4. BÖLÜM

4410 Words
Keyifli okumalar meleklerim. Bu gece son kez uyuyacağı evin içinde gezen genç kız hırkasının önünü iliklemiş dökülen kireçlerin üzerinde elini gezdiriyordu.  Yirmi yıl ona ev sahipliği yapmış bu ev bu gece son kez onu ağırlayacaktı. Omzunu salonun kapısına yaslayıp içen babasını gözleri dolu dolu izledi. Babası bu akşam diğer günlere nazaran daha az içiyordu, yanına gidip bu gece son gecem birbirimize sarılıp uyuyalım demek istiyor diyemiyordu. Bu akşam farklılık yapıp babasının yanına ilerledi. Tekli koltuğa oturup ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek babasının dağılmış halini izledi. Normalde odasına kaçıp kapıyı kilitlemesi gerekiyordu ama yapmadı. Başı önde öylece yarını, yarından sonraki günleri düşündü. Babasının hali ne olacaktı hiçbir fikri yoktu. Yemeğini o yapıyor, çamaşırlarını o yıkıyordu. Şimdi bunları yapacak kimse olmadığı için babası nasıl yalnız yaşayacaktı. Bu düşünceler son iki gündür onu boğuyordu, korktuğu için, kuzeniyle evlenmemek için gidiyordu ama aklı babasındaydı. Biliyordu; halası, amcası babasına yardımcı olmazdı. İçiyor diye hepsi ondan uzak duruyordu. Zavallı babası o gidince hepten kendini kaybedecekti. Belki daha fazla içecek, fırtınada sağa sola uçmaya çalışan kuş gibi savrulacaktı. Onun başı yumuşak yastığa değdiğinde huzurla uyuyacaktı ama babası kim bilir ne halde olacaktı. Derin nefes alıp onu daraltan bu düşüncelerden kurtulmak istedi. Oldukça zor olacaktı, belki günlerce ağlayacaktı ama pes etmeyecekti. Yeni hayatına alışacaktı, sonuçta kendi istemişti evlenmeyi. Gittiği yerde surat asıp, geri dönmek istiyorum demeyecekti. Bir oğlu, bir de asker kocası olacaktı sorumluluğunda. Yarın Demet Aslan olduğunda Ömer Aslan’ın resmen karısı olacaktı. Tırnaklarını avuç içine batırıp sağ ayağını sol ayağının üstüne aldı. Babası ikinci birasını bitirmiş üçüncü şişenin kapağını açıyordu. “Karnıyarık, pilav yaptım baba yarın için. Bir poşet nohut, fasulye haşlayıp buzdolabına koydum. Yemek yapacağın zaman az bir şey çıkar kaynayan suyun içine koy. Salça ve soğan eklediğin zaman hemen yemek hazır olur. Ondan sonra bir çuval patates aldım benim odamda, mutfak rutubet yaptığı için oraya koydum. Bazen kızartma yaparsın, bazen de haşlama. Ben nasıl yapacağını kâğıda yazıp buzdolabının üstüne yapıştırdım. Aynı şekilde on paket makarna aldım. Onun da tarifini yazdım kolaylıkla pişirirsin, tamam mı?” Babası cevap vermeyince başını kaldırıp onun dağılmış haline yüreği burkularak baktı. Hey gidi hey derdi rahmetli babaannesi, ‘annen ölünce baban sana yabancı olur kızım.’ Tıpkı bir yabancı gibi oturuyordu karşısında babası. Sol elinde birası sağ elinde sigarası, en değerlileriydi onun için. “Benim için endişelenme Demet. Bundan sonra senin yuvan kocanın yanı, düşünmen gereken kişi o, ben değilim. Gittiğin yerde sürekli babam nasıl dersen adam sıkılır. Ben başımın çaresine bakarım, Allah razı olsun dört yıldır kahrımı çekiyorsun, senin hakkını ne yapsam ödeyemem.”          “Keşke böyle olmasaydı baba.” Dudaklarını ısırıp sırtını koltuğa yasladı. Babası öne doğru eğildiğinde gerildi ama babasına belli etmedi. “Seni kucağıma aldığım ilk anı hatırlıyorum da mutluluktan kucağımdan indirmemiştim. Annen evde doğum yaptığı için ebe ona müdahale ediyor ben ise kar gibi beyaz olan kızımın güzelliğini izliyordum. Tıpkı annesi gibi bembeyaz olan kar tanesi. Kıymetini bilemedim, çok çabaladım ama olmadı Demet. Babam beni sevmiyor diye düşünme, baban seni çok seviyor. Tıpkı anneni sevdiği gibi. Benden gitti annen, ben seni de kaybederim diye az seviyormuşum gibi davrandım.” Sigarasını içine çekip başını iki yana salladı. “Sanki Allah’ı kandıra biliyor muyuz? Dışarı karşı seni umursamıyormuş gibi gözüküyordum ama içimden çok seviyordum.” Omuzları çöken Demet, “Keşke bir kere bana sarılsaydın şu dört yılda,” dedi bacaklarını karnına çekerek. İçi çok acıyordu, bağıra bağıra isyan ediyordu ama belli etmiyordu. Sanki bütün hücreleri ölmüştü. “Neden kına gecesi istemedin?” Başını dizlerine yaslayıp, “Sarılıp ağlayacağım bir annem yok,” dedi kısık sesle. “Belki o burada olsaydı şu an bu ev cenaze evi gibi değil de düğün evi gibi olurdu.” Babası dördüncü birasını da açtığında oturduğu yerden kalkıp odasına ilerledi. “Keşke içinden değil de dışından beni sevseydin baba.” Yatağa uzanıp kapının arkasına astığı gelinliğini izledi.  Ona bakarak saatlerce hayaller kurdu. Güzel günler, mutlu olduğu günlerin hayalini dudaklarında tebessümle düşündü. Sahi, düşlerindeki güzel günler gelecek miydi? *** Davullar güm güm diyerek ortalığı inletecek kadar ses çıkarıyordu. Bugün düğünü olan Demet’in evininin önü insan kaynıyordu. Dört yıl önce annesinin ölümünde evinin önüne toplanan akrabaları, komşuları bugün onun için toplanmıştı. Kahkahalar, gülüşler, çocukların bağırışları davul sesine karışıyordu. Her güm sesinde Demet’in kalbi hızlanıyordu. Gelinliğinin üzerinde elini gezdirip öylece odasında oturuyordu. Halasının getirdiği kuaför saçını ve makyajını yaptıktan sonra onun yanından ayrılmıştı. Tek başına Ömer’i beklerken bir an önce bu kalabalığın dağılması için dua ediyordu. Bütün seslerin kesilmesini istiyor, yalandan gülen insanların sahte gülüşleriyle kaybolmasını istiyordu. Bu kadar sese karışan korna sesleri yüreğini ağzına getirirken derin nefes alıp oturduğu yerden kalktı. Dört raflı çekmecesine, yirmi yıldır başını koyduğu yastığına ve küçücük aynasına buruk bir halde baktı. “Ben gidiyorum, onca yıl acıma ortak oldunuz. Sahip olduğum en değerli dosttunuz, bir kere bile acımı kimseye anlatmadınız. Hoşça kalın.” Açılan odanın kapısıyla başı dik gözü yaşlı halasına ilerledi. Halası odadan çıkmasına müsaade etmeden ona sarıldı. “Demet’im, öksüz kızım benim. Rabbim yüzünü güldürsün, bir kere bile ah dedirtmesin. Hep mutlu ol yavrum.” Geri çekilip ağlayan halasının yanaklarını sildi. “Hala ne olursun babamı yalnız bırakmayın. Ne olursun bir tabak yemek vermeyi unutmayın. O pişiremez, yapamaz halam. Evi yakar, kendine zarar verir ne olursun onu yalnız bırakmayın.” “Ağlama kızım, aklın babanda kalmasın bizler elimizden geleni yapacağız.” Nedense hiç inanmıyordu, bu kapıdan çıktığında babasının tek kalacağını biliyordu. “E hadi gelin, damat tarafı bekliyor,” diyen yengesinin sesiyle odadan çıktılar. Erkek tarafı holde dizilmiş beklerken gözleri Ömer’le kesişti. Genç adamın dudaklarında oluşan tebessüme karşılık vermek istedi ama veremedi. Mutfak kapısının önünde duran babası ağlama istediğini artıyordu çünkü. Garip gibi duruyordu. Nasıl bırakıp gidecekti bilmiyordu. “Demet düz dur da oğlum kırmızı kurdeleni bağlasın.” Kaşlarını çatıp yengesine döndü. Kurdelesini sapık kuzeni mi bağlayacaktı, yok artık. Bu adamla onu evlendirmek istiyorlardı şimdi de kurdeleyi ona mı bağlatacaklardı? Asla izin vermezdi. Kalbi yansa da, her an bağıra bağıra ağlamak istese de başını dik tutup, “Babam bağlasın,” dedi katı sesiyle. Bu adam ona dokunamazdı, onunla evlendirmek istemeselerdi şu an evleniyor olmazdı. “Ben bağlarım,” diyen babasına dönüp tebessüm etti. Elleri titreyen adam kurdeleyi alıp kızının karşısına geçti. Nasıl da güzeldi, tıpkı yeni doğmuş gibiydi kızı. Kurdeleyi üç kez kızının belinde dolaştırıp uzun zamandır okumadığı duaları okudu. Belki ağzına yakışmadığı için ona iğrenç bir varlık gibi bakıyor olabilirlerdi ama o gururla kızı için dua edip kurdeleyi bağladı. Babasının elini öpen Demet adamın ona sarılmasıyla sımsıkı sarıldı. “Dediklerimi unutma, kocanı sev o da seni sevsin. Evladını kendi evladın bil. Sakın beni düşünme, ben başımın çaresine bakarım.” “Babam,” diyerek hıçkırdığında adam kızına dört yılın acısını çıkarmak ister gibi sımsıkı sarıldı. Kendini daha fazla tutamamış ağlamaya başlamıştı. Koca adamın omuzları sallana sallana ağladığını görenler üzülse de kimseden tek kelime çıkmıyordu. “Hadi ayrılın, nikâha geç kalacaksınız.” Demet’in amcasının sesiyle birbirinden zorlukla ayrılan baba kız yüzleri kıpkırmızı olmuş şekilde el ele Ömer’e doğru ilerlediler. Ömer’in elini tutup kızının elini onun avuç içine bırakan adam derin nefes alıp, “Hep mutlu olun,” dedi boğuk sesiyle. Geri çekildiğinde ise birlikte dışarı yürüdüler. Kalabalık onlar için alkış yaparken süslenmiş gelin arabasının içinde meraklı gözlerle etrafa bakan Talha ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Arabanın kapısı açıldığında kenara çekilip Demet ablasının yanına oturmasına müsaade etti. Şaşkındı, arabasını küçük elleri arasına almış kocaman açtığı gözlerle Demet’i izliyordu. Tıpkı prenses gibi olmuştu yanına oturan kız, küçük dudakları aralık olmuş ilgiliyle genç kadına bakarken bakışlarını arabanın diğer tarafından dolanan babasının üzerine çevirdi. O da prens gibi olmuştu, aynı kendi gibi. Kapı açılınca yerinden kıpırdamadı, Demet ablasının ağlaması onu üzüyordu ama ona yaklaşmak istemiyordu. Neyse ki babası onu kucağına almıştı da ona yaklaşma durumunda kalmamıştı. Ömer’in arkadaşı Kemal ve eşi Sevgi ön tarafa oturduklarında gözlerini evine çevirdi Demet. Gidiyordu, bu eve kim bilir ne zaman gelirdi bir daha. Uzak bir şehre gidiyordu, Diyarbakır! Kocası onu buraya getirmezse tek başına asla gelemeyeceği bir yere gidiyordu.  Belki uzun zaman sürecekti buraya gelmesi, belki babasını aylarca göremeyecekti, bugün mahallesinden son kez geçiyordu. Geride çocukluğunu bırakıp yeni hayatına adımını atıyordu. Daha dün akşam ağlamayacağım diyen kendiyken şimdi kendini kaybederek ağlıyordu. Ömer oğlunu öne doğru kaydırıp ceketinin cebinden mendilini çıkardı. Demet’e doğru kayıp gözlerinin altını ağır ağır sildiğinde, “Ağlama,” diye fısıldadı. “Baba o niye ağlıyor?” Oğlunun başını öpüp, “Demet ablanın yanağını öpmek ister misin?” diye sordu Talha’nın kulağına. Başını iki yana sallayan küçük çocuk babasına sarıldı. O an işinin zor olduğunu anlayan Ömer bir an önce ikisinin birbirine alışması için dua etti. Nikâh dairesine kadar Demet sessizce ağlamış Ömer ve Talha’da onu izlemişti. Talha korktuğu için babasını sımsıkı sarılmıştı, durum böyle olunca Ömer Demet’i teselli edemiyordu rahatlıkla. Eli genç kadının saçına gittiğinde Talha babasının elini tutup kendi saçının üzerine koyuyordu.  Oğlunun kıskançlık yapması onu şaşırttığı gibi endişelendiriyordu da.  Zaten psikolojik destek alan bir çocuktu bir de Demet’i kıskanırsa kalbi acırdı hepten. Her şey onun mutlu olması içindi, kimse üzülsün istemiyordu. Arabadan indiklerinde Kemal Talha’yı kucağına almak istemiş, küçük çocuk babasının boynuna sımsıkı sarılmıştı. Arabanın yanında konuşmadan bekleyen Demet ne yapacağını bilmeden öylece dikilirken genç kadının yanına ilerledi Ömer. “Oğlum, yürüyelim mi? Beş yaşındasın sen, bak herkes sana bakıyor.” Buruk bir halde etrafı izleyen Talha insanların ona baktığını görünce babasının kucağından indi. Ömer sağ eliyle Demet’in elini, sol eliyle de oğlunun elini tuttu. “Demet’in işi zor, e çocuklu adamla evleniyor,” diyen kadınların laflarını duymamak için Demet’i ve Talha’yı hızlı yürüterek nikâh salonuna soktu. Hırsla dolmuştu iki dakikada. Annesiyle kız kardeşine öfkelendi. Hepsi misafir gibi geri planda duruyordu. Onlar yüzünden Demet’le ilgilenemiyordu. Kız tek başına ürkek ceylan gibi sağa sola savruluyordu. İlk kez evleniyordu, onun heyecanlı olup etrafa bakması gerekirken korkulu gözlerle bakması Ömer’i hem üzüyor hem de sinirlendiriyordu. Daha ilk andan kızı strese sokmuştu. Gelin ve damat için ayrılan odaya girdiklerinde Demet ayakta duracak hali yokmuş gibi kendini koltuğa bıraktı. Ömer onu izleyen oğlunu kucağına alıp Demet’in yanına oturdu. “Demet ablan güzel olmuş, değil mi?” Bakışlarını babasına çevirip, “Evet,” diye fısıldayan oğlunun alnını öptü. “Babaannem sizin evleneceğinizi söyledi, biz artık üçümüz yaşayacakmışız.” “Bunları ben de sana söyledim oğlum, unuttun mu?” Omzunu silken Talha oyuncağını avuçları arasında dolaştırırken Ömer Demet’in eline uzandı. “Baban için Bora’yla konuştum. Kardeşimin eşi hatırlıyorsun değil mi?” Başını sallayan Demet Ömer’e dönüp, “Ne hakkında konuştun?” dedi sesine yansıyan merakla. “Tedavi olması için Bora bugün ya da yarın onunla konuşacak. Üzülme, onu yalnız bırakmayacağız.” Elini tutan elin üzerine diğer elini koydu Demet. “Teşekkür ederim,” dedi minnettar olduğunu belli etmek isterken. “Babam tedavi olmak için hiçbir zaman çaba göstermedi. Umarım Bora Bey ikna eder onu.” “Eder merak etme, babanı her zaman ziyaret edecek. Onu yalnız bırakmayacak o evde.” Gönlü rahatlayan Demet feraha kavuşmuştu. Babası yalnız kalmayacaktı, biliyordu ki akrabaları yanına gitmezdi. Eğer Bora babasını tedavi olmaya ikna ederse bu aileye haddinden fazla minnettar olurdu. Hiçbirinin hakkını ödeyemezdi. Birbirini tutan elleri ayırmak isteyen Talha Demet’e kaşlarını çatmış babasının elini bırakmasını istiyordu. Gözlerini Talha’ya çeviren Demet onun sinirli haline tebessüm edip elini geri çekmek istediğinde Ömer buna izin vermedi. Oğlunun küçük elini ikisinin elinin arasına koyup, “Ablanı üzme,” dedi yumuşak sesiyle. “İstemiyorum, ben onu hayatımızda istemiyorum baba. Sadece seninle birlikte yaşasak olmaz mı? Neden bu bizim evimizde yaşayacak ki?” Oğlunu kendine çevirip alnının üzerine gelen saçlarını kenara itekledi. “Seninle konuştuk oğlum, görev yaptığım yerde seni tek bırakamam diye. Demet ablan bizimle yaşayacak, o seni çok sevecek. Ayrıca bu demen hiç hoş değil.” Başını iki yana sallayıp, “İstemiyorum,” dedi dudaklarını büzerek. “Annem gelir belki, ne yani hiç gelmeyecek mi?” Kravatını çekiştirip sakinleşmek adına soluğunu hızlı alıp veren Ömer oğluna bir şey demeden başını öptü. Odanın kapısı açıldığında bakışlarını oraya çevirdi. “Talha’yı almaya geldik.” Arkadaşı Poyraz ve Zeynep’e gülümsedi. En azından onu anlayan dostları vardı. Huysuzlanan Talha “Gelmeyeceğim ben,” diye bağırdığında üzerinde elini gezdirdi Demet. “Dursun yanımızda neden göndermek istiyorsun?”  “Birazdan nikâh kıyılacak, bizimle gelmesi doğru olur. Hadi Talha bak Selim abinle Tuana ablan seni bekliyor,” diyen adama çevirdi bakışlarını. Selim abisiyle Tuana ablasını sevdiği için babasının kucağından inip Poyraz’ın elini tuttu. Çift odadan çıkmadan, “Hayırlı olsun,” deyip kapıyı kapadılar. Demet’le yalnız kalan Ömer ona doğru dönüp, “Kusura bakma,” dedi. “Korktuğu için böyle davranıyor, ilk başlarda annem ve kardeşimden de korkuyordu. Kadınların onu döveceğini düşünüyor, o yüzden böyle davranıyor.” “Sorun değil Ömer, o çocuk. Birbirimize alışacağız.” “Umarım,” diyen genç adam ayağa kalktı. O sırada odanın kapısına biri vurunca vaktin geldiğini anlayıp elini Demet’e uzattı. Genç kadın çekinerek sıcacık eli tutup ayağa kalktı.  Birlikte bir yola girmişlerdi, birbirine temas eden parmaklar gibi ayrılmamayı dilediler. Kimi zaman ağlayacak kimi zaman güleceklerdi. Belki yanlış bir karar vermişlerdi, belki en kötü günleri yaşayacaklardı ama çabalayacaklardı. Onları birbirlerini bağlayan masada bir ömür birlikte olmak için evet diyerek yeni hayatlarına imza attılar. İkisi de korkuyordu, ikisi de tedirgindi ama yine de bir yanlarında heyecan vardı. Ve bu heyecan bütün korkularını bastırıyordu. Kalabalık yavaş yavaş dağılırken yalnız kaldığını hisseden Demet kocasına biraz daha yanaştı. Kendi akrabaları gitmiş Ömer’in akrabaları kalmıştı. Kalabalık sırayla arabalara binerken o Ömer’in yanında duruyordu. Bu aileden kimseyi tanımıyordu, birinin yanına yanaşıp sohbet edecek kadar kimseyle yakın değildi.  Kocasının arkadaşları ona tebessüm edip hayırlı olsun deseler de sağ olun demekten başka bir şey yapmıyordu. Ömer ise kış ayında ter içinde kalmıştı. Oğlu etrafta koştuğu için bütün gün gözleri onun üzerindeydi. Annesi rahatsızlandığı için kız kardeşi onu evlerine götürmüştü. Kardeşi Talha’yı götürmek istese de küçük çocuk babasından ayrılmak istememiş, nikâh salonun da kalmıştı. Fotoğraf çekilirken, insanlarla sohbet ederken hep bir gerginlik vardı üzerinde. “Hadi beklemeyelim daha fazla, arabalara binin.” En sonunda burada durmanın mantıksız olduğunu düşünüp Demet’in arabaya oturmasına yardımcı oldu. Koşuşturan oğlunun belinden yakalayıp Demet’in yanına oturttuğunda yerine oturup kapıyı kapadı. “Dini nikâh kıyıldıktan sonra otele geçeceksiniz, değil mi?” Kravatını boynundan çıkaran Ömer, “Öyle planlıyorum,” dedi sesine yansıyan gerginlikle. Arkadaşı Kemal onun gergin olduğunu fark etmiş olacak ki, “Talha,” dedi yüksek sesle. “Bu akşam biz de kalır mısın aslanım? Birlikte oyun oynarız.” “Kalamam,” diyen küçük çocuk babasının kucağına çıkıp boynuna sarıldı. “Ben babamla kalacağım, değil mi baba?” “Koşuşturmaktan terlemişsin oğlum, az sakinleş hasta olacaksın.” Dudaklarını büzen küçük çocuk başını babasının göğsüne yasladığında bakışlarını dışarı çevirdi. Ömer ise yanında konuşmadan oturan kızı izledi. Bugünü böyle hayal etmediğini gözlerinden görebiliyordu. Kırıldı ailesine, belki bir günlük oğlunu idare etselerdi bu kızın bugün yüzü gülerdi. Eve geldiklerinde uyuklayan Talha’yı Bora kucağına alıp evin içine geçti. Ömer çekingen duran Demet’in elini tutup iç çekti. “Nikâh kıyıldıktan sonra otele gideceğiz. Hoşuna gitmeyen anlar oldu bunun için kusura bakma. Orada dinlenirsin, konuşma imkânımızda olur.” “Sorun değil, ben rahatsız olmadım. Talha küçük, çocuk yanında olmak istiyorsa bırak olsun ben rahatsız olmam.” “Bugün düğün günümüzdü gözlerim onun üstünde olduğu için seninle ilgilenemedim. Ama telefi edeceğim.” Yanakları kızaran Demet başını yere eğip gözlerini kaçırdı. Ömer onun tatlı haline tebessüm edip yumuşak yanağının üzerinde parmağını gezdirdi. Ellerini üşümüş Demet’in kollarının üzerinde gezdirerek elini tuttu. Daha fazla dışarıda kalıp üşümesini istemediği için genç kızı evin içine soktu. İlk defa geldiği eve çekinerek bakan Demet rahat bir şekilde konuşan insanların yüzüne bakmaya utanıyordu. Ömer onu kalabalık insanların arasından yürütüp kendi odasına soktuğunda rahatladığını hissetti. Bu o da sessizdi ve bugün en çok istediği şeydi bu sessizlik. “Birazdan hoca gelecek, nikâh kıyıldıktan sonra hemen otele gideriz. O zamana kadar biraz idare etmeni istiyorum. Ailemden çekindiğini görebiliyorum, onlar iyiler Demet. Her şey hızlı geliştiği için birbirinizi tanıma zamanınız olmadı. Zamanla tanıyacaksınız, rahat ol tamam mı?” Başını sallayıp, “Tamam,” dedi. Gözleri pencerenin kenarında duran bavullarına iliştiğinde bir an önce sabah olmasını istedi. Ömer düğünün ertesi günü Diyarbakır’a gideceklerini söylediği için eşyalarını onun evine göndermişti. “Sabah dokuz gibi yola çıkarız, eve gelince bavulları arabaya yerleştiririm.” “Tamam. Şey, çok streslisin, biraz rahat ol.” “Sen mutsuz durduğun için stresliyim. Bir kere gülsen gerginliğim gidecek.” Omuzlarını kaldıran Demet, “Elimde değil ki,” dediğinde genç adam çekinerek onu kolları arasına aldı. Beline kadar gelen kıvırcık saçlarının üzerinde parmaklarını dolaştırdı. “Çekingen olabilirsin, utanabilirsin, ama mutsuz olamazsın. Daha doğrusu olmanı istemiyorum. Ben seninle mutsuz ol diye evlenmedim, lütfen kendini geri planda tutma. Sen artık benim karım bu evin kızısın.” İki yanda duran kollarını Ömer’in beline sarılmak için kaldıran Demet kapının arasından onları izleyen Talha’yı görünce indirdi. Tebessüm edip geri çekildiğinde gözleriyle Talha’yı gösterdi Ömer’e. Arkasını dönen Ömer gözleri dolu dolu babasını izleyen oğluna adım atıp, “Gelsene oğlum,” dedi küçük çocuğun elini tutarak. Oğlunu odaya aldığında kapıyı kapatıp dizlerinin üstüne oturdu. “Neden içeri gelmiyorsun oğlum?” “Sen ona neden sarılıyorsun? Artık onu mu seveceksin, beni sevmeyecek misin?” Oğlunun yanaklarını öpüp belinden tuttu. Yatağın üstüne oturttuğunda Demet’in elinden tutarak Talha’nın yanına oturttu. “Biz aile olduk oğlum, üçümüz birlikte yaşayacağız. Demet ablan hayatımıza girdiği için seni neden sevmeyeyim? Sen benim canımsın, bir tanecik oğlumsun. Ben seni çok seviyorum.” Dudaklarını büzüp ağlamaya başlayan Talha’nın halini gören Demet onun elini tutmak için uzandığında küçük çocuk elini itti. “Şşt,” diyen Ömer, oğlunun yanaklarını silip, “Böyle yaparsan üzülürüm,” dedi. Üzülüyordu da, birazcık olsun Demet’e gülmesini istiyordu. Bu evliliği en çok oğlu için yapıyordu, o mutsuz olursa kendi de mutsuz olurdu. Geri planda durmanın bir faydası olmayacağın farkında olan Demet Talha’nın ellerini zorda da olsa tuttu. Küçük çocuk ellerini geri çekmek istese de Demet buna izin vermedi. “Ben seni seviyorum Talha. Sen benim arkadaşım olacaksın, baban işe gittiği zaman seninle birlikte oyunlar oynayacağız, kek yapacağız, dışarıda gezeceğiz. Bir sürü etkinlik yapacağız.” “Dışarıda gezerken ben de sizin yanınızda olacağım. Birlikte parka gideceğiz oğlum. Sen çok seviyorsun, havalar ısınınca her gün gideceğiz.” Omuzlarını silken Talha ellerini geri çektiğinde gözlerini ovaladı. “Sen bugün bu ablayla gidecekmişsin, beni babaanneme bırakacaksın. Gelmeyeceksin, tıpkı annem gibi beni sevmeyecek başkalarını seveceksin.” Oğlunu göğsüne bastıran Ömer, “Yok öyle bir şey,” dedi sert sesiyle. “Kim söylüyor bunları sana? Yarın sabah üçümüz birlikte gideceğiz oğlum.” “Babaannemle halam konuşuyordu, ben bu akşam burada kalacakmışım siz ikiniz başka yere gidecekmişsiniz.” Gözlerini yuman adam sakinleşmek adına burnunda nefes alıp verdi. Tekrar, “Yok öyle bir şey,” dediğinde oğlunu sakinleştirmek için elini sırtında gezdirdi. “Biz Demet ablanla sabah geldiğimizde seni de alıp görev yaptığım şehre gideceğiz oğlum.” Ağlaması artan Talha babasına sımsıkı sarılmış iç çekerek hıçkırıyordu. Onun bu hali iki genci üzdüğü gibi endişelendiriyordu da. “Talha, baban seni bırakmayacak. Birlikte gideceğiz.” Demet’in sesini duymayan küçük çocuk, “Ne olur beni bırakma?” diye içli içli ağlarken Ömer ayağa kalkıp oğlunun başını öptü. “Bırakmayacağım oğlum, söz veriyorum seni hiçbir zaman bırakmayacağım.” Arkada üzgün halde onu izleyen kıza, “Özür dilerim,” diye fısıldadığında Demet ona doğru adım atıp elini Talha’nın omzuna koydu. “Bugün gidelim evine. Madem yeni bir hayat kurduk, bir günde olsa bekleyemeyelim. Yeni evimizde Talha’yla oyunlar oynayıp birbirimize alışalım.” Sağ elini Demet’e uzatıp ince belinin üzerine doladı kolunu. Hafif baskı yaparak onu kendine çektiğinde dudakları Genç kadının alnına değdi. “Teşekkür ederim,” diye fısıldadı dudaklarını çekmeden. “O güzel kalbine, yüreğine minnettarım.” Kollarını hem Talha’ya hem de Ömer’e saran Demet, “Ben de teşekkür ederim,” dedi içinden. “İyi ki karşıma sen çıktın.” * Yaklaşık altı saattir araba kullanan adam daha fazla gözlerini açık tutamayacağını anladığında arabasını mola yerine sokup boş bir yere park etti. Dini nikâh kıyıldıktan sonra biraz dinlenip on iki de yola çıkmışlardı. Ailesi ve arkadaşları ne kadar bugün çıkmamasını söylerseler de hiçbirini dinlememişti. Yanında uyuyan karısı, arkada uyuyan oğlu kalabalığın içinde mutsuzdu. Onları o kadar insanın içinde tutup daha fazla üzmemek adına erkenden yola çıkma kararı almıştı. Cama vuran yağmur damlaların üzerinde göz gezdirirken iç çeken karısına döndü. Koltuğun üstünde rahat olmadığını görebiliyordu. Kucağına düşen örtüyü omuzlarına çekip yanağına düşen saçlarını parmaklarının ucuyla kenara itti. O mutlu olsun diye şık bir otelde yer ayırtmıştı, işler istediği gibi gitmediği için kendine sinirlense de yine de huzurluydu. Demet yaşına göre oldukça olgun ve anlayışlı bir insandı. Başkası olsa şimdiye ortalığı çoktan ayağa kaldırmıştı. Bu kız tek kelime bile etmemişti, onunla birlikte Talha’yı sakinleştirmeye çalışmış, tek başına mücadele etmemesine yardımcı olmuştu. Arkada uyuyan oğlunun üstünü örtüp gözlerini kapadı. Bir iki saat uyudu mu yolculuğuna kaldığı yerden devam ederdi. Arabaya vuran yağmur damlaların sesleriyle kendilerini uykuya teslim eden üç kişi gün ışığının yüzlerine vurmasıyla gözlerini açtılar. İki saat uyurum diyen Ömer dört saat uyuduğunu anlayınca oflayıp dağınık saçlarını karıştırdı. “Baba tuvalete gitmem gerekiyor ve acıktım.” Başını sallayıp sersem halden kurtulmaya çalıştı. Demet onun bu haline gülmek isteyen dudaklarını zor zapt edip önüne bakıyordu. Kocaman adam gözüne küçücük gelmişti. “Kahvaltımızı yaptıktan sonra yola devam ederiz. Büyük bir ihtimal gece on ikiye doğru evde oluruz.” Başını sallayan ikili montlarını giyip arabadan indi. Fermuarını kapatmaya çalışan Talha’ya yardımcı olmak için eğilen Demet onun Ömer’e doğru koşmasıyla geri çekildi. Küçücük bir çocuğu korkutan annesine içinden saydırırken Ömer’in yanında restorana doğru ilerlediler. Sanki anlaşmışlar gibi üçü kahvaltılıklarını alıp bir köşede sessiz bir şekilde yediler. Gitme vakti geldiğinde yine aynı şekilde masadan kalkıp birlikte arabaya doğru ilerlediler. Bir an önce köyde olmak isteyen Ömer mola yerinden ayrıldıktan sonra akşama kadar bir daha kolay kolay durmadı. Son molalarını verdiklerinde lavabo ve akşam yemeğinin ardından hemen yola çıktılar. Talha hiç durmadan konuştuğu için Ömer ve Demet’in başı birazcık ağrımıştı.  Oğlu susmak bilmiyordu, aynı soruları peş peşe sorduğu için bir yerden sonra yeter diyen Ömer, “Uyusana oğlum,” diyerek oğluna koltuğu gösteriyordu. “Uykum yok baba, ne zaman varacağız? Bir türlü gidemedik.” “Beş dakika önce sorduğunda üç saat yolumuzun kaldığını söyledim sana. Senin bu saatte uyuman gerekiyor, neden uyumuyorsun canım oğlum?” “Heyecanda uyuyamıyorum baba. Hii,” diye bağrınca arkaya dönen Demet, “Bir şey mi?” oldu dedi onu incelerken. Sanki Demet ona soru sormamış gibi babasının omzunu sarsıp, “Misketlerimi unuttum,” diye söylenmeye başladı. Kazağının yakasını çekiştiren Ömer, “Oğlum,” dedi ciddi sesiyle. “Otur kaza yapacağız.” “En sevdiğim misketlerim evde kaldı. Onları alalım baba ne olur.” “Ben sana daha güzel misket alırım. Hadi arkaya yaslan, bak hava karardı köy yoluna gireceğiz.” Kollarını göğsünün üzerinde birleştiren küçük çocuk oflarken, tebessüm eden Demet önüne döndü.  Çok tatlıydı, onu kucağına alıp yanaklarını öpüp ısırmak istiyordu. Bir iki saat çaktırmadan onu izlemeye devam etti. Talha uykuya daldığında arkaya dönüp onu kontrol etti. “Uyudu,” dedi kenarda duran örtüyü üzerine örterek. “Sen de uyu istersen daha var.” “Uykum yok.” Başını yana eğen genç adam, “Peki” diyerek arabanın içinde yanan ışığı kapadı. Uykum yok diyen Demet’in gözleri sanki bu anı bekliyormuş gibi kapandı. Ömer temkinli bir şekilde arabayı kullanırken saatler sonra köy yoluna girdi. Yeni yeni uyuyan karısına bakışlarını çevirdi. Demet öne doğru eğildiğinde kolunu göğsüne doğru uzattı. “Geri yaslanıp biraz aşağı kayar mısın?” Sorgulamadan onun dediklerini yapan Demet ne olduğunu anlamaya çalışırken Ömer’in belinden silah çıkardığını görünce gözleri korkuyla büyüdü. “Sorun yok, önlem amaçlı çıkardım.” Cevap vermeden karanlığı görmeye çalışsa da hiçbir şey belli olmuyordu. Ne kadar zaman geçti, neredeydi bilmiyordu. “Rahat oturabilirsin,” diyen Ömer’in sesiyle yukarı doğru çıktı. Bacakları ve beli ağrımıştı iki büklüm durduğu için. Arabanın ön camından dışarı baktığında askerleri gördü. Ömer arabayı yavaşlatmış, onlara doğru gelen askerin önünde arabayı durdurdu. Camı açıp başıyla selam verdiğinde gözlerini ikisi üzerinden çekmedi genç kız.  “Hoş geldiniz, Komutanım.” “Hoş buldum Fatih, var mı sıkıntı?” “Yok, Komutanım, nöbete devam.” “Hayırlı nöbetler.” Geri çekilen asker kulübesine girerken arabayı tek katlı evlerin olduğu sokağa soktu. Hiçbir evde ışık yanmıyordu, Demet hem şaşkın hem de korkulu gözlerle etrafa bakıyordu. Köyün sokaklarında elektrik direği bile yoktu. Sadece asker araçlarının olduğu kısımlarda hafif ışık vardı. Burası oldukça ürkütücüydü, korkudan bacakları titriyordu. Ömer bu yolları ezbere bildiği için ışığa bile gerek görmeden ilerliyordu. Arabanın etrafını köpekler sardığında, “Baba,” diyen Talha’ya döndü Demet. Köpeklerin sesinden korkmuş, yattığı yerden başını kaldırıyordu Talha. “Uyu oğlum, korkulacak bir şey yok. Köpekleri seviyoruz biliyorsun.” Arkaya uzanıp terden ıslanan alnını silmek istedi genç kadın. Talha başını hızla geri çektiğinde elini yumruk yapıp geri çekildi. “Üstünü çıkaralım istersen, dışarıda kar yağmış terli olduğun için hasta olursun.” Korkulu gözlerini babasına çevirip küçük elini onun omzuna dokundurdu. Demet yüzüne bakmasın diye de alnını koltuğun başlığına yasladı. “İnmeden üstünü değiştiririz oğlum. Hadi geri yaslan.” Kendini arabanın içinde yabancı hissetti o an Demet. Önüne dönüp ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdiğinde sıkıntıyla nefesini içine çekti. Yanında oturan adam kocasıydı, farkındaydı oğlu ve onun için çabalıyordu. Oğlu ondan kaçtığı için geriliyordu Ömer. Durum böyle olunca canı sıkılıyor, endişe ediyordu.  Aslında Demet onu çok iyi anlıyordu. İlk karısı onu aldatmış, oğluna çok kötü davranmıştı. Kendisi görevde olduğu sürece oğlu onunla birlikte evde yalnız olacaktı. İster istemez onun için endişe duyuyordu. Asla kötü davranmazdı geç kadın, Ömer’in korkularının geçmesi için elinden geleni yapacaktı. Araba durdurduğunda bakışlarını tek katlı, dışı tuğla ve tahtadan olan eve çevirdi. Arabanın farlarından sadece yan yüzeyi belli oluyordu evin. “Üstünü kalın giyin, bir anda soğuk hava çarpar.” Kucağında duran montu giyip arabanın kapısını açtı. Kollarını göğsünün üzerinde birleştirip Ömer’in gelmesini beklerken ürkek bakışlarını etrafta gezdirdi. “Bekleme hadi.” Talha’yı sıkı sıkı sarmış koşar adım kapının önüne gitti genç adam. Terli olduğu için acele ediyordu. Peşinden koşup kapının önüne geldiğinde evin içine adım attılar.  Soğuktan dişleri kırılacak gibi titriyordu. Ömer Talha'yı göğsüne sımsıkı bastırmış hızlı adımlarla ilerliyordu. Sadece onları takip ediyordu, evin içini izlemek isteyen gözlerine sahip çıkıyor, tek kelime etmiyordu. Geniş bir odaya girdiklerinde buranın Ömer’in yatak odası olduğunu anladı. Ömer kısık sesle yorganı kaldırmasını söylerken, hızla ilerleyip mavi yorganı kaldırdı. Geri çekildiğinde ise sanki burada yaşamayacakmış gibi köşeye geçip misafir gibi beklemeye başladı. Talha'nın üstünü örten Ömer geri çekilip çekingen duran Demet'e doğru ilerledi. Oğlu uyanmasın diye sesini alçak tutarak, “Talha’nın yanına yat,” dedi. “Ben sobayı yakarım, içerisi ısınır şimdi.” Sadece başını sallayan Demet montunun fermuarıyla oynayarak yatağın yanına gitti. Onu izleyen adamın bakışları biraz geriyordu onu. Odanın içi dışarısı gibi buz gibi olmasına rağmen utançtan yanakları yanıyordu. Montunu çıkarıp yatağın içine girdiğinde yorganı yüzüne kadar çekip yanında uyuyan Talha’nın küçük elini tuttu. Ondan destek alır gibi elini tutarken on dakika sonra Ömer yatağın içine girdi. Gözlerini yumup Talha'ya sığındı o an. Onun ürkek hâlini gören Ömer ise tebessüm edip beyaz tavana vuran ateşin ışığını izlemeye devam etti. Evlerinde ilk geceleriydi. Bu evin onlara yuva olmasını diledi kalbiyle. Birbirine sarılmış iki güvercini üzmemeyi diledi. Her ne kadar yarın 1997 yılına girseler de, dilekler yarın tutulacak olsa da, o bütün dileklerini bu gece dilemek istedi. “Mutlu bir yuvamız olsun.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD