MAHZEN

2004 Words
20 Yıl Önce Sekiz yaşındaki bir çocuk nelerden korkardı? Böcekler? Ya da sürüngen hayvanlar? Belki de bir palyaço. Korku filmleri? Ben de onlardan korkmak isterdim. Ama bu dünyada korktuğum tek şey babamdı. Tek kişi babamdı. Bazı geceler o çocuk aklımla bile oturur düşünürdüm. Acaba dünyadaki her çocuğun babası bu kadar kötü müydü? Derin bir nefes alıp saklandığım dolaptan çıktım. Annem ve babamın sesi kesilmişti. Belki de babam kapıyı çarpıp çıkmıştı yine. İçmeye gitmiştir belki de. Odamın kapısını sessizce açıp koridorda sessizce yürüdüm. "Anne?" Parmak uçlarımda yürüyüp salona girince korkup kapının kenarına sığındım. Babam salonda, koltukta oturuyordu. Geldiğimi hissedince başını kaldırıp yüzüme baktı. Yüzündeki kan lekelerini işte o zaman fark ettim. Tekrar odama girip dolabıma saklanmak istedim ama annemi göremiyordum. Bu yüzden yerimden bile kıpırdayamadım. Ayağa kalkıp rahat adımlarla yanıma geldi. O kadar sakindi ki... Bu sakinliği beni korkutuyordu. Yanıma gelip beni izlemeye başladığında başımı kaldırıp yüzüne baktım. Bir kez bile görmediğim o sevgi yine yoktu gözlerinde. Acımasızca bakıyordu yüzüme. Kolumu tuttuğunda küçük adımlarla beni aşağı kata doğru götürdü. Her bir adımda yerdeki kan izlerini fark ettim. O an çocuk aklımla o kanların anneme ait olduğunu anlamadım. Ta ki beni o küçük odaya fırlatana kadar. Annemin cansız bedeninin önüne düştüğümde başımı kaldırıp yüzüne baktım. Tek bir mimik bile yoktu yüzünde. Elini tuttum. "Anne? Anne uyan. Anne? Anne uyan, lütfen." Arkamdaki kapı kapanıp tamamen karanlığa mahkum olduğumda korkuyla döndüm yerimde. Bu kez kapıya koşup bağırdım. "Baba, aç kapıyı! Baba lütfen kapıyı aç, çok korkuyorum!" kapıyı sayısız kez yumruklayışımın ardından çöktüm yere. Bacaklarımı kendime çekip kollarımı bağlayıp eğdim başımı. Orada ne kadar ağladım bilmiyordum. Annemin başında kaç gün orada aç susuz bekledim bilmiyordum. Son hatırladığım şey annemin cansız bedenine sıkı sıkı sarılıp gözlerimi kapattığımdı. Tekrar gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Çocuk esirgeme kurumundan gelip beni almadan önce psikiyatride aylarca kalmıştım. Suskunluğum son bulduğunda, artık normal bir çocuk gibi hayata devam etmeyi başardığımda çocuk esirgeme kurumuna vermişlerdi beni. Annem ölmüş, babam hapse girmişti. Ben de çocukluğumun geri kalanını bu esirgeme kurumunda geçirmeye mahkum edilmiştim. ~ ~ ~ ~ ~ Günümüz Bilincim yerine geldiğinde gözlerimi açmak için kendimi zorladım. Küçük bir pencereden sızan güneş ışıklarıyla doğruldum oturduğum yerden. Her yerim ağrıyordu. Ensemi tutup ayağa kalktım. Lanet olsun. O pislik adam beni bayıltıp bu mahzene hapsetmişti. Kapıya yanaşıp kapıyı yumrukladım. "Aç şu kapıyı hayvan herif! Pislik! Aç şu kapıyı!" O günden sonra çok dikkat etmiştim. Çocuk esirgeme kurumundaki odam bile çok genişti. Evlatlık verildiğim aile de o kadar iyi insanlardı ki bana kocaman bir oda yapmışlardı. Ama şimdi bu küçücük yerde yine tek başıma kalmıştım. Kapıyı bir kez daha yumrukladım. "Lanet olsun! Aç şu kapıyı artık!" Korkudan olduğum yere çöktüm. "Aç..." gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Yok, hayır. Şimdi olmaz. Şimdi olmaz. Boğazım düğümlenmeye başladığında yutkundum. Kollarımı birbirine bağlayıp nefesimi kontrol altına almaya çalıştım. Hiçbir şey olmayacak. O an nasıl kurtulduysam şimdi de kurtulacaktım. "Açın..." Başımı kapıya yasladım. Nefes alamıyordum artık. Geriye doğru düştüğümde kapı açılmaya çalıştı. "Abi arkasında..." Sesleri duyduğumda gözlerimi açmaya çalıştım. Lütfen çıkarın artık beni buradan. "Çekil, çekil." Ateş adisinin sesini duyduğumda kapıyı dikkatle aralayıp içeri girdi. "Doktor!" yanıma çöküp omuzlarımdan tutup kaldırdı. Son kalan enerjimle mırıldandım. "Çıkar beni buradan..." Bir elini sırtıma diğer elini dizlerimin altından geçirip kucağına aldı. Kapıyı ayağıyla açıp mahzenden çıkmak için merdivenlere yöneldi. Yukarı kata çıkıp salondaki ikili koltuğa bıraktı beni. Koltuğun ucuna oturup adamlarına döndü. "Kolonya ve su getirin." Elimi kaldırdım. "Gerek yok." boğazımı temizleyip derin bir nefes aldım. O yerden kurtulduğum için daha iyi gibi hissediyordum şimdiden. Yine de kolonya ve su geldiğinde suyu uzattı. Elinden istemeyerek de olsa alıp bir yudum aldım. Hayvan, bir de yardım edip yaptığını unutturacaktı aklı sıra. Bardağı tekrar ona verip yüzüne baktım. "Pisliğin tekisin." Gözlerini devirip bardağı sehpaya bıraktı. "Sözlerine dikkat et doktor." Kolunu tutup kendime çevirdim. "Sen de hareketlerine dikkat et! Kim olduğunu...!" Kolunu kurtarıp bileğimi tutup ters çevirdi. "Sana sözlerine dikkat et dedim doktor." dişlerinin arasından konuştu. "Bir daha bağırma bana." Korkutucuydu. Ama bu hayat bana daha korkunç bir şey yaşatmıştı. Ben o günden beri hiçbir şeyden korkmadım. Bu laflarının altında da kalmayacaktım. "Ben senin emir elin değilim. Adamlarından biri hiç değilim!" Bileğimi kurtarmak için çırpındım. Hayvan gibi de sıkıyordu. "Bırak elimi." Gözlerini kapatıp nefesini bıraktı. "Dua et, Poyraz uyanana kadar sana ihtiyacım var. Yoksa seni..." "Ne? Ne yapacaksan yap! Senden korkmuyorum." Çenesini sıktı. "Senin sanırım iyi bir cezaya ihtiyacın var." Elimi bırakıp ayağa kalktı. "Murat! Gelin alın bunu." tekrar bana döndü. "Biraz mahzende kalsın da aklı başına gelsin." Tırnaklarımı etime geçirip ayağa kalktım. O mahzene bir daha gitmektense ölürüm daha iyiydi. Ama ölmeyecektim. "Ben giderim." Yanından geçip siyah şifonyere doğru ilerledim. Gözlerim karardığında şifonyere tutundum. En azından Ateş beyin bir şey yapmasını beklemiştim. Elimle alnımı tuttuğumda dayanamayıp geldi yanıma. Kolumdan tutup kendine çevirdiğinde elimin altındaki vazoyu alıp kafasına geçirdim. Başını tutup geriye çekildiğinde hızlıca koşup salondan çıktım. Kapıya doğru gittiğimde kilidi açıp kapıyı açtım. Dışarıda bir sürü adamı varken nasıl kaçacaktım ki ben buradan? Yine de bahçeye çıkıp koştuğumda onlardan kurtulacağıma dair bir umudum vardı. Ta ki biri önüme çıkana kadar... Kahretsin. Adam önümde durduğunda biri de sertçe kolumdan tutup kendine çevirdi. Ateş kollarımı tutup kendine çekti. Başı kanıyordu ve yüzündeki öfke tek ifadesiydi. Kollarım acıdığında yüzümü buruşturdum. "Sen..." nefesi yüzüme çarptı. "Beni sinir etmek istiyorsan başardın doktor." ellerini kaydırıp bileklerime ulaştı. Bileklerimi sıkıca tutup arkamda birleştirdi. "Artık hayatın hiç de kolay olmayacak." "Sana daha kaç kez senden korkmadığımı söyleyeceğim!" Tebessüm etti. "Korkacaksın. Bu hayatta en çok benden korkacaksın. Bunu sağlayacağım." Güldüm. "Maalesef Ateş bey. O unvanın sahibi çok başka birisi ve yerini kimse alamaz." Kaşları çatıldı. Bunu bile gururuna yediremiyordu demek. "Görelim bakalım doktor." Tek elimi tutup tekrar içeri yönlendirdi. Bu kez kimseyi çağırmadan kendi alt kata götürdü beni. Yine bu mahzende kalacaktım anlaşılan. Ama bu kez ona yalvarmayacaktım. Mahzenin kapısını açıp içeri ittirdi. "Umarım Poyraz uyanana kadar burada ölmezsin doktor." "Korkma, ölümüm senin gibi aşağılık birinin elinden olmayacak." Mahzenin kapısını yüzüme kapattığında yine karanlıkta bir başımaydım. Ama bu kez ölsem bile beni buradan çıkarmaları için yalvarmayacaktım. Sakince bir köşeye geçip bacaklarımı kendime çektim. Biraz uyuyabilirdim. Zaman geçerdi. Ya da kafamdan bir senaryo uydurup o anı yaşıyormuş gibi de davranabilirdim. Ya da az önce beni buraya tıkan adama sayısız kez küfür edebilirdim. Ya da... Gözlerimden çaresizce yaşlar akmaya başladığında hiçbirini yapamayacağımı fark ettim. Ben hiçbir zaman psikiyatri randevularımı aksatmadım. Çocukken gittim, liseye geçtiğimde gittim. Üniversiteyi okurken de gittim, mesleğime başladığımda da gittim. Her zaman her şeyin iyi olacağını konuştuk. Daha iyiye gittiğimi konuştuk ama sanırım sadece konuşmuştuk. Ben bir kez daha karanlık bir odada kalırsam ne yapacağımı hiç sormadım. Ben sanırım hiç iyileşemedim. Derin bir nefes alıp tüm oksijeni ciğerlerime hapsettim. Sakin olacağım, sakin. Bunu da atlatabilirdim. Ben bir doktorum. Bunun üstesinden gelebilirim. Sadece derin derin nefes al ve hiçbir şey düşünme. Bir şey düşünme kızım. Gözlerimi kapattım. Geçen gittiğimiz ekip yemeğini düşünüp güldüm. Başhekimimiz çok sarhoş olmuştu. Sonra birden ayaklanıp bana çarpmıştı ve giydiğim o beyaz elbise şarap yüzünden kıpkırmızı olmuştu. Rezil olmuştum. Gülmüştüm ama o an utanmıştım da. Eve gidip hızlıca temizlenmiştim. Ya başka? Aaa tabi ya! Bir iş adamının oğlu vardı. Yaralanmıştı. Babası da mafyaydı. Kafama silah dayayıp ya oğlumu yaşatırsın ya da ölürsün demişti. Bu hiç komik değildi ama o an da bir şey yapamamıştım. Allahın belası pislik mafyalar! Ne geliyorsa başıma sizin yüzünüzden geliyordu. Gözlerimi açıp ayağa kalktım. Yok kardeşim, ben burada pes etmeyecektim. Kapıyı yumrukladım. "Çıkar lan beni buradan! Öldüreceğim seni çıkar beni buradan!" defalarca kez yumrukladım o metal kapıyı. Ellerim kanayana kadar yumruklamıştım ama açan olmadığında ağlayarak oturdum yerime. "Açın Allahın belaları açın!" çaresizce başımı dizlerime yaslayıp derin derin nefes aldım. Kapı tekrar zorlandığında arkasından çekildim. Ateş denen şerefsizin adamlarından biriydi gelen. "Poyraz abi uyandı, gelip kontrol edeceksin." Saçlarımı arkaya atıp nefesimi kontrol altına aldım. Ateş beydeki özgüvene bak. Bana yaptıklarından sonra dediklerini yapacağımı düşünüyor demek ki... Sakince çıktım mahzenden. Bir başka adamı önümden yürüdüğünde onu takip ettim. Üst kata çıktıktan sonra bir merdiven daha çıktık. Odalardan birinin kapısını çaldı. Ateş'in sert sesi duyuldu. "Gel." Kapıyı açtığında içeri girdim. Poyraz denilen sabah ameliyat ettiğim adam siyah yatağında uzanıyordu. Gözleri beni bulduğunda Ateş'e döndüm. Yüzüne dikkatle baktım. Ondan tiksinircesine... "Muayene et." Tekrar Poyraz'a döndüm. Sağlıklı gibi görünüyordu. Tüm bulguları normaldi. Monitördeki bilgiler de iyi gibiydi. "Doktor sen misin?" Poyraz'ın sorusuna cevap vermeyip saçlarımı düzelttim. Ateş yanıma yaklaşıp kolumu tuttu. "Muayene etsene, doktor." Başımı olumsuzca salladım. "Hayır." "Canına mı susadın?" Derin bir nefes alıp hıçkırığımı bastırdım. "Hayır dedim!" Kolumdaki elini kaydırıp bileğimi tutup kaldırdı. Elimi dikkatle inceleyip derin bir nefes aldı. "Kendine zarar verince bu işten kaçabileceğini mi sandın?" Yüzüne dönüp baktım. "Arkadaşının durumu iyi. Giderek daha iyi olur." Elimi elinden kurtarıp masanın üstündeki kağıdı alıp gerekli ilaçları yazdım. "Bunları da alın. Ağrısı azalır." Kağıdı ona uzattım. "Bir haftaya hiçbir şeyi kalmaz. Artık gidebilir miyim?" Kağıdı alıp adamına uzattı. Kolumu tutup dışarı doğru sürüklemeye başladı. "Sen gelsene benimle." İtiraz etmeden takip ettim onu. Karşıdaki başka bir odanın kapısını açıp içeri soktuğunda gördüğüm odayla küçük dilimi yutacaktım resmen. Şu odaya bak. Salon kadar. Benim evim bile bu kadar değil. Ve tamamen siyah renkleriyle döşenmişti. Tamam en mafya sensin Ateş bey. "Ne yapacaksın bana?" elini belime atıp yatağına kadar götürdü. Omuzlarımdan tutup yatağına oturttuğunda tekrar ayağa kalktım. Umarım düşündüğüm şey değildir. Ölmeyi tercih ederdim ama asla... "Bırak beni!" "Otur doktor!" bağırdığında yerime sinip etrafa bakındım. Buradan kaçmanın hiç yolu yok muydu? Gözlerim pencereye takıldı. İkinci kattaydık. Atlayabilirdim. En azından acısız bir ölüm olurdu. Derin bir nefes alıp ayaklanacağımda Ateş elindeki ilk yardım çantasıyla yanıma yaklaştı. İlk yardım çantası mı? Yanıma oturup çantayı açtı. Gazlı beze batikon döküp elimi tuttuğunda geri çektim. "Ne yapıyorsun?" Bileğimi sertçe tutup tekrar kendine çekti. "Yarana bakıyorum." Gazlı bezi bastırdığında acıyla inledim. Batikon yakmıştı. Ateş yaraya üflediğinde konuştum. "Ne bu? Vicdanını mı rahatlatmaya çalışıyorsun?" Gazlı bezi bırakıp başka temiz bir taneyi daha aldı. Yaranın üzerine bastırıp bantı çıkardı. "Vicdanımı rahatsız hissettirecek hiçbir şey yapmadım." Öküz. "Bir doktoru silah zoruyla kaçırıp mahzene kapattın. Bunlar normal mi sence? Üstelik elim senin yüzünden bu halde." "Adamlarımı mahvettiğini söylemeyi unutmuşsun. Kafamda vazo kırdığını da. Üstelik elini bu hale ben getirmedim." "İyi yaptım. Az bile yapmışım. Ayrıca sana beni oraya kapatma demiştim." "Neden bu kadar çok korkuyorsun?" "Ne?" "Kapalı alan korkun mu var?" "Kötü insanlara zaaflarımızı söylemiyoruz. Genelde kullanıyorlar." Bantı yapıştırıp elimi bıraktı. "Korkma, bir daha seni oraya yollamayacağım. Söz verdiğim gibi evine gideceksin." "Gerçekten mi?" Ayağa kalktı. "Adamlarım bırakır seni evine. Bir daha da karşına çıkmayız, olur biter." Ayağa kalktım. Demek sonunda buradan kurtuluyorum. Bir buçuk gün bile yetmişti bana. "İsabet olur. Bir daha yüzünü görmek bile istemiyorum." Kapısına gidip açtı ve adamlarından birine seslendiğinde dolan gözlerimi silip gülümsedim. Sonunda gidiyorum. "Murat, gel buraya." Adamı kapıya geldiğinde ben de kapıya yaklaştım. "Doktor hanımı alıp evine bırakın. Arabası da hazır olduğunda evine bırakırsınız." "Tamam Ateş bey." Bana döndü. "Cehennemden kurtuluyorsun doktor." Bir şey demedim. Adamının peşine takılıp merdivenleri indik. Evin kapısından çıkıp bahçeye bir adım attığımda derin bir nefes alıp başımı kaldırıp yıldızlara baktım. Şu an dünyanın en mutlu ve huzurlu insanı olabilirdim. Adamlarından biri önümden kapıyı açtığında arabaya bindim. Araba çalıştığında elimdeki bandaja baktım. Nasıl birisin sen ya? Hem yaralayan hem de iyileştirmeye çalışan... Kimsin sen böyle? Derin bir nefes alıp yol boyunca etrafı ve önümdeki adamı izledim. Evet beni serbest bırakmış ve şu an gerçekten de evime doğru gidiyor olabilirdik ama yine de ona güvenmiyordum. İnfazıma da gidiyor olabilirdik. Neyse ki şüphelerim evimin önünde durduğumızda son buldu. Şoför arabadan inip kapıma doğru gelirken onu beklemeden kapıyı açıp çıktım. "Teşekkür ederim." Başını sallayıp tekrar arabaya bindiğinde bahçe kapısını açıp eve girdim. Üç basamağı hızlıca çıkıp saksının altından yedek anahtarımı alıp kapıyı açtım. Kapının yanındaki koridorun ışığını açıp kapıyı ardımdan kapatıp yaslandım. Her şey artık gerçekten bitmişti. Bunun vermiş olduğu rahatlıkla yatak odama gidip üzerimdeki kirli kıyafetleri indirdim. Temiz havlu alıp banyoya girip küvete ılık su ayarladım. İçine girip başımı arkaya yaslayıp gözlerimi kapadım. Ilık su bedenimi arındırırken ruhumu arındırmak da bana kalmıştı. O yüzden en sevdiğim anıyı düşündüm. Hayatımın en güzel olduğu o yılları düşünüp gülümsedim. Annemi kaybetmek kötüydü ama beni en az onun kadar seven Neslihan annem vardı. Öz babam bana hiç babalık yapmamıştı ama beni gözü gibi seven Kemal babam vardı. Bu saatten sonra ne olursa olsun onların varlıklarıyla güçlü kalacaktım. Güçlü olmak zorundaydım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD