Ali Asaf'tan
Uzun ve sıkıcı bir toplantının ardından günü bitirmiş olduğum için hiç bu kadar sevinmemiştim. Dedemden babama kalan küçük marangoz atölyesi, babam zamanında küçük çaplı bir mobilyacıya dönüşmüştü. Babamın vefatından sonra ben fabrikanın başına geçene kadar yine dedeme kalmış, dedem de olduğu gibi korumayı başarmıştı. Son beş senedir de bana emanet edilmiş olan bu fabrika önce tüm ülkeye yayıldı, son iki senedir de yurtdışına açılıp büyümeye devam ediyordu.
Yalan söyleyemem alışana ve düzene sokana kadar çok bocaladım, çok hata yaptım. Hatta hayatımı mahfeden evlilik gibi kararımı da aynı zamanlarda yaşadım. Özel hayatımdaki başarısızlık iş hayatımı zirveye çıkardı.
Toplantı olasından kendi odama doğru giderken Arda'da peşimden geliyordu. Oda kapısından girerken yardımcım Ayşe Hanım'a başımla selam verip "Bize kahve getirebilir misin?" diye talimat verdim.
Masamdaki sandalyemin üzerine oturup, kravatımı gevşettim. Derip bir nefes alıp başımı ellerimin arasına gömdüm.
"Yemin ederim bazen Cemal Bey'i sırf bana eziyet olsun diye dedem işe koydu diye düşünüyorum. Birgün elimde kalacak. İlla zıt birşey söyleyecek. Ev tekstilinden bahsediyoruz Allah aşkına!.." dedim. Dedim dedim de kime dedim? Peşimde adam ruh gibi dolanıyor.
"Arda orada mısın?" diye sesimi yükselterek dikkatini üzerime çektim.
"Aklım evde kaldı, kusura bakma." dedi dalgınlığından kurtularak. Ayşe hanım odaya girerek kahvelerimizi bıraktı.
"Toplantı notlarınızı temize çekince işim bitiyor Ali Asaf Bey. Başka bir isteğiniz varmı?" dedi.
"Yok Ayşe Hanım, işiniz bitince çıkabilirsiniz" dedim. Odadan çıkarken duraksayıp;
"Neredeyse unutuyordum. Sanem Hanım aradı, aşağıda eşinin yanındaymış. Çıkarken beni de alsınlar dedi" dedi.
"Teşekkür ederim." dedim.
Ayşe hanım odadan çıkarken kapıda bir duraksama oldu ve içeriye bıcırık yeğenim Ege girdi. Yerimden kalkıp hemen onu karşılayıp kucağıma aldım. Gülücüklerinin arasında "Yapma dayı!" diye sayıklıyordu.
"Kimin aslan parçası?" Dedim severek ve kucağımdan aşağıya bıraktım. Ayakları yere değer değmez Arda'nın yanına koşturup oturdu.
"Senin kardeşin gelmiş?" dedi.
Arda gülümseyerek başını salladı "Evet" diyerek.
"Güzel mi?" dedi Ege bacak kadar boyuna bakmadan.
"Çok güzel!.." diye cevapladı Arda büyük bir ciddiyetle
"O zaman ben onunla evlenebilirim" dedi Ege bilmişlikle.
Kaşlarım havada onların diyaloglarını dinliyordum. Yaşına başına bakmadan kıza talip oluyor, daha görmediği kızla evlenmeyi planlıyor. Kime çekmişse bu çocuk diyeceğim ama bende böyleydim. Lise ve üniversite zamanlarımda çok hovardalıklar yaptım. Sanırım anlaşamadığım tek kız da Gizem'di.
"Peki ben kardeşimin seninle evlenmesine izin verecek miyim?" dedi Arda.
"Yakışıklıyım, çok tatlıyım... Neden vermiceksin ki?" diye ciddi ciddi.
"Küçüksün oğlum! Yok sana kız falan..." diyen Arda kucağına çekip sıkıştıra sıkıştıra seviyordu Ege'yi.
Kahvelerimiz bittikten sonra Arda ile kalkıp Ege'yi kucağıma alarak aşağıya İnsan Kaynakları Departmanı'na indik. Kız kardeşim Sanem'in eşi (damat bey) Deniz, bizim şirketin İnsan Kaynakları Departmanı'nda çalışıyor. Okulu bittikten sonra bizim yanımızda staja başlamış ve bizimle devam etmişti. Sanem'le de burada işe başlamasıyla tanışmış ve zamanla ailemize dahil olmuştu. Deniz'in işlerinin bitmemesi nedeniyle akşam kahvesine yetişeceğini söyledikten sonra Sanem ve Ege birlikte çiftliğe doğru yola çıktık.
"Gözümüz aydın! Arda, gelmiş bizim kız" diye şakıdı Sanem.
Arda dikiz aynasından arkada Ege ile oturan Sanem'e bakarak kafasını salladı.
"Geldi geldi. Sabah sürpriz yaptı bize" dedi gülümseyerek.
"Eeee!.. Damat bey de gelmiş mi? Nasıl biri? Ne zaman tanıştıracak bizi?" diye sordu Sanem.
"Konuşamadık ki. Ayaküstü görüştük ben işe geldim. Öğlen aradığımda da uyuyordu. Gidince öğreniriz ne var ne yok." dedi.
Onların arasındaki konuşma uzayıp giderken sabah ne kadar çabuk sonuca vardığımızı farkettim. Ne çabuk asıp kesmiş ayrıldıklarını varsaymıştık. Ailesiyle ilk defa tanışacak adamın sabahın köründe kapıya dayanmasını beklemiştik. Şimdi düşününce biz de olsak tanışmak için uygun ortamı beklerdik. Peki sabah neden kafamızda kurup birde kurduklarımıza inandık.
Arda ve Sanem' in Gizem hakkında dedikoduları, Ege'nin şımarıklıkları derken çiftliğe varıp kapıdan içeriye girdik.
Evin içerisinde bir koşuşturmaca, farklı bir heyecan vardı. Meltem ve Gamze ellerinde tabaklar bahçeye koşturuyordu. Sofra hazırlıkları çoktan başlamıştı. Meltem ve Gamze'nin peşinden mutfaktan çıkan Esmer anne, sırayla hepimize sarılıp kızlara hızlı olmalarını salık veriyordu. Onları masa telaşı ile başbaşa bırakıp odama geçtim ve yemekte rahat olmak için eşofmanlarımı üzerime geçirdim. Banyodaki işlerimi halledip aşağıya hazırlanan sofranın hazırlandığı bahçeye bakan sundurmaya geçtim.
Uzun zamandır maaile toplanmadığımız için bu seferki soframız çok bereketli görünüyordu. Dikdörtgen şeklinde iki masa sundurmanın tam ortasına yerleştirilmişti. Sanem dahil diğer kızlarda masanın kuruluşuyla ilgileniyordu. Zühre babaannem kucağımda Ege ile, Selim dedem, Arda ve Ahmet amca sundurmanın solundaki bahçe sergisinde oturmuş muhabbet ediyorlardı.
Elinde çorba tenceresi ile gelen Esmer anne, "Hadi sofra hazır oturalım." diye seslenince, boşta bulunup "Gizem nerede?" diye sordum.
"Geldim geldim" diye kapıdan çıkan Gizem'le birlikte cevabımı da almış oldum. Gizem iki elinde birer tabak kuru patlıcan dolmasıyla masaya doğru ilerleyip iki masaya da birer tabak bıraktı. Siyah eşofman takımı giymiş, üst ceketinin önünü açık bırakmış, içine de yeşil bir sweat geçirmiş. 'Bu kız gözlerini ön plana çıkarmak için mi hep yeşil giyiyor acaba' diye içimden geçirip, herkesin yavaş yavaş yerleştiği masaya doğru ilerledim.
"Esmer annem, yine döktürmüşsün." dedim masadaki yemeklere bakarak. Esmer anne, Gizem, Gamze ve Arda'nın annesi olmak dışında bana ve Sanem'e de annelik yapmış olduğundan bizde ona anne olarak sesleniyorduk. Küçüklüğümüzde o benim annem kavgası çok yapmıştık bu yüzden.
"Afiyet olsun oğlum" diyen Esmer anne bir yerden çorba servisi yapıyor, bir yerden hepimize laf yetiştirmeye çalışıyordu.
"Offf... Anne ben kuru dolma yerim bana çorba dökme. Gizem gelmese yapacağın yok zaten" diye sitem edip dolma tabağına saldıran Arda,
"Onları Gizem yaptı." Cevabıyla bir duraksadı. "Zehirlenmeyiz di mi?" diye soruverdim.
Hay dilimi eşek arısı soksun demez olaydım. Lafımın üzerine bana öldürecekmiş gibi bakan bir çift orman gözle kilitli kaldım.
"Özellikle sen zehirlen diye fare zehiri kattım Ali Asaf, hoş sana fare zehri fayda etmez domuz zehri bulmalıydım" diyen Gizem'in neşesini kaçırdığımı farkedip.
"İyi istersen yukardan tüfeği getireyim beni zehir kesmez anca domdom kurşunu lazım." deyip kuru dolmalardan birtane alıp ısırdım. Ağzımda yayılan tatla "Mmm!.." diye inledim.
"Anne üzgünüm ama boynuz kulağı geçmiş." deyip dolmayı ikinci lokmada bitirdim. Dolmayı yerken gözümü ayırmadığım Gizem'in biraz olsun gönlünü almaya çalışıyordum. Ben dolmayı yerken başını tabağına eğmiş yemeğiyle ilgilenenmeye başlamıştı.
Tatlılar da yenip masadaki koyu sohbet devam ederken dedemin,
"Gizem kızım, okulda bitti bundan sonra ne yapmayı planlıyorsun?" sorusu ile masadaki herkesin ilgisi bir anda Gizem'in üzerine yoğunlaştı.