Ateş ve Barut ~ 8

2529 Words
Sherlock Sevda ise o sırada her şeyi ince ince analiz edip, sesindeki bilmişliği ve kahkahayı bastıramadan konuştu.  ‘Ooo, İlhan beyimiz ne ara bir kızın açık giyinmesine bozulup, onu kıskanır oldu?’ - Sevda’nın söylediği ile, Zeynep yuttuklarını ger.i çıkaracak derecede bir öksürüğe tutulurken, İlhan da ani yaşadığı şokla ne yapacağını bilmedi.  Kafasını sakince Sevda’ya çevirdi. ‘Aa sen de mi buradaydın Sevdacım?’ Sevda oturduğu yerde bacak bacak üstüne atıp, ojeli parmaklarına kurusun diye üflemeye başladı. ‘Hı hı ben de buradaydım İlhancım.’ Sonra oturduğu yerde dikleşip ışıldayan mavilerini İkilinin üzerinde gezdirdi. ‘Ne ayaksınız hayırdır?’ Zeynep daha çok öksürürken, İlhan hemen kızın yanına geçti. ‘İyi misin?’ Zeynep, zar zor kafa salladı. Sevda ise hemen ayaklandı. ‘İlhancım, bir soru sordum sanki ben.’ İlhan, Zeynep’in sırtında duran elini aniden çekti. ‘Ne olacak Sevda ya. İşte tatlı falan istedi sabah, insanlık ettik aldık.’ Sevda ayak ucunu yere vurmaya başladı, elini çenesine attı. ‘Hadi onu anladım, ne karışıyorsun sen kızın üzerindekine?’ İlhan Zeynep’in üzerindekine tekrar baktı. Gözleri kızın pürüzsüz teninde dolaşırken yeniden bir iç çekti. Sonra Sevda’ya döndü. ‘Yani şimdi buna nasıl karışılmasın her yeri meydanda.’ Zeynep anında parladı. ‘Hayır acaba bundan sana ne? Açıksa açık tasası sana mı düştü?’ Sevda didişmeye başlayan ikiliyi seyretmeye devam etti. İlhan o sırada Zeynep’e döndü. ‘Hıı bana düştü.’ Zeynep yeniden çemkirmeye başlayacaktı ki, Sevda yeniden konuşmaya başladı. ‘Niye sana düştü İlhancım?’ İlhan ne desem diye ağzında bir şeyler geveledi. ‘Şimdi, Zümrüt yengemden dolayı Zeynep, abimin kardeşi gibi ya.’ Sevda ikide bir rengi değişen adama sırıtarak baktı. ‘Eee, seninde mi kardeşim gibi o zaman?’ İlhan birden duruşunu dikleştirdi. ‘Ne alaka canım? Niye Zeynep benim kardeşim gibi olsun?’  Sonra Zeynep adamı onayladı. ‘Hiç yani. Ne kardeş gibiliğiymiş?’ Sevda bu iki serseme bakıp gözlerini devirdi. Bunlar yanmış da haberleri yok diye içinden geçirdiği yerde çantasını koluna asıp ojeli parmaklarını havaya kaldırdı.  İçinden bir yandan da Sinan’ın aşkını görmeyip, gelip bu deli oğlana tutulan Zeynep’e saydırmayı ihmal etmedi. Ama ne diyebilirdi ki, gönüldü işte.  ‘Evet canım ne kardeşliği, size kardeş diyen taşa döner.’ dediği yerde topuklarını tıkırdatarak odadan çıktı.  Geride kalan Zeynep, gözlerini irileştirerek İlhan’a baktı. ‘Sana ne acaba kıyafetimden?’ Elinde unuttuğu pastadan bir ısırık aldı. ‘Yanlış anladı işte.’ İlhan elini cebine atıp sırıttı. ‘Yanii, sen öyle panikleyince.’ Zeynep’in irileşen gözleri daha da büyüdü. ‘Ben mi? Ben mi panikledim? Lafı ağzında geveleyip bir şey diyemeyen de başkasıydı zaten!’ İlhan güldüğü yerde kapıya yürüdü. ‘İşte, sen de haklısın bir şey diyemiyorum ki? Beni görünce, düşününce eli ayağına dolaşan ilk kadın değilsin.’ Zeynep sinirle ayağını yere vurdu. ‘Paşamıza bakın hele. Pek bir kendini beğenmiş.’ Sonra kollarını kucağında bağladı. ‘Muhtemelen ben de senin kıskandığın ilk kadın oluyorum.’  İlhan dişlerini sıktı. ‘Hatırlattığın iyi oldu. Şu üzerine bir şey giy!’ dedikten sonra odanın kapısını kapatıp çıktı.  Bu kız kendini hem deli ediyor, hem de zorluyordu. Gerçekten ona neydi ki Zeynep’in ne giydiği? Yani şimdi onu öyle biri görse ne olurdu?  Düşündüğü yerde birden kanı daha deli akmaya başladı. Geldiği yolu geri arşınlayarak Zeynep’in odasına yürümeye başladı.  Zeynep ise İlhan odadan çıktıktan sonra olduğu yerde küçük bir sinir krizi geçirip ardından sırıtmaya başlamıştı.  Bu manda, kendisini kıskanıyordu. Bal gibi de kıskanıyordu evet. İçinde anlamsızca yükselen sevince engel olmadı. Olmak da istemedi zaten.  Otuz iki diş sırıttığı yerde, pastasını yemeye devam ederken odasının kapısı tak diye açıldı. İlhan ifadesiz bir yüz ile içeriye dalıp Zeynep’in yanına geldi.  Ağzındakini yutamadan ne olduğunu anlamaya çalışan Zeynep’i kollarından tutup oturduğu yerden kaldırdı. Hiç bir şey konuşmuyordu.  Zeynep birden çemkirdi. ‘İlhan deli misin ne yapıyorsun?’ İlhan kızı sallamadan, sandalyenin arkasına geçirilmiş ceketi alıp Zeynep’e giydirmeye başladı. Zeynep, ani gelen bu davranış karşısında ne yapacağını bilmediğinden, daha doğrusu adama karşı gelmek o an içinden gelmediği için ceketi kuzu kuzu giydi.  İlhan ise ceketi giydirdikten sonra önünü güzelce bağladı. Sonra eserini baştan aşağı süzdü. Ayakkabıları ayağında olmadığı için kendisinden epey bir aşağıda olan kıza baktı.  ‘Bu gün bu ceket üzerinden çıkmayacak.’ Ardından, kalbinin kapılarının yerinde yeller esen Zeynep’i tek başına bırakarak odadan çıktı. İlhan odadan yeniden çıktığında Zeynep’in kalbi vücuduna sığamayacak kadar şiddetli şekilde atıyordu. Yüzü ise kesinlikle fark etmediği ama fark etse bile engel olamayacağı bir gülüş ile kaplıydı.  Derin bir nefes alıp kendine gelmeye çalıştı. Hali hazırda yarım olan aklı şimdi İlhan sebebiyle hepten gitmek üzereydi. Artık kendisine bir çeki düzen vermesi şarttı.  Aklına Sevda’nın sorgulamaları geldi. Kadın gayet tabii haklıydı. Kim olsa ağzı açık ayran budalası gibi sırıtan kişiyi sorgulardı. Nitekim, Zeynep bu tabiri çokça yerine getiriyordu.  Uzunca içini çekip ceketinin eteklerini düzelttiği yerde, kendini sandalyesine bıraktı. İlhan ile kurduğu sadece bir göz teması bile kendisini ateşlere atmaya yetiyordu.  Bu iş böyle giderse zararlı çıkan kendisi olurdu, bunu da biliyordu. O yüzden artık bir şekilde kendini İlhan’dan uzak tutmaya bakacaktı. Hiç kimseye açılmayan kalbi, kimseyi görmeyen gözleri, şimdi aşkı bilmeyen bir adam için yanamazdı.  Her şey İlhan ile yan yana geldiği zaman oluyordu. O zaman kendisi de bu işe son vermek için onunla zorunlu olmadıkça yan yana gelmeyecekti.  - Sevda İlhan ve Zeynep’i odada bıraktıktan sonra Demir’in yanına çıktı. Zeynep’in halleri, İlhan’ı görüp de kalbi çarpan her genç kız gibi olağandı. Ama İlhan’a ne oluyordu ki? Onun da Zeynep’ten hoşlanıyor olabilmesi de doğaldı. Ama kıza bakan gözlerinde başka şeyler vardı. İnce bir detayla kızı düşünüyor olması, kıskanmış olması İlhan’ın yapacağı hareketlerden değildi.  ‘Yakında çıkar kokusu. Bakalım ne olacak.’ dediği yerde Demir’in odasına girdi.  ‘Kocacıımm.’ Demir bilgisayarında gezinen gözlerini, içeriye giren ve gülümsemesiyle odasına ışıklar saçan karısına çevirdi. ‘Hatunum.’ Sevda cilvelenerek Demir’in yanına geldi. Demir ise anında ayağa kalkıp, henüz birkaç saat öncesinde kollarında ayırmak istemediği karısını kucakladı.  Sevda gülümseyerek kocasının yüzüne baktı. ‘Yakışıklı kocam çok mu meşgul?’ Demir muzipçe sırıttı. ‘Sana her zaman müsait.’ Sevda sırıttığı yerde Demir’in kollarında çıktı. Ve omuzlarından tutarak kocasını yerine oturttu. Ardından omuzlarına masaj yapmaya başladı. ‘Sevgiliim.’ Demir bir yandan mest olurken, öteki yandan ise ‘Bu kadın yine ne diyecek?’ diye düşündüğü yerde konuştu. ‘Efendim güzelim.’ ‘Imm, aşkım bu Zeynep ve İlhan nasıllar?’ Demir masajın etkisiyle iyice gevşedi. ‘Ne nasıllar Sevdam? İyiler işte.’ Sevda bir nefes aldı. ‘Ben de gördüm iyi olduklarını kocacım ama, işte şey anlamında soruyorum. Birbirlerine karşı nasıllar? Bana pek bir yakınlarmış gibi geldi.’ Demir elini, omuzunda gezinen elin üzerine attı. ‘Aynı yerde, aynı şey üzerine çalışıyorlar. Yakın olmaları gayet normal değil mi?’ Sevda anında sinirlenip, Demir’in omuzlarını bıraktığı gibi geçip yerine oturdu. ‘Senden de gıybet falan öğrenilmiyor ya!’ Demir kaşlarını çattı. ‘Yahu kadın ne gıybeti Allahını seversen. Sordun söyledik işte ne bekliyorsun?’ Sevda bacak bacak üstüne attı. ‘Bana İlhan bir tuhaf geldi.’ ‘Nasıl?’ ‘Yani ne bileyim, sanki Zeynep’e ilgili gibi.’ Demir bir kahkaha attı. ‘Hatun, İlhan her kadına ilgili bilmiyor musun?’ Sevda parmağını şıklattı. ‘Hah işte, bak o doğru ama bir başka gördüm işte İlhan’ı. Zeynep’e tatlı falan almış gelmiş, kıyafeti açık diye atar gider falan da yaptı.’ Demir’in gözleri hayretle büyüdü. ‘İlhan?’ Sevda kafa salladı. ‘Hı hı.’ ‘Bizim İlhan?’ ‘Evet kocacım, bizim İlhan.’ Demir elini çenesine attı. ‘Haklı olabilir misin acaba ya? Geçen gün de bankadan gelen kadın bizimkinin eskilerden biri çıktı.’ Sevda merakla doğruldu. ‘Eee.’ ‘Eesi, işte Zeynep birden toplantıdan falan çıktı. İlhan da arkasından gitti. Sonra da bir sonraki güne kadar ortalıkta görünmediler.’ Sevda’nın gözleri aklında atıp tuttukları ile fıldır fıldır dönmeye başladı. ‘Öyle mi?’ Demir kafa salladı. ‘Evet. Gerçi şaşırmamak gerek bizim İlhan bu. Ama sen yine de Zeynep’le bir konuş, çok da şey yapmasın.’ Sevda düşünceli düşünceli kafa salladı. ‘Hı hı konuşurum kocacım tamam.’ - Duru sabah, Safiş’i bile şaşırtacak bir saatte uyanıp çabucak hazırlandı. Safiş’in soru soran gözlerinin kıskacına girmeden evden sıvışmaya çalışsa da elbette başarılı olamamıştı.  Annesinin sesi ile, elinde tuttuğu ayakkabıları ile arkasını döndü. ‘Efendim annem.’ Safiş, tatlı tatlı sırıtan kızının yüzüne baktı. ‘Nereya gideyisun?’ Duru kafasını yana yatırdı. ‘Arkadaşlarımla kahvaltı yapalım dedik annecim.’ Safiş gözlerini kıstı. ‘Hangi arkadaşmiş bu da? Sen erken kalkan cennete gider deselar gene da uyanmazsun!’ Duru, bilmiş bir edayla kendisini süzen annesine baktı. ‘Anne ya, kızlarla buluşacağım işte.’ Safiye tombul bedeniyle arkasını dönüp mutfağa yürüdü. ‘De haydi inandum. Koca adami da kiz ettun başimuza!’ diye bir yandan söylenip, bir yanda sırıtıp kahvaltı hazırlamaya koyuldu.  Duru, sırıttığı yerde evden çıkıp babasının arabasına bindi. Yol üzerinde, her zaman uğradığı pastaneden envai çeşit poğaça gözleme aldıktan sonra yeniden yola koyuldu.  Hakan’ın evinin önüne ulaştığında ise, hemen inip kucak dolusu poşetleri ile apartmana girdi. O esnada kendisini bir heyecan bastı.  İlk defa Hakan’ın evine geliyordu ve adamın bundan haberi yoktu. O heyecanla zile basıp beklemeye başladı.  Hakan ise o sırada bilmem kaçıncı uykusunun, bilmem kaçıncı rüyasındayken derinden derinden  çalan zilin sesini duydu. Yataktan kayarak indikten sonra yarım bakan gözleri ile kapıya ulaştı.  O sersemlikle gelen kim diye sormadan kapıyı açtı. O kapıyı açtı, kapı açılınca Hakan’ı öyle gören Duru ise, bağırtısı ile adamın uykusunu açtı. ‘Hakan bu ne hal. Böyle mi çıkıyorsun sen kapılara. Ya gelen ben olmasaydım. Ya gelen gözü sende olan komşunun kızı olsaydı?’ Hakan gözlerini ovuşturduğu yerde önce Duru’nun yüzüne sonra da kedi üzerine baktı. Gerçi üzerinde bir şey yoktu, evet Duru haklıydı. Altında şortu, üstü çıplak şekilde çıkmıştı kapıya.  Ama ne yapsındı? Uyanıp kapıya gelirken bunu ne ara akıl edebilirdi. Kafasını kaldırıp kıza gülümsedi. O gülümseme ile Duru derin bir iç çekti.  Hakan’ın bu vaziyette kapıya çıkmasını unutmuş, adamın verdiği göz ziyafetini doyasıya inceliyordu.  Hakan, bedenini inceleyen kıza gülümsediği yerde, uzanıp kolundan tuttu ve içeriye çekti. Çektiği gibi de kollarına alıp kapının arkasına dayadı. Verdiği sıcak nefes Duru’nun yanağını yalayıp geçti.  ‘Hoş geldin Duru’m.’ Duru birkaç saniye duraksadı. ‘Hoş.. Hoş buldum.’ Hakan’ın sırıtması büyüdü. Gözlerini kızdan çekmeden elindeki poşetleri alıp yere bıraktı ve yeniden yüzünü Duru’ya yaklaştırdı.  Duru, dili tutulmuş gibi bir şekilde öylece duruyordu. E bu tutulan dili açmak lazımdı değil mi? Hakan iş başa düştü diyerek sırıttığı yerde kızın dudaklarına yaklaştı.  Duru’nun gözleri anında kapanıp, aynı hızla dudakları aralandı. Hakan nefes bulduğu dudakları usul usul öpmeye başlarken, Duru narin parmaklarını birden Hakan’ın kasları sertleşen sırtında dolanmaya başladı.  Hakan Duru’nun parmaklarını hissettiği an kızın dudaklarında derin bir nefes çekti. ‘Duru’m.’ Duru, dudaklarını Hakan’ın dudaklarından çekemedi. ‘Hmm.’ Ellerini adamın sırtından çekip göğsüne dayadı.  Hakan bunun üzerine alnını kızın alnına dayayıp, göğsünün üzerindeki elleri tuttu. ‘Duru’m sen şimdi bu elleri çekiyorsun. Paşa paşa uslu uslu oturuyoruz olur mu?’ Göğsünden çektiği ellerin üzerine birer öpücük kondurdu. Duru ise o an istekle koyulaşan gözleriyle Hakan’a baktı.  Hakan kızın gözlerini gördüğü an dayanamayıp yeniden, hayat bulduğu dudaklara kapandı. Kızın beline dolanan kolu sıkılığını artırınca, iki beden birbirine yapıştı.  Yapıştığı an ise Duru karnına değen sertlikle yerinde sıçrayıp, utanarak geri çekildi. Çekildiği gibi de yerdeki poşetlere eğildi. Nefes nefeseydi.  ‘Şey ya, ben bunları mutfağa götüreyim. Çay falan koyayım.’ Hakan derin derin nefes aldığı yerde dudaklarını ısırarak gülümsedi. ‘Koy sevgilim.’ Duru doğrulup Hakan’ın yüzüne bakamadan, göz ucuyla mutfak olduğunu anladığı kapıya doğru yürüdü.  Hakan ise kızın arkasından, istekle kavrulan bedeni ve gözleri ile baktıktan sonra odasına girip üzerini değiştirdi.  Duru, eli ayağına dolaşmış bir şekilde mutfağı kurcaladığı yerde, az önce yaşadıkları anın etkisinden çıkmaya çalışıyordu.  Sakinleşmeye çalışarak elini tezgaha dayayıp gerindi. O sırada Hakan mutfağa girdi, girmez olaydı. Kız tezgaha dayanmış, dayanınca da zaten kısa olan elbisesi sıyrılıp uzun bacaklarını daha da ortaya çıkarmıştı.  Yok arkadaş, bir an önce kiminle konuşup, dayak yemesi gerekiyorsa yiyip bu kıza nikahı basmalıydı.  Hiç ses çıkarmadan kızın arkasından dolaşıp dolaptan bir şeyler çıkardı. Duru o an Hakan’ı fark edip, hemen doğruldu.  Biraz önce aklı bulanınca çemkirmesi yarıda kalmıştı. Hemen kaldığı yerden devam etti. ‘Sen o halde ne demeye kapılara çıkıyorsun acaba.’ Hakan sırıttı. ‘Ne varmış halimde?’ Duru kollarını kucağında bağladı. ‘Hakan ya, deli etme ama beni.’ Hakan sırıtarak yeniden kızı kollarının arasına aldı. ‘Ben bir tek seni görüp, sana deli oluyorsam.. Başka gözlerin bakışı beni teğet geçer Duru’m.’ - Saat öğle vaktini epey bir geçerken, İlhan kafasını dosyalarından kaldırdı. Vakit geçmiş olmasına rağmen çıkıp Zeynep’in odasına yürümeye başladı.  Zeynep o esnada, kafasını ellerinin arasına almış saatlerdir olduğu gibi kendisine İlhandan uzak durması gerektiğini tembihliyordu.  Derken kapısı kısa bir şekilde tıklatılıp ardından açıldı. Zeynep İlhan’ı karşısında görünce, tüm aklı fikri yeniden uçup gitti. Biraz önce kendisini tembihlemelerinin yerinde yeller esiyordu. Adam gülümseyince kendi de gülümsedi. ‘Bir şey mi oldu?’ İlhan gömleğinin kolunu çekip saatine baktı. ‘Yemek yedin mi?’ Zeynep, saate bakmayı o an akıl edebildi. ‘Hayır yemedim. Saat de geçmiş zaten.’ İlhan kafasıyla dışarıyı gösterdi. ‘İyi hadi o zaman, bir şeyler yemeye çıkalım.’ Zeynep oturduğu yerden kalkmadı. ‘Yok ya sağ ol. Canım da istemiyor zaten.’ İlhan Zeynep’in dediğini duymamış gibi davranıp odadan çıktı. Çıkarken de seslenmeyi ihmal etmedi. ‘On dakikaya kadar çıkmış ol.’ Zeynep, İlhan’ın ardından gözlerini sıkıca yumup yutkundu. Ne yapsa yapsın bu adamdan uzak duramayacağının farkına giderek daha çok varıyordu. Saldım çayıra mevlam kayıra dediği yerde ayaklanıp, odasından çıktı.  - Bir saatin sonunda yemeklerini yiyen ikili sahilden yürüyerek şirkete doğru ilerliyordu. İlhan birden durup, yanlarından geçen çocuktan kağıt helva alıp Zeynep’e uzattı.  ‘Al bakalım.’ Zeynep gülümsedi. ‘Teşekkürler. E yiyeyim de öyle geçelim şirkete olur mu?’ İlhan kafa sallayarak biraz ötelerinde duran banka yürüdü. Oturduklarında Zeynep hemen yemeye başlamıştı. Bir parça koparıp İlhan’a uzattı.  İlhan nedensiz bir şekilde o an yaşadığı zamanın durmasını isteyerek kızın elindeki helvayı aldı.  Zeynep bir yandan helvasını yiyip bir yandan Zümrüt’ün bebekleri ile ilgili konuşuyordu. ‘Bence biri kız biri erkek olacak, ben öyle hissediyorum.’ İlhan kollarını bankın gerisine atarak bir ayağını öteki dizinin üzerine koydu. ‘Yok, bence ikisi de erkek. Erkek adamın erkek çocuğu olur.’ Zeynep gözlerini devirdi. ‘Nerenin kırosu oluyorsun acaba sen? Laflara bak.’  İlhan güldüğü yerde cevap vermeye hazırlanırken yanından gelen sese döndü. ‘İlhancııımm.’  Zeynep yine tepkisiz bir şekilde kalakaldı. Gerçekten bu adamın yanında olduğu sürece böyle şeylerle çok karşılaşacak, karşılaştıkça da siniri bozulacaktı.  İlhan yanlarına gelen kıza isteksizce gülümsedi. Yine kızın adını hatırlamadığı için bir hitapta bulunamamıştı.  Kız gevşek gevşek gülümsediği yerde İlhan’ın yanına yanaştı. Ardından kibirle bakan gözleriyle Zeynep’i süzdü. ‘Nasılsın canım uzun süredir görüşemedik.’ İlhan pek muhatap olmamaya çalıştı. Zeynep’in yanında olmuş olması onu daha da sıkıntıya sokmuştu. Ama Zeynep burada olmasa bile, bu kadına şimdiki tavrından daha başka davranamazdı.  ‘Öyle oldu ya, yoğunluk falan.’ Kadın kırmızı rujlu dudaklarını gererek gülümsedi. Ardından elini küçük çantasının içine atıp bir kartvizit çıkardı. ‘Ne zaman aramak istersen canım.’ Kartı İlhan’a uzatıp, yine Zeynep’i süzdükten sonra yoluna devam etti.  Kadın gittikten sonra Zeynep olduğu yerden kalktı. ‘Gidelim artık.’ İlhan da kalktı. ‘Niye bozuluyorsun bunlara?’  Zeynep tek kaşını kaldırdı. ‘Ne bozulacağım ya, bana ne senin düşüp kalktığın kadınlardan.’  İlhan Zeynep’in dediğine bozulur gibi oldu. ‘Bana hiç öyle gelmedi ama.’ Zeynep topuklularının üzerinde kendini daha da dikleştirdi. ‘Her kadın sana hayran mı sanıyorsun?’ İlhan kollarını birleştirdi. ‘Hayran hayran bakışından öyle düşünmüşümdür belki.’ Zeynep’in sinirleri iyice gerilmeye başlamıştı. Bu kadar çıkış yapmasının nedenini anlayamasa da kendine hakim olamadı. ‘Nasıl bir adamsın sen?’ İlhan piç bir şekilde sırıtıp kollarını kaldırdı. Zeynep’in dediklerini giderek daha fazla bozulmuştu. ‘Ben de böyle bir adamım Zeynep.’  Zeynep gözlerini kıstı. ‘Ama ne yazık ki ben senin iki lafına tav olacak, on beş dakikalık zevkine kanacak bir kadın değilim!’ Ardından İlhan’ı olduğu yerde bırakıp, arkasını döndüğü gibi gitti. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD