10. Bölüm ( Hastane Kokusu )

1355 Words
Mete'den... Gözlerim Mehir'e kitlenmiş bir şekilde bakıyordum. Ömer ise dünya ile bağlantısını koparmıştı. Tek yaptığı Mehir'e bakmaktı. Omzuma konan el ve " Kardeşin iyi mi? " diye soran Selin ile sıçradım. " Değil. Zehirlenmiş. " dedim kısaca. " İyi olacak mı?m" diye sordu Selin. Sesi kısıktı. " Zehiri vücudundan çıkartabilecek misiniz? " diye devam etti. " İnşallah Selin. Ağır bir zehirmiş. Demin kalbi durdu biliyor musun. 1 dakika boyunca uğraştılar geri döndürmek için. " dedim titreyen bir sesle. Konu Mehir olunca hiçbir şey bnei ayakta tutamazdı. Çünkü zaten beni yaşatan Mehirdi. Selin Mehir'e baktı. Sonra omuzumdaki elini bileğime indirdi. " Kendin söyledin, sizi bırakıp gitmez. Hem o senin kardeşin, senin gibi güçlüdür ben eminim. " dediğinde hafifçe kafamı salladım. Sustum. Arkamdaki duvara yaslanırken gözlerimi kardeşimden ayırmadan izlemeye başladım. Ne kadar zaman geçtiğini bilmediğim bir süre sonra maınitörden gelen sesler ile gözlerim oraya kaydı. Kalp atışları düşüyordu. Endişeyle nefeslerim hızlanırken hastanenin birkaç doktoru ve hemşiresi hızla odaya girdiler. Ben ise Ömer'in yanına direkt Mehir'in camına yaklaştım. Ellerim titriyordu. Selin nazikçe benim titreyen ellerimi tuttu. " Mete... " diye mırıldandı. " Bak böyle yaparak kendini daha kötü bir hala sokuyorsun... " diye devam etti. " Onsuz ben yaşayamam. " diye mırıldandım. " O benim her şeyim. " diye tekrar ettim. Sol gözümden bir damla yaş aktı Mehir'in bembeyaz olmuş yüzünü izlerken. Selin yanağımdan düşen yaşı sildi. " Biliyorum, benim de kardeşim olsa ben de böyle hissederdim. " dedi. " Olmadığı için acını anlayamam belki ama... " dedi ve devam ettiremedi. Sustum bir süre. Mehir'in kalp atışları düzelmişti. Yine yaşam mücadelesi veriyordu. Koridordan gelen ayak sesleri ile oraya döndüm. Buraya doğru koşturarak gelen babam ve Süleyman amca ile onlara doğru döndüm. Babam bana gelip " Mete, Mehir nasıl? İyi mi? Nesi varmış? " diye sordu. " Şimdilik iyi. Zehirlenmiş. Doktorlar ellerinden geleni yapıyorlar. " dedim. Süleyman amca omzuma elini koyup destek verircesine sıktı. " İyi olacak Mehir kızım. İnanıyorum ben oğlum. Sende inan. " dedi. Onu yavaşça onayladım. Süleyman amca kenarda yıkılmış Ömer'in yanına giderken ben babama döndüm. " Bunu yapanları yaşatmayacağım. Hazırlan Mete. Bu resmi olarak bir savaş. " dedi hırsla. O sinir bende de vardı. Ama şu an yakıp yıkmak yerine Mehir'in yanında durup ona güç vermeyi tercih ediyordum. Babama bakıp " Ölüm fermanını imzaladılar. Masayı topla baba sen. Bende yapanları araştırırım. " dediğimde beni onayladı. Babamın arkasından gelen Timur'u kenara çekip " Bul onları. Arkasında kim varsa. Bu savaşı kim başlatıp Mehir'e dokunmaya kalktıysa bul onları. " dedim. " Hemen Mete bey. " dedi Timur. Hızlıca telefonunu çıkarıp birkaç adım uzaklaştı bizden. Ben ise hemen Mehir'in camının önüne ilerledim. Selin bizden biraz uzaklaşarak sandalyelerden birine oturduğunu gördüm. Beni izliyordu ama ben çok ona dikkat edemiyordum. Babamın seline ilerlemesi ile onlara döndüm. " Sen kimsin kızım? " diye sordu şefkatli bir sesle. " Ben... " dedi Selin bana baktı. Ardından babama " Şey... Selin Korkmaz ben. " dedi biraz duraksayarak. Babamların yanına ilerledim. " Benim arkadaşım. " dedim. " Mehir kötüleştiğinde yanımızdaydı. Sağ olsun yalnız bırakmadı bizi. " dedim. Babam hafifçe kafasını salladı. " Ben içeri girip kızımla konuşucam. Sizde ortadan kaybolmayın. " dedi ve koridordan gezen bir doktoru durdurdu. Selin bakışlarını bana çevirdi. " Burada kalmam pek doğru olmadı sanki. " diye mırıldandı. " Daha iyi gibi. Babamı içeri soktuklarına göre daha iyi olması lazım. " dedim. " Sen nasılsın? " diye sordu Selin. " Kötü. Nefesimi kesiyorlar sanki. " dedim. Selin ayağa kalktı. " Kahve alacağım, sen de ister misin? " sordu elini koluma koydu. " İyi gelir, yoruldun tüm gece. " dedi. " Yok. Teşekkürler Selin. " dedim. Selin hırkasını alıp üzerine giydi ve kafeteryaya doğru ilerledi. Arkasından bir süre baktıktan sonra kafamı Mehir'e çevirdim. Ne kadar zaman geçtiğini bilmediğim bir zaman sonra koluma dokunan el ile oraya döndüm. Gördüğüm Timur ile kaşlarım çatıldı. " Ne oldu? " diye sordum. Timur bana kafasıyla köşeyi gösterdi. Onu takip ederek köşeye ilerledim. " Evet. Ne oldu? " diye sordum. " Araştırdık. Mehir Hanımı zehirleyen Dorukmuş. Caner Çakar'ın infazcısı olan Doruk. Yani bu işin içinde Caner var efendim. " dedi. Yazar'dan... Selin, babasının adıyla duraksadı. Onlara gözükmeden köşeye sindi. Başını duvara yaslarken onları dinliyordu. Bir elinde kahvesi diğer elinde bir su şişesi vardı. Bu olaylara bulaşmak istemiyordu. Sonuçta annesini Mete öldürmemişti. Mete dişlerini sıkarak " Caner bir savaş başlattı. Adamları hazırla. O adamı öldürmeden durmayacağım. En acı şekilde ölecek. " dedi. Selin gözlerini kapattı. Babasını da kaybedecek miydi yani? Bunu istemiyordu. Yalnız kalmak istemiyordu ki babasının varlığıyla yokluğu anlaşılmıyordu zaten. Yine de tamamen gitmesinden iyiydi. Mete Timur'a bakıp " Araştır. En ince ayrıntısına kadar nerede ne yapar? Nerede yer? Nerede içer? Nerelerde takılır? En değer verdiği kişi kim? Kimi umursar? Her şeyi istiyorum. Götündeki donun markasından rengine kadar her boku bilmek istiyorum Timur. Anladın mı? " diye sordu Timur kafasıyla onaylayıp " Peki efendim. Anladığım kadarıyla onu kolayca öldürmeyeceksiniz. Acı çekmesini, ölmek için yalvaracak hâle getireceksiniz. " dediğinde Mete onu onayladı. Selin derin bir nefes verdi. Gözlerinin dolması normal miydi? Babasının söylediklerine göre Kurban Hükümdar annesini öldürmüştü. Mete ise babasının en değer verdiği kişiyi arıyordu. Bulursa ne yapacaktı? Öldürecek miydi? Kendisinin onun kızı olduğunu anladığında ne yapacaktı? Gözlerinin dolmasını engelleyip şişeyi koltuğunun altına su şişesini sıkıştırıp gözlerini ovaladı. Bir süre sessizlikten sonra onlara doğru ilerledi ve şişeyi Mete'ye uzattı. " Bir şey içmiyorsun, bari su iç. " derken sesinin normal çıkmasına özen gösterdi. Mete konuşmaları tam bitmeden yanlarında biten kız ile anlık ruhsuz, duygusuz bakışları ile ona döndü. Sonra yüzünü düzeltip " Teşekkürler. " diyerek suyu aldı. Tam içecekken Timur'un kolunu tutması ile duraksayarak ona döndü. Timur, Selin'i tanımadığı için tanımayarak durdurmuştu Mete'yi. Meteye bakıp suyu göstererek kaşlarını kaldırdı. İçinde bir şey olabilirdi sonuç olarak. Mete, Timur'un ne dediğini anlasada Selin'e güvenerek Timur'un elinin kolundan düşmesini sağlayarak suyu içti. Selin gülümsedi. " Rica ederim. " dedi. Kahvesini yudumlarken Timur'a baktı. " Merhaba... " diye mırıldandı. Timur, Selin'e yalancı bir tebessüm edip Mete'ye döndü. Bir nevi bakışları ile izin istiyordu. Mete, Timur'a dönüp " Masum, olaylarla hiç alakası olmayan kardeşimi zehirledi. Hastanede olmasaydık yetiştirene kadar ölürdü. Anlıyorsun di mi Timur? " diyerek tekrar etti. Şu an bir nevi acımasız ol diyordu. Timur'un sadist bir kişiliği vardı. Mete çoğu zaman baskılardı bunu. Ama şu an salıyor ve izin veriyordu. Timur bunu anlayınca sırıttı be kafasıyla onayladı. Mete aklına gelen ile Timur'a döndü. " Timur sana vereceğim ilaçları al. " diyip Selin'e döndü. " Reçeteyi ver, alsın Timur. " dedi. Selin Mete'ye baktı. " Teşekkür ederim. " diye mırıldandı. Dün gece odasında vakit geçirip güldüğü adamın şu an babasını öldürme planları yapan adam olduğuna inanmak istemiyordu. Mete'nin acıma içermeyen ses tonunu duymuştu, bakışlarındaki duygusuzluğu görmüştü... Bu adam dünkü adam mıydı yani? Selin buna inanmak istemiyordu. Duyduklarını kafasından silip atmak istiyordu. Gözlerinin dolacağını anladığında boştaki eliyle gözlerini ovaladı. Bitiremediği ve midesini bulandıran kahveyi çöpe attı. Üstten neredeyse hiçbir şey giymediği için soğuktan karnı ağırmıştı. Bir elini karnına sardı. " Ben şuradayım, bir şey olursa seslenirsin... " deyip yekli koltuklardan birine oturdu. Hırkasını biraz açıp moraran karnına baktı ve küfretti. Baya kötü gözüküyordu ve acıyordu da. Fermuarı kapatıp kollarını karnına sardı. Hem altında sadece büstiyer olduğu için soğuk aldığından karnı ağrıyordu hem de canı acıyordu. Başını geriye yaslarken gözlerini kapattı. Bu günü atlatmak istiyordu. Bir süre sonra Mete gözünü Mehir'den çekti. Gözü Selin'e kaydı. Kızın kollarını karnına doladığını görünce derin bir nefes verdi. Ağrısı asıl şimdi çıkmaya başlamıştı muhtemelen. Ayrıca üstünde sadece büstiyer ve hırka vardı. Üşümüş de olmalı diye düşündü. Üstündeki montu çıkarıp Selin'e yaklaştı. Selin'in uyuduğunu görünce duraksadı. Ceketini çıkarıp Selin'in üstüne öreteceği zaman babası onun kolunu tuttu. " O ceket kızı sıcak tutar mı salak? " dedi oğluna Kurban. Kendi kabanını çıkarıp Selin'in üzerine örttü. " Giy onu da. Sende hasta olma. " dedi Mete'ye ve Ömer'in yanına ilerledi. Selin hissetiği şeyle anlık ürperse de gözlerini açmadı. Yorgundu, konuşulanları duyuyordu. Üzerindeki kabanın kime ait olduğunu idrak edemedi. Kabanı bir eliyle sıkıca tutarken koltukta biraz daha rahat oturdu. Eve gitmek istemiyordu, biraz daha burada kalabilirdi. • Ah be Selin. Selin hakkında ne düşünüyorsunuz? • Kurban? Selin'e kabanını vermesi? • Mete'nin gelen duygusuzluğu? ( Bence haklı. Adam kardeşini öldürüyordu. Şanslı olduğu için kurtuldu Mehir. ) • Ömer? ( Çocuk kahroldu. Ölü gibi. Düzgün konuşmuyor, hareket etmiyor, bir şey yiyip içmiyor...)
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD