İşim bitmişti. Aynı anda ordunun tüm okları beni hedef almıştı. Korkmadım, çok savaş görmüştüm, hatta bir tanesinde tüm ailemi kaybetmiştim. O anda da tek bir saniyesinden korkmamıştım. Sadece… Kimseyi kurtaramadan acımla başbaşa kalmıştım ve buraya da intikamımı alabilmek için gelmiştim. Demekki buraya kadarmış, ama yine de savaşmadan ölemezdim. Bu, benim yapıma aykırıydı. Savaşçı bana doğru gelirken yayımı hızla elime aldım ve aynı hızla sadaktan bir ok çekip yayımı gerdim ve komutanı hedef aldım.
Komutan bana isabet etmek için can atan okları bir elini kaldırarak durdurdu.
‘’Orduya katılmak istediğini sanıyordum?’’dedi sorarcasına. Okum onu hedef almıştı ve bu mesafeden kalbini bulacaktı. Ama onun sesinde tedirginlikten eser bile yoktu.
‘’İstiyorum. Ama ölüyken size pek faydam olmaz.’’ Okumu indirmedim.
Dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı. ‘’Kendine bu kadar güveniyorsun yani.’’dedi alayla. Başımı salladım. ‘’O zaman müsaade et! Biz de nasıl bir savaşçı olduğunu görelim.” Bana hedef alınan oklar bir anda indi. Ben de okumu indirdim ve hınzır gülümsemeli savaşçıya fırlattım. Kılıcımı da çıkardım.
‘’Ona iyi bak!’’ dedim fırlatırken. Başını salladı. Ama hala sırıtyordu. Ona yüzümü buruşturdum. Deri çizmemin içinde duran bıçakları da çıkardım ve ona fırlattım. Hepsini havada yakaldı. Ve geriye döndü.
‘’Ona bir sırık verin,’’ dedi komutan diğerlerine, eğleniyor gibi görünüyordu. Benimle dalga geçiyorlardı. Altı kişilik guruptan biri sırıkların olduğu yere gitti. Bir tane alıp yanıma geldi ve bana fırlattı.
‘’İyi şanslar bebek yüz!’’ dedi. Bebey yüz mü? Ahh! Bunlar gerçekten benimle dalga geçiyorlardı.
Ordu bir oyun izler gibi bize kilitlenmişlerdi. Komutan atını biraz geriye çekti ve kollarını göğsünde kavuşturdu.
Altı kişilik savaşçı grup, yüzlerinde hain bir sırıtma ve ölümcül bakışlarla bakıyorlardı bana. Üçer gruplara ayrılarak karşımda sağa ve sola dizildiler. Kılıçlarını ellerine aldılar. Hayat hiç adil değil! Bana sadece bir sırık vermişlerdi. Onlara alayla baktım. Bir sırıkla neler yapılabileceğinden haberleri yoktu sanırım. Komutan başını bir kere aşağıya eğdi ve keyifle izlemeye başladı.
Sağ ve sol kanattan iki kişi üzerime doğru gelmeye başladı. Benden önce atım harekete geçti ve şaha kalktı. Benim aklımı okuduğunu düşünmeye başlamıştım. Hızla ileri atıldı ve ben de sırığa sıkıca sarıldım. At üzerinde çok iyi dolanabilirdim. Onlar kılıçlarını bana savurmak için hamle yaptıklarında atın boynundan aşağıya kaydım ve ayaklarımı yelelerinin olduğu yerde birleştirdim. Şaşkınlıkla yükselen sesleri duyuyordum. Elimdeki sırığı iyi kullanmalıydım. Yanımdan geçerlerken önce sağa ve sola iki kere neredeyse aynı anda hamle yaptım. Hedefim atlarının bacaklarıydı ve ben hedefimi bulmuştum. Atlar aynı anda yere serildiler. Yere düşen iki savaşçı afallamış gözlerle bana bakıyorlardı. Atmın üzerine çıkamadan iki atlı daha harekete geçti
Gözlerim kısa bir anlığına komutanı buldu. Komutanın yüzünde ciddi bir ifade vardı şimdi. Artık eğleniyor gibi görünmüyordu. Bİr elini çenesine götürdü ve sıvazladı. İyi gidiyordum.
Atımın sırtına çıkmam gerekiyordu ama geç kalmıştım. Onları tersten görüyordum ve kanın ters akışı gözlerimi zorluyordu. Bİrinin elinde mızrak vardı. Diğerinin kılıç. Sırığım onlara yetişmeyecekti, yukarı doğru hamle yapmak için uzandığımda atım tekrar şahlandı ve bacakları beni daha yukarıya taşıdı. Buna çok şaşırmıştım. Benim onlara yetişebilmem için ayakları beni yukarı taşıyordu. Bİr savaşçının yüzüne geldi sırığım, yine hızla midesine bir kere vurdum ve ittirerek attan düşmesini sağladım. Yere düşürdüklerim tekrar gelmiyorlardı. Dİğeri kılıcıyla sırığıma vurmuştu. Atım yere bastı ayaklarını tekrar ve ben hızla üzerine bindim. Sırık sağlamdı, zarar görmemişti. Onunla mücaleye girişirken diğer iki atlı da bana doğru gelmeye başladı. Üç kılıca bir sırık! Ne harika ama!
Çevremi sardılar ve kılıçlarını bana doğru savuruyorlardı. Atımın etrafında sanki toprakta yürür gibi geziniyordum. Sağa ve sola yatıyor, tüm hamlelerden kaçıyordum. Atım bana mucizevi bir şekilde ayak uyduruyordu. Birini göğsünden iterek attan düşürmüştüm, aynı anda diğeri karın boşluğumu çizdi. Ona döndüm ve sinirle suratına birkaç kere indirdim ve son olarak bacağına vurdum. Darbelerim ard arda gelmişlerdi. Ama onlar iyi savaşçılardı. Sadece atın üzerinde böyle cambazlık yapanı görmemişlerdi. Cambazlık yapanı ve aynı anda savaşanı! Tekrar atımın boynuna indim ve atlarının ayaklarına vurdum. Kılıçları bana ulaşamadan yere düştüler. Tek bir tane kalmıştı. Uzun bir süre mücadele ettikten ve ona bir çok darbe indirdikten sonra onu da yere indirmeyi başarmıştım.
Hayret nidaları yükseliyordu ordudan. Şaşkınlık içinde ve sanırım biraz da coşkulu gözlerle bana bakıyorlardı. Komutan beni uzun bir süre süzdü. Gözlerimi ona kilitledim.
‘’Uygar kentin nazik evlatları!’’ dedim ve sırığı yere fırlattım.
Komutan yeleğinin altına daldırdı elini ve sonra üç siyah ,deri ip çıkardı.Silahlarımı alan savaşçıya döndü ve ona fırlattı.Genç, havada yakalayıp,elinde tuttuğu iplere bakıp gözlerini şokla açtı.
‘’Siyah.’’dedi şaşkın bir sesle.Komutan başını salladı.
‘’Ne?’’
‘’Siyah mı?’’
‘’İnanamıyorum!’’
Ordudan ve onlardan farklı bu altı atlı gruptan gelen şaşkın seslerdi bunlar.Şaşkınlıklarını öznesini anlayamamıştım ama iyi bir şey olduğu hissine kapıldım bir an için.
‘’Uygar kentin nazik evlatları.’’dedi ona gülümseyerek komutan.Sonra temkinli bakışı beni buldu.
‘’Ordumuza hoş geldin,.’’dedi ,artık gülmüyordu .’’Onu sizin bölüme yerleştirin.’’ Dedi sarışın olan savaşçıya dönerek ve atını hızla kalenin ön cehpesine sürdü.Yüzümü buruşturarak arkasından baktım.Kendini beğenmiş!
Tüm ordunun ve diğer altı atlının gözleri beni süzüyordu.Silahlarımı alan ve ipleri elinde tutan savaşçı yanıma geldi.
‘’Ben Hektor.Aramıza hoşgeldin.’’dedi gülümseyerek ve elini bana uzattı.Attan indim ,bakışlarım temkinliydi, bana uzattığı elini sıktım.
‘’Teşekkürler.’’dedim soğuk bir tonla.
Diğerlerini işaret etti.’’Evenos,Keys,Junon,İon,Jasius.’’İsimleri söylenenler bana baş selamı verdiler.Bende onlara karşılık verdim.Ama gözlerinde açık bir öfke ve kıskançlık vardı.Bunun da altında kalmadım ,karşılığını ilettim onlara.Böyle tepki vermekten vaz geçmem gerektiğini biliyordum ama elimde değildi.
‘’Aldırma onlara.Yenilmek hoş bir şey değil!Birde üzerine siyah ipleri almak...’’elini omzuma koydu.Ona cevap vermedim ve silkelendim elini çekmesi için.
‘’Benimle gel.’’dedi yaptığımı görmezden gelerek ve önümden hızlı adımlarla ilerlemeye başladı.Ordu hala şaşkın gözlerle beni izliyordu.Bundan rahatsız olmuştum.Yolda ilerlerken bana silahlarımı geri verdi ve üç siyah ,deri ipleri..Bendis, peşimizden geliyordu.
Hektor’un yanından ilerliyordum.İlk anlar sessizlikle sürdü.
‘’Böyle savaşmayı nerede öğrendin?’’diye sordu bir süre sonra.
‘’Doğuştan.’’dedim alayla.
‘’İnanırım.’’güldü.’’Daha önce dediğim gibi orduya girmek ve bizi yenebilmek kolay değil.Komutan Alec bize ‘Sadece gözünü biraz korkutun.Sonra göndeririz gider’dedi.Bunun için ilk anda afalladık.Şey..Sen..Pek güçlü görünmüyordun.’’dedi utanmış bir sesle.Onu suçlayamazdım.Zaten bende yetişememiş bir erkek çocuğu gibi göründüğümü biliyordum.
‘’Aldırma.’’dedim onu rahatlatan bir ses tonu kullanmaya çalışarak.
‘’Yaran nasıl?’’diye sordu yaramın bulnuduğu yere şöyle bir baktı.Kendimi tarttım,fena değildim,yaramı bile unutmuştum aslında.
‘’İyi’’dedim omuz silkerek.
‘’Şifacıya ihtiyacın varsa-‘’
‘’Hayır yok!’’
Tam şu anda kafama dank eden birşey vardı.Yara almamalıydım!Eğer yaralanırsam mutlaka bir şifacıyla işim olacaktı ve şifacı benim kız olduğumu öğrenecekti.Ben bu işin içinden nasıl çıkacatım acaba?
‘’Sen bizimle birlikte kalacaksın.Diğer askerlerin çoğu kalabalık gruplar halinde birlikte kalıyorlar.Şimdi sana kıyafetlerini vereceğim.Ve silahını.’’
‘’Benim silahlarım var.Buna gerek yok.’’
‘’Ama-‘’
‘’Gerek yok dedim.’’ses tonum sert ve keskindi.Daha fazla inatlaşmadı benimle.Beni kaleden ayrı , kalenin yavrusu gibi duran başka bir yere götürdü.Burasının sadece bu yedi kişiye ait olduğunu söyledi.İçinde altı yatak olan bir bölüme gittik ve bir dolaptan bana kıyafetler çıkardı.Bunlar tam bedenime göre gibi görünüyordu.
Üzerimi değiştirmek için onun çıkmasını bekliyordum ama onun böyle bir niyeti yok gibi görünüyordu.Ona kaşlarımı kaldırarak baktım.
‘’Ne?’’diye sordu anlamayarak.Bİr yatağa uzanmış ,ellerini başının altına koymuş, soru sorup duruyordu.
‘’Eğer çıkarsan giyineceğim.’’dedim sinirle.Hızla doğruldu yataktan ve garip bir şekilde gülümsedi.Aslında sevimli bir çocuktu.Sarı kıvır kıvır saçları vardı,omuzlarına dağılıyordu.Gözleri siyahtı.Biraz..Bethor’a benziyor gibiydi ve bu da benim ona kendimi bir anda yakın hissetmeme neden oluyordu.Onu ne kadar özlediğimi anlayınca gözlerimi bu şaşkın bakışlı çocuktan ayırıp pencereye çevirdim.
‘’Ben gerek olduğunu düşünmemiştim.Özür dilerim.’’dedi alaylı bir tonla.
‘’Gerek var.’’dedim bende sinirle ve o çıkarken uzun süre arkasından baktım.Omuzlarının sarsıldığını saklamaya çalışması bir işe yaramamıştı.Kıkırdıyordu.
Üzerimi değiştirmeden önce yaramı kontrol ettim.Sadece bir sıyrıktı ve önemi yoktu.Kendi çabalarımla yaramı temizledim.Üzerime kıyafetlerimi giydiğimde odada bulunan aynaya baktım.Diğer giysilerim bana büyük oluyordu ama bunlar tam üzerime göreydi.Bİr pantolon,bir gömlek ve kalın bir zırh yeleği.İpleri başıma sardım ama duruşunu beğenmedim,çıkarıp ipleri bir örgü haline getirdim.
‘’İşte şimdi oldu’’dedim kendi kendime.Örgü halinde çok daha güzel duruyorlardı. Aynadaki yansımama dikkatle baktım.Şimdi gerçek bir erkek savaşçı gibi görünüyordum.Ya da öyle göründüğünü umuyordum.Emin adımlarla bölümden dışarı çıktım.
‘’Ahh.Yakışmış.’’dedi Hektor.Diğerleri de onun yanında duruyorlardı.Bİr ağacın gölgesine yayılmışlardı.Gülmemek için dudaklarımı bastırdım.Onları fena benzetmiştim.
‘’Teşekkürler.’’dedim.
İşte bu kadardı,orduya girmeyi başarabilmiştim,bundan sonra neler olacağını kestiremezdim tabii, ama en azından bir adımımı sağlam attığımı düşünüyordum.Yaşam denilen döngü benim için sadece intikamdan ibaret kalmıştı,vahşi hazların gölgesinde kaybolan insanlarımın intikamını almak için soluk alıp veriyordum.