bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

book_age18+
1.6K
FOLLOW
22.8K
READ
family
heir/heiress
bxg
kicking
city
musclebear
like
intro-logo
Blurb

+18 İÇERİKLİDİR 🔞🔞

Efsun Çevik... öğrendiği bir gerçekle Mardin'in yolunu tutar fakat kaderin onun için hazırladığı planlardan habersizdir.

Bir kız kaçırılma...

Bir gerçek...

Ve kaçınılmaz olan töre...

chap-preview
Free preview
Giriş...
PROLOG... "Kumanın odasını nereye hazırlayalım?” Annesinin sorusuyla bir an nefes almayı unuttum. Kuma? Bir dakika… bir dakika. Bu kuma ben olamam. Fakat benden başka kimse bu eve yeni gelmedi. Kalbim korkuyla çarptı. Bilmediğim bir şeyler dönüyordu. Anında Devran'a baktım. O da bana bakıyordu. Oldukça rahattı. Bu rahatlığı beni daha çok korkuttu. “Kuma?” Sorgulayan bakışlarımla alacağım cevaptan çok korkuyordum. Böyle bir şeyin olması mümkün değildi. Büyük ihtimal yanlış anlamıştım. Bu kez araya giren Hejan oldu. Sesinde öfke karışımı bir alay vardı. “Niye bu kadar şaşırdın ki? Bana kuma geldin.” Duyduklarımla tüm bedenim kaskatı kesildi. Sinirle gülmeye başladım. Saçmalıyorlardı şu an. Gerçekten saçmalıyorlardı. Babaanne dediği kadın şaşkınca, “Devran haberi yok mu? Söylemedin mi kuma olduğunu?” diye sorunca gülmem anında kesildi. Gerçekti! Bir adım geri çekildim. Buz gibi sesimle, “Devran ne oluyor? Ne diyor bunlar? Ne kuması?” diye sorularımı art arda sordum. “Doğru duydun Efsun. Hejan'ın üzerine kuma olarak geldin bu konağa.” Sesi kulaklarımda yankılanırken bir adım geri sendeledim. Başımı hızla iki yana salladım. “Mümkün değil,” dedim. Sesimi ben bile zor duymuştum. Ellerimden ayaklarıma kadar uyuştuğumu hissediyordum. Saçlarımı geriye itip sakinleşmek için derin bir nefes aldım. Ardından Devran’a bakıp, “mümkün değil. Biz daha yarım saat önce evlendik. İmza falan attık, sen evli olsaydın bu olmazdı.” dedim çaresizce. Zorla evliliğe bile tamam ama kuma… bunu asla kabul edemezdim. Nikâh cüzdanını Devran’ın yüzüne attım. Yüzüne çarpmadan havada yakaladı. Öfkeyle, “evli olsan bana bunu nasıl versinler!” diye bağırdım. Bir adam iki kadınla asla resmi nikâh kıyamaz. Devran nikâh cüzdanını bana göstererek aynı sakinlikte, “verirler Efsun çünkü seninle resmi nikâh kıydık. Hejan’la sadece dini nikâhımız var,” deyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben zaten evli bir adamla mı evlenmiştim? GİRİŞ... Efsun Çevik Dış kapının aniden açılmasıyla yerimden sıçradım. Gelen annemdi; Hülya Çevik... Sinirle elindeki çantayı salonun ortasına savurup eline geçen ilk vazoyu öfkeyle yere attı. Tepkisizce onu izliyordum. Bu hâlleri artık bana çok normal geliyordu; kesin babamı yine bir kadınla görmüştü. "Allah belanı versin senin!" deyip bu kez de koltuğun üstünde ki yastıkları hırsla yere fırlattı. Her defasında böylesine büyük tepkiler vermesine şaşırıyordum sadece. Belki yüzüncü kez babamın onu aldatmasını öğrendi ama her defasında ilk kez öğreniyormuş gibi abartılı tepkiler veriyordu. "Gebermeyen piç! Ölmüyor ki Allah'ın belası!" Beddua moduna da girmişti. Birazdan bir şişe alkol içecekti. Gözlüğümü düzeltip okuduğum kitabıma yeniden gömüldüm. "Efsun!" Sırayı karıştırmıştı bu kez. En son benim adımı seslenmesi gerekiyordu. Mavi ışık filtreli gözlüğümü çıkarıp yavaşça kenara koydum. Kitabımı da kapatıp zarar gelmesin diye koltuğun kenarına