"KORKULAR"

2032 Words
Sabah erkenden telefonun çalma sesiyle uyandı Neslişah. Ablasının telefonu ısrarla çalıyordu. Tülay umursamadan uyumaya devam ederken. “Ablaaa…” diye seslendi Neslişah, ama ablası diğer tarafa dönüp uyumaya devam etti. Yataktan kalkıp komodinin üzerindeki telefonu eline aldığında arayanın annesi olduğunu gördü. Kafasını kaşıyıp açtı telefonu. “Tülay, kalktınız mı?” diye sordu Cevriye. “Benim anne.” dedi Neslişah. “Ne o, uyuyor mu hâlâ ablan?”. Neslişah, yatakta başına battaniyesini çekmiş yatan ablasına baktı. Annesinin ne söyleyeceğini az çok tahmin ediyordu. “Hayır, lavaboda. O yüzden ben açtım.” dedi. “İyi… Akşam söylediklerimi unutmasın. Ne zaman çıkacaksınız? Bekletmeyin oğlanı.” Neslişah derin bir nefes alıp, “Olur anne, bekletmeyiz.” dedi. Telefonu kapattıktan sonra elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladı. Tekrar odaya döndüğünde ablası hâlâ uyuyordu. Yanına yaklaşıp kolundan sallarken, “Abla, kalk hadi. Bugün işimiz var, biliyorsun.” dedi. Ablası, “Yaaa…” diyerek yataktan uykusunu alamamış şekilde doğruldu. Neslişah dolaba yaklaşıp kendine kıyafet çıkarırken, “Hadi abla, hadi. Annem aradı. Kalk, hazırlanıp gidelim.” dedi. Tülay kardeşinin arkasından yaklaşıp, “Ne oldu sana Nesli? Hiç bu kadar hevesli görmemiştim seni.” dedi. Neslişah dolaptan sarı elbisesini alıp ablasına döndü. “Biliyorsun abimin neden orada yattığını. Gidip şu işi halledelim.” dedi. Tekrar dolaba döndüğünde esmer güzeli ablasına da kırmızı bir elbise çıkarıp uzattı. Tülay lavaboya giderken Neslişah elbisesini giymeden önce aynada kendine baktı. O parayı ne yapıp edip kısa sürede bulmaları gerekiyordu. Ablasıyla kaçmayı düşünürken yine eli ayağı bağlanmış, şimdi de abisinin borcunu ödemek için kollarını sıvayacaktı. Bu iş bittiğinde buradan da kaçacaklarını biliyordu. Ve sonraki duraklarında başrol kendisi olacaktı. Nesli, sarı, beli kemerli, eteğinin ucuna kadar düğmeli olan elbisesini giymişti. Sarı saçlarını omuzlarına salmıştı. Aynanın önünde eğilip hafif bir makyaj yaptı. Bir rimel, dudak kalemi ve bir ruj… Yeterliydi. Makyaj yapmasa bile çok güzeldi. Parfümünden birkaç fıs sıkıp hazır olduğundan emin oldu. Koluna taktığı narin saatine baktığında ona yaklaşıyordu. Saat onda meydanda buluşmak için sözleştiklerini hatırladı. Arkasını döndü. Ablası da üzerini giymişti, küçük aynayı eline almış rujunu sürüyordu. Neslişah küçük çantasının içine rujunu, telefonunu ve cüzdanını koyduktan sonra ayakkabılarını eline alıp odadan çıktı. Tülay arkasından, “Beni bekle!” diye seslendi. “Tamam abla, avludayım ben. Çabuk ol.” dedi Neslişah. Ayakkabılarını ayağına geçirip avluya indiğinde evin ahşap kapısı çalındı. Tülay ayakkabılarını giyerken Neslişah kapıyı açtı. Karşısında gülümseyen adam, Serkan’dan başkası değildi. “Ayça, nasıl oldun?” diye sordu Serkan, ama gözleri arkadan gelen Tülay’daydı. “Daha iyiyim, teşekkür ederim.” dedi Neslişah. Tülay yanlarına geldiğinde, “Günaydın.” dedi. “Günaydın Gülay Hanım.” diye karşılık verdi Serkan. Arkasındaki yüksek arabayı gösterip, “Gidelim mi? Sizi çok güzel bir yere götürmek istiyorum.” diyerek kapının önünden yana çekildi. Tülay gülümseyip, “Olur.” dedi. Önde Tülay, arkasında Nesli yürüyüp aracın arka koltuğuna binecekleri sırada Serkan ön kapıyı açıp, “Gülay Hanım, siz şöyle gelin isterseniz.” dedi. Tülay, “Peki.” diyerek arabaya bindi ve kapısını çekti. Serkan da şoför koltuğuna geçip aracı çalıştırdı. Neslişah arka koltukta kalmıştı. Gözü Karahan’ı aramıştı ama belli ki işleri vardı ve gelmemişti. Camdan dışarı bakarken Nevşehir’in tarihi evleri, Arnavut kaldırımları ve yaşanmışlık dolu sokaklarından geçip toprak yola çıktılar. Önde Serkan ve Tülay sohbet ederlerken Neslişah başını sağa çevirmiş, dışarıdaki peri bacalarını seyretmeye koyulmuştu. Gerçekten doğa harikasıydı bu diyarlar. Masallardaki büyülü mekânlar gibiydi. Ardından yeni havalanan devasa hava balonlarını gördüler. Tülay, “Vay canına, çok güzeller!” diye şaşkınlıkla izlerken Neslişah cama daha da yaklaşıp balonların ardında atın üzerinde birinin dört nala koşturduğunu gördü. Araç uzaklaşırken , koşturan at gözlerden kaybolmuştu. Bir süre sonra Serkan aracını yüksek bir yerde durdurdu. Neslişah arabadan inip karşısındaki manzaraya baktığında içinde kısa süreliğine bir huzur hissetti. “Eğer gözlerim kör olacak olsaydı, son kez bu manzarayı görmek isterdim herhalde.” diye geçirdi içinden. Sessizliğin içinde tozu dumana katarak az önce balonların ardında gördüğü at yaklaştı yanlarına. Huzuru toz içinde kalarak bozulmuştu. Attan inen kişinin kim olduğunu göremiyordu. “Yavaş, biraz yavaş!” diye çıkıştı. Serkan’ın sesi duyuldu ardından; “Karahan, gelebildin nihayet.” dedi. Neslişah üstünü başını silkelerken öksürüklere boğuldu. Atın çıkardığı tozu yutmuş, boğazı tıkanmıştı. Ablası Neslişah’ın sırtına hafifçe dokunup, “Su ister misin ablacım?” dedi. Nesli başını salladığında Tülay sağa sola bakındı. Serkan, “Arabada su vardı.” diyerek bir şişe açılmamış suyu aldı ve Neslişah’a uzattı. Suyu yudumladığında rahatlamıştı Nesli. Serkan’a teşekkür edip gözlerini Karahan’a dikti. “Keşke biraz daha yavaş gelseydiniz. Bütün toz boğazıma yapıştı.” dedi. Karahan umursamadan atını aracın arkasındaki kasaya sıkıca bağlayıp, “Biraz daha su içerseniz geçer.” dedi ve önden yürüdü. Neslişah dişlerini sıkarken Serkan, Tülay’a kolunu uzatıp girmesini bekledi. Nesli yandan bir bakış attıktan sonra arabada bir şey mi kaçırdım diye düşünürken ablası ve Serkan’ın peşine düştü. Tepede büyük bir peri bacasının içerisine kurulmuş bir restoranın önünde durdular. İçeriden koşarak birkaç çalışan çıktı, “Hoş geldiniz Karahan Bey.” dediler. Karahan, “Sağ olun. Dört kişilik serpme kahvaltı hazırlayın lütfen.” diyerek manzarayı en güzel gören masaya oturdu. Peşinden Tülay ve Serkan da gidip karşılarına oturdu. Çalışanlardan birine lavaboyu soran Neslişah elini yüzünü yıkadıktan sonra masaya döndü. Masadaki tek boş yere, Karahan’ın yanına yaklaştı. Sandalyeyi biraz ondan uzaklaştırdı ve oturdu. Oturduğu yerden aşağıdaki balonları seyretmeye başladı. Aslında en güzel yeri bilerek boş bırakmıştı Karahan. Ve Neslişah bunun farkında bile değildi. Kısa süre içinde ellerinde tepsilerle geldi çalışanlar. Dört kişi arka arkaya sıralanmış, iki kişi de tepsilerden aldıklarıyla masayı donatıyorlardı. Garsonlar “Afiyet olsun.” deyip giderlerken Serkan termusu alıp önce Tülay’ın bardağını doldurmaya başladı. Karahan’a da kaş göz işareti yaparak, “Sen de diğer termusu al, kızın bardağını doldur.” dercesine baktı. Karahan yandan Neslişah’a bir bakış attı. Aslında ne kadar da masum görünüyordu Karahan’ın gözüne. Gözlerini kapatıp açtı Karahan, eline termosu alıp Neslişah’ın bardağına uzandı. Neslişah’ın yüzünde derin bir ifade vardı. Ne düşündüğünü bilmek istese de soramazdı. Çünkü aralarında o kadar samimiyet yoktu. Kendi bardağını da doldurduktan sonra karşısında oturan Serkan ve Tülay’ı süzdü. Bir yandan sohbet ediyor, öte yandan Serkan Tülay’ın tabağını dolduruyordu. “Umarım üzülmezsin Serkan.” dedi Karahan içinden. O sırada Neslişah masaya döndü. Tabağına birkaç dilim peynir, bir parça domates aldı. Karahan, tabağına çok az yiyecek aldığını görünce kendine yaptığı tabakla Neslişah’ın tabağını değiştirdi. Neslişah Karahan’a dönüp tam “Yiyemem bu kadar.” diyeceği sırada Karahan, “Afiyet olsun.” dedi. “Ama…” dedi Neslişah. Karahan sözünü bitirmesine izin vermedi: “Başla lütfen.” diyerek kendi tabağına döndü. Uzun dalgalı sarı saçlarını geriye attı Nesli. Tabağındaki menemenden bir çatal aldığında gözlerini kapattı. “Bu… Bu çok leziz!” dedi. Serkan gülümseyip Neslişah’a döndü: “Bak Ayça, böyle yiyeceksin.” diyerek ekmeğini menemene bandırdı. Tülay ve Nesli gülerken Karahan umursamıyordu bile. Çünkü Serkan’ın her zamanki haliydi bu. Kahvaltılarını bitirip kahvelerini yudumlarken Nesli ayağa kalkıp kayanın üzerindeki salıncağı gösterdi. “Abla, orada fotoğrafımı çeker misin?” dedi. Masanın altından Serkan Karahan’ın ayağına vurdu. “Kalk hadi, tam zamanı.” der gibi. Ama Karahan ayağını geri çekti. Bu defa da Serkan, “Bizi yalnız bırak.” dercesine yalvaran gözlerle baktı Karahan’a. Karahan derin bir nefes alıp ayaklandı. Neslişah’ın peşinden gidip salıncağa bindiği yerin biraz gerisinde durdu. Cebinden telefonunu çıkarıp birkaç poz yakaladı. Nesli heyecanla Karahan’ın yanına yaklaştı, eğilip ekrandaki pozlarına bakmaya başladı. Gözlerinin önünde dikkatle ekrana bakan kızın kokusu burnuna dolmuştu Karahan’ın. Ne kadar direnmeye çalışsa da başaramıyor gibiydi. Tanımadığı birinden etkilenmek acizlikti onun için. Telefonunu Neslişah’ın eline tutuşturup birkaç adım uzaklaştı. Cebinden çıkardığı karanfil sigarasını yakıp dumanını ciğerlerine çekerken, daha birkaç yıl önce nasıl da yüzüstü bırakıldığı geldi aklına. Üstelik tanıdığı, aslında tanıdığını sandığı biri tarafından. Nişan arefesinde ortağıyla kaçmıştı sevdiği kız. O günden sonra çok iyi tanımadığı birine gönlünü kaptırmamaya yemin etmişti. Şimdiyse kendini bırakıp giden kızı ilk gördüğündeki hislerden daha yakıcıydı içindeki şey. Ama olmazdı. Çünkü kendine verdiği sözü tutmalıydı. Karahan o yakıcılıktan uzaklaşmışken, salıncakta sallanmaya devam eden Neslişah’ın kafasında daha başka bir şey vardı: abisi. “Acaba bir köşeye geçip annemi arasam mı?” diye düşündü. Sonra annesinin onu sorguya çekebileceği geldi aklına. “En iyisi şu gezme işi bittikten sonra yanına gitmek.” diye geçirdi içinden. Saçlarını savurup sallanmaya devam ederken sırtındaki ellerle irkildi. Kendini kimin salladığını bilmiyordu. Arkasını da göremiyordu. “Abla…” dedi önce, ama ses gelmedi. “Karahan…” dedi yine, ses yoktu. Bu arada salıncak gitgide hızlanıyordu. “Kimsen, yavaşla lütfen!” dedi. Salıncağın kalın iplerinden sıkı sıkıya tutsada, bir an için elinin kayıp uçurumun kenarından düşebileceği korkusu nüksetti . “Dur artık!” dedi çığlık çığlığa. Tam o anda salıncağın ipleri çekilip hızla durduruldu. Neslişah saçları yüzüne düşmüş, nefes nefese indi salıncaktan. Arkasını dönüp başını kaldırdığında karşısında gördüğü kişi Karahan ve akşam ki dizlerine sarılan adam Beşir’di. Beşir, suç işlemiş çocuk gibi Karahan’ın arkasına saklanmıştı. Ama Neslişah o sinirle Beşir’in üzerine doğru yürüdü. Yüzünde öfkeli bir tavır, nefes nefese parmağını kaldırdı: “Ne yaptığını sanıyorsun sen!” diye sesini yükseltti. Ama Beşir, Karahan’ın gömleğini arkadan sıkıca kavramıştı. Başı yerdeydi. “Özür dilerim…” dedi. “Sence oradan düşmüş olsaydım özür dilemenle geçecek miydi?” diye bağırdı Neslişah. Beşir, “Karahan amca…” diye ağlamaya başlayınca Karahan girdi bu defa araya: “Özür diledi işte.” dedi. Neslişah o an da Karahan’a dönüp, “Merhamet gösterirken, başkalarına nasıl davranması gerektiğini de öğretmiş olsaydın keşke.” diye tısladı. Karahan dişlerini sıkıp, “Sana özel bir durumu olduğunu söyledim.” dedi. “O zaman evden dışarı çıkmasın! Görmedin mi ne yaptığını?” dedi Neslişah. Beşir bu defa daha şiddetli ağlamaya başladı. “Özür dilerim, özür dilerim… Korkutmak istemedim.” diyerek diz çöktü. Karahan bir adım atıp Neslişah’ın önünde durdu. Heybetli cüssesiyle, “Keşke sen de benim gibi merhametli olsaymışsın. En azından merhamet, karşındakinin de duyguları olduğunu hatırlatıyor.” dedi. Neslişah, Karahan’ın bu sözünden sonra dişlerini sıktı ama Karahan’a hak vermiyor değildi. Zaten stresliydi, bir de üstüne böyle bir olay yaşanınca aslında akıl sağlığı yerinde olmayan birinin fazla üzerine gitmişti. Ama yapacağı tek şey geri çekilmek olacaktı. Başını sallayıp Karahan’ın önünden çekip giderken sertçe kolundan tutulup çekildi. “Ablan da sen de bizden uzak durun.” dedi Karahan sinirle ve fısıltıyla. Neslişah dişlerini sıkıp gözlerini sert bir şekilde kapattı. İçinden “Ya sabır…” dese de yandan öfkeli bakışla Karahan’a dönüp kolunu hızla çekti. “Farkında değilsin belli ki ama senin o aptal kuzenin başlattı bu saçmalığı.” dedi. Karahan, “Kimin başlattığı umurumda değil. Ama bitiren siz olacaksınız. Uzak durun dedim, anladığını sanıyorum.” dedi. Ve Beşir’in elinden tutup Neslişah’ın yanından uzaklaştı. Karahan’ın arkasından bakarken ellerini yumruk yapıp ayağını yere vurdu Neslişah. İçinde öfke, pişmanlık ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Karahan ve Beşir gözden kaybolurken Neslişah da ablasının yanına doğru yürüdü. Sağa sola baktı ama ne ablası vardı ortalıkta ne de Serkan. Çantasını masadan alıp merdivenlerden peri bacalarının tepesine doğru tırmanmaya başladı. En tepeye çıktığında etrafa bakınıp gözleri ablasını arasada ablası burada da yoktu. Çantasından telefonunu çıkarıp ablasını aradı. İkinci çalışta açtı Tülay. “Abla, neredesiniz?” dedi. “Arabanın yanındayız canım.” dedi Tülay. “Tamam, geliyorum.” diyerek kapattı Neslişah. Tekrar geldiği merdivenlere yönelirken yan tarafta daha kayalık bir alanda, tehlikeli bir yerde duran adamı gördü. Kollarını açmış, adım adım boşluğa yaklaşıyordu. Birden gözleri büyüdü Nesli’nin. İlk hamleyi yapmak için adımını sağlam bastı. Kayaların arasından zor da olsa adama yaklaştığında, aslında o kişinin az önce kendini tehlikeye attığının bile farkında olmayan Beşir olduğunu gördü. “Beşir, yapma! Dur!” dedi Neslişah, bir yandan da önündeki kayaları aşmaya çalışıyordu. Ayakları kayıyordu. Ama Beşir ona dönüp gözlerini açtı, gülümsedi ve el salladı. “Dur Beşir, ne olur!” dedi Neslişah. Ama Beşir kolları iki yanda, gülümseyerek bir adım daha attı. Neslişah adımlarını hızlandırıp bir kayanın daha arasından geçip Beşir’in durduğu yere elini atmasıyla ayağı kaydı ve bu defa alnını çarptı. Umursamadan diğer elini de atıp kendini Beşir’in durduğu kayanın üzerine çekti. “Beşir, dur! Hadi gel, gidelim.” dedi Neslişah. Beşir tekrar ona baktığında yüzünde endişe vardı. Hızla dönüp parmağıyla Neslişah’ı işaret ettiği an ayağı kaydı. Ve o devasa kayadan aşağı düştü. Neslişah’ın gözleri büyüdü, nefesi kesildi. Bir an dondu kaldı. Kulakları uğuldamaya, kalbi hızla atmaya başladı. Kayaların arasından yükselen toz bulutu, sessizliği bozan bir çığlık gibiydi. Neslişah dizlerinin üzerine çöktü, elleriyle kayayı kavradı. Ancak aşağı bakamıyordu. Olduğu yerde kaldı. Gözlerinden yaşlar süzülürken nefes nefese, “Beşir…!” diye bağırdı. Ama cevap yoktu. Sadece aşağıdan gelen taşların yuvarlanma sesi vardı. İçinde bir boşluk, bir korku ve bir suçluluk büyüyordu. Artık hiç bir şey geri alınamazdı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD