Araba durduğunda, Caroline minibüsün arka kapısını açıp, dışarı çıktı. Arkamda Dolly'nin varlığını hissedebiliyordum. Caroline elini sallayarak, "Hadi." Dediğinde sıkıntılı bir nefes verip, aşağıya atladım.
Boş araziye inşa edilmiş büyük bir fabrikanın önündeydik. Dışarıdan köhne gibi görünen bu yer fazla ıssızdı. Eddie ve Dolly önümüzden seri adımlarla fabrikaya ilerlerken kucağımdaki Leo ve yanımdaki Caroline ile birlikte tereddütlü adımlar atıyordum.
Fabrikanın kapısına geldiğimizde tüm ışıklar bir an da açıldı ve fabrika o köhne görüntüsünden kurtuldu. İçeri adım attığım andan itibaren etrafa şaşkınca bakıyordum.
Beyaz mobilyalı amerikan bir mutfak hemen sol tarafta duruyordu. Tam ortada lacivert koltuk takımı ve beyaz lake orta sehpa vardı. Sağ tarafta duran büyük, beyaz kitaplık ve hemen onun yanında büyük camdan bir çalışma masası bulunuyordu. Çalışma masasının üzerinde 3 adet monitör vardı.
Monitörlerden biri fabrikanın dört tarafını izleyen kamera görüntülerini gösteriyordu. Büyük fabrikanın en dibinde camlarla çevrili bir oda vardı. İçi ise çalışma masası ve ufak bir kitaplıkla sıradan bir çalışma odası tarzında dekore edilmişti. Sağ ve sol duvar dibinde üst kata çıkan iki adet demir merdiven vardı ve sanırım bunlar yukarıdaki odalara çıkıyordu. Kısacası fabrika, endüstriyel ve aynı zamanda sıcak bir ev gibi dekore edilmişti.
"Genesis'in Arena'sına hoş geldin Melanie."
Caroline'nın sesiyle yüzümü ona dönerken başıyla merdivenleri gösterdi. "Gel hadi kalacağın yeri göstereyim." Dedi gülümseyerek.
Leo kucağımda debelenip, kendini aşağıya atarken burayı benden önce benimsemiş gibiydi. Caroline'ı takip ederek soldaki merdivenleri çıktıktan sonra bulunduğumuz kata göz gezdirdim. Dikdörtgen şeklinde bir balkonu anımsatıyordu. Aşağıdaki oturma grubu ve camla çevrili olan odayı bulunduğum yerden görebiliyordum.
"Burada kalacaksın." Diyen Caroline'a döndüğümde demirden, mahzen kapılarını anımsatan bir kapıyla karşılaştım. Bulunduğum yerde yedi adet daha aynı kapıdan bulunuyordu. Karşı tarafa baktığımda ise orada da yedi kapı vardı.
Aralık kapıdan içeri girdiğimde tahmin ettiğimden daha iyi bir odayla karşılaştım. Çift kişilik beyaz, demir başlıklı bir yatağı duvara dayamışlardı hemen yanında ise beyaz ufak bir komidin bulunuyordu. Odanın diğer köşesinde metal kapaklı beyaz bir giysi dolabı, onun yanında ise banyo olduğunu tahmin ettiğim kapı bulunuyordu.
"Dolabının içi şimdilik boş. Nicolas bana ağır bir ceza vermediği sürece birlikte alışverişe çıkabiliriz. O zamana kadar idare edebilmen için kendi kıyafetlerimden bir kaç parça veririm."
Yatağa oturup, yüzümü Caroline'nın mavi gözlerine diktim.
"Neden ceza alacağını düşünüyorsun?"
"Eğer bir Genesis üyesiysen, örgütten hiçbir şey saklayamazsın Melanie. Henüz videodan haberleri yok ancak peşimdeki adamlarla ne işim olduğunu sorgulayacaklardır. Bilmediğin çok şey var." Dedikten sonra sırtını giysi dolabına dayayarak kollarını göğüsünde birleştirdi.
Kaşlarım havalanırken, "Doğruyu söyleyecek misin?" Dedim. Başını salladı.
"Yalnızca Nico'ya söyleyeceğim ve cezama razı olacağım." Dedi dalgınca.
"Sevgilisine karşı acımasız olmayacaktır."
Caroline irice açtığı gözleriyle yüzüme bakarken, "Sevgili mi?" Dedi. Sanki bu kelimeyi ilk kez duyuyor gibi davranıyordu. "Tanrı aşkına o benim abim."
Bu kez ben şaşkınca yüzüne baktım. Bara arkadaşları geldikten sonra birlikte gelmeleri ve samimi halleri öyle olduğunu düşündürmüştü. Dikkatle Caroline'nın yüzüne bakarken, "Afedersin hiç benzemiyorsunuz." Dedim.
"Çünkü gerçek abim değil." Dedi gülerek. "Bu örgüte katılan en eski ve küçük üye benim. Beni şımarık bir kız çocuğu gibi görür."
Örgüt kelimesi başımdaki ağrıyı tetikliyordu sanki.
"Bu örgütün amacı ne Caroline?"
Bir süre sessizce yüzüme baktı. Söyleyip, söylememekte tereddüt eder gibiydi ancak anlayamadığı bir şey vardı zaten yeterince örgütten bahsetmişti.
"Tam bağımsızlık." Dedi kısa süren sessizliğin ardından. "Bunun için her şeyi yapabilecek güçteyiz."
"Ürkütücü." Dedim kaşlarımı kaldırıp, indirirken. "Bana göre değil."
"Bunu söylediğim için üzgünüm Melanie ancak eğer buradaysan bu örgütten biri olduğun için."
"Saçmalama ben kimim ki örgüt üyesi olacağım? Tehlike benim işim falan değil. Gel dediniz, geldim. Örgütünün bana güvenmesini sağlarsan, bir an önce defolup gideceğim."
Başını iki yana sallarken, "Anlamıyorsun." Dedi. "Bu o kadar basit değil. Üyeleri gördün ve bir cinayete tanık oldun. Bunca şeyden sonra hala yaşadığın için bile şanslısın. O adamlardan değil, Genesis'den bahsediyorum. İnan bana şu an evinde cesetleri temizleyen adamlar, o ölen aptallardan çok daha tehlikeliler."
"Senin bu manyakların arasında ne işin var peki? Kafayı mı yedin?" Dedim sinirle dudaklarımı dişlerken. Elbette umurumda olan Caroline değildi. Canımı sıkan böyle insanlara bulaşmamı sağlamasıydı.
"Onlar benim ailem. Tabiki aralarında olacağım ve sende artık kendini bu aileye alıştırsan iyi olur. Dolly kafana silah dayarken şaka yapmıyordu ve daha Nicolas tarafından sorguya çekileceğiz. Ilımlı olmazsan, asla iyi muamele göremezsin Melanie." Dedi sanki çok haklıymış gibi ve sanki beni bu belaya kendi bulaştırmamış gibi.
"Hepiniz kafayı yemişsiniz." Dedim başımı iki yana sallayarak. "Çık odamdan."
Caroline bir süre daha yüzümü izledikten sonra "Sana kıyafet getireceğim." Dedi olağan bir sesle.
Odanın kapısını kapatıp çıkarken, oturduğum yatağa yavaşça uzandım. Ellerim hala hafif, hafif titriyordu. Eddie'nin de dediği gibi bunca şeye rağmen iyi idare ediyordum.
?
Odanın demir kapısından çıkan gıcırtılı sesle irkilip yattığım yataktan doğrulurken, uykusuzluktan acıyan gözlerimi ovalayarak karanlığın içindeki kişiyi görmeye çalıştım.
"Aşağıya in."
Nicolas'ın emrivaki ve buz kadar soğuk çıkan sesi, daha çok ürpermeme neden oldu. Cevap vermemi beklemeden odanın kapısını kapattığında sırtımı yatak başlığına dayayarak nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Adam sesiyle bile öldürücü bir etkiye sahipti.
Kısa süren toparlanmanın ardından ayağa kalkıp, odadan dışarı çıktım. Tavandan sarkan büyük top şeklindeki ampüller gözümü alırken, balkonu andıran koridorun tırabzanlarına elimi koyup aşağıya baktım.
Tüm ekip, salondaki lacivert koltuklarda oturmuş muhtemelen gelmemi bekliyordu. Demir zeminin üzerinde ilerleyip, merdivenlerden aşağıya indim. Yüzler bana doğru dönerken, koşarak yanıma gelen Leo'yu kucağıma aldım. Anlaşılan ortamdan o bile ürkmüştü.
Caroline oturduğu ikili koltuğa elini bir kaç kez vurarak, yanına oturmamı ima ettiğinde tereddütsüzce yanına geçip, oturdum.
"Caroline biraz anlattı. İyiliğinin karşılığı olarak başın belaya girmiş."
Zenci adama yüzümü dönerken, ne diyeceğimi bilemeyerek yüzüne baktım. Doğrusu öyleydi lakin pat diye bunu söylemek ne kadar doğruydu? Üstelik Caroline asıl tehlikenin bu adamlar olduğunu söylemişken...
"Neyse ki bela ortadan kalktı." Dedim başka bir cevap bulamayarak.
"Tam olarak kalkmış sayılmaz. John kendi ipini kendi çekti. Suikast düzenleyip, öldürülmediği sürece rahat durmayacaktır."
Bunu söyleyen kişi tekli koltukta oturan Dolly isimli esmer kızdı. Bunlar birilerini ne kadar kolay öldürüyordu böyle? Hepsi kafayı yemişti. Hepsi. Nicolas elinde tuttuğu bardağın içindeki kehribar rengi sıvıyı tek dikişte bitirdikten sonra sertçe orta sehpaya koydu.
"Şimdi seninle ne yapacağız biz?"
Sesiyle bakışlarımı yüzüne çıkarırken, tek kaşını kaldırmış dikkatle yüzüme bakıyordu. Dudaklarımı dişledim.
"Evime gitmeme izin verebilirsiniz." Dedim ılımlı bir sesle. Güldü. Bu öyle bir gülüştü ki, sanki az önce ona karşı küfür etmiştim. Öylesine tehlike dolu ve ürkütücü.
"Anladım. Evinin bahçesine gömülmek istiyorsun." Dedi başını sallayarak. Şaşkınca yüzüne bakarken, Caroline'nın sesi kulaklarımı doldurdu.
"Nico kızı korkutuyorsun."
"Çünkü durumun ciddiyetinin farkında değil Caroline." Dedi dişleri arasından tıslar gibi. Ardından buz mavisi bakışlarını yüzüme yöneltti.
"Yaşamak istiyor musun?"
Dişlerimi sıkarak, başımı salladım.
"O halde evini unutacaksın bayan Rudka. Bundan sonra Genesis'in bir parçasısın."
Soyadımı dahi bilen bu adam, kim bilir daha neleri biliyordu... Genesis adı altında, artık tehlikenin ana merkezindeydim. Tanrım eğer yapacak bir şeyler arıyorsan ben buradayım ve sana dua ediyorum...