sıkıştırdım. "Efendim anne." Annemin aksine ben çok sakindim. Sakinliğimi görünce daha fazla çıldırdı. "Sen beni duymuyor musun? Ya da merak etmiyor musun, kızım? En azından yalandan da olsa endişelenmiş gibi yapabilirsin değil mi? Bu çok zor olmasa gerek!" Son cümleyi dişlerini sıkarak söylemişti. Sesli bir nefes verip ayağa kalktım. Otururken elbisem toplandığı için onu da biraz aşağı çekiştirdim. "Çok güzel tavsiye verebilirim eğer istersen," tatlı bir gülümsemeyle anneme baktım. Şimdi daha çok sinirlenmişti. Saçlarında ki tokayı da çözüp hırsla yere attı. Kızıl saçları omuzlarına dökülürken kendini koltuğa atıp başını iki elinin arasına aldı. Benim saçlarım gibi annemin saçları da doğuştan kızıldı. Aslında çok güzel bir kadındı ve hâlâ babama tahammül etmesine bir anlam veremiyordum. Aslında sebebi belliydi ama ne zaman dillendirsem annem bunu şiddetle reddediyordu. Babam Türkiye'nin önde gelen zenginlerindendi; Malik Çevik... Karşısında ki adamlar saygıyla ceketini önünde ilikler, onunla çalışmak için adeta birbirleriyle yarışırlardı. Bana göre zenginliği dışında pek bir vasfı yoktu. Eve uğramaz, ayda bir yüzünü zor görürdüm. Ha birde; kendimi bildim bileli beni bir kez sevdiğine şahit olmadım. O yüzden onunla ilgili olanlar beni pek de ilgilendirmiyor. Nerede kalmıştım ben? Hatırladım. Annemin neden babamdan ayrılmadığı... Sebebi açıkça belli değil mi? Konfor hayatını bırakıp, bu zenginliği terk edemiyor. Bu yüzden evde sızlanmaktan başka da hiçbir şey yapmıyor. "Nedir o tavsiyelerin?" diyerek beni ilk kez şaşırttı. Her defasında ona tavsiye vermek istediğimde beni reddeder ve asla dinlemezdi. Yeniden koltuğa oturup bağdaş kurdum. Ciddi bir sesle, "konfor alanından çıkmaya ne dersin anne?" diye etkili bir giriş yaptım. Ne zamandır bu konuşmayı ona yapmak istiyordum ve sonunda beni can kulağıyla dinliyordu. Alayla güldü. "Konfor alanı?" Gülümseyerek başımı salladım. Biri ona gerçekleri artık göstermeliydi ve bende iyi bir evlat olarak bunu üstleniyorum. Ayağa kalkıp kollarını göğsünün altında birleştirdi. "Açık konuş!" Kızgın sesini görmezden gelerek devam ettim. "Yıllarca aldatılıyorsun anne ve sen bir kez olsun babamdan boşanmayı düşünmedin. Neden? Hiç cevap verme ben cevabı zaten biliyorum." Bende ayağa kalktım. Bu konuşma oldukça heyecanlı bir yere gidiyordu. Annem kaşlarını kaldırıp konuşmadan beni dinlemeye devam etti. "Çünkü bu zenginliği bırakıp gidemiyorsun. Çünkü güçlü değilsin. Çünkü parasızlık seni korkutuyor." Sesimde en ufak bir tereddüt yoktu. Bugün yıllardır gördüğümü, şahit olduklarımı ona olduğu gibi aktarıyordum. Sinirle dudaklarını ısırdı. Hatta koluna tırnaklarını batırdığını bile gördüm. Fakat yine konuşmadı. Sonuna kadar sözümün bitmesini bekliyordu. Dudaklarımı ıslatıp devam ettim. "Yerinde olsam bir boşanma davası açar ve konfor alanımı terk ederdim. En azından kadınlık gururum için. Beni sürekli aldatan bir erkeğin kollarının altında neden nefes almaya devam edeyim ki?" dediğimde kollarını çözüp kanepeden aldığı yastığı bana fırlattı. "Senin bir bok bildiğin yok! Kolay tabi oradan öyle konuşmak!" diye birden bağırınca elimde ki yastıkla birkaç adım geriledim. Her an üzerime atlayabilirdi. Bu yaşımdan sonra anne dayağı yemek hiç istemiyorum. Bu kez de ben sustum. Tek lafımla bu evi kafama yıkardı. Daha önce yapmadığı şey değil; babam onu aldatınca öfkeden ciddi ciddi evi darmaduman etmişti. Ev kullanılmayacak hâle geldiği için sırf bu yüzden yeni bir eve taşınmıştık. Annemin tersi çok pisti. "Konfor alanı öyle mi?" Hırsla evi dağıtırken saçtıkları üzerime gelmesin diye biraz daha uzaklaştım. "Umurumda mı sanıyorsun Efsun?! Tüm bu zenginlik umurumda mı sanıyorsun? Tamam parayı seviyor olabilirim ama Malik'ten boşanmama sebebim bu değil!" Sesi evin içinde yankılanıyordu. Fakat ilk kez onun söyleyeceklerini bu kadar merak ediyordum. Sebebini merak ediyordum. Sessizce yeniden konuşmasını bekledim. Umarım bundan sonrası söylemekten vazgeçmez. Eline bir vazo alıp sertçe yere fırlattı. Cam yerde parçalara ayrılırken annemin gözünde ki nefret gözle görülür biçimdeydi. "Senin baban Malik değil!" diye bağırınca şokla anneme baktım. Şaka falan yapıyor olmalı! Sırf az önce ona söylediklerim için bana bir çeşit şaka yapıyordu. Gülerek, "saçmalamayı kes anne. Az önceki söylediklerim için böyle bir şaka yapman şuan çok yersiz." deyip ona doğru adımladım. Bu kez gerçekten saçmalıyordu. "Şaka yaptığımı mı düşünüyorsun Efsun. Şaka falan değil senin baban buralı bile değil. Mardin de..." deyince sesinde ya da yüzünde en ufak bir yalan aradım ama yoktu. Ciddiydi! Şaşkınlıkla, "ne?!" diyebildim sadece. "Hiç bunca zaman Malik seni neden sevmedi hiç sorgulamadın mı?" Sesinde bana acıyan tını hiç hoşuma gitmemişti. Evet, bir zamanlar çok sorgulamıştım ama cevap alamayınca bir yerden sonra sorgulamayı bırakmıştım. Annemin elinden tutup kanepeye oturttum. Bende bir bacağımı diğer bacağımın altına alıp karşısına oturdum. "Başından anlat bana her şeyi." sabırsız bir merakla bakışlarımı ona diktim. Duyacağım şeylere ne tepki vereceğim bilmiyorum ama gerçeği bilmek hakkımdı. Yirmi beş yıldır bu evde yalan bir hayat yaşamış olmam... Bu bana haksızlıktı. Bunca yıl benden bu gerçeği nasıl saklar? Gözleri dolduğunda dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. "Ben aslen Mardin'liyim sende biliyorsun bunu. Yirmi altı yıl önce sevdiğim bir adam vardı. İhsan Acar..." İç çekip geçmişin anılarına daldı. Gözlerinde anlam veremediğim bir duygu dalgası geçti. "Biz bir halt ettik ve evlenmeden beraber olduk. Sende o zaman oldun. O zamanlarda kardeşi vardı; adını unuttum ama bir aşiretin oğluyla kaçmış. Mardin de namus ya kanla ya da berdelle ödenir. Bir karar verip İhsan'ı karşı tarafın kızıyla evlendirdiler. Bu sayede aileler arasında barış sağlandı. Kızmaya hakkım yoktu çünkü töreleri biliyordum. Kabullendim. Zaten hemen sonrasında İstanbul'a taşındığımızda onu görmezsem unuturum dedim. Unuttum da. Aramızda ki aşk falan da değilmiş; bir anlık heyecan ve cahillikmiş. Sonra Malik'le tanıştım. Daha doğrusu İhsan'ı unutmak için Malik'le takıldım. Üç ay geçince hamile olduğumu öğrendim ve Malik'ten olduğunu düşündüm." Soluksuz bir şekilde annemi dinliyordum. Annemde biraz nefeslenmek için susmuş, kuruyan dudağını ıslatmıştı. "Eee!" dedim sabırsızca. "Biz Malik'le apar topar hamile haberini alınca evlendik. Sen doğunca seni çok seviyordu başta. Hatta dört yaşına kadar seni çok sevdi. Sonra biz ikinci çocuğa niyetlendik ve bir yıl boyunca denedik. Fakat bir türlü hamile kalmadım. Bunun için doktora gittiğimizde doktor hamile kalmam için ortada hiçbir sorunun olmadığını ve sağlıklı olduğumu söyledi. Sonrasında Malik de kontrollerden geçti çünkü bir oğlu olmasını, şirketteki koltuğunu oğluna bırakmayı çok istiyordu. Fakat öğrendik ki Malik aslında kısırmış. Ve bir çocuğun olması imkansızmış." Elimi ağzıma kapatıp şokla anneme baktım. Ne diyorsun?!" Dudaklarını birbirine bastırıp umutsuzca başını salladı. "Öyleymiş valla. Sonra ben anladım senin İhsan'dan olduğunu. Fakat yapacak bir şey de kalmadı. Malik adı geçen sayılı insanlardan böyle bir rezilliğin ve kendisinin kısır olduğunun ortaya çıkmasını istemedi. Bizde çevreye mutlu aile pozları verdik." Sonrasını tahmin etmek hiç de zor değildi. Babam annemden soğumuş ve gönlünü başka kadınlarla eğlendirmişti. Annem de bunu yeyip yutmak zorunda kalmıştı. Bir elini dizime koyduğunda yüzüme alayla baktı. "Sonrasını anlatmama gerek var mı?" "Sonrasını tahmin etmek inan hiç zor değil." Güldü. Az önceki öfkesi uçup gitmiş yerine pamuk gibi bir kadın gelmişti. Yaşadığı şeyler onun psikolojisini de bozmuş durumdaydı. "Hadi bakalım Efsun Hanım. Bu konfor alanından çıkıp, zenginliği bırakıp gerçek babanı bulacak mısın yoksa Malik'in kanatları altında kalıp onu baban olarak görmeye devam mı edeceksin?" dedi sesinde ki imadan ona az önceki söylediklerime atıfta bulunuyordu. Gözlerimi kısıp ciddi olup olmadığına baktım ama ciddiydi. Eğer bulmayacağım dersem ona söylediğim tüm o sözler boşa gitmiş olacak ve bende onun yaptığını yapmış olacaktım. Ayağa kalkıp karşısında dirayetli bir duruş sergiledim. "Adres ver." dedim kararlılıkla. Ben Efsun Çevik, hiçbir şey benim gözümü korkutamazdı. Yalan bir hayatın içinde büyümüşüm ben gerçekler beni ne kadar korkutabilir ki? Oldum olası zaten hep böyleydim ben; yalanlardansa gerçeğin acılarını yeğlerdim. Evet, kararımı vermiştim; Mardin'e gidiyordum. Amacım aslında babamı bulup ona kendimi kabul ettirmek değildi. Sadece anneme yapabileceğimi ve ona söylediğim sözlerin aslında hiç de imkansız olmadığını göstermekti. Bacak bacak üzerine atıp keyifle geriye yaslandı. "İhsan'ı bulursan benden selam söyle." Gözlerimi devirdim. "Eminim senin kim olduğunu bile unutmuştur." Sesimde ki alay annemi sinirlendirmeye yetmişti. Tam ayağına uzanıp topuklu ayakkabısını çıkarmıştı ki koşarak odama girdim. Kapıyı sertçe kapattığımda ayakkabının kapıya çarpma sesini duydum. Bu kez zamanlamam harikaydı. Kapıdan uzaklaşıp aynanın karşısına geçtim. Öğrendiğim bu gerçeğin beni üzmesini bekledim ama tık yoktu. Babam zaten hayatımda yok gibiydi ve gerçek babam olmaması beni hiç etkilememişti. Omuzlarımı silkip gardrobun üstünde ki valizimi indirdim. "Gidelim bakalım şu Mardin'e. Hem en fazla ne olabilir ki? Bahaneyle yeni yerler görmüş olacağım hem." Kendi kendime konuşup valizin fermuarını açmıştım. Dolabın kapağını da açtığımda abartmıyorum bir beş dakika kıyafetlerimle bakıştık. Bunların hepsi çok açık ve Mardin'e uygun değil gibiydi sanki. Oranın örf ve adetlerini de bilmediğimi göz önüne alırsak çok mu fazla kaçardı bunlar. "Yok be sende," dedim sonunda. "Mardin'e turist falan hiç mi gitmiyor? Tabiki de gidiyor. " diye onaylayıp askılarda ki elbiselerimi tek tek indirip valize koymaya başladım. Aslında çok fazla bir şey götürmeye gerek yoktu. Bir hafta kalıp babamın kim olduğunu görecek ve anneme bulduğumu haber verecektim. Belki beni gördüğünde kabul bile etmeyecekti. Kim bilir? Bunu gidince öğrenecektim. Fakat doğruyu söylemek gerekirse beni kabul etmesini hiç istemiyorum. Alışmadık don götte durmazmış; bende şu saatten sonra baba sevgisiyle ilgisiyle katiyen uğraşamazdım. Sadece tanışıp geri dönecektim. Hem ben özgürlüğüme düşkün baskıya gelemeyen bir insandım. Ama yine de meraklı kişiliğim yüzünden aslımın nereye dayandığını öğrenmek istiyordum. Özenle kıyafetlerimi koyup çekmeceyi açtım. İki çift iç çamaşırı ve iki tane de saten geceliklerimden de alıp çekmeceyi geri kapattım. Onları da valize yerleştirdim. Bir eksik var mı diye kontrol ettiğimde fazladan iki ayakkabı daha ekledim. Her şeyden yedek bulundurmayı severdim. Sonuçta bilmediğim memleket, başıma ne geleceğini nereden bileyim? Hazırlıklı olmak her zaman en iyisi. Nihayet valizimi hazırlamıştım. Fermuarı kapatırken telefonumu aradım. En son odamda bırakmış olmalıyım. Derken yatağın üzerinde gördüm. Kendimi hızla yatağa atıp telefonumun ekranını açtım. Cevapsız aramaları ve mesajları es geçip Mardin'e olan uçak biletlerine baktım. Akşam için sadece tek bir bilet kalmıştı. Bir an bile tereddüt etmeden hemen satın aldım. Otobüs yolculuğunu katiyen çekemezdim. Bileti de hallettiğimde akşama daha üç saat vardı. "Biraz uyusam çok iyi olur," diye mırıldanırken telefonuma bir bildirim geldi. Soner mesaj atmıştı. Babamın- daha doğrusu sahte babamın- şirketinin ortağının oğluydu ve kafayı bana takmıştı. Bir ara babam Soner'le evlenmem için diretse de kimse bana istemediğim bir şeyi yaptıramazdı. Soner de babamdan umudunu kesince çareyi telefonda bulmuştu; sürekli mesaj atıp güzel sözler yazıyordu. Hâlbuki bilse bunların bana etki etmediğini, yazdıklarından utanırdı. Okuma gereği bile duymadan telefonu sessize alıp yaptığımın altına koydum. İstesem engellerdim fakat her defasında yeni bir numaradan tekrar yazıyordu. Ben de en sonunda onun bildirimlerini görmezden geliyordum. En iyisi buydu. *** Son kez anneme sarılıp geri çekildim. Yüzünde şaşkınlık olduğu kadar heyecanda vardı. "Emin misin Efsun? Ben sana öyle bir anda söyledim fakat gerçekten bilmediğin bir memlekette ne yapacaksın kızım sen?" Aynı zamanda sesi endişeliydi de. "Bilmediğim memleket mi?" dedim alayla. "Senin memleketin annecim. Aynı zamanda benim de." İmalı bakışlarla ona baktım. Gözlerini kapatıp ofladı. "İhsan belki öldü. Aradan yirmi beş yıl geçti Efsun. Orası ne durumda bilmiyorum bile ve en kötüsü orada tanıdığım, iletişime geçebileceğim kimse yok." "Olmasın anne." dedim umursamaz bir edayla. "Kızını bu kadar hafife almamalısın. Hem tatile gidiyormuşum gibi düşün."İlk kez tek başıma şehir dışına çıkmıyordum; yurtdışına bile çıkmış oradan oraya gezmiştim. Neden bu Mardin'i bu kadar abartıyordu ki? Sessiz kalıp biraz düşündü ve en sonunda teslim olmuşcasına, "tamam ama beni habersiz bırakmayacaksın. Ayrıca İhsan seni kabul etmez ve söylediklerine inanmazsa sakın diretme ve çık gel." dedi. Zaten ona kendimi kabul ettirmek gibi bir niyetim yoktu. Sadece tanışıp gelecektim. Gerçekten bir baba aramıyorum. "Sen beni sakın merak etme. Hem sen beni tanımıyor musun? Babam için değil sırf meraktan gidiyorum ben oraya." Tekrar boynuna sarılıp yanağına sulu bir öpücük kondurdum. "Bu yüzden korkuyorum ya bende. Sırf merakın yüzünden bir gün şu burnun boka girecek. Nereden söylediysem sana?" Bana