"MADDENİN YEDİ HALİ"

1747 Words
Gözyaşları içinde olduğu yere kapanmıştı Neslişah. Tüm cesaretini toplayıp titreyen bedeniyle dizlerinin üzerinde yavaşça doğruldu. Beşir’in düştüğü boşluğa doğru kalbi göğsünden çıkarcasına yaklaşıyordu. Ama ardından bakabilir miydi, bilmiyordu. O sırada bir telefon sesi duydu. Israrla, çok yakınında çalıyordu. Sağa sola bakıp biraz daha yaklaştı. Ama telefon susmak bilmedi. Sesin kendinden geldiğini fark edip üzerini yokladı. Eli elbisesinin cebine gittiğinde telefon sustu. O an yardım çağırabilirim diye düşündü. Cebinden çıkardığı telefonun ekranını kaydırırken tekrar çalmaya başladı. Sabit hattan bilinmeyen bir numaraydı arayan. Düşünmek istiyordu ama odaklanamıyordu, “Hastaneden arıyor olabilirler mi?” diye panikle açıp kulağına götürdü. Ama karşıdaki ses oldukça sert ve tanıdık birine aitti. “Alo.” dedi o sert ses. Neslişah’ın dudaklarından cılız bir şekilde Beşir ismi döküldü. Ama karşıdan tekrar, “Alo, ben Karahan Hozankaya.” dedi. Neslişah ilk “alo” dediğinde anlamıştı ama konuşamamıştı. “Karahan…” dedi sesi titreyerek. “Ayça, sen misin?” dedi Karahan. Neslişah derin bir nefes alıp ağlamaya başladı. “Karahan… Karahan… Beşir…” dedi. Karahan telaşlanmıştı. “Ne oldu Beşir’e? Neredesin sen, söyle!” dedi. Neslişah sağına soluna bakıp, “Yemek yediğimiz yerin solundaki kayalıklar…” der demez telefon kapandı. Kapanan telefonu kulağından indirirken elinde korkuyla sıktı. Ve yine önünde Beşir’in düştüğü yere doğru baktı. Bir türlü cesaret edip yaklaşamamıştı en uca. Belki de yaklaşsa neler olduğunu anlayacaktı. Çok sürmeden arkasından gelen sesle başını çevirdi. Kayaların arasından koşarak Karahan kendine doğru geliyordu. Onu görünce daha da kötü oldu. Ne söyleyecekti şimdi? Nasıl açıklayacaktı Beşir’in boşluğa düştüğünü? Ellerini yüzüne kapatıp hıçkırıklara boğuldu. Omuzları titriyor, hiç durmadan ağlıyordu. Ona bağırdığı için pişmandı. “Nasıl olur da aklı noksan birinden normal biri gibi davranmasını bekleyebilirdim ki?” diye içinden geçirdi. Karahan’ın çok yakından gelen, “Ne oldu Beşir’e?” sesiyle ellerini yüzünden çekip arkasına döndü. Karahan nefes nefese kayanın üzerinde tam arkasındaydı. “Karahan…” dedi Neslişah doğrulurken. “Beşir…” dedi ama devamını getiremedi. Karahan, Neslişah’a hem öfkeli hem de şaşkın bir şekilde bakıyordu. “Neden ağlamış bu kız? Ve neden bu kadar masum bakıyor yüzüme?” diye düşündü. Ona kızmak istiyordu ama hali perişandı. Birden sesini kontrol edemeyip, “Konuşsana!” diye bağırdı. Çıkan yüksek sesten Neslişah titremiş, bir adım geri çekilmek istemişti. Ama Karahan boşluğa basacağını fark edip Neslişah’ı kolundan tutup kendine çekti. Karahan’ın sert göğsüne çarpan Neslişah birden kayanın ucunu işaret edip, “Beşir… Oradan düştü.” dedi. Sesi titrerken Karahan hiçbir tepki vermiyordu. Çünkü Neslişah’ın gösterdiği yer göründüğü gibi yüksek bir yer değildi. Ve üzerinde durdukları kayanın altı oyuktu. Beşir’in ise oraya kendine ev yaptığını biliyordu. Hiçbir şey demeden dönüp kayadan indi. Neslişah, Karahan’ın arkasına bakıp şok etkisiyle tepki vermediğini düşünürken Karahan, “Acaba bıraksam da biraz vicdan azabı mı çekse?” diye düşündü. Neslişah’a dönmeden dudağının kenarı kıvrıldı. Ama genç kızın sesini duyduğunda, boğazını temizleyip kaşlarını çattı ve ona döndü. Karahan’ın yüzünü gören Neslişah’ın gözlerinden yaşlar süzülürken, Karahan’ın kalbi hiç olmadığı kadar sıkışmıştı. Yutkunmak istedi ama yapamadı. Çünkü karşısındaki kızı bu şekilde ağlarken görmek, içinde bir şeyleri yerinden oynatmıştı. Tekrar ona yaklaştı Karahan. “Bu ders ona çok ağır olur.” diye düşündü. Neslişah’ın korktuğu ve pişman olduğu yüzünden bariz belliydi. Kayanın altında kollarını yukarı kaldırdı. Neslişah’ın saçları yüzünü kapatıyordu. Ve bu yüksek kayadan, bu elbiseyle inmesi biraz zor olurdu. Neslişah bir an durup Karahan’a baktı. “Hadi gel.” dedi Karahan. “Gel, korktuğun gibi bir şey yok.” Neslişah’ın gözleri şaşkınlıkla açıldı. Yerden çantasını kaptı ve elinin tersiyle gözünden akan son damla yaşı sildi. Korktuğu şey, Beşir’in bu kadar yüksekten düşüp ölmüş olabileceğiydi. Ama şimdi Karahan ne söylüyordu? Duyduklarıyla o da mı aklını yitirmişti yoksa? Karahan tekrar, “Kime diyorum, gelsene. Nasıl çıktın sen bu kayaya?” dedi. Neslişah panikle, “Beşir’i durdurabilirim diye düşünmüştüm…” derken Karahan’ın elleri havada gel gel işareti yapıyordu. Bir havada sallanan ellerine, bir de Karahan’a baktı. “Korkma, hadi. Tutarım seni. Merak etme. Boşuna ağladığını gör diye zaten bu… Yoksa seni burada bırakıp gitmek vardı.” dedi. Son cümlesini sessiz söylemiş olsa da aslında sadece dudaklarından dökülüvermişti. İçinden geçeni kendine bile itiraf edemiyordu daha. Neslişah birkaç adım atıp nasıl olduğunu bilmediği bir güvenle kendini Karahan’ın kollarına bıraktı. Karahan, Neslişah’ı kucağına aldığında rüzgârdan saçları yüzünü açmış ve alnındaki yarayı görmüştü. Biraz kan vardı ama kurumuş gibiydi. Kız hâlâ kucağındayken, “Alnın…” dedi Karahan. Neslişah, Karahan’ın omuzunu sıkıca tutan elini alnına götürdü. Acısını hissetti. Ve Beşir’in peşinden kayaya çıkacağı an çarptığını hatırladı. “Panikle kayaya çıkarken çarpmış olmalıyım.” dedi. Karahan’ın aklına, kucağındaki kızın salıncaktan indiğinde söylediği sözler geldi. Ama şimdi o kızla bu kızın arasında dağlar kadar fark vardı. Tanımadığı birinin peşinden koşup kendini yaralamış, üstelik ardından tonlarca gözyaşı dökmüş, şimdi de kucağında öylece kıpırdamadan duruyordu. Neslişah’ın sesiyle gerçekliğe dönen Karahan onu yavaşça yere indirdi. Önden adımlarken, “Beni takip et.” dedi. Kayanın etrafını dolanırken Neslişah tedirgindi. Ancak kafasını kaldırdığında az önce üzerinde durdukları kaya pek de yüksekte değildi. “Gel.” dedi Karahan. Sessizce onu takip ederken kayanın altındaki oyuğa girdiğini gördü. Oyuğun önünde öylece kalan Nesli, içeriden uzanan elle çekildi. Ve gözü karanlığa alıştığında Karahan’ın eli hâlâ kolundaydı. Başını çevirip ona baktı. Göz göze geldiklerinde Karahan, önlerinde duran taştan oyulmuş yatağı gösterdi. Neslişah gözlerini kapayıp açtığında Beşir, elinde bir bebekle yatağın üzerinde oturuyordu. Nesli öylece olduğu yerde kalmıştı. Dudakları aşağı kıvrılmış, ağlayacaktı. Beşir başını kaldırıp onları fark ettiğinde elindeki bebeği bırakıp, “Karahan amcaaa!” diye sallanarak yanlarına geldi. Başını yerden kaldırıp bir an Neslişah’la göz göze geldiler. Nesli hemen, “Nasıl korktum Beşir, biliyor musun? Sana bir şey oldu sandım. O kayadan düştüğünde çok ağladım ben.” dedi. Beşir yavaş yavaş Nesli’ye yaklaşıp kısık sesle, “Ağlama…” dedi. Yine sallanarak, “Ağlama.” Nesli elindeki küçük çantayı olduğu gibi bırakıp sarıldı Beşir’e. “Bir daha gitmek istersen önce haber ver yanındakilere. Kim olursa olsun.” dedi nazikçe. Beşir gülümserken başını salladı. “Ağlama… Tamam, ağlama.” dedi. Nesli’nin de yüzünde hüzünle karışık bir gülümseme vardı. Garip, eksik bir adamı bağrına basmış ama sanki yıllardır hissetmediği huzuru hissetmişti. Karahan tüm olanları iki adım geriden izliyor, kendi kendine, “Kim bu kız?” diye sorguluyordu. *** Tüm bu olanlardan sonra Nesli, Beşir’e her ne kadar “Gel, gidelim.” dese de Beşir omuz silkmişti. Nesli pes edip, “Karahan, sen bir şey söyle bari.” demişti. Ama Karahan, “Gelmek istemiyorsa ben dahi götüremem. Ama adamlardan birine haber veririm, yakınlarında beklesinler.” dedikten sonra birlikte geldikleri yere döndüler. Ama Neslişah, önünde duran irili ufaklı kayalara bakınca o telaşla tüm bu kayaların arasından nasıl geldiğini düşündü. Geri dönmesi zor olacaktı. Karahan omuz hizasında duruyordu. Bir anda telefon çalınca elini cebine attı. Ama ekranda gördüğü isim yabancı olmasa da telefonunda kayıtlı olmayan bir isimdi: Serkan. Birden telefonun arkasını çevirdi. Gözleri büyümüştü. Demek Karahan sabit hattan bu yüzden aramıştı. Restorandan aramış olmalıydı. Salıncakta fotoğraflarını çekmişti; onlara bakarken farkında olmadan cebine atmış olmalıydı. Yanakları yanmaya başlamıştı. Elini alnına götürüp elinde tuttuğu telefonu Karahan’a uzattı. “Kahretsin… Umarım yanlış anlaşılmamışımdır.” dedi içinden. Karahan, Serkan’la konuşup telefonu kapattı. Nesli dudaklarını birbirine bastırıp, “Salıncakta… Çektiğin fotoğraflara bakarken farkında olmadan cebime koymuş olmalıyım.” dedi. Karahan’ın da aklına o anda geldi. Öncesinde başka bir yerde mi düşürdüm acaba diye düşünse de Nesli’nin sözünden sonra taşlar yerine oturmuştu. “Sorun yok.” dedi sadece. “Ablan seni aramış ama ulaşamamış. Serkan’la birlikte balona binmeye gidiyorlarmış.” “Of abla… Şimdi zamanı mı?” dedi içinden Neslişah. Belki de Serkan ısrar etmişti. “Neyse…” diyip önüne baktı. Ama önündeki engeller gözünde büyüyü vermişti. Karahan önünden bir adım attığında Nesli’ye dönüp elini uzattı. Neslişah bu adama yeterince koz vermişti. Bundan sonra zayıflığını göstermemeliydi. İşte o eli karşılıksız bırakıp, yanından geçerken saçlarını savurdu. Elinde çantası, kayaların arasından zor da olsa yürümeye çalışıyordu. “Hadi be Nesli… sen yaparsın.” dedi içinden. Ama o sırada fark etmediği bir şey vardı: eteğinin dolandığı çalılık. Karahan, Nesli’nin tam arkasındaydı. “Deli bu kız…” dedi sessizce. Ama Nesli, Karahan’a dönüp, “Bir şey mi dedin?” diye sordu. Karahan sağa sola başını salladı. Ama artık dışından değil, içinden söylenmeyi öğrenmeliydi. Neslişah birkaç adım daha attığında arkasından çekildiğini hissetti. Ama bu normal bir çekilme değildi. Sanki bir yere takılmış gibiydi. Ve arkasından gelen Karahan da bunun farkındaydı ve hiç seslenmiyordu. Neslişah’ın eteği çalıya dolanmıştı. Karahan arkasındayken yanından sessizce yürüyüp önüne geçmişti bile. Nesli arkasını dönüp eteğini iki eliyle tutup çekiştirdi. Ama hiç gelecek gibi değildi. Tekrar çekti ama bu defa fazla hızlı çekmişti sanki. Aniden eteğinin dikişi baldırına kadar sökülünce, “Hiii…” dedi. Eteği çalıdan kurtulmuştu ama neredeyse kıçına kadar da yırtmacı olmuştu. “Niye bunlar benim başıma geliyor Allah’ım…” dedi. Aynı anda önünden kıs kıs gülen Karahan’ın sesini duymasıyla gözlerine bakması saniye sürmedi. Karahan aniden sussa da içinden haykırıyordu. Çünkü bir gün olmadan kızın her halini görmüştü neredeyse: öfkesini, şaşkınlığını, korkusunu, merakını, pişmanlığını, mutluluğunu ve güzelliğini… Hepsini görmüştü. Kendini toparlayıp derin bir nefes aldı. Neslişah’ın yanına doğru yürüyüp elindeki çantasını işaret etti. “Çantanı ver hadi.” dedi. Nesli kaşının birini kaldırdı. “Yine ne yapacak acaba?” diye geçirdi içinden. Ama Karahan’ın amacı ona yardımcı olmaktı. Hâlâ elinde çantasını tutan kızın yırtılan etek uçlarını birleştirip boşta kalan eline tutuşturdu. Ardından elinden çantasını aldı ve diğer elini de kendi tuttuktan sonra önden yürüyüp Nesli’yi de doğru olan yollardan geçirdiğine emin olarak peşinden çekiştirdi. Nesli, Karahan’ın ardından giderken, Ne tuhaf bir adam… diye söylendi. Ardından “Normal halin mi böyle yoksa bilerek mi yapıyorsun?” diye sordu Karahan’a. Karahan duraksamadan cevapladı: “Bu normal halim.” Aslında hiç de öyle değildi. Aksine çok cana yakın, samimi ve oldukça zeki biriydi Karahan. Konuştuğunda dinletir. Korktuklarından değil, sevdiklerinden dinlerlerdi Karahan’ı. Nevşehir’de Hozankaya’ların biricik veliahtını tanımayan yoktu. “Normal halin buysa…” dedi Nesli. Az önceki düştüğü durumdan sonra biraz da Karahan’ı utandırmak istiyordu. Fakat bir şeyler bulmalıydı. O sözden sonra Karahan duraksadı. Ama Nesli yere bakarak yürüdüğünden Karahan’ın durduğunu fark etmeyip yine çarptığında bu defa boş bulundu ve geriye doğru sendeledi. Arkasındaki taşa farkında olmadan takılıp ayağı kayınca Karahan refleksle bir elini sırtına, bir elini de az önce yırtılan eteğinden açılan baldırına götürdü. Uçsuz bucaksız Ürgüp’ün peri bacalarının olduğu tepede, uzaktan birileri görse âşıkların kayaların arasında tangonun son kapanışını yaptıklarını düşünebilirdi. Ama işin aslı öyle değildi. Bugün fazlasıyla yakınlaşmışlardı ama bu son noktaydı. Karahan’ın sıcak elini bacağında hisseden Nesli’nin içinde umarsızca bir şeyler kıpırdasa da savrulan saçlarını umursamadan doğrulmak istedi. Ancak ikisinin de farkında olmadığı bir şey vardı: uzaklardaki bir parmak, arka arkaya deklanşöre basıyordu. Ve bu fotoğraf karelerinde ölümsüzleşen anın, bir gün hangisinin önüne geleceği belirsizdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD