...GEÇMİŞTEN BİR GÜN...
15 EKİM 2015
Suyun altında duran ellerimi izledim. Suyun etkisi ile parmak uçlarım buruşmuştu. Sıcak su parmaklarımda ki kesiklerden içeri sızıp ince ince yakıyordu canımı. Hayatımda tıpkı ellerim gibiydi. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü ama ben sadece buruşmuştum. Ölmemiştim sadece küçük sıyrıklar almıştım.
''Daha ne kadar öyle duracaksın''
Duyduğum ses ile olduğum yerde sıçradım. Patron başımda dikilmiş öfke dolu gözlerle bana bakıyordu. Dudağımın kenarını dişledim. Başımı öne eğip hızla bulaşıkları durulamaya başladım.
''Size kaç defa işinizi düzgün yapmanız gerektiğini söylemem gerekecek''
Başım öne eğik sessiz sessiz bulaşıkları yıkıyordum. Elinde ki sopayla tezgaha sertçe vurduğunda olduğum yerde zıpladım. Elimden kayan tabakla gözlerim sımsıkı kapandı. Tabağın kırılma sesi kulaklarımda yankılandığında başıma gelecekleri biliyordum.
''Napıyorsun sen. Bulaşık yıkamayı bile beceremiyor musun. Yapamayacaksan bırak git işi''
Hızla yerdeki kırık tabakları toplamaya başladım. Patronum olacak adam başımda dikilmiş bana bağırmaya devam ediyordu. Ellerimi kulaklarıma bastırmamak için kendimi zor tutuyordum. O kadar tiz bir sesi vardı ki insanın kulaklarını delip geçiyordu adeta.
''Özür dilerim''
diye mırıldandım. Sesimi bilerek kısık tonda tutmuştum eğer biraz yüksek konuşmuş olsaydım burayı başıma yıkardı. Hoş şimdi de pek farklı sayılmazdı.
''Hala napıyorsun .İşten kaytarmak için mi kırdın sen bu tabağı?''
Duyduğum sözlerle şaşkınca başımda dikilen adama baktım. Onun vuruşu karşısında korkup tabağı elimden düşürmüştüm. Nasıl olurda bana böyle bir şey söyleyebilirdi. Hızla yerdeki küçük tabak kırıklarını toplamaya başladım .Ayağını yere sertçe vurduğu anda elime batan kırık porselen parçası ile dudaklarımın arasından küçük bir inleme çıktı. Elime batan parçayı dikkatli bir şekilde çıkardım.
''Bir de elini mi kestin. Hiçbir işe yaramıyorsun. Sana neden para veriyorum ki.''
Hızla kafamı kaldırıp patrona baktım. Az çok ne diyeceğini tahmin edebiliyordum. Hızla başımı olumsuzca salladım. Kanayan elime önlüğümde asılı duran havluyu bastırıp hızla ayağa kalktım.
''Hemen işimin başına dönüyorum Yılmaz Bey. Çok özür dilerim birdaha asla yaşanmayacak böyle bir şey''
Bıkkınca ofladı. Gözleri bir bende bir de kanayan elimdeydi.Elini havaya kaldırıp umursamazca salladı.
''Çıkar önlüğünü''
Gözlerim irileşti.Dudaklarım küçük bir 0 şekli alırken korku ile ona baktım. Kovulamazdım. Asla kovulamazdım. Başımı olumsuzca salladım.
''Lütfen özür dilerim. birdaha olmayacak''
Sessizce beni izlemeyi sürdürdü. Yılmaz Bey insanları hükmetmeyi seven bir adamdı. Bu işe ilk girdiğim günden beri çekmediğim eziyet işitmediğim azar kalmamıştı ama hiçbir şey umurumda değildi. Ne derse ,ne kadar bağırsa umurumda değildi. İyi kötü bir işim vardı. Çok bir maaş almıyordum ama bana kalacak yer vermişti. Küçük de olsa başımı sokabileceğim bir odam vardı.
''Önlüğünü teslim et''
Yanaklarım ıslanmaya başladı. Gözlerimi sıkıca yumdum. Sakin olmalıydım. Sakin olursam ,sakince konuşursam anlaşabilirdim. Yanaklarımda ki yaşları sildim. Yılmaz Beyin yüzünde benden tiksinircesine bir bakış oluştu. Kaşlarım çatıldı. Gözüm elime kaydı. Elimde ki havlu çoktan yere düşmüştü ve elim hala kanmaya devam ediyordu. Büyük ihtimalle yüzüm de kan olmuştu. Omuzlarım çöktü.
''Lütfen beni kovmayın. Daha çok çalışırım yeter ki beni kovmayın. Maaşımdan kesin tabağın parasını ama beni kovmayın''
Başı dikleşti. Bana üstten bir bakış attı. Gözü ile yerdeki kanlı havluyu işaret etti. Hızla eğilip havluyu avuç içime bastırdım. Canım yanıyordu. Gözlerim buğulanmıştı ama hiçbir şey umurumda değildi. Sadece işimi kaybetmek istemiyordum. Bu iş bulmak hiç de kolay olmamıştı .Bu kadar kolay kaybedemezdim. Kaybetmemeliydim.
''Havluyu yıkayıp getir''
Hızla kafamı aşağı yukarı salladım. Derin bir nefes bıraktım. Yere düşen süpürgeyi alıp hızla yeri süpürdüm.
''Muhasebeye git çıkılını yapsınlar''
Elimde ki süpürge yere düştü. Şaşkın bakılarım karşımda durmuş bana gevrek gevrek gülen adama kaydı. Başımı olumsuzca salladım. Hala bir elimde tuttuğum küreği umursamadan yer bıraktım. topladığım tabağın parçaları etrafa saçıldı. Ona doğru bir adım attım.
''Yılmaz Bey çok özür dilerim.Yalva...'
Sustum. Kimseye yalvarmak istemiyordum.Gözlerimi sıkıca açıp kapattım.Ofladı. Başını sol omzuna yasladı .Mutfaktaki herkes pür dikkat bizi izliyordu. Gözlerim etrafta gezindi. Kimisi acıyarak kimisi de sevinçli gözlerle bana bakıyordu. Tekrar karşımda duran adama baktım. Yutkundum. İşimi kaybedemezdim. İşimi kaybetmem demek evimi kaybetmem demekti.
''Ne olur bana bir şans daha verin''
Başını olumsuzca salladı. O kadar kayıtsız duruyordu ki beni bir daha işe almayacağını belli ediyordu ama direniyordum. Kaybedemezdim bu iş benim her şeyimdi. Derin bir nefes aldım ve ömrüm boyunca pişmanlığını yaşayacağım o hareketi yaptım. yılmaz Beye doğru bir adım attım ve usulca dizlerimin üzerine çöktüm. İki elim dizlerimin üzerinde duruyordu. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Kendimi iğrenç hissediyordum. Başımı kaldırıp patronuma baktım. Kollarını göğsünün üzerinde birleştirmiş bana tiksinirmiş gibi bakıyordu.
''Size yalvarırım beni işten çıkarmayın. Ne isterseniz yaparım yeter ki beni işten çıkarmayın. İki kat fazla çalışırım gerekirse''
Başım öne düştü. Yalvarmıştım. Bir bunu yapmadığım kalmıştı ama sonunda bunu da yapmıştım. Parmak uçlarım pantolonuna sıkıca tutundu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Bacağına bir pislik bulaşmış gibi sirkeledi ayağını. Geriye doğru savruldum.
''Amma uzattın sende be. Döndüğümde seni burada görmeyeyim sana verdiğimiz odayı da yarına kadar boşaltmış ol''
Başka bir şey demeden uzaklaşmaya başladığında yaşlı gözlerle arkasından baktım. Gözlerim etrafımda ki insanlarda dolandı. Hepsi acıyarak, tiksinerek bakıyorlardı bana. Yerden destek almaya çalıştığımda bacağımda ki izleri gördüm. Bacaklarımda ellerimde hep kan vardı. Kürek elimden düşüp kırık parçalar etrafa savrulunca hepsi batmıştı ama ben hiçbirini fark etmemiştim. Canım yanmamıştı dahi. Usulca ayağa kalktım. Belimde bağlı duran önlüğü çözüp tezgahın üzerine koydum. Bir nevi sürünerek lavaboya girdim. Bu aynanın karşısında ki ben miydim gerçekten. Yanağımın bir tarafı kanla kaplıydı. Göz yaşlarım kan lekelerini aşağı doğru sürüklemişti. Ellerim kan revan içindeydi. Çeşmeyi açıp elimi suyun altına tuttum. Avuç içlerimde kalan kırık parçalar suyun değişi ile birlikte sızlıyordu. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Derin bir nefes aldım.
''İyi tarafından bak Feraye. Artık ellerin buruşmayacak''
Kendi kendime söylediğim sözlere sırıttım. Tek derdim keşke ellerimin buruşuyor olması olsaydı. Parmaklarımı kapayıp avuç içlerimde ki kırık parçaların daha da derine batmasını sağladım. Yanaklarıma yaşlar peş peşe boşalıyordu. Canım yanıyordu ama bir yandan da bu acı beni kendime getiriyordu. Gözlerim aynadaki yansımama kaydı. Elimi aynanın üzerine koydum. omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım.
''Yeter''
diye fısıldadım. Dayanacak gücüm kalmamıştı artık. Benimde normal bir hayatım olsun istiyordum. Eğer bir bedel ödemem gerekiyorsa o bedeli hala ödememiş miydim. Daha ne kadar sürecekti. Daha ne kadar böyle yaşayacaktım. Ne zamana kadar böyle bir hayatım olacaktı. Yüzüme soğuk sudan bir kaç defa çarptım. Sürünerek de olsa muhasebeye gittim. Paramı alıp iki kat altta ki odama indim. Bu küçük dört duvarda en az benim kadar yorgundu. Öfke usul usul bedenimi ele geçiriyordu. Sık nefesler alıp veriyordum. olduğum yerde durup ufacık odamı izledim. Ardından çığlık attım. İyi geldiğini hissettiğim anda daha da gür sesle çığlık atmaya başladım. Ses tellerim kopana kadar çığlık attım. yanaklarım yaştan sırılsıklam olmuştu. Oddaki her şeyi bir köşeye savurmaya başladım. Elime geçen her şeyi ya yırtıyordum ya da bir kenara savuruyordum. Son kalan gücümü de tamamen odamı dağıtmaya harcamıştım. Her yeri mahvettikten sonra nefes nefese olduğum yerde durup etrafıma baktım. Gözlerim kapandı. Bedenimi sertçe zemine bıraktım. Gözlerim etrafta gezindi. Nabzımın biraz da olsa yavaşladığını hissettiğimde sırıttım. Bunun bana bu kadar iyi geleceğini bilseydim kesinlikle çok daha önceden yapardım. Kahkaha atmaya başladım.
Evet sonunda delirmiştim.