söylediği için şimdiden pişman olmuştu fakat benim de geri adım atmaya niyetim yoktu. Valizimin sapını kavradığımda anneme öpücük gönderip, "şimdi gitmem gerekiyor yoksa uçağı kaçıracağım. Zaten boş bir koltuk kalmış." Annem buruk bir sevinçle bana el sallarken bende hızlı adımlarla yürüdüm. Kontuara ulaştığımda görevlinin kimliği istemesiyle tüm belgeleri uzattım. İşlemler hızla halloldu. X- ray kontrolünden geçerken içimde garip bir heyecan vardı. İlk kez bir şehre gitmiyordum elbet ama bu sefer ki farklıydı. Bunu hissediyordum; ruhum aklımdan önce hissediyordu. Ve ben aklımdan önce ilk hislerime güvenirdim hep çünkü kalp asla yanılmazdı. Nihayet koltuğumu bulup valizimi başüstü dolabına yerleştirdim. Fazla kalmayacağım için küçük bir valiz tercih etmiştim. Cam kenarına yerleşip sessizce bekledim. Yanım şimdilik boştu. Derin bir nefes verip emniyet kemerimi taktım. Ardından saatler öncesinde yarım kalan kitabımı çantamdan alıp dizlerimin üzerine koydum. Uçak kalktıktan sonra açıp okuyacaktım. Kitap okumayı çok severdim. Daha çok dünya klasiklerinden okurdum. Mesleğim avukattı fakat bu zamana kadar hiç çalışma ihtiyacı duymadım. Malik Çevik gibi bir babaya sahipseniz çalışmanın hiçbir önemi olmuyor aslında. Neden çalışayım ki? Yıllardır babam zannettiğim adam her ay hesabıma yüklü miktarda para yatırıyordu. Bende gezip, yemek dışında hiçbir şey yapmıyordum. Kısacası çalışmak bana göre değildi. Camdan dışarıyı seyrederken yanımda ki hareketlilikle başımı çevirdim. "Merhaba." deyip esmer, uzun boylu bir adam yanıma oturmuştu. "Merhaba," diyerek selamına karşılık verdim. Kahverengi gözleri ve kumral saçları vardı. Elini uzatıp gülümsedi. "Diyar Demirhan." Tereddüt etmeden aynı tebessümle elini sıktım. "Efsun Çevik." Önüme döndüğümde uçak da havalanmıştı. Kemerimi çözüp yarım kalan kitabımın kapağını açmıştım ki adının Diyar olduğunu öğrendiğim beyefendinin sesini duydum. "Seni daha önce hiç gördüğümü hatırlamıyorum ilk kez mi Mardin'e gidiyorsun?" Sesinde ki merakla gözlerini kısmış beni izliyordu. Anlaşılan kitabımı burada da okumayacaktım. Kitabı geri çantama koyup Diyar'a döndüm. "Mardin'e giren çıkanların seceresini mi tutuyorsun? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun, daha önce gitmediğime?" "Çünkü biz Demirhan'lar Mardin'in yerlisiyizdir. Girenden de çıkandan da haberimiz olur. Seni daha önce görmüş olsaydım asla unutmazdım." dediğinde çenesiyle saçlarımı işaret etti. "Bu saçlar unutulcak gibi değil." Beni mi tavlıyor diye düşünmeden edemedim. Hafifçe öksürüp mesafesi bir sesle, "evet ilk kez gidiyorum," dedim. Sonra aklıma gelenle, "İhsan Acar'ı tanıyor musun?" diye sordum. Yerlisi olduğunu söylemişti ve babamı tanıyor da olabilir. Gerçi annem babamın Kızıltepe de olduğunu söylemişti. "Kim tanımaz ki onu?" Sesinde ki kinayeyle soracaklarımı yutmak zorunda kaldım. Sormak istiyordum fakat açık da vermek istemiyordum. Ve adamın bakışlarından babamı pek sevmediğini anlamak hiç zor değildi. "Neden sordun?" Al işte ne diyeceğim şimdi ben buna? İlk aklıma geleni savurdum. "Avukatım ben." Diyar'ın kaşları hayretle kalktı. "Yine kimin tavuğuna kış demiş?" Ortaya attığım bahane gerçekten işe yaramıştı. Resmi bir dille, "ne yazık ki bu konuda bilgi vermem doğru olmaz. Ama siz verebilirsiniz," deyip gülümseyerek gözlerimi kırpıştırdım. Diyar kahkaha atıp geriye yaslandı. "Bu isteğini geri çevirmeyeceğim. Acar aşiretiyle Demirhan aşiretinin arası pek iyi değil. Geçmişte yaşanan bir husumetten dolayı ama kime sorsan sana konağını gösterirler." Aslında çok eğlenceli bir adamdı ama babamla aralarında gerçekten bir husumet vardı. Daha fazla kurcalayıp dikkatini üzerime çekmek istemedim. Zaten kime sorsam evini gösterirlermiş. "Anladım. Sen ne işle meşgulsun?" diyerek konuyu tamamen babamdan uzaklaştırdım. Gözlerime hınzırca baktı. "Ben aslında hiçbir işle meşgul olmak istemiyorum ama gel gör ki canım abim, ağam beni otelin başına dikmekte çok kararlı." Sesinden anlamıştım bu adamda çalışmayı hiç sevmiyordu. Anladım dercesine başımı salladı. Devamında Diyar konuştu ben dinledim. Çok konuşkan bir adamdı. Anlatacak ne çok şeyi varmış meğer; abisinin gaddarlığından başlayıp okul hayatına kadar her ayrıntısını anlatmıştı. Anlattığı çoğu şeye başımı sallayıp 'ilginçmiş,' demek dışında tepki veremedim çünkü tam olarak fransız kalıyordum. Ağalık... aşiret... töre... Bunların hiçbirini anlamadığım gibi birde saçmalıklarını sorguluyordum. Adamlar resmen kendi oluşturdukları kanunları uyguluyorlardı. Polisin bile girip müdahale edemediği bir yerden bahsediyoruz burada! Duyduklarımdan sonra geldiğime pişman olmaya başlamıştım bile fakat buradan geri dönemezdim. En fazla uzaktan kim olduğuna bakar geri kaçardım. Efsun'um ben ve bende çare asla tükenmez. "Çok dertliyim Efsun," diyerek bir kez daha konun abisine geleceğini anladım. Adını sorma tenezzülüne bile girmedim çünkü duyduklarım yetmişti; kontrol manyağı, dediğim dedik, ağa, gaddar ve ketum birisiymiş. O adam karşılaşmak istemeyeceğim türden bir şeydi. Olabildiğinde Demirhan aşiretinden uzak duracaktım. Hatta ben bir hafta demiştim ya iki gün içinde İstanbul'a geri dönmeye karar verdim. Bu toprakların yaşam tarzı benimkiyle asla örtüşmüyordu. Ben burada yaşayamam. Kalmak gibi de niyetim hiç olmadı; iyi ki olmadı. "Anladım Diyar. Neden reddetmiyorsun? Neden başını alıp gitmiyorsun? Eğer gezip tozmak yaptığın en iyi şeyse onun peşinden git. Neden abini dinliyorsun ki?" Konuşmaya başladığımızdan beri en çok yakındığı konu; abisinin onu bir işe sokmaya çalışması. Abisi ağa olduğu için, bir sonraki ağanın Diyar olması planlanıyormuş ve abisi de ona bir ağa nasıl olur zorla öğretiyormuş. Resmen kendi doğrusunu karşıya aşılıyordu. Fakat kime göre doğru kime göre yanlış orası tartışılır. Kınayan bir sesle, "Efsun sen beni dinlemiyormusun? Abim evin reisi... ağası... direği... onun sözünü kimse çiğneyemez. Hem ne kadar yakınsam da abimi çok seviyorum. Dünyada eşi benzeri yok." dediğinde bu kez de abisini övmeye başlamıştı. Hayatımda gördüğüm en dengesiz adam olabilir. "İstersen seni abimle tanıştırabilirim?" diye bir teklif yönelttiğinde şokla ona baktım. "Kalsın!" dedim pat diye. Duyduklarımdan sonra abisiyle tanışmam mümkün değil. Gülerek önüne döndü. Daha fazla konuşmadı. İyi ki konuşmadı tanıştığımızdan beri susmak bilmemişti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
90.6K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
85.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
543.8K
bc

HÜKÜM

read
229.4K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.9K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook