kapattığında boyunluğu dikkatli bir şekilde çıkardım. Elim ile boynunu muayene ettim. Kırık falan yoktu neyseki. Omurilik sağlamdı. Ensesine dokunduğumda acıyla inledi. Büyük bir morluk vardı ensesinde. "Kazada olmuş olmalı." Konuşan hemşireye döndüm. "Sanmıyorum. Daha önce olmuş gibi." Hamide hanıma döndüm. "Boynunuzu biraz hareket ettirebilir misiniz lütfen?" Hamide hanım zorla boynunu çevirdiğinde tekrar inledi. Yanına eğildim. "Hamide hanım, bu morluk nasıl oldu?" Gözleri doldu. "Kazada." "Hamide hanım, burada güvendesiniz. Lütfen bana doğruyu söyleyin." Konuşmadı. "Hamide!" adamın biri bağırdığında doğruldum. Başı kanayan bir adam yanımıza geldi. "Doktor, karım iyi mi?" "Sakin olun beyefendi. Eşinizin ilk kontrolleri yapıldı. Hayati tehlikesi yok. Tomografiye alacağız." "Gerek yok. Bizi çıkarın, gidelim." "Olmaz, kafa travması geçiriyor olabilir." "Yok dedim doktor! Laf anlamıyor musun sen!" Anlaşılan bu adam bizi zorlayacaktı. "Asıl siz beni anlamıyor musunuz? Travma geçirme riskini kontrol etmeliyiz. Lütfen zorluk çıkarmayın yoksa güvenliği çağırmak zorunda kalacağım." Öfkeyle elini kaldırdı. Bir şey yapacak sandım ama küfürler savurup uzaklaştı yanımızdan. Tekrar Hamide hanıma döndüm. Yatağa oturup ellerini tuttum. "Hamide hanım. Lütfen söyleyin. Eşiniz size hiç şiddet uyguluyor mu?" Korkuyla gözlerini kaçırdığında bile cevabını almıştım. Gözlerim bileklerine de kaydığında bundan emin olmuştum. Kadının her yeri morluk içindeydi. "Hamide hanım, burada size hiçbir şey yapamaz. Lütfen söyleyin. Polisimiz elinden geleni yapıp ona hak ettiği cezayı verir. Lütfen bana anlatın ki size yardımcı olayım." Hamide hanım ellerimi sıktı. "O yaptı. Her gün... Artık buna dayanamıyorum." Şefkatle gülümsedim. "Artık dayanmak zorunda kalmayacaksınız. Polise haber vereceğim. O bir daha size elini bile kaldıramayacak." "Sağ ol kızım, inşallah dediğin gibi olur." gözyaşlarını sildiğinde ayağa kalkıp hemşire hanıma döndüm. "Tomografiye alalım. Sonuçlar çıkınca hemen görmek istiyorum. Hastane polisine de eşinin ismini verin. Hastanedeyse hemen alınsın." "Tamam hocam." Arkamı dönüp uzaklaştım. Diğer vakalarla ilgilenip dikiş atıp, triyaja yardım ettim. (Hastaları durumlarına göre ayırma işlemi.) "Hocam, Hamide hanımın sonuçları çıktı." Tableti alıp tomografi sonuçlarına baktım. "Temiz görünüyor ama 100lik sf'e ağrı kesici koyup verelim. Ağrıları azalsın." "Peki hocam." Deske gidip hasta formlarını doldururken bir bağrışma durdum. "Nerede lan o kadın!" "Ne oluyor yine?" Dosyayı kapatıp kalabalığa doğru yürüdüm. "Bana o kadını getirin lan!" "Bırak o silahı!" güvenliğin sesini duyduğumda koşuşan kalabalığın arasında o adamı gördüm. Hamide hanımın kocasıydı bu. "Karımın kafasını yıkayan o doktor nerede lan! Beni şikayet eden o doktor nerede!" Beni arıyordu. Elinde silahıyla beni arıyordu. Ve görmüştü de... "Gel lan buraya sürtük! Sen beni polise şikayet edersin ha!" Sakince bir kaç adım atıp elimi kaldırdım. "Bırak o silahı." Bir adım daha attım. "Katil olunca ne olacak? Kurtulabileceğini mi sanıyorsun?" "Kes lan! Seni öldürmeden hapse girmeyeceğim." Sürgüyü çekti. "Şimdi işin bitti doktor." Tetiği çektiği anda güvenlik de bir el ateş etti. Aynı anda Hamide hanımın eşi yere yığıldı. Hem de adamın biri beni kurşunun önünden kurtardı ve yere düştük. Düşerken elini başımın altına koyup kafamı çarpmamı engellemişti ama şu an üstümdeydi. Gözlerimi açıp beni son anda kurşundan kurtaran adama baktım. Ateş'ti. Başını kaldırıp etrafa bakındıktan sonra tekrar kafasını indirdi. Gözleri beni bulduğunda mırıldandım. "Sen...?" "Yine karşılaştık ha doktor?" Ellerimi kullanmayı akıl edip onu üstümden ittirip doğrulup ayağa kalktım. "Ne işin var senin burada?" Ayağa kalktı. "Bu kısımda teşekkür etmen gerekiyordu." Arkadaki kalabalığa göz atıp yaralıya ilk müdahale edilmesini izledim bir süre. "Sen..." Derin bir nefes alıp bakışlarımı yaralı adamın üstünden çekip tekrar Ateş'e döndüm. "Teşekkür falan etmeyeceğim. Neden burada olduğunu sordum." "Senin hastanen mi burası?" "Senin gibi bir adamın her şeyi bilerek hareket ettiğine o kadar eminim ki... Söyle ne işin var?" "Hayatımın merkezindeki..." aniden kolunu tuttum. Kanıyordu. "Sen yaralanmışsın!" Kurşun kolunu sıyırmıştı. "Gel bakalım hemen." Kolundan tutup onu pansuman odasına alıp boş yataklardan birine oturttum. "Üstünü çıkar." Arkamı dönüp gerekli malzemeleri çıkarıp eldivenlerimi açtım. Ateş'e döndüğümde hala giyinikti. "Ateş üstünü çıkar dedim." "Bana emir verme doktor." Yanına gidip yatağa ellerimi koyup yaklaştım. "Üstünü çıkar Ateş." Her kelimemi bastırarak söylediğimde gözleri dudaklarıma kaydı. O an ona ne kadar yakın olduğumu fark edip geri çekildim. "Tek hastam sen değilsin. Hızlı ol biraz." Eldivenlerimi giyerken Ateş dikkatle ceketini çıkardı. Sonra da beyaz gömleğinin düğmelerini açmaya başladığında başında dikilip hızlanmasını bekledim. Gömleğini kollarından çıkardığında gördüğüm görüntüyle yutkundum. Göğsünün hemen üstünde bir kurşun yarası vardı. Eski bir ize benziyordu ama tek değildi. Karnında bir bıçak izi bulunuyordu. Kollarında bir kaç tane kurşun izi daha vardı. Bu adam vurulmaktan başka bir şey yapmamış mıydı? Uyuşturmak için iğneyi çıkardığımda elini kaldırdı. "Onu istemiyorum." "Canın yanar ama öyle." gerçi ben neden onu düşünüyorsam, yansın canı. "Gerek yok doktor." Şırıngayı bir kenara bırakıp dikiş iğnesini aldım. Yaranın etrafını silip dikkatli bir şekilde dikmeye başladım. "Neden hastaneye geldin? Bu sefer hangi doktoru kaçıracaksın?" Güldü. "Prensip olarak hep aynı doktoru kaçırtıyorum. Yani ileride bir doktora ihtiyacım olursa bu sen olursun." İğneyi sertçe batırdım tenine. "Bir daha yap da seni nasıl polise şikayet ediyorum, izle de gör." Dönüp yüzüme baktı. "Sahi neden polise şikayet etmedin?" Yalan yok, aklıma gelmemişti. Nasıl gelmezdi ya? Kızım kaçırıldın sen..? Neden polisi aramadın ki? Verecek bir cevabım olmadığı için konuyu tekrar değiştirdim. "Sen hala soruma cevap vermedin. Neden buradasın?" Nefesini bırakıp önüne döndü. "Seni ilgilendirmez." "Hastalandın mı?" "Hayır." "Hastan mı var?" "Sanane." Demek hastası vardı. Acaba soyadı neydi? Soyadından hastasını bulabilirdim. "Sen tam olarak kimsin? Mafya mısın?" "Neden merak ediyorsun?" "Meraklı biriyim çünkü." "Fazla merak zarardır doktor." "Zarar göreceğim bir soru sormadım. Ne yaptığını soruyorum." "Ceo. Mafya yerine bunu tercih ederim." "Şirketinin adı ne?" Nefesini bırakıp mırıldandı. "Demir Holding." "Ateş Demir." Döndü. "Papatya Soysal." Kaşlarımı çattım. "Sen benim ismimi soy ismimi nereden biliyorsun?" "Ben her şeyi bilirim doktor." son dikişi atıp ayağa kalktım. "Gidebilirsin. Geçmiş olsun." Ayağa kalkıp gömleğini giyip düğmelerini ilikledi. "Hayat tuhaf doktor. Dün bir daha karşılaşmamamız için dua ediyordun." Eldivenlerimi çıkardım. "Hayat tuhaf değil, ben şanssızım." arkamı döndüğümde göğsüne çarptım. "Ne yapıyorsun sen ya?" Hızlıca uzaklaştım. "Bana sen çarptın doktor." "Sen de dibime kadar girmeseydin o zaman." Ceketini aldı. "Sonra görüşürüz doktor." "Hiç sanmıyorum." pansuman odasından çıktıktan sonra telefonumu çıkarıp ismini arattım. Ateş Demir. Demir Holdingin sahibi Ateş Demir. Bir çok işte başarıya imza atmış. Bir çok bağış yapmış. Vay be, mafya falan ama bağış da yapıyor demek. Bir süre daha açtığım sitedeki haberleri okudum. Hepsi de Ateş'i över nitelikteydi. Hiç mi kötü bir şey yazmazdı ya? Pansuman odasından çıkıp danışmaya yöneldim. "Hemşire hanım, hasta listesine bakabilir misiniz? Soyadı Demir olan hasta var mı?" "Hemen bakıyorum hocam." Bir süre bilgisayara baktıktan sonra konuştu. "İki aydır psikiyatri servisinde yatan bir hastamız var hocam. Nuran Demir." Nuran Demir? Kim olabilir ki? Ateş'in yakını mıydı acaba? "Teşekkür ederim." Arkamı dönüp merdivenlere yöneldim. Psikiyatri katına çıkıp danışmaya yöneldim. "Nuran Demir? Hangi odada?" "404 numaralı odada hocam." "Teşekkür ederim." Dört yüz dört numaralı odayı bulup kapısını çaldım. Hiç ses gelmediğinde kapıyı yavaşça açtım. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Kapıyı ardımdan kapatıp koridoru geçtim. Yatak boştu. "Nuran hanım?" Aniden arkamdan biri eliyle ağzımı kapattı. "Eller yukarı, polis!" Çocuk gibi konuşan bu kadını duyunca hiçbir şey yapmadım. Dediğini yapıp ellerimi kaldırdığımda beni bırakıp önüme geçti. Beyaz saçlarını sımsıkı bir topuz yapmış, üzerinde hastane elbisesi vardı. Ellerini silah yapıp doğrulttu. "Seni kim gönderdi, doğruyu söyle bana." "Ben kendim geldim. Size bakmak için." Silah yaptığı elini indirip gülümsedi. "Benimle oyun oynamak için mi geldin?" Ellerimi yavaşça indirdim. "Elbette, eğer isterseniz oyun oynayabiliriz." Gülümsedi. "Evet, evet, evet." Durgunlaştı. "Ama silah yok sana. Sana silah yok. Yok!" Üzerime doğru geldiğinde ellerimi kaldırdım. "Sakin ol, tamam silah yok. Ben silah kullanmam zaten." "Ateş kullanır! Ateş çok yaramaz bir çocuk. Daha dokuz yaşında ama babası onun eline silah veriyor!" "Ateş'i tanıyor musun sen?" Gülümseyip ses tonunu inceltti. "Oğlum, ben iki gün önce doğum yaptım. Ateş'im..." Gözleri doldu. "Ona minicik kıyafetler aldım. Sana göstereyim mi?" Yatağının yanındaki dolaba yöneldiğinde ben de masanın üstündeki dosyaya açtım. Nuran Demir. 57 yaşında. Otuz beş yaşında geçirdiği bir silahlı yaralanma sonucu kalıcı hasar almış ve akıl sağlığını kaybetmiş. Beyni anıları yeniymiş gibi tekrar tekrar yaşayıp duruyordu. Zaman kavramı yoktu. Etrafa zarar verip durduğu için de psikiyatri servisine yatırılmıştı demek. Derin bir nefes alıp önüme döndüm. Nuran hanımın ağladığını görünce yanına gidip ellerini tuttum. "Nuran hanım? Neden ağlıyorsunuz?" "Oynama dedim ona. Silahla oynama dedim. O günden beri oğlumu görmedim. Ateş'im..." göz yaşlarını sildi. "Babası ona silahı vermemeliydi. Ateş etti. Silah patladı. Boom!" Güldü. Ateş annesini mi vurmuştu? "Ateş'i özledim ben. Oğlumu özledim. Onu görmek istiyorum." Az önce buralardaydı. Ama gidip onu çağırmalı mıydım emin değildim. Annesini nasıl vurabilirdi? Üstelik dokuz yaşında bir çocukken... "Ateş..." Nuran hanım ağlayarak yatağına uzandı. Yataktan kalkıp ayaklarını da uzattım. "Biraz uyuyun. Ben oğlunuzu bulacağım." Gülümseyerek gözlerini kapattı. Hemen uykuya dalmıştı. Onun için zor olmuş olmalı. Odadan çıkmak için kapıyı açtığımda karşımda Ateş'i görmeyi beklemiyordum. Gerçi adamın annesi burada, tabi gelecek. Ben niye buradayım? Başıma ne geliyorsa merakımdan geliyordu. Gözleri odanın içindeki annesine yöneldi. Uyuduğunu görünce kolumu tutup içeri girdi. Duvara yaslayıp üzerime eğildi. "Senin ne işin var burada!" sessizdi ama yine de bağırıyordu. "Çek ellerini. Ben bir doktorum, o da hasta. Sana hesap verecek değilim." "Bana bak doktor, annemden uzak duracaksın. Bir daha seni onun odasında görürsem..." Sözleri başına yediği vazo ile son bulmuştu. "Bırak onu!" Nuran hanım elimi tutup arkasına aldı beni. "Senin ne işin var burada! Bir daha gelirsen polisi ararım demedim mi?" Ateş elini başından çekip bir adım attı. Nuran hanım korkuyla geriye gidip arkama geçti. "Polisi ara doktor. Onu çıkarın buradan. O kötü biri. Bana ateş eden adam o. Çıkarın onu buradan." "Anne?" Ateş'in sesi ilk defa bu kadar çaresiz çıkmıştı. "Benim, Ateş. Oğlun." "Ateş öldü! O öldü! Sen benim oğlum falan değilsin!" Ateş'in göz kenarları kızarmaya başladı. Kendini tutuyor olmalıydı. Hiç kimse annesinden bu sözleri duymak istemezdi ama hiç kimse annesine ateş de etmezdi. Geçmişleri ne bilmiyordum ama ikisi de üzgündü. Ateş arkasını dönüp kapıyı açıp çıktığında peşinden çıktım. "Hemşire hanım! Lütfen Nuran hanımla ilgilenin." Ateş'in peşinden koşup yangın merdivenlerine yöneldim. "Ateş!" İndiği bir kaç basamağı inip önüne geçtim. "Dur, gitme hemen." "Doktor çekil yoksa bütün sinirimi senden çıkaracağım." "Tamam çıkar, bu sefer itiraz etmeyeceğim. Ama bu şekilde gitmene izin veremem." Elini sıkıp yanımdaki duvara yumruk attı. "Sana çekil dedim!" Korkuyla gözlerimi kapattım. Ne kadar ileri gidebilirdi ki? "Hayır." titreyen sesime lanet edip gözlerimi açtım. Bir basamak aşağıda olduğum ve Ateş zaten benden uzun olduğu için aramızdaki mesafe artmıştı. Parmak uçlarımda yükselip kollarımı boynuna doladım. Sarılmak her şeyi daha iyi yapardı. Bana ne kadar kötü davranmış olsa da şu an buna ihtiyacı vardı. Ateş Demir için değil, annesinin dokuz yaşındaki Ateş'ine sarılıyordum. O kazada Ateş'in içindeki çocuk da ölmüştü. Başını omzuma yasladı. Haklıydım. Sarılmak her şeye iyi geliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD