Hakkâri’de sabah iyice aydınlanmıştı.
Baran mutfaktan çay tepsisiyle çıktı. Masaya üç bardak koydu.
Annesi koltukta oturmuş etrafı incelemeye devam ediyordu. Evdeki sadelik pek hoşuna gitmemiş gibiydi.
Havin sessizce oturuyordu. Başörtüsünü düzeltmişti, elleri dizlerinin üzerinde duruyordu.
Baran çayı masaya bıraktı.
“Anne, çay.”
Kadın bardağı aldı ama gözleri hâlâ Havin’in üzerindeydi.
“Sen kaç yaşındasın kızım?”
Havin saygıyla cevap verdi.
“Yirmi yaşındayım.”
Kadın kaşlarını kaldırdı.
“Çok küçüksün.”
Baran hemen araya girdi.
“Anne.”
Kadın aldırmadan devam etti.
“Ben oğlumu şehirden bir kızla evlenir sanıyordum. Okumuş, modern biriyle…”
Sonra Havin’in başörtüsüne tekrar baktı.
“Böyle biriyle değil.”
Bu sözler Havin’in kalbini incitti ama yine de sakin kaldı.
Yavaşça konuştu.
“Ben kötü biri değilim.”
Kadın omuz silkti.
“Bunu zaman gösterir.”
Baran artık dayanamadı.
“Anne yeter.”
Sesi bu sefer daha sertti.
“Eğer burada kalacaksan eşime saygı göstereceksin.”
Kadın oğluna şaşkınlıkla baktı.
“Ben senin annenim.”
Baran başını salladı.
“Biliyorum. Ama Havin de benim eşim.”
Evde yine sessizlik oldu.
Havin ayağa kalktı.
“Ben kahvaltı hazırlayayım.”
Mutfak tarafına gitti.
Baran’ın annesi onu izledi.
Bir süre sonra yavaşça konuştu.
“Bu kız çok sessiz.”
Baran cevap verdi.
“Çünkü saygılı.”
Kadın bir şey söylemedi.
Mutfakta
Havin yumurtaları kırıyor, çayı tazeliyordu.
Gözleri biraz doluydu ama ağlamamaya çalışıyordu.
Tam o sırada Baran mutfağa girdi.
Havin hemen yüzünü çevirdi.
Baran bunu fark etti.
“Havin.”
Havin başını kaldırdı.
“Evet?”
Baran yumuşak bir sesle konuştu.
“Onu kafana takma.”
Havin hafifçe gülümsedi.
“Annen.”
Baran başını salladı.
“Evet. Ama bu sana kötü davranabileceği anlamına gelmez.”
Havin sakin bir şekilde cevap verdi.
“Ben sabrederim.”
Baran onu birkaç saniye izledi.
Sonra yavaşça söyledi.
“İşte bu yüzden seni seviyorum.”
Havin bir an dondu.
Baran ilk defa bunu söylemişti.
Havin’in yüzü kızardı.
“Ben… kahvaltıyı hazırlayayım.”
Baran hafifçe gülümsedi.
Salon
Bir süre sonra masa hazırdı.
Peynir, zeytin, yumurta…
Havin hepsini düzenlemişti.
Baran’ın annesi masaya baktı.
“Bunların hepsini sen mi yaptın?”
Havin başını salladı.
“Evet.”
Kadın çatalıyla yumurtadan aldı.
Bir lokma yedi.
Yüzündeki ifade biraz değişti.
Ama belli etmemeye çalıştı.
“Fena değil.”
Baran gülümsedi.
Havin ise sessizce masaya oturdu.
Belki de ilk kez…
Baran’ın annesi onu daha dikkatli incelemeye başlamıştı.
Hakkâri’de öğleden sonra olmuştu.
Baran’ın telefonu çalmış ve acil bir iş için kısa süreliğine askeriyeye gitmek zorunda kalmıştı.
Kapıdan çıkarken Havin’e dönmüştü.
“Ben birazdan gelirim.”
Havin başını sallamıştı.
“Tamam.”
Baran çıktıktan sonra ev sessizleşti.
Salonda sadece Baran’ın annesi ve Havin vardı.
Kadın koltukta oturuyordu.
Havin ise mutfakta bulaşıkları topluyordu.
Bir süre sonra kadın seslendi.
“Gel buraya.”
Havin ellerini kurulayıp salona geldi.
“Buyurun?”
Kadın onu baştan aşağı süzdü.
“Senin ailenden kimse gelmedi.”
Havin sessiz kaldı.
Kadın alaycı bir şekilde konuşmaya devam etti.
“Çünkü yok değil mi?”
Havin’in kalbi sıkıştı.
Ama yine de saygılı bir şekilde cevap verdi.
“Annem yok.”
Kadın hemen lafı yakaladı.
“Evet onu biliyorum.”
Sonra küçümseyici bir şekilde devam etti.
“Babanın da ne olduğu belli.”
Havin’in gözleri dolmaya başladı.
Kadın durmadı.
“Kim olduğun belli değil.”
Sonra sert bir şekilde söyledi:
“Nereden geldiğin bile belli değil.”
Bu söz Havin’in kalbine bıçak gibi saplandı.
Kadın devam etti.
“Benim oğlum böyle bir kızla evlenmemeliydi.”
Havin’in boğazı düğümlendi.
Ama yine de cevap vermedi.
Sadece başını eğdi.
Kadın son bir kez daha konuştu.
“Annesi olmayan kızdan zaten ne hayır gelir?”
Artık Havin’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Ama kadın görmesin diye hızla arkasını döndü.
Hiçbir şey söylemeden odasına gitti.
Kapıyı kapattı.
Oda
Havin yatağın kenarına oturdu.
Gözyaşlarını silmeye çalıştı ama durmuyordu.
Bir süre sonra abdest aldı.
Seccadeyi serdi.
Namaza durdu.
Namaz bitince ellerini açtı.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Sessizce dua etti.
“Allah’ım…”
Sesi titriyordu.
“Ben kimseye kötü bir şey yapmadım.”
Bir damla daha gözyaşı düştü.
“Sen bana yardım et…”
Başını eğdi.
“Kalbimi kıranlara sabır ver.”
Bir süre daha ağladı.
Sonra yavaşça ayağa kalktı.
Derin bir nefes aldı.
Baran’ın gelmesine az kalmıştı.
Gözlerini sildi.
“Baran üzülmesin…”
Kalktı ve mutfağa gitti.
Yemek hazırlamaya başladı.
Pilav yaptı.
Çorba hazırladı.
Masayı kurdu.
Ama gözleri hâlâ kırmızıydı.
Akşam
Kapı açıldı.
Baran içeri girdi.
“Ben geldim.”
Havin mutfakta kaldı.
Baran salona baktı.
“Anne?”
Kadın cevap verdi.
“Buradayım.”
Baran mutfağa yöneldi.
“Havin?”
Havin hemen arkasını döndü.
“Yemek hazır.”
Baran onun yüzünü görmeye çalıştı.
“Havin?”
Ama Havin başını eğdi.
Onun gözlerine bakmıyordu.
Baran bunu hemen fark etti.
“Bir şey mi oldu?”
Havin hızla masaya tabak koydu.
“Hayır.”
Baran kaşlarını çattı.
“Havin.”
Ama Havin onun yanından geçip mutfağa gitti.
Baran şaşkınlıkla arkasından baktı.
Çünkü Havin ilk defa ondan kaçıyordu.
Ve Baran’ın içi garip bir şekilde sıkıştı.
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu.
Akşam olmuştu. Lojmandaki ev sessizdi.
Masada yemek hazırdı ama Havin hâlâ mutfakta oyalanıyordu. Baran bunu fark etmişti. Çünkü normalde Havin onun yanına oturur, yemek yerken sohbet ederdi.
Ama şimdi gözlerine bile bakmıyordu.
Baran masaya oturdu.
“Anne, Havin’i çağır.”
Kadın omuz silkti.
“Mutfağa bak.”
Baran ayağa kalktı ve mutfağa gitti.
Kapının önünde durdu.
Havin sırtı ona dönük şekilde tencereyi karıştırıyordu ama aslında hiçbir şey yapmıyordu.
Baran yavaşça konuştu.
“Havin.”
Havin hemen cevap verdi ama arkasını dönmedi.
“Evet.”
Baran birkaç adım yaklaştı.
“Bana bak.”
Havin başını salladı.
“Yemek soğuyor.”
Baran artık iyice şüphelenmişti.
Yavaşça Havin’in omzundan tuttu ve onu kendine çevirdi.
Havin istemese de yüzü Baran’a döndü.
Baran onu görünce bir an dondu.
Gözleri kırmızıydı.
Sanki uzun süre ağlamış gibiydi.
Baran’ın kaşları çatıldı.
“Havin… sen ağladın mı?”
Havin hemen başını çevirdi.
“Hayır.”
Baran yumuşak ama kararlı bir sesle konuştu.
“Yalan söyleme.”
Havin’in gözleri tekrar doldu.
Ama yine de konuşmadı.
Baran endişeyle sordu.
“Birisi sana bir şey mi dedi?”
Havin sessiz kaldı.
Baran’ın sesi biraz sertleşti.
“Kim?”
Havin hemen başını kaldırdı.
“Hayır!”
Baran şaşırdı.
Havin hemen konuştu.
“Kimse bir şey demedi.”
Ama bu sözler çok inandırıcı değildi.
Baran birkaç saniye onu izledi.
Sonra sessizce salona yürüdü.
Annesinin karşısına geçti.
“Anne.”
Kadın çay içiyordu.
“Ne var?”
Baran doğrudan sordu.
“Havin’e ne söyledin?”
Kadın kaşlarını kaldırdı.
“Hiçbir şey.”
Baran’ın sesi sertleşti.
“Anne.”
Kadın rahat bir şekilde konuştu.
“Ben sadece gerçekleri söyledim.”
Baran’ın yüzü değişti.
“Ne demek o?”
Kadın omuz silkti.
“Annesi yok dedim.”
Sonra küçümseyerek devam etti.
“Kim olduğu belli değil dedim.”
Baran’ın gözleri karardı.
“Anne…”
Kadın durmadı.
“Benim oğlum böyle bir kızla evlenmemeliydi dedim.”
Tam o anda Baran sert bir şekilde ayağa kalktı.
“Yeter!”
Evde sessizlik oldu.
Havin mutfaktan korkuyla bakıyordu.
Baran öfkeyle konuştu.
“Bir daha eşim hakkında böyle konuşmayacaksın.”
Kadın şaşkınlıkla ayağa kalktı.
“Ben senin annenim!”
Baran kararlı bir sesle cevap verdi.
“Evet.”
Sonra Havin’i işaret etti.
“Ama o da benim eşim.”
Baran’ın sesi artık daha sakindi ama çok netti.
“Ve ben kimsenin onu incitmesine izin vermem.”
Havin bu sözleri duyunca gözlerinden tekrar yaşlar aktı.
Baran mutfağa gitti.
Havin’e yaklaştı.
Yavaşça konuştu.
“Havin.”
Havin başını eğdi.
Baran onun çenesini nazikçe kaldırdı.
“Bana neden söylemedin?”
Havin’in sesi titriyordu.
“Annen…”
Baran hemen cevap verdi.
“Benim annem olabilir.”
Sonra yumuşakça ekledi:
“Ama sen de benim hayatımsın.”
Havin artık dayanamadı.
Baran’a sarıldı.
Sessizce ağlıyordu.
Baran da onu sıkıca tuttu.
“Artık kimse seni üzmeyecek.”
Salonda duran Baran’ın annesi ise bu sahneyi sessizce izliyordu.
Belki de ilk defa…
Oğlunun Havin’i ne kadar sevdiğini gerçekten görüyordu.
Gece olmuştu. Evde herkes odasına çekilmişti.
Baran’ın annesi salonda oturuyordu. Uyuyamıyordu. Oğlunun biraz önce söyledikleri aklından çıkmıyordu.
“Kimsenin onu incitmesine izin vermem…”
Kadın derin bir nefes aldı.
“Bu kız oğlumu gerçekten etkilemiş…”
Bir süre sonra su içmek için ayağa kalktı.
Tam mutfağa gidecekken koridordan hafif bir ses duydu.
Kapı aralıktı.
İçeri baktı.
Oda loştu.
Yerde bir seccade vardı.
Seccadenin üzerinde Havin oturuyordu.
Namaz kılıyordu.
Kadın sessizce kapının yanında durdu.
Havin namazını bitirdi.
Sonra ellerini açtı.
Dua etmeye başladı.
Sesi çok yumuşaktı.
“Allah’ım…”
Kadın istemeden dinlemeye başladı.
Havin gözleri kapalı dua ediyordu.
“Beni bu eve kabul ettiğin için şükürler olsun.”
Bir damla gözyaşı yanağından süzüldü.
“Baran’ı koru…”
Sonra birkaç saniye durdu.
Kadın hâlâ kapıda bekliyordu.
Havin dua etmeye devam etti.
“Allah’ım… Baran’ın annesine de sabır ver.”
Kadın bir anda şaşırdı.
Havin devam etti.
“Eğer kalbini kırdıysam beni affetsin.”
Sonra başını eğdi.
“Ben onu üzmek istemiyorum.”
Kadının gözleri büyüdü.
Beklediği şey bu değildi.
Havin ellerini yüzüne sürdü.
“Şükürler olsun.”
Sonra seccadeyi toplamaya başladı.
Kadın hemen sessizce geri çekildi ve salona döndü.
Kalbi garip bir şekilde sıkışmıştı.
“Ben ona o kadar şey söyledim…”
Ama Havin yine de onun için dua etmişti.
Kadın koltuğa oturdu.
Uzun süre düşündü.
Sabah
Sabah güneşi pencereden içeri giriyordu.
Havin erken kalkmıştı.
Mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
Baran da biraz sonra uyanıp salona geldi.
“Günaydın.”
Havin hafifçe gülümsedi.
“Günaydın.”
Baran masaya oturdu.
Tam o sırada Baran’ın annesi odasından çıktı.
Havin onu görünce saygıyla ayağa kalktı.
“Günaydın.”
Kadın birkaç saniye Havin’e baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Günaydın.”
Baran şaşırdı.
Çünkü annesi dün böyle konuşmamıştı.
Kadın masaya oturdu.
Havin çayı uzattı.
Kadın bardağı aldı.
Bir an durdu.
Sonra yavaşça söyledi:
“Teşekkür ederim.”
Baran şaşkınlıkla annesine baktı.
Havin de şaşırmıştı.
Ama yine de nazikçe gülümsedi.
“Afiyet olsun.”
Kadın sessizce çayından bir yudum aldı.
Belki de ilk kez…
Havin’e gerçekten farklı gözle bakmaya başlamıştı.
Akşam olmuştu. Hakkâri’nin dağlarında hava serinlemişti. Gökyüzünde yıldızlar parlıyordu.
Evde yemek bitmişti.
Baran Havin’e baktı.
“Biraz dışarı çıkalım mı?”
Havin şaşırdı ama gülümsedi.
“Olur.”
Başörtüsünü düzeltti ve birlikte dışarı çıktılar.
Dışarıda
Lojmanın yakınındaki yolda yürümeye başladılar. Etraf çok sakindi.
Bir süre yan yana yürüdüler.
Havin utangaç bir şekilde ellerini önünde tutuyordu.
Baran birkaç saniye onu izledi.
Sonra yavaşça Havin’in elini tuttu.
Havin bir anda durdu.
Yüzü kızarmıştı.
“Baran…”
Baran gülümsedi.
“Rahatsız oldun mu?”
Havin başını salladı.
“Hayır…”
Sonra utangaç bir şekilde o da Baran’ın elini tuttu.
Bir süre sessiz yürüdüler.
Sonra Baran konuştu.
“Havin.”
“Evet?”
“Biraz konuşalım mı?”
Havin başını salladı.
“Olur.”
Baran derin bir nefes aldı.
“Biz evlendiğimizde… seni korumak için evlendik.”
Havin sessizce dinliyordu.
Baran devam etti.
“Ama seni tanıdıkça her şey değişti.”
Havin merakla baktı.
Baran gözlerinin içine bakarak konuştu.
“Sen çok iyi birisin.”
“Sabırlısın… merhametlisin… kalbin çok temiz.”
Sonra elini biraz daha sıkı tuttu.
“Havin…”
Bir an durdu.
Sonra yavaşça söyledi:
“Seni seviyorum.”
Havin bir anda dondu kaldı.
Gözleri doldu.
Ama bu sefer üzüntüden değil…
Mutluluktandı.
Utangaç bir gülümsemeyle konuştu.
“Ben de…”
Başını biraz eğdi.
“Ben de seni seviyorum.”
Baran bir an ona baktı.
Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
Bir anda Havin’e yaklaştı.
“Gerçekten mi?”
Havin gülerek başını salladı.
“Evet.”
Baran o kadar mutlu oldu ki bir anda Havin’i kucağına aldı.
Havin şaşırdı.
“Baran!”
Baran onu kucağında etrafında döndürmeye başladı.
“Ben de seni seviyorum!”
Havin önce utandı.
Sonra kendini tutamadı.
İlk defa içten bir kahkaha attı.
“Baran bırak düşeceğim!”
Ama sesi korkulu değildi.
Mutluydu.
Baran gülüyordu.
“Bırakmam.”
Yıldızların altında, serin rüzgârın içinde ikisi de gülüyordu.
Ve o gece…
Havin uzun zamandır ilk defa gerçekten mutlu hissediyordu.