Ela
Miran elimden tutmuştu ve biz öyle kalakalmıştık.
Sonra kafamı çevirdim ve evrakları gördüm. ‘Ne üzerinde çalışıyorsun?’ Dedim ve yavaşça ellerimi çektim.
Miran masanın etrafından dolaştı ve koltuğuna oturdu. ‘İngilizcen var mı?’ Diye sordu. Dolaşıp yanıma geçtim. ‘Evet, biliyorum. Sana nasıl yardımcı olabilirim?’ Dedim.
‘Harika’ dedi ve yanına bir sandalye çekti. ‘Otur’ dedi. Yanına oturdum. ‘Ayın sonunda Dubai’den yatırımcılar burayı görmeye gelecek ve sunum hazırlamam lazım. Üstelik onlar geldiğinde de bana bir tercüman lazım. Bunu yapabilir misin?’ Diye sordu.
‘Olur patron’ dedim ve elimi uzattım. Elimi sıktı ‘anlaştık’ diyerek gülümsedi.
Birlikte sunum hazırlamaya başladık. Onunla çalışmak benim için heyecan vericiydi. Bazen eli elime değiyordu.
Beni, gözleri ve bakışlarıyla içine hapsediyordu. Bu adam bana gerçekten aşık mıydı? Beni sevebilir miydi?
Birlikte akşama kadar çalıştık. Çok yorulmuştuk. Miranın kapısı çalındı. İçeri Miranın adamlarından biri girdi. ‘Miran bey, bir bakar mısınız?’ Dedi. Miran ‘geliyorum hemen’ dedi. Sonra odadan çıktı. Bir süre gelmedi. Yorgunluktan uyku bastırınca bir an kafamı masaya koydum. Uyuyakalmıştım.
MİRAN
Birisi uzun zamandır otelle ilgili her türlü işlerime engel oluyordu. Ufak çaplı başlayan bu olaylar gün geçtikçe büyümeye başladı.
İlk önce otele gelen mallarım araçtayken yollarını kestiler. Çatışma olmadı ama mallara az da olsa zarar verildi.
Bir kaç yatırımcımı da bu kişiler engellemişti.
En son geçen gün gece vakti biri oteldeki ofisime girdi. Bende koltukta yatıyordum. Sesle uyandım.
Adamı fark ettim. O beni görmemişti. Başımın altındaki silahımı sessizce aldım. Hemen ayaklandım ve silahı çekip ona doğrulttum.
Silahın sesiyle yerinden sıçradı. Dondu kaldı.
Arkası bana dönüktü. Masamda bir evrak arıyordu. Arkasından yaklaştım. ‘Ellerini göreyim’ dedim.
Ellerini kaldırmadı ve bana saldırdı. O sırada geri çekilip bacağına sıktım. Yere yığıldı.
O gündem sonra adamlarım onu alıp başka bir yerdeki yer altı mahremlerine götürdü.
Adamlarımdan biri oteldeki ofise girip ‘bir bakar mısınız Miran bey?’ diyince bir problem olduğunu anladım.
Hemen ayağa kalktım arabada ne olduğunu anlatmaya başladı. ‘Beyim, adam konuşmuyor ne yapalım bir bakın diye Mahmud abim beni gönderdi’ dedi.
Mahzene adamı koyduğumuzdan beri adamın tek söylediği ‘vallahi billahi beyim, beni telefonla aradılar. Sesini biliyorum sadece bir adamdı beni arayan. Telefonum cebindedir. Adını sanını hiç bişeyi bilmiyorum. sadece bir evrak istediler yatırımcılarla alakalı bir şey dediler. Ben onu arıyordum. Çok para veririz dediler. Yemin ederim böyle bir şey olduğunu bilmiyordum.’
Telefonunu çıkartıp kontrol ettirdim. Numara çoktan kapanmıştı. Kime ait olduğunu sordurdum ama bulunamadı. Belli ki biri benimle ve ailemle uğraşmak için çok çaba sarf ediyordu. Onları bulduğumda dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecektim.
Mahzene gittik. Adamı bizimkiler fena hırpalamışlardı. Bir sandalyede elleri arkadan bağlı oturuyordu.
‘Bildiklerini anlatacak mısın?’ Dedim. Zar zor gözünü açıp baktı. ‘Beyim, yemin ederim benim bir şey bildiğim yok. Sadece para için yaptım.’ Dedi.
Durdum ve adamlarımın biri olan Mahmut’a ‘çözün bu iti.’ Dedim. ‘Ama beyim..’ dedi Mahmut.
Dönüp baktım konuşmama görmek yoktu. Benim sözüm bu topraklarda kanundu.
Hemen ellerini çözdüler. ‘Nere gidecekse götürün’ dedim. Mahmut iki adıma işaret yaptı. Sandalyeden adamı alıp dışarı çıkarttılar.
‘Mahmut bunun peşine iki tane adam takıyorsun. Aldığı nefesten haberim olacak. Biz onun cezasını vermedik ama ona cezasını vermek için gelecekler işte o zaman bize bunları yapanı bulacağız’ dedim.
Mahmut kafasını salladı ‘anlaşıldı beyim’ dedi.
Burada işim bitmişti.
Sonra ofise gittim.
Ela’yı masada uyurken buldum. Yanına yaklaştım. Kendi sandalyeme oturdum ve onu biraz izledim.
Kirpikleri uzun ok gibiydi. Dudaklarına hafif ruj sürmüştü. Alt dudağı biraz daha dolgundu. Tam öpülesi, tam bana göreydi.
Yüzüne bir tutam saç gelmişti. Elimle onu tutum. Hafifçe kokladım. Sonra kulağının arkasına koydum.
Yüzünü zihnime kazdım. Unutmamın mümkünatı yok ama ben ona fırsatım varken bakabildiğim kadar baktım.
Kafamı bende masaya koyup onu izlemeye devam ettim. Gözlerim yavaşça kapanırken onu tekrar nasıl öpeceğimi düşünüyordum.
ELA
Gözlerimi yavaşça açtım. Karşımda Miran vardı. Hayal mi bu? Yoksa o da benimle mi uyuya kalmıştı?
Yavaşça elimi kaldırdım. Merak ediyordum. Bir adam nasıl bu kadar güzel olabilir?
Elimle yüzündeki hatları çiziyorum. Bir anda elimden yakalayıp gözlerini açtı. Tek solukla nefesim kesildi.
Tutuğu elimin parmaklarına kendi parmaklarını geçirdi.
El ele tutuşuyorduk. ‘Bir rüyam mısın? Yıllardır bekliyordum tam umudumu kaybettiğim anda geldin’ dedi.
‘Beni mi bekliyordun? Neden?’ Diye sordum. ‘Çünkü birbirimize verdiğimiz bir söz vardı Ela. Sen bana bu sözü verdirdin. Hatırlamıyor musun?’ Dedi yüzü biraz düşmüştü.
‘Üzgünüm hatırlamıyorum. Hafızamın bir kısmını İstanbul’a ilk gittiğimde korktuğum için kaybettim. Hatırlayamıyordum. Hala etkisi devam ediyor ama babamı ve kardeşimi hatırladım’ dedim.
Omzunu silkti. ‘Pekala bu rüyaya biraz daha devam etmek istiyorum’ dedi ve gözlerini kapattı.
Onu güldürmek istiyordum bende yanlarını gıdıkladım ve ‘uyan uykucu, eve gitmiyor muyuz?’ dedim.
O da gülmeye başladı. Çok huylanmıştı. Kafasını sandalyeye attıp geriye doğru gitmeye başladı bu sıra bende ayağa kalktım.
Gülmeye devam ediyordu. Bende gülerek ‘Miran beyimizin gıdıklandığını kim bilebilirdi’ dedim bende onunla gülüyordum.
Sonra aniden iki elimden tutup beni kendine çekti. Üzerine düştüm.
Nefes nefes kalmıştık. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Yüzü yüzüme çok yakındı.
Dudaklarıma baktı sonra gözlerime karar veremiyormuş gibiydi. Sonra sol eliyle kafamdan tutup beni sandalyesin de yana yatırdı ve aniden dudaklarımı öptü.
Bunu beklemiyordum. Bir an öylece kaldım ama o dudaklarımı öpmeye devam ettim. Sonra bende anın büyüsüyle onu öptüm.
Miran geri çekildi ‘dursak iyi olacak’ dedi. Yüzüm kızardı. Gözlerimi aşağı indirdim.
Yavaşça üzerinden kalkacakken beni tuttu ve ‘ biraz daha böyle kalsak olmaz mı?’ Dedi.
Vallahi canıma minnet bende o bırakana kadar göğsünde kaldım. Burası sımsıcak ve en huzurlu yer olabilirdi benim için.
Miran o gece benimle dönmedi. Başka işleri daha olduğunu söyledi. Gene de ben mutluydum çünkü sorunları konuşarak çözebileceğimize artık inancım vardı.
Miran beni eve başka arabayla gönderdikten sonra gece geç saatte geldi. Tıkırtısını duymuştum.
Sonra her zaman ki gibi koltuğuna uzandı ayaklarını önündeki minik mindere koydu.
Kısa sürede uyuduğunu nefes sesinden anlamıştım. Sabah olduğunda beni Miran uyandırdı.
Elleriyle saçımı düzeltiyordu. Yavaşça gözümü açtım.
Yatakta yanıma doğru oturmuştu. Üzerini giymişti. İşe gitmeye hazır gözüküyordu.
‘Günaydın’ dedim. ‘Günaydın, seni uyandırmak istememiştim. Saat daha erken istersen uyuyabilirsin. Bir kaç saat sonra ofise gelebilirsin’ dedi saatine bakarak.
Yavaşça doğruldum. ‘Kahvaltı yapmayacak mısın?’ Dedim. ‘Daha hazır değil avluda’ dedi.
‘Hemen hazırlıyım. Aç gitmeni istemiyorum. Çok çalışıyorsun ailen için’ dedim.
Gülümsedi. ‘Biliyor musun Ela benim ailem artık sensin’ dedi işaret parmağını bana doğrultarak. Gözlerine baktım. Uzun zamandır fark etmediğim o güzel sevgiyi sonunda gözlerinde görebiliyordum.