Baldan tatlı...

1179 Words
Evime döneli neredeyse iki hafta olmuş, buranın düzenine yeniden uyum sağlamıştım. Sabah annemle birlikte kalkıp büyük evde kahvaltı hazırlamalarına yardım ediyor, işlerine giden ev ahalisinden sonra onlarla birlikte evin işlerine yardımcı olup, annem, Meltem ve haminnem ile bolca vakit geçiriyorum. Ben döndükten sonra büyük evin düzeni de farklılaşmış, iki ayrı evdeki sofra birleşmişti. Sabah akşam birlikte yemek yiyorduk. Abim Arda ve Ali Asaf söylenilene göre işlerinden daha erken eve dönüyor, Sanem ve ailesi de gelip gitmelerini arttırmış bazı geceler burada kalmaya başlamıştı. Bu değişikliklerin ve koşturmanın arasında akşam herkes yatmaya çekildikten sonra kendime vakit ayırıp, kafayı dinleyebiliyordum. Arda ve Sanem geldiğim ilk hafta neler olup bittiğini anlamak ve neden nişanı attığımı öğrenmek için çok uğraşmış, benden laf alamadıklarını anlayınca vazgeçmişlerdi. Sanem ve tayfasının sabah kahvaltısına geleceklerini akşam yemeğinde haminne söylemiş, mutfağı toplayıp kendi bahçemizde annemlerle oturmuştuk bir süre. Ev ahalisi yattıktan sonra kendime bir kahve yapıp iki bahçe arasında olan çardağa gecmiştim kafayı dinlemek için. Geldiğim ilk geceden sonra burayı mesken tutmuştum, yıldızları seyretmek daha rahat oluyor diye. "İyi geceler Gizem Hanım" diye duyduğum sesle dalmış olduğum düşüncelerden sıyrılıp sese doğru döndüm. Eve ilk geldiğimde beni kapıda karşılayan iki kazulet Evren ve Fuat karşılaştım. Sonradan isimlerini onlara yemek götürdüğümde öğrenmiştim. "İyi geceler" dedim "Bir sorun mu var?" "Rutin gece devriyesi bahçeyi dolaşıyorduk sizi görmüşken selam verelim dedik." dedi Fuat gülümseyerek. "Daha önce farketmemiştim bahçede dolaştığınızı!" dedim. "Farkettik." dedi Fuat "Çok dalgınsınız. Neredeyse her akşam gördük sizi bahçede." Sadece gülümsedim. "Otursanıza." dedim "Biz işimizin başına dönelim." dedi Evren, yanıma geldiklerinden beri ilk defa lafa karışarak. "Kapıda birileri varsa oturun kahve yapayım size." dedim. "Teşekkür ederiz, biz dönelim Gizem Hanım" dedi tekrar Fuat'a dönüp. "Gizem!" dedim, "Bana adımla hitap edin, ben sizin patronunuz değilim. Ayrıca oturun sizinde arada molaya ihtiyacınız vardır." dediğimde Fuat çardağa girip oturdu. Evren de bir duraklamadan sonra geçip Fuat'ın yanına ilişti. "Kahveleri nasıl içersiniz?" diye sordum. "Orta" diyen Fuat'a "Sade" diyen bir Evren karıştı. "Geliyorum hemen." deyip soğumuş kahvenin olduğu bardağımı alıp eve geçtim. Bir süre sonra Fuat ve kendime orta, Evren'e sade türk kahvelerini yapıp yanlarına gittim. Benim yanlarına gitmekle birlikte aralarında geçen konuşmayı kestiler. Getirdiğim kahveleri önlerine servis edip karşılarına oturdum. "Londra'da okumuşsunuz?" dedi Fuat. "Nasıl bir yer orası?" "Soğuk" dedim. "Taşı, toprağı, havası, insanı soğuk dedim. Evet gidip görülsün ama yaşanmaz sanki. Ben daha fazla katlanamadım." dedim. "Kaç sene kaldınız? Ben bir senedir burada çalışıyorum ama hiç geldiğinizi de görmedim." dedi Fuat. "Dört sene." dedim. "Ne okudunuz?" diye sordu Evren. "Moda tasarımı" dedim. "Peki şimdi ne yapacaksınız? Bu evde mi çalışacaksınız?" dedi Fuat. Ailem gibi bu evin emektarı olup olmayacağımı merak ediyordu sanırım. "Londra'ya dönersem işim hazır. En son staj yaptığım tasarımcı yanında kalmamı istemişti. Burda kalırsam sanırım işsizler kervanına karışırım bir süre. Nede olsa mezun olup çok tecrübeli olamıyor insan!" diye yüzümü ekşittim. "Birçok iş başvurusu yaptım internet üzerinden, dönüş yapılırsa bakarım ne var ne yok. İlla bulurum birşeyler." dedim. "Peki siz?" dedim. "Siz kendinizden hiç bahsetmiyorsunuz!" "Ben bir sene önce burda çalışmaya başladım. Liseden sonra okumadım. Hiç sevmedim zaten okumayı. Lise de sevdiğim bir kız vardı onunla nişanlandım. Eylül başında düğün var nasipse." dedi Fuat. Gülümseyerek "Hayırlı olsun" dedim ve Evren'e döndüm. "Aynı zamanlarda başladım bende Fuat ile işe burada." dedi ve sustu. Devamı gelecek mi diye bekledim kaşlarımı kaldırarak ama bu kadar dermiş gibi omuz silkti Evren. "Dur ben bir kerpeten alıp geleyim. Muhabbetine doyum olmuyor." dedim sırıtarak. "Siz bakmayın ona çok konuşmaz o." dedi Fuat, "Duvarlarını aşamadık hala." "Belki de arkadındaki enkazdan kendi de korkuyor ne malum?.." dedim Fuat'a ama gözüm hala Evren'deydi. " Geçen hafta için özür dileriz." dedi Fuat. "Sizi tanımıyor olmak, birde tabi bizden önce de olanlardan dolayı bizden istenileni yapıyoruz." "Önemli değil, siz işinizi yapıyordunuz." dedim. "İyi geceler gençler." diye gelen sesle birlikte üçümüzde sese doğru döndük. Ali Asaf bize doğru adımlıyordu. Üzerine siyah eşofman altı üstüne, siyah sporcu atleti gitmiş gecenin karanlığına karışmıştı. Ali Asaf'ın bize doğru gelsiğini gören Evren ve Fuat ayaklandılar "iyi geceler" diyerek. Ali Asaf onlara oturmalarını işaret edince gerisin geri yerlerine oturdular. "İyi geceler Ali Asaf." dedim. Ali Asaf çardaktan içeri girip yanıma oturdu. "Muhabbet köyü sanırım." dedi kahve fincanlarını gösterip. "İçersen sana da yapayım." dedim. "Yok otur ben sana ortak olurum" diyerek daha bir yudum almadığım fincanımı alıp bir yudum aldı. "Tam senin sevdiğin gibi hafif bardakta soğuyan kahve!.." dedi ve elindeki fincanı tabağına bıraktı. "Eee... Fuat tarih alabildiniz mi?" diye Fuat'a döndü Ali Asaf. "Evet Ali Asaf Bey, 4 Eylül'e aldık günü dedi." yüzümde bir sırıtmayla. "İyi olmuş iyi. Var mı bir eksik?" "Tamamlıyoruz, fazla birşey kalmadı." "Mobilyaları bizim mağazadan halledin ben haber verdim bekliyorlar sizi." "Sağolun Ali Asaf Bey." dedi Fuat. "Sen naptın bayankuş?" dedi Ali Asaf bana dönerek. "Neyi naptım Asaf?" diye sordum. Önümdeki fincanı içmem için önüme ittiren Ali Asaf'a. "Şu beynindeki kuyruğu birbirine deymeyen tilkileri yatıştırdın mı?" dedi kafamı işaret ederek. Biraz önce onun içtiği kahvenin olduğu fincanı elime alıp bende küçük bir yudum aldım. Bir yerden de ona nasıl bir cevap vereceğimi düşünüyordum. "Tilkiler çocuklukta kaldı Asaf. O zaman tek derdim seni nasıl kızdırırımdı. Şimdi orda bir yangın yeri var ve söndürecek birşey yok... Kalan enkazı toplamaya çalışıyorum." dedim. "Hala anlatmayacak mısın?" "Anlatılacak birşey yok ki anlatayım." "O zaman daha ne kadar böyle dalgın dalgın yıldızları seyredeceksin?" dedi ve ben kafamı diğer tarafa çevirdim. Biz konuşurken Evren ve Fuat'ın yanımızdan gittiğini farkettim. "Bilmiyorum." dedim ona dönerek. Elime uzanıp hala bırakmadığım fincanımı benimle birlikte dudaklarına yanaştırdı. Gözümün içine baka baka bir yudum alıp daha sonra içmem için benim dudaklarıma yönlendirdi ellerimizi. Yüzündeki gülümseme ile aldığım son küçük yudumla kahveyi bitirmiş olduk. Minicik fincanın içindeki kahveyi iki kişi içmiştik ve hiç tiksinmediğimi farkettim. Eskiden olsa bırak o aynı fincandan içmeyi aynı fincanı bile kullanmazdım. Takıntılıydım eskiden, benim olan benimdi ve paylaşmazdım. "Bazı şeyleri bittiği yerde bırakmak lazım." dedi. "Sen bırakabildin mi?" diye sordum. "Aldığın yaraya göre değişir. Ben bıraktım ama o beni takip ediyor, ama sen olduğun yerde kaldın ilerlemiyorsun." dedi. "Kendini aşamıyorda bırakamıyorda insan." dedim. "Kendini bırakma ama sana yardımcı olmak isteyenlere de izin ver." dedi. Sadece gülümsedim. Bir süre daha orada oturduktan sonra, "Hadi kalk yat, sabah kalkamıyorsun sonra. Ağır misafirlerin var sabah" dedi. "Haklısın." dedim kıkırdayarak ayaklandım. "Ellerine sağlık kahve güzeldi. Biraz şekeri fazla kaçmış ama..." dedi ben fincanları tepsiye alırken. "Benim kahveme ortakçı olacağına yapsaydım sana da sade kahve." dedim. "Ben sade kahve sevmem, ayrıca o da elinden tatlı olurdu. Buna dudağın da değdi. Baldan daha tatlıydı. Söylediğini söz olarak kabul ediyorum, bana bir kahve borcun var küçük hanım." dedi. Ben hala baldan tatlı ya takılmış olarak ona dönüp baktığımda dudaklarında bir gülümseme ile beni izlediğini gördüm. "İyi geceler." dedim tepsiyi de elime alarak. Titreyen ellerimde zorla taşıdığım tepsiyle birlikte eve doğru adımladım. Ardımdan kahkaha atan bir adet Ali Asaf'ın "İyi geceler güzelim." dediğini işittim. Kapıdan girmeden son kez eve gidişimi izleyen Ali Asaf'a baktım ve ardımdan kapıyı kapattım. Hızlıca mutfağa gidip elimdeki fincanları mak inaya dizdim. Odama geçip kısa pamuklu, üzerinde pembe güller olan mavi şortlu takım geceliğimi üzerime geçirdim. Yatağıma uzanıp hala titreyen ellerimi, peşinden atlı kovalarmış gibi atan kalbimin üzerine yerleştirip bir süre sakinleşmeye çalıştım. Biraz önce ben ne yaşamıştım Allah aşkına!! Yavaş yavaş sakinleşerek kendimi uykunun kucağına bıraktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD