"KADERSEL❤️‍🔥"

2143 Words
Gözle görülmeyen bir yangın vardı Karahan’ın içinde. Neslişah’ın kim olduğunu bilmeden ona çekiliyordu sanki. Gözleri gözlerindeydi; rüzgârdan savrulan saçlarının kirli sakalına karışmasını umursamadan sadece ona bakıyordu. Eliyle çıplak bacağını daha sıkı kavradı. Nesli, Karahan’ın sıkılaşan parmaklarını hissettiği an göz bebekleri irileşti. Donup kaldı karşısındaki çekici adamın gözlerinde. Hissettiklerini kendine bile tarif edemiyordu. “Normal bir hayatı olan biri olsaydım…” diye düşündü. “O zaman burada onu öpebilir miydim?” Ne kadar sürerse sürsün, kim olursam olayım, gidene kadar bu hissi yaşamalıyım diye geçirdi içinden. Çünkü sahnede öğrendiği şeylerden birisi de duyguları ve hisleri yönetmenin bir yolu olmadığıydı. Parmakları Karahan’ın boynuna dolandı. Şimdiyse kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu. Ardından iki eliyle yanaklarından tuttu, hiç düşünmeden dudaklarını Karahan’ın dudaklarına bastırdı. Karahan birkaç saniyeliğine duraksadı ama dudaklarındaki sıcaklığın karşısında öylece durmak imkânsızdı. Neslişah’ın belinden daha çok çekti kendine, bacağındaki elini yavaşça yukarı çıkardı. İki kolunu da onun beline sardı. Bu kız onda tarifsiz bir etki yaratmıştı. Dudaklarını hareket ettirdi ve ardından gözlerini kapatıp sadece anda kalarak öpüşmeye devam ettiler. Aynı anda dudakları ayrıldığında Neslişah’ın göğsü hızla inip kalkıyordu. Arzularına yenik düşse de umurunda değildi. Yaşadığı heyecanı daha önce hiçbir şekilde yaşamamıştı. Karahan karşısındaki kızın yüzüne baktı; hiçbir pişmanlık belirtisi yoktu. Aslında yakınlıklarından kaynaklı bir anlığına böyle bir şey yapmıştı Nesli. Açıklama bile yapmadan çekip gidebilir diye düşünse de Nesli’nin karşısında hiç kıpırdamadan gözlerine baktığını görünce içine derin bir rahatlama yayıldı. Neslişah pişman değildi, evet. Ama Karahan’ın yüz ifadesini okuyamıyordu. Öpüşüne karşılık vermiş olsa da şu an sadece birbirlerine bakıyorlardı. Sahnede uzun süre böyle bir duraklama olursa mutlaka yıkıcı bir cümle gelirdi. O yüzden Neslişah bir adım geri çekildiğinde Karahan kollarını gevşetti. “Ben…” dedi Neslişah. Ama Karahan’ın içi daraldı. “Pişman oldu sanırım… Şimdi gidecek.” diye geçirdi aklından. Nesli, “Afedersin, benim hatam.” deyip Karahan’ın elindeki çantasını kapıverdi ve eteğini toplayıp hızla önünden geçerek yürümeye başladı. Karahan şaşırmıştı. Neslişah’ın arkasından, “Hey!” diye bağırdı. “Bekle!” dedi. Ancak Neslişah ardına bile bakmıyordu. Kendi arzulamıştı Karahan’ı ama onun yüz ifadesini çözemediği için beklemediği bir cümleyle karşılaşmak istemediğinden, arkasından bağıran adamı duymuyor gibi yapıyordu. Karahan böyle hissetmişken Nesli’yi bırakmaya niyeti yoktu. Peşinden adımlarını daha da hızlandırdı. “Ayça!” diye bağırdı. Ama Neslişah dişlerini sıksa da yürümeye devam ediyordu. Çünkü yalandan ibaret olan hayatında yaşadığı tek gerçek, az önceki öpücüktü. Ve zaten ailesinin amacı yine kızlarını biriyle evlendirme vaadiyle dolandırmaktı. Ne annesinin ne de babasının Karahan’ı görmemesi gerekiyordu. Karahan, Neslişah’a yaklaştığı an, Nesli’yi de kullanıp Karahan’ı da dolandırmaya çalışacakları bariz belliydi. Merdivenlere çıkan kayanın önünde durdu. Elinde sıkıca kavradığı eteğinin ucunu bıraktı ama rüzgâr yavaş yavaş daha da sertleşmeye başlıyordu. Eteği savrulunca yine bacağı açıldı. Adımını atıp nasıl aşabilirdi ki bu engeli? Az önceki yaşadıklarından sonra mantıklı düşünemez olmuştu. Ama arkasından gelen adımların sesini duydu. Bir an evvel merdivenlere ulaşmalı ve aşağıya inmeliydi. Sağa sola bakındı. Önünde duran engelden daha alçak bir yer gördü. Arkasına dönmeden sola doğru adımladı. Ancak Karahan çoktan omuz hizasında kendisiyle birlikte yürüyordu bile. Ona bakmadan çıkabileceğini düşündüğü yere ulaştı. Önce çantasını bıraktı merdivenin kenarına, ardından önünde duran taşa basıp ellerini yerleştirdi. Kendini yukarı çekti ve merdivenin kenarına oturdu. Göz göze gelmek istemese de genç adam karşısındaydı. Karahan “Neden öptün?” diye sormayacaktı elbette. Ancak böyle kaçar gibi uzaklaşmasına anlam verememişti. İlk öpen de oydu üstelik. Ancak karşısındaki kız hamle yapacağı an rüzgâr savurdu saçlarını. O farkında değildi ama eteği açıldı, açılacaktı. Karahan elini uzatıp eteğinin ucunu tuttu. Nesli başını kaldırıp Karahan’a baktı. Ve eteğini tuttuğu elinin üzerine elini koyup başıyla teşekkür etti. Gözlerini kaçırırken Karahan parmaklarıyla Nesli’nin çenesini nazikçe tutup gözlerine bakmasını sağladı ve tek bir cümle söyledi: “Senin hatan değildi.” Nesli konuşmak istedi ama ne söyleyeceğini, ne konuşacağını bilmiyordu. Yalnızca karşısındaki adamın yüzüne bakıyordu. Ama bu defa adamın yüzündeki ifade huzurluydu, sorgulamıyordu ve sakindi. Karahan kendini yukarı çekti, ardından doğrulup Neslişah’a döndü. Elini uzattığında Neslişah düşünmeden tuttu ve ayağa kalktı. Tam eğilip çantasını alacağı sırada Karahan da uzandı. Çantanın kulpunda elleri birleştiğinde ikisi de geri çekilmedi. Karahan yerden çantayı alıp, “Sen eteğini tut.” derken kolunu uzattı. “Merdivenler çok dik.” diye ekledi. Nesli, Karahan’ın uzattığı koluna girdi ve dediği gibi diğer eliyle de eteğinin boydan boya sökülen yanını tuttu. Birlikte merdivenlerden inip düzlüğe ulaştıklarında, Karahan’ın kolundan çıkıp çantasını almak için elini uzattı. Karahan, Neslişah’ın çantasını verirken içinden bir ses, “Ne yapıyorum ben?” dese de bedeni kendinden bağımsız hareket ediyordu sanki. Neslişah teşekkür edip çantasını açtı ve telefonunu çıkardı. Ablasını aramak için ekranı kaydırdı. Arkasını Karahan’a dönüp yavaşça adımlarken kulağına götürdüğü telefonun diğer ucunda ablasının sesi duyuldu. “Alo…” “Abla, neredesiniz?” dedi Nesli. Tülay’ın sesi neşeli geliyordu. “Ablacım, indik biz ama Serkan ısrar edince kıramadım. Avanos’a doğru gidiyoruz. Sen eve dönebilir misin?” “Tamam abla.” dedi Nesli. Çünkü biliyordu ki her zaman avlarının güvenini kazanmak zorundalardı. En azından hastaneye abimin yanına gidebilirim diye düşündü. Bir taksi çağırması lazımdı. Telefonu çantasına koyup döndüğünde Karahan bıraktığı yerde birileriyle konuşuyordu. Konuşurken de arada bir Nesli’ye doğru bakıyordu. Son olarak önündeki adamın omzuna dokunup Nesli’ye doğru yürümeye başladı. Neslişah da ona doğru yürüyüp karşı karşıya geldiklerinde, “Ablam Serkan’la Avanos’a gidiyormuş. Ben de eve dönsem iyi olur.” dedi. Karahan, “Seni bırakayım o halde.” dedi. Ama gitsin de istemiyordu sanki. Nesli, “Hayır, hayır… Ben dönerim.” dedi. Ama asıl amacı Karahan’a nereye gittiğini belli etmemekti. “Rica etsem bana bir taksi çağırabilir misin?” Karahan umursamadan, “Gel hadi.” dedi. “Ama…” dedi Neslişah. Ancak Karahan yürümeye devam ederken, “Hadi ama… Ben de eve gideceğim. Seni de bırakırım.” dedi. Derin bir nefes alıp hızlı adımlarla Karahan’ın peşine düştü Nesli. “En azından üzerimi değiştiririm madem…” diye geçirdi içinden. Önden giden Karahan siyah bir arazi aracının yanında durdu. Ön kapıyı açıp Neslişah’ı bekledi. Nesli bu hareketinden sonra daha da hızlandı. Ancak koltuğa yetişebilmek için yine yardıma ihtiyacı olacaktı. Tam Karahan’a dönecekken belini kavrayan ellerle yerden yükseldiğini hissetti. Ardından arabanın ön koltuğuna nazikçe bırakıldı. Karahan’a dönüp gülümsedi. Karahan kapıyı kapatıp aracın önünden dolaşırken kendi kendine, “Yine aynısını yaptın işte…” dedi. Bu güzel kıza bir kez dokunmuştu, ve üzerine çöken bir lanet gibi sürekli temas etmek istiyordu bedeni ona. Şoför koltuğuna oturup kapıyı çekti. Nesli dışarı bakarken bir an gözleri ona kaydı. “Yanımdaki bu kız bir saatte aklımı başımdan alamaz değil mi? Üstelik ona temas etmek istemem beni sapık durumuna düşürmez.” diye geçirdi içinden. Motoru çalıştırırken gözlerini ondan alamadı. Bembeyaz teni, ela gözleri, sarı uzun dalgalı saçları, değdiği an sıcaklığını hissettiği dolgun dudakları… Başını hafifçe sallayıp direksiyonu kırdı ve yola koyuldu. Yol boyunca ne Nesli ne de Karahan tek bir kelime etmediler. Ancak eve yaklaştıklarında Karahan, Neslişah’a dönüp, “Buraya ablanla yalnız mı geldiniz?” dedi. Neslişah sessizliğin ardından boğazını temizleyip, “Aslında hayır… Annem, babam ve abim de bizimle.” dedi. Karahan başını salladı. “Ne zaman dönüyorsunuz?” diye sordu bu defa. Nesli, “Ne zaman döneceğimiz belli değil. Babam buraları çok sevdi, belki buraya bile yerleşebiliriz.” dedi. Cevap veriyordu ama doğru değildi. Ne diyebilirdi ki? “Kuzenini dolandırıp istediğimizi aldıktan sonra…” diyemezdi herhalde. Karahan yerleşme fikrini duyduğunda içine yayılan rahatlama hissiyle arabayı evin önünde durdurdu. Neslişah, “Teşekkür ederim.” deyip kapıyı açtığında yine o yükseklik engeliyle karşılaştı. Kapının kapanma sesini duyduğunda Karahan önünde belirdi. “İzninle…” deyip yine Neslişah’ın belinden kavradı ve araçtan indirdi. Ancak Nesli’nin belindeki ellerini hâlâ çekmemişti. O sırada Cevriye’nin sesi duyuldu: “Başka yer yok gibi… Kim koymuş bu arabayı kapının önüne!” diye bağırdı. Nesli’nin gözleri kocaman oldu. Alt dudağını ısırıp Karahan’ın gözlerine bakarak işaret parmağını dudaklarına götürdü. Ama ayak seslerini duyduğu an Karahan’ın kolundan tutup çekiştirmeye başladı. Arabanın arkasına geldiklerinde dudaklarını oynatarak, “Annem…” dedi. Karahan’ın yüzünde muzır bir gülümseme belirdi. Ancak Nesli’nin onu annesinden uzaklaştırmasının sebebi birlikte görülmek değildi. Görüldükten sonra annesinin Karahan’ı araştırmasından korkuyordu. Serkan’ın kuzeni olduğu, ondan daha varlıklı olduğunu duyduğunda tuzağına düşüreceğini biliyordu. Üstelik kendini kullanarak. Yapamazdı Nesli… En azından Karahan’a değil. Her ikisi de eğilmiş, arabanın arkasında sessizce beklerken ayak sesleri tekrar yaklaşmaya başlayınca Nesli bu defa Karahan’ın elinden tutup duvarla arabanın arasına çekti onu. Karahan hâlinden memnun gibiydi, yok yok, hatta eğleniyordu. Tam bir şey söyleyeceği sırada olduğu yerden annesinin çantasının ucunu gördü Neslişah ve uzanıp eliyle Karahan’ın ağzını kapattı. O sırada annesinin telefonu çaldı. “Tamam be, geliyorum.” dedi Cevriye. Ayak sesleri uzaklaşırken Nesli derin bir oh çekti ama eli hâlâ Karahan’ın ağzındaydı. Gözlerini rahatlamışçasına Karahan’a çevirdiğinde Karahan Nesli’nin elini tutup yavaşça aşağı indirdi. Başını uzatıp arabanın arkasına doğru baktığında bir kadının aşağı köşeden döndüğünü gördü. “Tehlike geçti sanırım.” dedi dudağının kenarı kıvrılmış bir şekilde. Nesli gözlerini devirip, “Annem…” dedi. “Seni görseydi eğer soru yağmuruna tutardı. O yüzden…” Lafını bitirmeden Karahan, Nesli’nin beline sarılıp kendine çekti. Konuşmasının devamını getiremeden bu defa Karahan yaptı hamleyi ve dudakları buluştu. Nesli de istiyordu. Karahan’a çekiliyordu. O köşede ilk çarpıştıkları andan itibaren hissetmişti bunu. Ellerini boynuna dolandı. Ardından Karahan hızla yer değiştirip Nesli’yi duvara yasladı. Elini Neslişah’ın başının arkasına koyup yanağına dokundu. Öptükçe daha fazlasını istiyordu. Karahan Hozankaya, daha birkaç saat önce karanfil sigarasını içerken kendine söyledikleriyle çelişkiye girmişti. Ancak dudaklarının ucundaki kızın tadını aldığından beri ona dokunamadan duramıyordu. Bu, kendini zapt etmenin dışında bir şeydi. “Yapmam.” dediği şeyleri yapıyordu. Kızın kokusunu içine çektikçe söylediği şeyler umurunda mıydı? Hayır, hiç de umurunda değildi. Uzun bir öpüşmenin ardından geri çekildiğinde Karahan alnını Nesli’nin alnına yasladı. İkisi de birbirlerinin dudaklarına dikmişlerdi gözlerini. Nefes nefese kalmışlardı. Karahan, Nesli’nin çenesine dokundu. Son bir öpücük kondurup geri çekildi. Eliyle evin kapısını işaret edip, “Üzerini değiştirsen iyi olur.” dedi. Nesli eğilip eteğine baktı. İki eliyle çantasının kulpuna sarılıp gülümsedi. “Hoşça kal.” dedi. Ancak kapıya doğru yaklaşırken çantasını açtığında anahtar yoktu. Zaten çantayı karıştıracak kadar bir eşyası da yoktu; telefonu, ruju ve cüzdanı vardı sadece. “Kahretsin…” dedi dudaklarının arasından. Soluna baktığında Karahan arabasına yaslanmış, bir eli cebinde, Nesli’nin içeri girmesini bekliyordu. Ama Nesli gülümseyip tekrar çantayı karıştırdı. “Off…” dedi derin bir nefesle. Bu defa Karahan duymuştu. “Bir sorun mu var?” diye sordu. Nesli ona dönerek başını salladı. “Anahtar yok. Ablamda kalmış olmalı.” dedi. Karahan Nesli’ye yaklaşıp, “Evde kimse yok mu?” diye sordu. Bahçe duvarından içeri bakmak için ayağını attığı sırada Nesli, “Dur, ne yapıyorsun? Evde kimse yok.” dedi. Karahan durup Nesli’ye baktı. “Ee, ne yapacaksın?” diye sordu. “Annemi arayayım.” deyip telefonu çıkardı. Hızla ekranı kaydırıp rehbere girdi ve annesini aradı. İkinci çalmadan sonra telefon açıldı. Birkaç adım uzaklaşıp, “Alo anne…” dedi. “Alo Neslişah, ne oldu?” dedi Cevriye. “Anne… Anahtarı unutmuşum. Kapıda kaldım.” Cevriye, “İyi halt ettin! Bir öğrenemediniz sorumluluk almayı. Hastahaneye gidiyorum, gel al.” dedi ve yüzüne kapattı. Ama Karahan’a belli edemezdi. Annesi kapatmış olsa da telefonu kulağından indirmeden Karahan’a döndü ve gülümsedi. Onun duyacağı ses tonunda, “Tamam anneciğim, görüşürüz.” dedi ve kapatmış gibi yaparak telefonu çantasına attı. Karahan’ın yanına dönüp, “Annemin biraz işi varmış.” dedi. Karahan, “Ablan da Avanos’ta. Onların gelmesi akşamı bulur. Sen de bu halde dışarıda kalamazsın.” dedi ve gökyüzüne baktı. Rüzgârın şiddetlenmesinden belliydi. Çok sürmez, yağmur da yağardı. Nesli kapının önündeki eşiği gösterip, “Aslında şurada oturup bekleyebilirim. Nasıl olsa annem gelecek.” dedi. Ama birden gök gürledi ve kara bulutlar hızla toparlanmaya başladı. Neslişah’ın kaşları kalktı, gözleri büyüdü. Karahan gitmiş olsaydı bir taksi çevirip hastahaneye gidebilirdi. Ama Karahan’ın onu bu şekilde bırakmaya niyeti yoktu. “Hadi gel, en azından bize gidelim.” dedi. Nesli şaşırmıştı, bu teklifini kabul edemezdi. “Olmaz.” dedi. “Neden olmasın? Hem bizim ev yakında annen geldiğinde arar nasılsa.” dedi Karahan. Onu bu şekilde burada bırakmamaya kararlıydı. Hem biraz daha yanında kalsa hiç fena olmazdı. Yağmur çiselemeye başladığında, “Hadi ama.” dedi Nesli’nin elinden tutup. Utanmasa ellerini açıp “Allah’ım şükürler olsun.” diyecekti yağmur başladığı için. Kapıyı açıp Nesli’yi tekrar arabaya bindirdi. Kapıyı kapattığı an bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Koşarak şoför koltuğuna bindiğinde ıslanmıştı bile. Saçlarının ucundan süzülen yağmur damlası çenesinden akıyordu. Dönüp Nesli’ye baktı. “Gördün mü? Buralarda bulutlar kararınca beş dakikan var bir yerlere sığınmak için.” deyip gülümsedi. Karahan’ın bu hali Nesli’ye bir hayli sempatik gelmişti. Arabayı çalıştırıp konağın önüne geldiklerinde yağmur hâlâ yağmaya devam ediyordu. Aracı gören çalışanlar ellerinde şemsiyelerle gelip Karahan’ın kapısını açtılar. “Hoş geldiniz Karahan Bey.” dediklerinde Karahan araçtan inip Nesli’nin kapısına yürüdü. Başının üzerinde tutulan şemsiyenin altından Nesli’yi araçtan indirmek üzere dördüncü defa belinden tuttu. Yardımcının elindeki şemsiyeyi alıp, “Sağ ol Osman.” dedikten sonra elini Nesli’nin beline koyup konağın kapısından içeri girdi. Avluya girdiklerinde Nesli’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. Burası daha önce hiç görmediği kadar büyük bir konaktı. Taş duvarların ihtişamı, yüksek kemerli girişler, avlunun ortasında şırıldayan küçük bir şadırvan… Her şey göz kamaştırıcıydı. Karahan’ın, “Hüsne ablaaa!” diye içeri seslenişiyle önüne döndü. Nesli, bu seslenişin ardından konağın içinden gelecek adımları beklerken, kalbinin ritmi yağmurun sesiyle yarışıyordu…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD