DARİUS HENRİCH

1027 Words
İyi bir ruh tıpkı bir yıldızın parıltısı gibi insanın içini aydınlatır, gözlerine parlaklık, yüreğine sevgi fısıldardı. Kötü bir ruh ise karanlık toprağa umutlarını eker, biçtiği umutsuzluğu serer. Gözlerine öfke, yüreğine intikam fısıldardı. DARİUS HENRİCH "... Kabul edecek misin?" diye sordu Tamay sanki onunla konuşmak işkenceymiş gibi davranıyordu. Darius Henrich sakince başını salladı. Gözlerini Tamay'ın iri siyah gözlerinden çekmeden. yılan soyundan olduğunu bilmese sadece gözlerine bakarak bile kedi soyundan olduğunu düşünürdü. Tamay ona bir sepet uzattı, "Topladıklarını bunun içine koy ve yaprakların hasar görmediğinden emin ol." dedi. Sabahın erken saatlerinde Tamay, ormanın ortasından Darius'a seslenmişti. İlk tanıştığı zamanlar Darius'un yaralı kolunu sardığında karşılığında ondan bir şey istememişti ama bugün istemeye karar vermişti. Ahter'in kuzeyinde kalan ruhlar ormanından çeşitli otlar getirmesini istedi. Tedavi amaçlı hazırlayacağı iksirler olduğunu belirtmişti. Darius gözlerini bir ok gibi sapladığı kızdan ayırmadan kendi kendine zekice diye düşündü. Ruhlar ormanındaki ağaçlar sık ve çok olmalarıyla ünlülerdi. Yani Tamay onu o ormana göndererek ağaçlardan dolayı hızlı koşmasını engellemiş olacaktı ve böylelikle Darius'un evine rahat rahat girebilecekti. Darius her şeyin farkındaydı ve aslında Tamay'ın değil onun planı gerçekleşiyordu. Tamay arkasını dönüp evine girmeden önce, "Erken gelsen iyi olur." diyip kapıyı yüzüne kapattı. Darius'un sepeti tutan eli sıkılaştı. Tamay onun zekasını küçümsüyordu ve bu durum canını sıkıyordu. Darius uzaklaşmaya başlarken sepeti yeşilliklerin çok olduğu çalıların arasına fırlattı ve Tamay'ın evinin bulunduğu yerden biraz uzağa, pusuya yattı. Dakikalar sonra kapı açıldı ve Tamay çıktı. Uzun bordo rengindeki kalın pelerinin arasında beyaz teni parlıyordu. Uzun gece kadar karanlık siyah saçlarını pelerinin başlığı altına gizlemeden önce son kez çevresini kontrol etti. Elinde kendisine verdiği sepetin aynısından olduğunu gördü. Tamay yürümeye başladığında hemen arkasında sessizce onunla aynı adımları atan biri vardı. Darius yoğun yeşil gözleri Tamay'ı izlerken sislenmiş gibiydi. Içinde kaynayan öfkeyle bakıyordu ama bu öfkenin hedefi Tamay değil, geçmişi; Atalarıydı. Adımları toprağa izlerii bırakacak kadar sertti. Tamay'ın o kitaptaki formülü yapıp bir an önce toprağa dökmeliydi. Darius sahte evinin yakınlarına geldiklarini fark ettiğinde durdu ve bir ağacın gövdesinin ardında beklemeye başladı. Tamay kapıya vardığında pelerinin şapkasını indirdi ve gözleriyle çevresini kontrol ederken boştaki eliyle kapıyı yokluyordu. Darius kapıyı kitlememişti ama şüphelenme ihtimaline karşı araya tahta parçası sıkıştırarak kapının kolaylıkla açılmasını engellemişti. Tamay biraz zorlansa da kapıyı açmayı başarmıştı. Darius ağaca yaslanarak beklemeye başladı. Cebinden çıkardığı boynuz parçasını avucunda döndürürken uç kısımları koparılmanın etksiyle sivri cam parçaları gibi dursa da yılların verdiği bir körelme vardı. Boynuz parçası avucundayken gözünün önünde canlanan anılara engel olmadı. Küçük elinde oyuncak bebeği olan akrep kızın iri cam gibi gözlerinde gördüğü saf korkuyu hafızasınıın bir odasını ona ayırmış gibi unutamıyordu. Çünkü onun ilk kurbanıydı. Toy bir kurda göre fazla cesur ve açtı. Akrebin göğsünü parçalarken yüzüne ve sivri dişlerine sıçrayan kanı diliyle temizledi. Kanın tadında güç vardı. Uyuşturucu gibi o anda ruhu daha fazlası için çırpınmaya başlamıştı. Ama Tamay'ın ruhunu söküp aldığındaki o lezzeti, hiçbir kurbanında alamamıştı. Karşısında yine o vardı. Artık küçük bir akrep değilsdi en az kendisi kadasr kana susamış biriydi ve Darius bu sefer pençelerini kirletmeden Tamay'ın ruhunu alacaktı, kim bilir belki de Tamay alması için yalvaracak, yalvartacaktı. Göz bebekleri genişledi, karanlık bir mağaranın içinde pusuda bekleyen canavarın gözleri gibiydi. İçindeki acımasız aslanın parlak sivri dişleri parlıyordu. Kulakları duyduğu sesin etkisiyle titredi. Yaslanfığı yerden doğrulurken boynuz parçasını tekrar cebine koydu. Kapı açıldı. Tamay rüzgarın etkisiyle yüzüne gelene saçlarını kulağının arkasına zarifçe koyarken kapıyı kapattı -kapatmadan önce tahta parçasını aynı yerine koymayı unutmamıştı. Tamay yürürmeye başladığında elindeki sepeti pelerinin altında olmasına özen gösterdiğini fark eden Darus, kitabı bulduğunu anladı. Tamay'ın varlığı yaşadığı vahşi doğayla öyle uum içindeydi ki. Dik duruşu ve kendinden eminliği Darius'u rahatsız etmedi aksine düşmanının bu demli güçlenmesi ondaki kazanma dürtüsünü arttırıyordu. İyi bir duşmanı yenmek, gücünü ispatlamak demekti. Tamay tekrara evine dönerken Darius hemen arkasındaydı. Hava çoktan kararması gerekiyordu hatta hiç aydınlanmamalıydı. Yaptığı hataya bir kez daha öfkelendi. Tam zamanında Gündüz'ün yanındaydı ve yine tam zamanında onu tüketmişti ama hesaplaamadığı bir şey olmuştu. Gündüz'ün Güneş ile olan anlaşması. Asırlar önce Gündüz, Güneş'e "Bir gün tükeneceğim ve ansızın tükenirsem Gece'nin kazanmasına izin verme. Eğer bunu yaparsan her gün doğumunda sana bir yıldız hediye edeceğim." Güneş için yıldızlar değerli bir hazine gibiydi ve şu an Ahter'deki hiçbir canlının Güneş'e hediye edilen yıldzlarıın sayısını tahmin bile edemezdi. Darius bunu bilseydi, Gündüz'e dokunmazdı. Çünkü bu kadar ciddi bir kaos olacağını beklemiyordu ve bu yüzden planlarında değişiklikler yapmak zorunda kalmıştı. Dedikodu kuşunun yuvasına o kağıdı koyan kendisiydi. Kendisini bu topraklarda yeni yeni göstermeye başlamıştı ve böyle bir durum aslanların ondan şüphelenmesini sağlardı. Eğer ondan şüphelenmeye başlarlarsa ne kadar güçlü olursa olsun başı derde girerdi ve yıllardır planladığı hiçbir şeyi yapamazdı. Soyunun en sonuncularını ortadan kaldırmalı ve dikkatlerini farklı konu da yoğunlaştırmalıydı. Dedikodu kuşunun o kağıdı okuduğu gün meydan kalabalıktı ve aralarında kurtların olduğunu da biliyordu. Özellikle o günü seçmişti ve Atalarının yasaklı el kitabından bulduğu, kara büyü içeren o ulumayı gerçekleştirmişti. Aslında bu büyüyü durdurmanın birçok yolu vardı ama hiçbiri bunu bulamazdı, bulsalar da okuyamazlardı. Yarım yüzyıl önce kurtlar diğer soyların onların planlarından çok çabuk haber olduğunu fark etti, küçük bir sincap bile onlar için tehlike arz ediyordu. Ne yapacaklarını düşünürken o sırada içlerinden en irisi, nereden geldiği bilinmeyen gece kadar koyu mavi postlu bir aslan onlara kendi dillerini icat edebilecekleri fikrini ortaya kattı. Herkes tarafından beğenilen bu fikir sayesinde sadece birbirlerinin anlayabileceği bir dil oluşturdular. Artık üç dil biliyorlardı, birincisi atalarından kalma yazıları okuyabileceği dil, ikincisi kendi buldukları ve üçüncüsü ise diğer soyların kullandığı ortak dil. Zaman geçtikçe atalarında kalma dili unutmaya başladılar ve yeni doğan bireylerine bunu öğretme gereği bile duymadılar. Ve şu an ise Ata dillerini içeren çoğu kitaba ulaşabilirlerdi ama o dili tekrar öğrenebilecekleri kitapları bulamazlardı çünkü çok önce Darius Henrich tarafından gömülmüştü. Darius birkaç tane soyun değil, Ahter'deki tüm soyları emri altında istiyordu ve Atalarının yaptığı hatayı yapmayacaktı. Ahter'i yöneten tek soy ve tek kişi olacaktı. Darius'un hassas kulakları duyduğu sesle tekrar titreyince Tamay'ın evden çıktığını anladı. Gözleri Tamay'ın üzerinde gezerken dolgun dudaklarındaki gülümseme savaşmadan kazanmış bir galibiyetin sevincini taşıyor gibiydi. Darius o dudaklara bakarak gülümsedi, gözlerinden zehir yeşili bir ışıltı geçti. Tamay'ın eli bu sefer boştu ama pelerinin iç cebine koyduğu iksir şişelerinin birbirine temas ederken ki seslerini duyabiliyordu. Bu ses onu müjdeliyordu. Bu ses onu kurtaracaktı. Bu ses onun zaferi olacaktı ve taşıyan kişi nasıl bir gücü elinde tuttuğunu bilmeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD