Ateş ve Barut ~ 7

2392 Words
Yaşlar, adamın tenini yakarcasına kendi yollarını çizmeye başladı.   Şimdi acıyla akan yaşlar, yanaklarından birer birer inip yeniden, tertemiz bir şekilde açılacak olan kader sayfasının her bir satırına ince ince, inci gibi işlendi.  - İlhan ve Zeynep, ağaçlıkların arasında saatlerce oturdular. Önce gün batımını, ardından da ay ışığının denize yansımasını uzun uzun izlediler.  İlk ayağa kalkan Zeynep oldu. Üzerindeki toprağı silkeleyip İlhan’a baktı. ‘Artık gitsek.’ İlhan kafasını salladığı yerde ayağa kalktı.  Geldikleri yolu geri dönmek pek kolay olacak gibi görünmüyordu. Çünkü her yer zifiri karanlığa gömülmüştü. Zamanın nasıl geçtiğine zaten hiç anlam verememişlerdi. Zeynep İlhan’ın yanında yavaş yavaş yürüyordu. Biraz ilerlemişlerdi ki ayağının altından gelen sesle, zıplayıp bir çığlık attı. ‘İlhaaan!’ İlhan telefonunun ışığını açıp kızın suratına tuttu. ‘Ne bağırıyorsun kızım ya?’ Zeynep tam İlhan’a sokulayım derken yine bastığı yerden gelen sesi duyunca resmen adamın kucağına zıpladı. Sesi çığlık çığlığaydı. ‘Kesin yılan var burdaaa! İlhan bir şeye bastım ben, ayy neye bastıımm!’ İlhan, resmen kucağında olan kızı sıkı sıkıya tuttu. Sonra telefonunun ışığıyla yeri aydınlattı. ‘E sen dallara basmışsın, niye çırpınıp duruyorsun?’ Zeynep İlhan’ın bedeninden birazcık uzaklaştı, ama birazcık. Hâlâ bedeninin hatırı sayılır derecede bir kısmı İlhan ile bir bütündü.  İlhan kızın bedeninin kıvrımlarını hissettikçe başka alemlerin kapısını açmaya hazırlandı ama yok! Olmazdı. Aslında olsa ne iyi olurdu da, neyse. Kolu Zeynep’in vücuduna dolanmışken sırıttı.  ‘Sen iyi alıştın böyle kucağıma düşmelere, zıplamalara falan.’ Zeynep elektrik çarpmış gibi bir anda adamdan ayrıldı. Dirseğini olanca kuvvetiyle adamın kaslı karnına vurdu. İlhan acıyla karnını tutarken bu kez kendisi sırıttı.  ‘Sansar suratlı öküz! Kucağına alışmışmış! Git elin kokuşmuş yellozlarını alıştır kucağına!’ Lafını bitirir bitirmez yüzünün yanında uçup geçen yarasayı fark ettiğinde yeniden İlhan’ın kucağına zıplamıştı.  ‘İlhan, götür beni buradan ya, kurda kuşa yem olucaz.’ İlhan, yeniden yek pare olduğu kızın hallerine gülümsedi. ‘Hey yavrum hey. Yarasa sen nelere kadirsin. Allah’ın sansar suratlı öküzünün kollarına süpürgeli bir cadıyı yeniden attın yahu.’ Kendi kendine sırıttı. ‘Aslında seni burada yaban domuzlarının arasında bırakmak vardı da, işte. Merhametli bir adamın ben.’ Zeynep, yediği lafları pas geçip, yaban domuzunda durdu. İlhan’ın kolunu çekip koparacakmış gibi sıkı sıkıya tutuyordu. Sesi fısıltı gibi çıktı. ‘Yaban domuzu da mı var?’ İlhan ciddiyetle kafa salladı. ‘Domuz, çiyan, yılan, boz ayı bile var. Hatta geçen bir yerde okumuştum Zeynepus ahtapotus diye bir tür keşfetmişler.’ Zeynep tuttuğu kolu parmaklarıyla sıktı. ‘Höö çok komik!’ İlhan bir kahkaha attı. ‘Kolumu da vereyim eve götür istersen. Yerinden çıktı be el insaf kızım.’ Zeynep sağa sola bakıp, yerinde zıpladığı yerde yürüyordu. Daha doğrusu biraz yürüyor, biraz İlhan tarafından çekiştiriliyordu.  Bedenini sarmalamış kaslı kolun etkisiyle kendinden geçecek gibi oluyor, ardından kulağının yanından vızıldayarak geçek bir böcek tarafından yeniden kendine geliyordu.  Her iki adımda bir fısıldadı. ‘Bak sakın bırakayım deme, gözlerini oyarım!’ İlhan karanlıkta inci gibi parlayan dişlerini gökyüzüne göstererek gülümsedi. ‘Bırakmam.’ - Zeynep’in evinin olduğu sokağa girdiklerinde, İlhan bebeğinin tekerleriyle asfaltı yakarak durdu.  Ardından kaskını çıkarıp kucağına aldı. Zeynep motordan atlayıp kaskını çıkardı ve İlhan’a uzattı. ‘Her şey için teşekkür ederim.’  İlhan sırıttı. ‘Bir daha olmasın lütfen. Dediğim gibi mızmız kadınları pek sevmiyorum.’ Zeynep’in dudakları kıvrıldı. ‘Yaa, nasıl üzüldüm şimdi. Ben de çok mızmız bir kadınım ne yapacağız?’ İlhan düşünür gibi elini çenesine attı. ‘Ehh, şansına küs o zaman ne diyeyim.’ Zeynep yapmacık bir hüzünle kafasını salladı. ‘Tüh, ama ben böyle olursa yataklara düşer hasta olurum.’ İlhan bir kahkaha attı. Gerçekten bu kızın yanında bambaşka bir adam oluyordu. Acılarını, neşeli halinin ardına gizleyerek konuşabilen bu kıza hayran hayran baktı.  ‘Hadi gir içeriye. Geç oldu.’ Zeynep birkaç saniye gözlerini kırpmadan, İlhan’ın gözlerine baktı. Zeynep baktıkça İlhan’ın içinde bir yerler, anında yüzlerce iğne batırılmış gibi kasıldı.  Arkasını dönüp apartmandan içeriye gire kızı, iğnelenmiş hisle izledi. Zeynep kapıyı kapatmadan önce gülümseyip el salladı. ‘İyi geceler, görüşürüz.’ İlhan’ın dudağının kenarı kıvrıldı. Elini havaya kaldırıp birkaç parmağını hareket ettirdi. ‘Görüşürüz.’ - Sevda kahvaltı masasında, tablet bilgisayarından gazete okuyan kocasına baktı.  ‘Kocacıım?’ Demir, bakışlarını kaldırmadan seslendi. ‘Hmm.’ Sevda, ellerini mama masasına çarpan oğlunun ağzına peyniri tıkıştırdıktan sonra konuşmaya başladı.  ‘Aşkım ben şimdi diyorum ki…’ Sevda’nın ne zaman bir şey düşünse ortalığı ateşe verdiğini bilen Demir, hemen kafasını kaldırdı. ‘İnşallah güzel bir şey dersin güzelim. Hadi söyle neymiş.’ Sevda gülümsedi. ‘Kocacım ben evde çok sıkılıyorum ya hani.’ Demir kafa salladı. ‘Biliyorum karıcım, o sıkıntıların faturalarını hep görüyorum.’ Sevda parmaklarını şıklattı. ‘Hah, aşkım bak ben de tam seni bu dertten kurtaracak bir ey söyleyecektim.’ Demir gözlerini kıstı. ‘Neymiş bakalım?’ ‘Imm, Altan artık çok gelmiyor ya şirkete.’ ‘Evet.’ ‘İşte kocacım diyorum ki artık ben geleyim. Ben de mimarım sonuçta.’ Demir karısından bunu hiç beklemiyordu. Bir anda gözleri parladı. ‘Harbi mi?’ Sevda güldü. ‘Evet kocacım. Valla çok sıkılıyorum artık ya’ Demir karısının gözlerine bu kez ciddiyetle baktı. ‘Sevdam sen bir buçuk seneden fazla zamandır çalışmıyorsun. Şimdi hemen böyle birden çalışmaya alışabilecek misin?’ Sevda hevesli hevesli kafa salladı. ‘Alışırım. Hem sen demedin mi Dubaili bir karun ile anlaştık, adam bizi çok zorlayacak gibi diye. Ben de yardımcı olmuş olurum.’ Demir düşünceli düşünceli kafa salladı. ‘Gerçekten ya. Adam bir tuhaf.’ Sevda meraklandı. ‘Nasıl? Ne yapıyor ki?’ ‘Ya adam aile bağlarına değişik bir abartı ile önem veriyor. Bizimle anlaşma nedenlerinden biri de ailecek çalışmamızdı.’ Sevda güldü. ‘E aşkım ne güzel işte.’ Demir çayını yudumladı. ‘Güzel güzel de, fazla takıntılı bu konuda. Anlayamadım.’ Sonra gülümsedi. ‘Senin şirkette olmuş olman da ayrı bir avantaj olur bizim için. Adam karımın da bizimle olduğunu duyarsa bekli daha memnun kalır.’ Sevda sevinçle ayağa fırlayıp kollarını Demir’in boynuna doladı. ‘Ya ben seni çok seviyorum.’ Demir yan gözle elindeki yumurtayı parçalayıp etrafına saçan oğluna baktı. Ardından karısının dudaklarına uzandı. ‘Ben de seni çok seviyorum.’  - Zeynep, güne gözlerini kasıklarındaki sancı ile açtı. Regl olduğunu anladığında suratını asarak banyoya girdi.  Günüm kötü başladı, devamı nasıl iyi geçsin ki diye düşünerek duşunu aldı. Çıktığında saçlarının sadece ıslaklığını alıp üzerini giyindi.  Kollarını, bacaklarını, yüzünü, kısacası her yerini şişkin hissettiğinden ne üzerindekileri kendine yakıştırdı ne de makyaj yapmak istedi.  Ve makyaj yapmadan öylece evden çıktı. Çıktığında yine Sıtkı amcaya gülümsedi. ‘Günaydın Sıtkı amcaa!’ Sıtkı amca Zeynep’e hiç bakmadı. Zeynep dudaklarını büzdü. ‘Yaa, sen bana niye küstün ki şimdi hiç pas vermiyorsun.’ Sıtkı amca trip atar bir şekilde omuzunu kaldırıp arkasını döndü. Zeynep de o sırada saatine bakıp otobüsünün gelmek üzere olduğunu fark edince hızla yürümeye başladı.  Sıtkı amca, dönüp giden kızın arkasından baktı. Deli deseler de hiçbir hareketi sebepsiz değildi. Günün birinde herkes sevdalanırdı. O yükü herkes taşırdı. Ama herkes o sevda acısını da yaşardı.  O acıyla aklını yitirmiş bu adam da, kimse acıyı yaşasın istemediğinden ne zaman bir sevgili görse asabileşir, etrafındakilere küserdi. Zeynep’e yaptığı tavır da bu yüzdendi işte. - Zeynep otobüsten indiğinde hemen şirketin karşısında olan pastaneye girdi. Her rutin olarak yine tatlı krizleri başlamıştı işte. Girer girmez kendine gülümseyerek bakan kadına döndü.  ‘Günaydın Sevim abla. Bana, ıımmm… ne versen ki?’ diye düşünmeye başladı.  Kadının kocası o an, elinden tuttuğu sıcak tepsi ile mutfaktan çıktı. Çıkar çıkmaz da dükkanın içini buram buram elmalı kurabiye kokusu sardı.  Zeynep’in gözleri parladı. ‘Elmalı kurabiye ver.’ Sevim gülümsedi. ‘Daha çok sıcaklar kızım bunlar. Hem daha şekerlerini dökeceğim üzerine.’ Zeynep omuz silkti. ‘Bir şey olmaz. Sen hemen atıversene bir kaç tanesine şekerleri.’ Kadın gülümsediği yerde kafa sallayıp Zeynep’e paketini verdi. Zeynep Elindeki paketi salladığı yerde şirkete girdi.  Asansörde çıktığı yerde dayanamayıp hemen sıcak kurabiyelerden birini yemeye başladı. Ağzındakinin lezzeti ile kendinden geçtiği yerde asansörden inmişti ki, İlhan’ı görünce olduğu yerde kaldı.  İlhan sekreteryaya dayanmış, ceketini bir parmağının ucuna asıp sırtında tuttuğu yerde Leyla ile bir şeyler konuşuyordu.  Leyla’nın ise ağzının suyu akmak üzereydi. Zeynep içinden ‘gevşek kız’ diye geçirdiği yerde bir yandan da kıza hak vermeden edemedi.  Bu adama nasıl etkilenmeden bakacaktı ki. Elindeki kurabiyenin bir parçasını daha ağzına attıktan sonra adama bakmaya devam etti.  Bu gün daha mı yakışıklı olmuştu? Lacivert pantolonu, tüm kaslarını belli eden buz mavisi gömleği, pantolonu ile aynı renkte olan ince kravatı. Taba rengi ayakkabıları. Off gerçekten Bayağı yakışıklıydı.  Zeynep birazı ağzında, birazı elinde olan kurabiyesi ile İlhan’a bakarken, İlhan boşta kalan elini cebine atıp Zeynep’e döndü.  Kıza baktığı gibi de kalbi dönmeye başladı. Bu kız gerçekten bu kadar güzel olmayı nasıl başarabiliyordu?  O böyle makyajsız da güzel olabilen kadınlara alışkın değildi. Kıza baktığı yerde gülümsedi. Zeynep şu an, ağzında olan kurabiyenin şişirdiği yanağı ile o kadar sevimli görünüyordu ki. Bir an kızı kollarına alıp öpmemek için zor durdu.  Sonra düşüncesini kafasından atmaya çalıştı. Atamadı ama biraz daha normale döndü. ‘Günaydın Zeynep.’ Zeynep adama bakarken ağzındakini yutmayı unutmuştu. Şişkin yanağı ile gülümsedi. ‘Gönöydön.’ Bunun üzerine İlhan’ın dudağı yeniden kıvrıldı. Ama bu hareket normal bir günde Zeynep’in kalbini yerinden oynatacakken bu gün malum hormonlar devreye girince sinirlendirdi. ‘Ne gülüyorsun.’ Leyla’ya kafasıyla selam vermeyi ihmal etmeden odasına yürüdü. İlhan da güldüğü yerde kızı takip etti. Zeynep odaya girecekti ki, İlhan kızın elindeki poşeti aldı. ‘Ne güzel koktu bu ya. Ne aldın?’  İlhan kafasını poşete yaklaştırırken Zeynep poşeti bir hamlede aldı. ‘Benim onlar.’ İlhan tek kaşını kaldırdı. Zeynep’in içi gitti.  ‘Kızım sen hem yabani hem de cimri misin? Ayıp ayıp. Biz de acıktık burada.’  Zeynep narin narin omuz silkti. ‘Bence acıktıysan ikimize birden şöyle bol tatlısı olan bir kahvaltı isteyebilirsin.’ Sonra aniden, yeniden asabileşti. ‘Hem ilişme bu gün bana ya, sinirliyim.’ İlhan, hem tatlı tatlı diye böğüren hem de anında dengesizleşen kızın bu hallerinin nedenini anladı. Ne de olsa o bir kız sarrafıydı.  Zeynep’in poşetinden bir tane kurabiyeyi kaptıktan sonra odasına yürüdü. Zeynep de adamın arkasından bir yandan hayran hayran bakıp, bir yandan iç çektiği yerde odasında girdi.  Elindekini masasına bırakıp kendini koltuğa attı. salak salak gülümsediği yerde İlhan’ı düşündü. Şimdi ne yaparsa yapsın iyi bir adamdı değil mi?  Aynen gayet de iyi bir adamdı.  Dünkü geçirdikleri zaman kendisinde çok da iyi gelmişti. Hem bir kere düşünceliydi de.   Evet düşünceliydi.  Çok da yakışıklıydı. Hangi kız görse içi giderdi bu adama. Canları çıksın o kızların.  Neler düşündüğünün farkına varınca oturduğu yerde doğruldu. ‘Bir de kızlar diyorsun salak Zeynep, bu adam çapkının tillahı. Hem çapkınsa sana ne? Sana ne adamın uçkurundan?’ Masasına geçtiği yerde söylenmeye devam etti. ‘Hem ayrıca bana ne canım adamın yakılıklılığından. Yakışıklıysa bana mı yakışıklı. Gidip koynuna girdiği küflenmiş kaşarlar düşünsün onu.’ Sonra birden kafasını ellerinin arasına aldı. Gözlerine bir hüzün dalgası yayıldı. ‘Allah’ım sen aklıma mukayyet ol. Gerçekten aştır meşktir bana göre değil. Hem ne aşkı yahu? Benim böyle normal olarak kalmam insanlık için daha hayırlı.’ Kendi kendine konuşurken maillerine bakmaya başladı. ‘Ayrıca ne aşkı canım. Tamam hoş adam güzel adam da, aşk neymiş.’ diye kendi kendine telkinler verirken, aynı durumun bir başka çeşidi İlhan’ın odasında yaşanıyordu.  İlhan sandalyesine yaslandığı yerde tepeden İstanbul’u izliyordu. İzlerken ise aklında olan tek şey Zeynep’ti.  İlhan, bu kıza bu kadar takılı kalmasının nedenini çözemedi. Belki de günlerin yorgunluğuyla eve gidip yattığından, gecelere çıkamamasının yan etkisiydi bu. Evet evet kesinlikle öyleydi.  Sürekli uğraşıp konuştuğu kız da Zeynep olunca, doğal olarak aklını meşgul eden de hep oydu. Ama bu kız gerçekten başka değil miydi şimdi. Kendine itiraf etmekten geri duramadı. Evet öyleydi. Zeynep’i istemesi sadece cinsellik duyguları ile sınırlı bırakılamazdı.  O, Zeynep’le konuşmak, vakit geçirmek, sürekli yan yana olmak istiyordu. Bir kere üzüldüğünde de, sevindiğinde de kızı kollarına alıp doyasıya sarılma isteğiyle yanıyordu. İlhan bu güne kadar kimseye böyle hissetmemişti.  O, hiçbir kızla cinsellikten öte yakın bağlar kuran biri olmamıştı. Şimdi ise bir kıza cinsellikten daha büyük arzular besler olmuştu.  Evet, Zeynep’e baktıkça onu öpmemek için zor duruyordu. Evet Zeynep hayatında gördüğü, öyle olmaya çalışmasa bile en çekici olan kadındı.  Her şeyden öte bu kız çok doğaldı. İlhan gözlerini kapatıp eliyle alnını sıvazladı. Zeynep’ten hoşlanıyor olması onu değiştirmezdi. Değiştiremezdi.  Bir gece çıkıp, o geceyi her zaman yaptığı gibi noktaladıktan sonra, Zeynep’e dair hissettikleri anında değişecekti biliyordu. Ama öyle bildiğini sanıp, kendini avuttuğu ile kalacağını bilmiyordu. Nitekim, bu düşüncelerinin ardından henüz çok zaman geçmeden, yine kendisini Zeynep için bir şeyler yaparken bulacaktı.  - Sevda, Poyraz’ı kayınvalidesi Safiş’e bırakıp şirketin yolunu tuttu. Demir kahvaltıdan hemen sonra olmasa da, birkaç saat sonra evden çıkmıştı. Kendisi de Poyraz’ı hazırlayıp, kendisi de hazırlandıktan sonra uzun bir aradan sonra iş başı yapmak için şirkete geldi.  Asansöre bindiğinde, Demir’in yanına çıkmak yerine ilk başta Zeynep’in odasının olduğu katta indi. Leyla’ya başıyla selam verdikten sonra kızın odasına yürüdü.  Kapıyı çalmadan açıp içeriye daldı. ‘Been geldiimm.’ Zeynep, Sevda’yı görünce oturduğu yerden kalktı. ‘Aaa hoş geldin.’ Sevda, ‘Hoş buldum canım.’ dediği yerde masanın önündeki koltuklardan birine oturup bacak bacak üstüne attı. ‘Naber, ne yapıyorsun?’ Zeynep gülümseyerek yerine geçti. ‘Ben çalışıyorum gördüğün gibi ama, sen ne yapıyorsun?’ Sevda kıkırdadı. ‘Patroniçe olmaya geldim.’ Ardından sabah Demir ile konuştuklarını anlatmaya başladı.  Zeynep, Sevda’nın dediklerine bayağı bir sevinmişti. Ne de olsa artık şirketin içinde daha yakın olduğu bir kadın olacaktı. ‘Çok sevindim gerçekten. Valla buradaki kızların hepsi ile anlaşsam da kimse sizler gibi olmuyor.’ Sevda yapmacık bir edayla böbürlendi. ‘Ayol kim bizim gibi olabilirmiş?’  Zeynep, Sevda’nın dediğine gülerken, Sevda’nın gözleri masadaki ojeye takıldı. ‘Kız bu ne güzel renkmiş böyle, ay ben sürebilir miyim bunu?’ Zeynep ‘Tabi sürebilirsin, sorduğun da soru mu?’ deyince, elinde tuttuğu bordo oje aşk yaşayarak, odanın öbür ucundaki geniş koltuğa geçip, tırnaklarını boyamaya başladı.  Zeynep ise o sırada, kaldığı yerden çalışmaya koyulmuştu. Ayakkabıları şişen ayaklarını acıtınca önce onlardan kurtuldu. Ardından serin odada bile kendisini sıcak basınca ceketini çıkarıp , üzerindeki askılı büstiyer ile kaldı.  Beş dakika kadar geçmemişti ki, odasının kapısı yeniden açıldı. Bu sefer gelen kişi, tüm yakışıklılığı ile gülümseyen İlhan’dı.  Elinde tuttuğu küçük paket ile Zeynep’in masasına ulaştı. ‘Tatlı tatlı diye çemkirdin sabah, al bakalım.’ Zeynep, Sevda’yı unutup, paketi açmaya koyulurken sırıtmaya başlamıştı.  İlhan ise Sevda’nı odada olduğunu fark etmemişti bile. Ama onlar o haldeyken, cingöz Sevda, tabi ki hemen bir durum analizi yaparak ikisini birden süzmeye başlamıştı.  Zeynep paketi açıp, içinde gördüğü küçük ekleri ağzına atarken garip sesler çıkardı. ‘Ay İlhan bu çok güzel.’  İlhan ise o sıra Zeynep’in açıkta kalan belini ve dekoltesini inceliyordu. Parmağını kıza doğru uzattı. ‘Bu ne hâl kızım ya?’ Zeynep eklerden bir tane daha ağzına attı. ‘Ne varmış halimde?’ İlhan gözlerini kıstı. ‘Haklısın güzelim, çünkü bir şey yok. Her yerin açık yahu. Şimdi içeriye adamlardan biri girecek tövbe tövbe.’ Sherlock Sevda ise o sırada her şeyi ince ince analiz edip, sesindeki bilmişliği ve kahkahayı bastıramadan konuştu.  ‘Ooo, İlhan beyimiz ne ara bir kızın açık giyinmesine bozulup, onu kıskanır oldu?’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD