Öfkeli bakışlara ifadesiz tuttuğu buz mavisi gözleriyle karşılık verdi. Nefret edin benden, bu beni incitmez. Dedi içten içe. Daha aşağılayıcı olanlarla karşılaştım. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Hepsi ellerimde can verdi.
Ona doğru koşarak gelen Jessica'yı kolunun altına aldı. Jessica tam yediği tokatı Nicolas'a söyleyecekti ki, burnuna gelen metalik kokuyla yüzünü buruşturdu.
"Kan kokuyorsun sevgilim." Derken kollarını Nicolas'ın ince beline daha sıkı sardı.
"Bana karanfil gibi geldi." Dedi olağan bir tavırla ardından Jessica'nın kolunu sıvazlayarak ondan uzaklaştı. Adımları kızlara doğru giderken, önüne çıkan Jayse'a kaşlarını kaldırarak baktı.
"Odana gidip duş alsana Nicolas."
"Sevdim bu kokuyu." Dedi yamuk bir tebessümle. İçindeki yorgunluğu dışarı vururcasına bedenini tekli koltuğa atıp, bir eliyle alnını ovdu.
"Şu konuya bir açıklık getirmek istiyorum. Oturun konuşalım."
"Bu kızın kim olduğunu-" Elini alnından çekip, ayakta onu öfkeyle izleyen Alisha'ya döndü.
"Seninle sonra konuşacağız Alisha. Şimdi değil."
Alisha ağzını açıp, kapatırken şaşkınlık ve öfkeyle Nicolas'a baktı. Adını nereden biliyordu?
"Hayır şimdi konuşacağız! Benim arkadaşımı vuruyorsunuz. Ahkam kesiyorsunuz! Bu kadın utanmadan buraya nasıl gelebiliyor!?" Nicolas sesli bir nefes verirken, Jessica'nın yüksek topuklu ayakkabılarının sesi fabrikada eko yapıyordu. Nicolas'ın yanına oturup, sinirle Alisha'ya baktı.
"Pardon neden utanacağım?"
"Ev-"
"KES SESİNİ!" Orta sehpaya sert bir tekme atarak, gür sesiyle Alisha'nın sesini bastırmıştı.
"Nico yapma."
"Siktiğimin yerinde şu an sus diyorsam susacak o zaman!"
O an Carla daha fazla dayanamayarak silahını çekip, Nicolas'a doğrulttu. Hope ve Katherine zorlukla kolunu tutarken, belki de ilk kez onu böyle öfkeli görüyorlardı. Kendine hakim olamıyordu.
"HİÇ KİMSE BENİM KIZLARIMLA BÖYLE KONUŞAMAZ. ÖLDÜRÜRÜM OĞLUM SENİ! DİRİ, DİRİ YAKARIM SENİ!"
Jessica silahın namlusunun sürekli hareket halinde olmasından korkarken Nicolas'ın yanından kalktı. Nicolas Cedric'e işaret vererek onu buradan götürmesini istedi. Ardından dudağını yalayarak o da ayağa kalktı. Göz ucuyla Cedric'in Jessica'nın kolunu tutarak kızlardan en uzak köşeye çekişini izledikten sonra Carla'ya döndü.
"Ölümün bile bir zamanı var. Zamanını bekleyeceksin."
"Tavrın Nicolas! Tavrın benim sabrımı aştı. Benim tahammül sınırlarımı zorlarsan hiçbir şeyi beklemem, anladın mı?" Bakışları kapıya ulaşmak üzere olan ikiliye döndüğünde önlerini kesen Valeria ile Carla'yı yanıtsız bırakarak gözlerini kıstı.
"Daha sohbet edecektik. Nereye kaçıyorsunuz gençler?"
Cedric Jessica'yı arkasına çekerken, "Sonradan pişman olacağın şeyler yapma kızım." Dedi sakince.
"Ne haltlar dönüyor burada? Kim bu insanlar!?" Diyerek Cedric'den güç alırcasına bağıran Jessica'ya bakmadan sabır dilenir gibi gözlerini kapattı.
"Nicolas daha sonra sana anlatır. Biz gidelim." Dedikten sonra Valeria'yı görmezden gelmeye çalışsada göğüsünden itilmesi uzun sürmedi.
"Bu kızın kim olduğunu öğrenmeden bırakmam sarı çocuk."
"Çekin silahları."
Nicolas'ın gergin sesiyle Jayse elindeki iki silahı, yan yana duran Carla ve Hope'a doğrulttu. Caroline, Dolly ve Eddie işareti anlayarak silahlarını bellerinden çıkarıp geri kalan Katherine, Alisha ve Frea'ya doğrulttuklarında, Blake şok olmuş bir halde tüm silahların arasında kalmıştı.
Nicolas yeri titretecek kadar sert adımlarla Valeria'nın tam karşısına geçip, boynundan tuttuğu gibi duvara çarptı. Parmak boğumları sıkıca boğazına tutunurken, başıyla Cedric'e Jessica'yı götürmesi için işaret verdi. Gözleri bir an olsun Valeria'nın koyu kahverengi gözlerinden kopmuyor, içinde lavlar patlıyordu. Fabrikanın demir kapısının kapanma sesi herkesin kulaklarına dolduğunda,
"İkiletilmekten hoşlanmıyorum," dedi tehlikeli bir tınıyla. Sesi Valeria'nın boğazını sıkıca tutmasının aksine sessiz ve sakin çıkmıştı. "İkiletme."
Valeria'nın artık çırpınmaya başladığını farkettiğinde elini boğazından çekti. Kızarmış gözlerle Nicolas'ın arkasını dönerek koltuğa ilerleyişini izlerken, belinden çıkardığı silahın kilidini açtı ve bir an bile tereddüt etmeden ateş etti.
"Bana kimse dokunamaz anladın mı piç herif!? Hiçkimse!"
Sırtına gelen kurşunun yakıcı acısıyla dişlerini sıktı. Hakkettin oğlum. Güldü. Hakettin. Elleri ikili koltuğun kolçağına tutunurken, daha fazla ayakta durmayacağını biliyordu. Caroline hızla Nicolas'a doğru koştu. Koluna girdiği sırada kendini yüz üstü koltuğa attı.
"Ne yaptın sen!?"
Dolly'nin öfkeli yüzü doğrudan Valeria'yı hedef almıştı ancak silahınının namlusunu Frea ve Alisha üzerinde gezdirdiği için yerinden kımıldayamıyordu. Tüm kızlar şok olmuş bir ifadeyle Valeria'ya bakıyordu.
"Nico iyi misin!?"
Caroline titreyen elleriyle Nicolas'ın kandan hızla koyulaşan kısa kollu siyah tişörtüne uzandığı sırada Nicolas acıyla dişlerini sıktı. Bu Alberto Foster'ın adamlarından yediği kurşuna benzemiyordu. Orada yanında yarasını saracak bir Melanie vardı. Hakettiğimi biliyorum güzelim. Dedi içten içe.
"Nico lanet olası! Bir cevap ver, iyi misin!?"
İnleyerek güldü. "Acı kızım. Acı beni ayakta tutuyor." Dedi dişlerini sıkarak. "Yine ölmeyeceğim, endişelenme."
"Kahretsin!"
Caroline başını iki yana sallarken eliyle yüzünü kapatarak daha sesli ağlamaya başladı. Blake yavaş adımlarla Caroline'ın önüne geçip, Nicolas'ın kandan tenine yapışan tişörtünü yukarı sıyırdı. "Senin kadar rahat adam görmedim." Dedi gülerek. Şu an güldüğüne bile inanamıyordu.
"İrade Blake." Blake elini Nicolas'ın sırtından çekerken anlamadığı yüzünden okunuyordu. "Sırtımdan vurulmaya alışığım."
"Bir gün anlatırsan dinlerim koca adam. Sırtın için aşağıdan malzeme getireceğim. Umarım kurşunu çıkarırken de böyle rahat olabilirsin."
"Neden?" Diyerek atılan Jayse'a sesli bir nefes vererek döndü. "Hiç narkoz kalmadı. Melanie'ye kullandım."
"Melanie." Dedikten sonra dişlerini sıktı. "Durumuna bakıp, beni bilgilendir."
Blake, "Sen bu acıyla ben gelene kadar bilincini kaybetmezsen, neden olmasın?" dediğinde Carla güldü. Ardından bakışları Nicolası buldu. "Sen önce kendini düşün. Melanie sen olsan da, olmasan da yaşar."
Nicolas'ın buz mavisi gözleri açıldı. Ardından dudakları varla yok arası yukarı kıvrıldı.
Çünkü benim kızım.
?
"Siz nasıl bu kadar aptal olabilirsiniz? Nasıl plansız, programsız iş yaparsınız?"
Alisha Arena'nın aralık duran kapısını sessizce çektikten sonra öfkeyle Hope ve kendisine bakan Carla'ya döndü. Katherine ise neden bu konuşmada olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Onunla gelmeseydik, tek başına gelecekti. O halini görseydin, vazgeçmeyeceğini bilirdin." Dedi kısık bir sesle. Carla dudaklarını birbirine bastırarak başını iki yana salladı. Ardından yan yana duran iki kıza doğru bir adım attı.
"Beni uyandırsaydınız!" Dedi dişleri arasından tıslar gibi. "Onunla geldiniz de ne oldu Tanrı aşkına!? Kız komada. Hadi bu plan, programdan anlamıyor." Diyerek Hope'u gösterdikten sonra işaret parmağını Alisha'ya doğrulttu.
"Peki sen? FBI'a çalışan bir kadın nasıl bu kadar sorumsuz davranabilir!?"
"Uykudan kalktım Carla, sersem gibiydim. Onu öyle görünce ne yapacağımı bilemedim."
"İkinizde bana söyleyecektiniz." Dedi kendi göğsüne bir kaç kez vururken. "Şimdi ne olucak? Ethan'ları nasıl oyalayacağız? Lanet olsun, Katherine tehlikede. Her şeyi mahvettiniz."
Katherine sıkıntılı bir nefes verdiğinde, Carla soluğunu duymuş gibi başını bu kez ona çevirdi.
"Peki sen nasıl bu kadar fevri davranabiliyorsun?"
Ellerini havaya kaldırırken, "Ben hiçbir şey yapmadım başkan." dedi. Carla sinirle güldü. "Taylor'u tersledin. Daha ne yapabilirsin Katherine?"
"Haketti."
"Haketmedi demedim fakat seni bu durumdan kurtaracak tek kişi o, farkında mısın? Herif senden hoşlanıyor sakın aptal kız ayaklarına yatma Katherine!"
Hope ve Alisha kendi aralarında gülüşürken, Katherine gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ardından Carla'nın sabrı tükenmiş bakışlarıyla, ciddi bir ifade büründü.
"Hoşlanıyor diye susacak mıyım?"
"Sıranı bekleyeceksin kızıl kafa. Şimdi Taylor'u alttan almak zorundasın. Böylelikle o da abisini susturacak, anladın mı?"
"Plan diyorsun." Dedi sırıtarak.
"Hep plan diyorum biraz kulak verseniz sorun kalmayacak."
"Alisha bakar mısın?"
Kızlar Arena'nın büyük kapısından gelen sesle yüzlerini oraya döndüklerinde Alisha'nın kaşları çatıldı.
"Ne oldu Eddie?"
Eddie yaralı olmayan koluyla gözlüğünü geriye iterken, dudağını ısırdı. "Biraz konuşabilir miyiz?"
"Melanie'yi nasıl vurduğun hakkındaysa, şansını zorlama. Biliyorsun kendi gözlerimle yeterince gördüm."
"Biraz öyle, biraz değil." Dedi yüzüne yerleşen hüzünle.
"Siz konuşun biz içerideyiz." Carla'ya kısa bir baş sallamasıyla karşılık verdikten sonra Eddie kenara çekilerek kızların geçmesine izin verdi. Ardından aralık kalan kapıyı kapattı.
Tel çitlerin köşesine konumlandırılmış ahşap çatılı çardağı gösterirken, "Oturalım mı?" dedi yorgun bir ifadeyle. Alisha tek kelime etmeden gösterdiği yere yürürken, Eddie nedense bugün herkesin ayakları altında ezildiğini hissediyordu. Peşinden ilerleyerek çardağa oturan Alisha'nın tam karşısına oturdu.
"Dinliyorum."
Karşısındaki kadın öyle tavizsiz duruyordu ki, konuşmanın kolay geçeceğini düşünürken, yanıldığını anlaması uzun sürmedi. Başını eğerek elini birkaç günlük sakallarında gezdirirken, "Sana teşekkür etmek istiyorum," dedi.
Alisha'nın yüzüne kısa bir an şaşkınlık yerleşsede Eddie'nin başını kaldırmasıyla hızla toparladı. "Ne için?"
"Belki komik gelecektir bilemiyorum." Dedi başını yana yatırıp, alt dudağını büzerek. "Ama söylemezsem vicdanım rahat etmeyecekti."
Alisha, karşısında duran bu adamın örgüt üyesi olduğundan neredeyse şüpheye düşecekti. Öyle temiz bir yüzü vardı ki... Bir an bu düşünceyle kendini tokatlamak istedi. Melanie'yi vururken hiç kedi yavrusu gibi bakmıyordu Alisha.
"Söyler misin artık? Muhtemelen şu an kızlar beni merak ediyordur. Tahmin edersin ki pek masum değilsin."
Eddie bitkince gülümsedi. "Öyle kalmak için ne kadar çabaladığımı bilmek istemezsin." Gözlerini kısa bir an kapattı. "Sadece beni vurduğun için teşekkür ederim."
Alisha ne diyeceğini bilemeyerek yüzüne baktı. "Bu hayatımda duyduğum en saçma teşekkür ama rica ederim. Benim için bir zevkti."
Kısa bir süre sessizlik olurken, Eddie başını yukarı kaldırarak titrek bir nefes verdi. Gözleri doldu ve bir damla elmacık kemiğinde kavis çizerek çenesinden aşağıya damladı. "Sen ağlıyorsun..."
Alisha'nın sesiyle boğazını temizleyerek, gözlüklerinin çerçevelerinin altından gözyaşlarını sildi ardından derin bir nefes alarak ayağa kalktı. "Eğer sen olmasaydın Melanie ölmüştü Alisha. Hiç kimse farkında olmasada ben biliyorum. Beni sen durdurdun. Dost katili olmaktan beni kurtardığın için sana minnettarım."
Alisha gözlerinin dolmasına engel olmak için yutkunsa da boğazında bir yumru hissetti. Bir cevap beklemeden arkasını dönerek Arena'nın kapısına ilerleyen adam öyle yorgun görünüyordu ki, taşıdığı vicdan azabını omuzlarında hissetti. Sanki omuzları çöktü.
Eddie'nin girdiği kapıdan çıkan Dolly kollarını göğüsünde bağlayarak tek kaşını kaldırdığında sesli bir nefes vererek yüzüne baktı.
"Yine ne oldu?"
"Nicolas seni bekliyor."
Alisha gözlerini devirirken, "Kendi gelemiyor mu?" dedi. Sonra vurulduğu aklına gelince sırıtarak oturduğu çardaktan kalktı. Yürekli kızsın Valeria. Dedi içten içe. Biz Melanie'nin hatırına cesaret edemedik.
Adımları Arena'nın içinde son bulduğunda, "Soldaki merdivenlerden çıkıyorsun. Beşinci kapı," Diyen Dolly'e ters bir bakış atarak demir merdivenlere yöneldi.
Basamakları çıkarken neden çağırdığını düşünüyordu. Neden Jessica'yı koruduğunu... Melanie'ye verdiği değer gözle görülürken, Jessica gibi bir sürtükle nasıl işi olduğunu anlayamıyordu. Melanie'nin uyandığında üzülmesinden korkuyordu. Onu bu örgütten bizzat kendi kaçırmıştı. Melanie'nin o gece söylediği cümle bugün gibi aklındaydı.
"Neden Genesis'i yok etmek istiyorsun?" Dedim merakla bitkin yüzünü izlerken.
"Birden fazla nedenim var Alisha. Hangisinden başlamamı istersin?"
"En çok canını yakandan."
"Sanki gözlerime değilde içime, kalbimdeki kırıklara bakıyorsun Alisha."
Adımları Nicolas'ın içinde olduğu kapının önünde durduğunda önce çalmak için elini kaldırdı. Durdu. Ardından onun saygıyı hakedecek biri olmadığını düşünerek kapıyı sertçe açtı.
Nicolas yaralı sırtını yatağın başlığına dayamış, gözleriyle onu karşılamıştı. Geleceğini bekliyor olmalıydı. Odanın içine girdiğinde, "Kapıyı kapat," demesiyle güldü.
"Neden? Beni öldürecek misin?"
"Hayır Alisha. Sana ilk ve son kez güveneceğim. Güvenimi sarstığını hissettiğim an da öldüreceğim."
Alisha'nın kaşları havalanırken, duyacaklarının merakıyla kapıyı kapatarak sırtını soğuk demire yasladı.
"Dinliyorum." Dedi bugün ikinci kez.
Nicolas başıyla çalışma masasının önündeki sandalyeyi gösterdiğinde seri adımlarla giderek oturdu.
"Tüm konuşulanların bu odanın içinde kalmasını istiyorum." Her ne kadar buna konuştuğumuzda karar vereceğim, demek istese de istifini bozmadan yüzüne bakmaya devam etti.
"Jessica ile ilişkim olduğu doğru bunu saklamıyorum. Neden onunla birlikte olduğumu sana anlatmayacağım." Dedikten sonra yavaşça doğruldu. Yüzü öyle ifadesizdi ki sanki iki saat önce vurulan o değildi.
"Melanie'ye olan hislerimi kara bir kutunun içine sakladım Alisha. Onu gizliyorum, koruyorum. Ona hissettiğimi kimseye hissetmiyorum."
Alisha tahminlerinin doğru çıktığını düşünse de karşısındaki adamın aşık olabileceğini düşünememişti. İfadesini korumakta zorlanıyordu fakat çok şaşkındı.
"Melanie'nin bundan haberi yok?" Dedi teyit etmek ister gibi. Olsa söylerdi zira yalnızca tensel çekimden bahsetmişti. Kendi aşkını dile getirirken, Nicolas'ın hislerinden hiç söz etmemişti.
Nicolas başını sallayarak, tekrar arkasına yaslandı. "Uyandığında olacak."
Alisha tek kaşını kaldırarak, "Peki benden ne istiyorsun? Buraya boşuna çağırmadın," dediğinde buz mavisi gözlerini Alisha'nın yüzüne dikti.
"Melanie için Jessica'ya bir süre daha sabretmeni ve kızları susturmanı."
"Sabretmek mi? Kadın babamın karısı." Başını iki yana salladı. "Ve sen o kadınla birliktesin." Dedi tükürür gibi.
"Baban öldü Alisha."
"Ölmeden önce de birlikteydin. Ayrıca sen tüm bunları nereden biliyorsun?"
"Adam yakın takibim altındaydı. Bir kızı ve oğlu olduğunu öğrenmek sence benim için ne kadar zor olabilir?"
Alisha sesli bir nefes verirken, "Hakkımda başka ne biliyorsun?" dedi.
Nicolas tek kaşını kaldırdı. "FBI olduğun dışında mı? Hiçbir şey. Mesela Melanie'yi benden kaçırmanı ve öldü göstermeni bilmiyordum. Yaşadığına göre ve buraya sizinle birlikte gelerek Eddie'ye silah çektiğine göre, kızıma iyi bakmışsın."
Alisha gülecek gibi olsada son anda toparlayarak, boğazını temizledi. Bu adamın karşısında gülmek bile zordu. Melanie nasıl idare ediyordu?
"Jessica'yı neden elinde tutmaya çalışıyorsun?"
Nicolas bir süre sessiz kalarak Alisha'nın yüzüne baktı. "Ben kimseye bu yaşıma kadar hesap vermedim Alisha."
"Aramızda kalmasını istiyorsan söylemek zorundasın."
"Değilim." Dedi net bir tavırla. "Melanie üzülmeyecek ve sen susacaksın. Ta ki o gün gelene kadar. Sonrasına o zaman bakarız."
Lanet herif öyle şifreli konuşursun ki, çözemiyorum. Nicolas'ın tavizsiz yüzüne sessizce baktı. Ardından ayağa kalktı. "Babamdan kalan tek şey o kadın ve sen onu öldürdüğün gün dostum olacaksın Nicolas."
"Abini öldürmek için otel odasında olduğun gün zaten bizim yolumuz birleşti Alisha. Kızıma iyi baktığın için teşekkür ederim." Alisha Eddie'den sonra Nicolas'ın konuşmasına inanamıyordu.
"Görevini baltalayarak istihbarat bilgilerini çaldık. Duvara büyük harflerle 'REVENGE DAY!' Yazdık." Derken Rus asıllı ajanı öldürdükleri geceyi ima etti.
"Melanie yaşıyor Alisha." Dedi hafif bir tebessümle. "Gerisi umurumda değil."