Huzur

1096 Words
"Gizem kızım, okulda bitti bundan sonra ne yapmayı planlıyorsun?" Selim amcanın sorusu ile masadaki herkesin ilgisi bir anda üzerime yoğunlaştı. 'Ne planlıyorum?' diye içimden geçirirken kendi kendime bile verecek bir cevap bulamadığımı farkettim. Herşey o kadar hızlı altüst olmuştu ki benim için en az hasarla atlatmaya çalışıyordum. Ne hissettiğimi kendime bile itiraf edemezken ayakta duruyor, güçlüyüm diye ortalarda dolaşıyordum. Düsünmenin zamanı değildi şimdi. En azından güvenli yerdeydim. "Daha birşey planlamadım Selim amca." dedim, "Bir süre ailemle vakit geçirmek istiyorum, bu sırada da kendime uygun bir iş bakıp bir yerlerden başlarım." Selim amca anladım der gibi başı ile onay verirken Zühre haminne "Peki nişanlın, o ne diyor? Bizimle ne zaman tanıştıracaksın?" diye sordu. 'Ahh be Zühre haminne' diye içimden söylenip bir omuz kırdım 'ona ne!' der gibi. Evet ona ne!.. O değil mi beni ev arkadaşımla aldatan, o değil mi beni bu kadar yıkan? Ne hayaller kurardım öyle olacak böyle olacak diye. "Sanırım onun ne düşündüğü artık bizi ilgilendirmiyor. Ayrıldık haminnem, hiç tanışmayacaksınız." derken evin kadınlarının yüzünde bir şok, erkeklerinin ise gülümseme olması hayret birşeydi. "Aaa! Neden?" diye soran Sanem'di. "Ben düzen kurmayı düşünürken o hala gezip tozmayı planlıyordu. Anlaşamadık, bitirdik" dedim kısaca. 'Anlaşamadık, bitirdik öyle mi küçük hanım?' dediğini duyuyordum iç sesimin. Hiçte anlaşamama gibi bir durumumuz olmamıştı. Adam resmen bana boynuzu takmış ben de saf aşık, dediği her lafa inanan bir salak gibi etrafında pervane olmuştum. Onca zaman boyunca söylediği yalanları daha yeni yeni farkediyor olmakta aslında ne kadar salak olduğumu ispatlıyor. Benim sözlerimden sonra herkes ayrılmamız ve şimdi neler yapmam hakkında kendilerince yorumlar yapmaya başlamış, kızlarla masayı toplamaya başlayıncada ilgi üzerimden biraz da olsa dağılmıştı. Kahveleri yapıp, yemekten sonra salonda oturan annemlerin yanında geçtik. Meltem ile birlikte kahveleri dağıtıp üçlü kanepelerden birinin koluna iliştim. Meltem ısıttığı sütü dayısının yanında oturan ufaklığa götürmüş, sütü kabul etmeyen Ege ile uğraşıyordu. "Bende kahve içicem süt çocuklar için" diye çemkirdi küçük. "Sen daha o kadar büyümedin, gece uyuyamazsın sonra sütünü iç bakalım."dedi Ali Asaf. Herkes onların süt içmeme atışmasını izlerken. "Sence de sütünü içmeli, dimi Gizem teyzesi?" dedi abim. Konunun sütten bana nasıl döndüğünü anlamayan ben çocuğun süt içmesi için "Kesinlikle." diye mırıldandım. "O benim teyzem değil!" diyen Ege'nin bana dönüp "Sen çok güzelsin." demesiyle iyice şaşırdım. "O güzelliği küçükken içilen sütlere borçlu Gizem teyzen." diyen Ali Asaf ile göz göze gelirken aslında süt içmemek için ağaçlara tırmanan benle alay ettiğini anlamamak... "Sen sütü seviyor musun?" diyen Ege ile birlikte Ali Asaf ile olan bakışmamı bitirerek. "Evet, hemde çok severim." dedim. 'ıykkk nefret ederim' diye çemkiren içimdeki küçük kızla birlikte "Meltem, Gizem'e de süt getir." diyen Ali Asaf'ın cami duvarına işemeye pek bir hevesli olduğu ortaya çıkmış oldu. Meltem bana da süt getirmek için ayaklandığında bende Ege'yle kaynaşmaya devam ediyordum. "Ayrıldın mı sen?" diyen Ege ile moralim düşerken dayısının yanından kalkıp benim önüme geldi. Söylediğine kafamı sallarken, "Üzülme ama ben seninle evlenirim" demesi. Bir çocuk dayısına anca bu kadar çekebilir, o da küçükken evlenicem diye dolaşıyormuş, hoş onu ben hiç öyle görmedim. Ben eve geldikten sonra hiç evlenmekten bahsettiğini duymamıştım. "Benimle evlenmek için daha çok süt içmen lazım paşam, ben süt sevmeyen biri ile evlenmem. Hem daha büyümen lazım, belki büyüyünce beni begenmezsin ne belli?" dedim. "O zamana Gizem teyzen bastonlu nine olur." diyen Ali Asaf'a dönüp "Göm daha göm istersen bir kürek toprakta ben atayım Asaf" dedim. Bizim atışmalarızla aileyi eğlendirirken Meltem de ısıttığı sütü getirip burnuma dayadı. Kahvelerimizi içerken bize katılan Deniz enişte ve Sanem Ege' yı yatırmaya yukarı çıkarmak isterken, "Gizem sütünü içsin beni o yatırsın" diyen Ege ile birlikte o sütü mecbur içeceğim belli olmuştu. "Alacağın olsun Asaf" diye öldürücü bakışlar atarken beninle alay eden bakışlarla karşılaştım. Bir dikişte tüm sütü içip öğürmemek için kendimi zorlayarak ayağa kalkıp Ege ile birlikte odasına çıktım. Gitmemi istemediği için okunan iki masaldan sonra uyuya kalan çocuğun üzerini örtüp aşağıya indim. Salonda oturanların yanına geçmeden mutfağa uğrayıp ben sütü içerken gülen Ali Asaf ve abime de birer bardak ballı süt hazırlayıp gülümseyerek içeri girdim. Elimdeki tepsiyle birlikte abimlere doğru ilerleyerek "Evdeki diğer çocukların da yatma vakti çoktan geldi de geçiyor bile" deyip sırıtıp sütlerini ikram ettim. "Bizi de Ege gibi yatıracak mısın?" diyen Ali Asaf'a bakıp kaşımın tekini kaldırıp "İstersen masal bile okurum" dedim "Kız ciddi zehir koymadın dimi?" diyen abime dönüp "O süt içilecek yoksa çocukluğumuzda ki gibi tepene çökerim" dedim. Abim mızmızlanarak, Ali Asaf ise sessizce aldı bardaklarını tepsiden. Abim içmemek için bahaneler sıralarken Ali Asaf gözünü bile kırpmadan bir dikişte bitirdi sütünü. Sanem'in dürtmesi ile bakışlarını benden ayırıp kendi aralarında sessizce konuşmaya başladılar. İçilen kahveler ve sütlerden sonra herkes yatmak için odalarına çekilirken biz de ailecek evden çıkıp bahçenin karşı tarafında konumlandırılmış olan müştemilata (küçük evimize) geçtik. Annem, babam, abim ve Gamze odalarına geçerken gün içinde uyuduğum için bahçede oturmaya karar verdim. Büyük bir arazi içerisinde biri küçük, biri büyük iki ev birbirine bakan. Kocaman ortak bahçe, her yeri çeşit çeşit çicek ve meyve ağacı olan. Çocukluğumuzun cenneti. Kan farklı olsada birbirini aile kabul etmiş geniş bir aile. Aslında bakınca ne kadar şanslı bir çocukluk geçirmişim. Şimdi yine buradayım. Telefonumdan müzik listemi açıp sesini kısarak bizim evin sundurmasına geçip oturdum. Gökyüzünü izlemeyeli çok uzun zaman olmuştu. Sanırım Londra'ya gittim gideli gökyüzünün varlığını bile unutmuştum. Önce yabancı bir ülkeye, yabancı bir dile; daha sonra okula, çevreye ve yalnızlığa uyum sağlamaya çalışırken yaşamayı unutmuştum. İki yıl sonra da Ediz'le tanışmıştım ve şimdi anlıyorum ki oradaki yalnızlıktan ona bağlanmıştım. Son iki yılımı da onun çevresinde onu mutlu etmek için geçirmiş ve kendimi unutmuştum. Şu geçirdim son bir haftada çektiğim o acı ve çaresizlik annem, babam ve ailemin yanında neredeyse unutulacak gibiydi. Zamanla bunu da atlatırdım. Ben neleri atlatmadım ki... Bir yuvanın sıcaklığı, aile bağları, sevdiğin insanlar her türlü yaraya merhem olmaz mı? Telefonumda değişen parçayla birlikte bende kendime yeni hedefler koymaya başladım. Önümüzdeki hafta içerisinde iş başvuruları yapmaya başlayabilirim mesela. Hoş burada okuldan yeni mezuna işte vermezler ama illa bir yerden başlamam gerekiyor. Yurtdışında okumak ve orada yapılan staj kesinlikle bir artı ama önümüze neler çıkacak yaşayıp görmek lazım. Daha büyük hedeflerden önce ufaktan hayata karışmalıyım, yeniden ayaklanmalıyım. Düştüğüm yerden düştüğüm hızdan daha hızlı ayaklanmalıyım. Bana böylesi yakışır. Her zaman söylediğim gibi ben babamın kızıyım ve içerde uyuyan babamın gözlerine gölge düşürmek bana yakışmaz. Düsüncelerimin içerisinde yüzerken yorgunluğun üzerime çöktüğünü hissettim. Oturduğum yerden ayaklanıp bakışlarımı gökyüzünden bahçeye doğru çevirdim. Bahçeyi aydınlatan ışıklar dışında koca evde yanlış hatırlamıyorsam Ali Asaf'ın odasının ışığı yanıyordu. Telefondan çalan müziği kapatıp, telefonu cebime koyarken bakışlarımı yeniden ışığı yanan pencereye çevirdim. Biraz önce orada olduğunu farketmediğim Ali Asaf'la karşılıklı bir süre birbirimizi izledik. Yüzümde oluşan gülümsemeyle birlikte bir baş selamı verip huzur kokan evin içine girip, yatağıma uzandım. Huzur bu kadar kolay bulunabilir mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD