Eşim yaptı

1643 Words
Hakkâri’de gece yine soğuktu. Karargâhın ışıkları yanıyordu ama çoğu asker odalarına çekilmişti. Yüzbaşı Baran Demir karargâhın avlusunda tek başına duruyordu. Elleri cebindeydi. Gözleri karanlık dağlara bakıyordu. Ama aklında dağlar yoktu. Aklında Havin vardı. Bir askerin hayatı genelde basitti. Görev, disiplin, sorumluluk… Baran yıllardır böyle yaşamıştı. Duygularını geri plana atmayı öğrenmişti. Ama Havin ortaya çıktığından beri… her şey biraz değişmişti. Baran ilk defa o karanlık yolda onu gördüğü anı hatırladı. Yerde korku içinde geri çekilen genç bir kız… Gözlerinde o kadar korku vardı ki Baran o an hiçbir şey düşünmeden müdahale etmişti. Sonra askeriyeye geldiği gece… Kabus gördüğünde koridorda titreyerek ona sarılması… Azad’ın tekrar gelmesi… Babası tarafından öldürülmek üzereyken onu kurtarması… Baran derin bir nefes aldı. Bir askerin görevi insanları korumaktı. Ama bu farklıydı. Havin artık sadece koruması gereken biri gibi gelmiyordu. Onu düşündüğünde içinde garip bir huzursuzluk oluşuyordu. Sanki ona bir şey olursa… Baran bunu düşünmek bile istemiyordu. Tam o sırada arkasından bir ses geldi. “Komutanım?” Baran arkasını döndü. Bir asker ona bakıyordu. “Bir şey mi oldu?” Baran başını salladı. “Hayır.” Ama asker gülümseyerek sordu: “Komutanım… gerçekten evlenecek misiniz?” Baran birkaç saniye cevap vermedi. Sonra sakin bir şekilde konuştu. “Onu korumak için.” Asker başını salladı. “Anladım komutanım.” Asker gittikten sonra Baran tekrar yalnız kaldı. Gökyüzüne baktı. Kendi kendine düşündü. “Bu sadece onu korumak için…” Ama kalbinin bir köşesinde küçük bir ses vardı. Ve o ses ona şunu söylüyordu: Bu sadece korumakla ilgili değil. Baran bunu henüz kabul etmese de… Havin’in korkuyla ona sarıldığı o anlarda içinde oluşan duygu çok daha farklıydı. Hakkâri’de sabah yavaş yavaş doğuyordu. Dağların arkasından çıkan güneş askeri karargâhın avlusunu aydınlatıyordu. Havin küçük odasında yatağın kenarında oturuyordu. Gece boyunca neredeyse hiç uyuyamamıştı. Aklında sürekli aynı söz dönüp duruyordu: “Benimle evlen.” Baran bunu söylediğinde Havin çok şaşırmıştı. Hayatında hiç kimse ona böyle bir şey söylememişti. Ama bu normal bir evlilik teklifi değildi. Baran bunu onu korumak için söylemişti. Havin ellerini birbirine kenetledi. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Baran’ı düşünmeye başladı. Onu ilk gördüğü an aklına geldi. Karanlık yolda Azad’dan kurtardığı o gece… Sonra askeriyeye getirmesi… Kabus gördüğünde ona sarıldığında sakinleştirmesi… Babası silahı başına dayadığında kapıyı kırıp içeri girmesi… Havin’in gözleri doldu. Eğer Baran olmasaydı… Şimdi hayatta olmayabilirdi. Tam o sırada kapı hafifçe çalındı. Havin irkildi. “Gel…” Kapı açıldı. İçeri Yüzbaşı Baran Demir girdi. Baran her zamanki gibi sakin görünüyordu ama gözleri Havin’i dikkatle inceliyordu. “İyi misin?” Havin başını salladı. “İyiyim.” Sonra birkaç saniye sessizlik oldu. Havin sonunda konuştu. “Dün gece söyledikleriniz…” Baran anladı. “Evlilik meselesi.” Havin başını eğdi. “Gerçekten… sadece beni korumak için mi?” Baran birkaç saniye düşündü. Sonra dürüst bir şekilde cevap verdi. “Evet.” Havin başını kaldırdı. Baran devam etti. “Azad seni bırakmayacak.” Sonra biraz daha yumuşak bir sesle konuştu. “Ve ben sana bir şey olmasına izin vermem.” Bu söz Havin’in kalbine dokundu. Uzun zamandır kimse ona böyle sahip çıkan bir şey söylememişti. Havin yavaşça konuştu. “Ben size güveniyorum.” Baran bunu duyunca kısa bir an sustu. Havin devam etti. “Eğer bu beni koruyacaksa…” Sonra gözlerinin içine bakarak söyledi. “Benimle evlenebilirsiniz.” Baran birkaç saniye ona baktı. Havin’in gözlerinde korkudan çok artık güven vardı. Baran yavaşça başını salladı. “Tamam.” O anda ikisi de bilmiyordu… Bu evlilik sadece bir anlaşma olarak başlayacaktı. Ama zamanla… İkisi de birbirlerinin hayatındaki en önemli kişi olacaktı. Hakkâri’de sabahın ilk ışıkları dağların arkasından yavaşça yükseliyordu. Askeri karargâhın avlusunda hafif bir serinlik vardı. Yüzbaşı Baran Demir o sabah çok erken uyanmıştı. Uzun süre odasında düşünmüş, sonra kararını vermişti. Bir askere seslendi. “En yakın köyden bir hoca getir.” Asker şaşkınlıkla baktı ama hemen başını salladı. “Emredersiniz komutanım.” Baran bunu söyledikten sonra derin bir nefes aldı. Artık geri dönüş yoktu. Bir süre sonra Havin’in kaldığı odaya doğru yürümeye başladı. Koridor sessizdi. Kapıya geldiğinde hafifçe durdu. Kapı tam kapalı değildi. İçeriden hafif bir fısıltı gibi gelen bir ses duyuluyordu. Baran kapıyı yavaşça araladı. Ve gördüğü manzara karşısında birkaç saniye durdu. Havin namaz kılıyordu. Başındaki örtüsü düzgünce bağlanmıştı. Seccadenin üzerinde sessizce dua ediyordu. O kadar huzurlu görünüyordu ki Baran kapının eşiğinde kalakaldı. Havin secdeye gittiğinde odanın içinde derin bir sessizlik vardı. Baran istemeden onu izliyordu. Bu sahne ona tuhaf bir huzur vermişti. Havin namazını bitirdi. Ellerini açtı ve sessizce dua etmeye başladı. “Allah’ım… beni koru…” Sesi çok kısık ama çok içtendi. “…ve bana yardım eden insanı da koru.” Baran bunu duyunca gözlerini bir an kapattı. Havin duasını bitirdi ve yavaşça arkasını döndü. Kapıda Baran’ı görünce hafifçe irkildi. “Ben… sizi fark etmedim.” Baran kapının yanında duruyordu. “Özür dilerim. Rahatsız etmek istemedim.” Havin başını hafifçe salladı. “Yok… sorun değil.” Sonra merakla sordu. “Bir şey mi oldu?” Baran birkaç saniye ona baktı. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Bir hoca çağırttım.” Havin ne demek istediğini hemen anladı. Kalbi bir anda hızlandı. “Bugün mü…?” Baran başını salladı. “Evet.” Oda bir anda sessizleşti. Havin’in kalbi çok hızlı atıyordu. Baran ise sakin görünmeye çalışıyordu. Sonra Havin’e bakarak yavaşça konuştu. “Hazır mısın?” Havin birkaç saniye düşündü. Sonra başını hafifçe eğdi. “…Hazırım.” Ama ikisi de bilmiyordu… Bu sade nikah, onların hayatını tamamen değiştirecekti. Hakkâri’de sabah artık tamamen aydınlanmıştı. Askeri karargâhın avlusunda birkaç asker sessizce bekliyordu. Bir süre sonra kapıdan yaşlı bir hoca içeri girdi. Yanındaki asker onu Baran’ın yanına götürdü. Yüzbaşı Baran Demir avluda duruyordu. Üzerinde her zamanki gibi düzgün duran askeri üniforması vardı. Hoca yanına gelince Baran saygıyla başını eğdi. “Hoş geldiniz hocam.” Hoca etrafına baktı. “Hayırdır evladım?” Baran kısa ve net konuştu. “Bir nikâh kıyacaksınız.” Hoca başını salladı. Tam o sırada koridorun kapısı yavaşça açıldı. İçeriden Havin çıktı. Üzerinde uzun, sade bir elbise vardı. Başındaki örtüsü her zamanki gibi düzgünce bağlanmıştı. Ama yüzünde hem heyecan hem de çekingenlik vardı. Avludaki askerler sessizce kenara çekildi. Hoca ortadaki sandalyeye oturdu. “Şahitler var mı?” İki asker öne çıktı. “Var hocam.” Hoca başını salladı. Sonra Havin’e baktı. “Kızım, adın nedir?” Havin’in sesi biraz titredi. “Havin…” Hoca tekrar sordu: “Bu evliliği kendi isteğinle kabul ediyor musun?” Havin kısa bir an Baran’a baktı. Baran sakin bir şekilde duruyordu. Havin derin bir nefes aldı. “…Evet.” Hoca bu kez Baran’a döndü. “Evladım, sen kabul ediyor musun?” Baran hiç tereddüt etmeden cevap verdi. “Evet.” Hoca dua etmeye başladı. “Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle…” Avluda derin bir sessizlik vardı. “…Havin ile Baran’ın nikâhını kıydım.” Askerlerden biri hafifçe gülümsedi. “Hayrlı olsun komutanım.” Havin başını biraz daha eğdi. Kalbi çok hızlı atıyordu. Baran ise birkaç saniye ona baktı. Bu evlilik aslında sadece onu korumak için yapılmıştı. Ama o an… İkisinin hayatında yeni bir sayfa açılmıştı. Hoca ayağa kalktı. “Allah mesut etsin.” Havin utangaç bir şekilde başını salladı. Baran ise kısa bir şekilde teşekkür etti. Askerler yavaş yavaş dağıldı. Avluda bir süre sonra sadece Baran ve Havin kaldı. İkisi de ne söyleyeceklerini bilmiyordu. Sonunda Havin sessizce konuştu. “…Artık gerçekten evliyiz.” Baran ona baktı. “Evet.” Havin biraz utangaç bir şekilde başını eğdi. Ama o an ikisinin de bilmediği bir şey vardı. Bu evlilik sadece bir koruma anlaşması olarak başlamıştı. Ama zamanla… İkisi de bu evliliğin gerçek bir aşka dönüşeceğini fark edecekti. Hakkâri’de nikâhtan sonra karargâh yavaş yavaş sakinleşmişti. Yüzbaşı Baran Demir Havin’e dönüp sakin bir sesle konuştu. “Gel.” Havin merakla ona baktı. “Nereye?” Baran kısa bir cevap verdi. “Lojmana.” Birlikte askeriyenin içindeki lojmanlara doğru yürüdüler. Küçük ama düzenli bir evin önünde Baran durdu. Kapıyı açtı. “Burası benim evim.” Havin içeri girdi. Ev çok büyük değildi ama tertipliydi. Küçük bir salon, mutfak ve bir oda vardı. Havin etrafa sessizce baktı. Artık burası onun da evi sayılırdı. Baran ona odaları gösterdi. “Burası salon… mutfak burada… oda da şurada.” Havin başını salladı. Tam o sırada Baran’ın telefonu çaldı. Baran açtı. Komutanın sesi geliyordu. “Baran, hemen karargâha gel.” Baran kısa cevap verdi. “Emredersiniz komutanım.” Telefonu kapattı. Havin’e döndü. “Ben biraz karargâha gitmem gerekiyor.” Havin başını salladı. “Tamam.” Baran kapıya yöneldi. “Bir şeye ihtiyacın olursa askerlere söyle.” Sonra çıktı. Kapı kapandıktan sonra ev tamamen sessizleşti. Havin odanın ortasında kaldı. Derin bir nefes aldı. Sonra yavaşça ellerini kaldırdı. “Allah’ım… sana şükürler olsun.” Gözleri dolmuştu. Başına gelen onca şeyden sonra şimdi güvende hissediyordu. Bir süre sonra etrafına baktı. Ev biraz dağınıktı. Havin hemen işe koyuldu. Evi temizledi. Yerleri sildi, masayı düzenledi. Sonra mutfağa geçti. Dolaplarda biraz malzeme vardı. Havin hemen yemek yapmaya başladı. Pilav, yemek ve çorba hazırladı. Bir süre sonra mutfak güzel kokularla doldu. Akşamüstü kapı açıldı. Baran içeri girdi. Yorgun görünüyordu. Ama mutfaktan gelen kokuyu fark edince durdu. Masaya baktı. Masada bir sürü yemek vardı. Şaşkınlıkla Havin’e döndü. “Bunları sen mi yaptın?” Havin utangaçça başını salladı. “Evet.” Baran hafifçe gülümsedi. “Zahmet etmeseydin.” Havin hemen cevap verdi. “Çok yaptım… bütün askerlere yetecek kadar var.” Baran kaşlarını kaldırdı. “Gerçekten mi?” Havin başını salladı. Baran kısa bir an düşündü. Sonra kapıya yöneldi. Bir askere seslendi. “Çocukları çağır.” Bir süre sonra birkaç asker eve geldi. Masayı görünce gözleri büyüdü. “Komutanım bu ne!” Baran gülümseyerek dedi: “Eşim yaptı.” Askerler hemen Havin’e baktı. Bir tanesi gülerek konuştu. “Eline sağlık yenge!” Bir diğeri de ekledi. “Gerçekten çok güzel kokuyor.” Havin biraz utanarak başını eğdi. Ama yüzünde küçük bir gülümseme vardı. Askerler masaya oturdu. Hepsi yemekleri tattı. Bir asker hayranlıkla konuştu. “Komutanım… böyle yemekleri yıllardır yemedik.” Diğeri gülerek dedi: “Komutanım siz çok şanslısınız.” Baran kısa bir an Havin’e baktı. Havin mutfakta sessizce tabakları yerleştiriyordu. Baran içinden düşündü. Belki de gerçekten şanslıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD