Konağa giriş bileti🚧

729 Words
Yazarın anlatımıyla devam: Ronya, mezarlıktan çıktığında aynı sessizlik içindeydi. Ne bir sözcük döküldü dudaklarından, ne de yüzünde bir ifade belirdi. Sanki içinden bir şey eksilmişti, ama yerinde kalan boşluğu kimse göremezdi. Yolunu biliyordu. Rotası: Aladağ Konağı. Elindeki valizi sıkıca kavradı ve yürümeye başladı. Sokaklar tanıdıktı, ama yüzler yabancıydı. Çocukken koşa koşa geçtiği taş sokaklar artık daha dar, daha yabancı geliyordu. Mardin değişmişti. Çok değişmişti. Eski evler yerini yüksek duvarlı konaklara, sessiz bakışlar yerini geçip giden meraklı gözlere bırakmıştı. Ronya yürüdü. Ne kadar sürdü, bilmiyordu. Ama sonunda yüksek taş duvarları ve büyük demir kapısıyla, o görkemli yapı karşısında durdu. Aladağ Konağı. Zaman ona bir şey yapmamış gibiydi. Aynı görkem, aynı ağırlık… Ronya’nın içi titredi. Elindeki valizin sapını sıkıca kavradı. Parmakları beyazlayana kadar... Derin bir nefes aldı, titreyen elini kaldırdı. Kapıyı çalmak üzereydi ki... “Dur orada!” İki adam aniden kapının iç tarafından çıkıverdi. Siyah takım elbiseli, soğuk bakışlı, sert yüzlüydüler. Ronya bir adım geri çekildi, ama hemen kendini toparladı. “Lütfen… Ben sadece iş için geldim”dedi. Sesi hem kısıktı hem titrek. “Ne işi?” dedi biri. “Hizmetçi arıyorlarmış… Ben de… ben de başvurmaya geldim. Lütfen...” Korumalar birbirine baktı. Belli ki ona inanmamışlardı. Ama Ronya’nın gözleri yaşlıydı, yüzü yorgundu, sesi acılıydı. Zor durumdaki bir kadına benziyordu. “Burada öyle herkesle görüşülmez” dedi biri. Ronya yutkundu. Yalvarır gibiydi şimdi: “Ne olur... Sadece bir konuşma hakkı verin. Yalnızca görüşmek istiyorum. Bir kez...” Korumalardan biri içeri döndü. — Hanımı çağırın, dedi ötekine kısık sesle. — Gulan Hanım’a söyleyin… Gelen biri var. Demir kapı ağır ağır aralandı. Yüksek taş duvarların ardından siyahlar içinde bir kadın belirdi. Duruşu dik, bakışı sertti. Yanında iki adam daha vardı. Gulan Aladağ. Aladağ Konağı’nın hanımağası. Soğukluğu sadece gözlerinden değil, tüm bedeninden yayılıyordu. Ronya onu ilk gördüğü anda içinden bir ürperti geçti. Yine de eğildi hafifçe, başını öne eğdi. "Hanımağam… Ben… iş için geldim. Kalacak yerim yok. Ne iş verirseniz yaparım. Temizlik, bulaşık... Hiç fark etmez. Günlerdir sokak sokak geziyorum. Kimsem yok... Ne olur..." Gulan baştan aşağı süzdü onu. Alaycı bir tebessümle konuştu: "Haline bak. Üstün başın perişan. Sanki dilenci misin, hizmetçi mi?" Ronya’nın sesi çatladı. Gözleri doldu. Yalancı gözyaşlarıyla başı eğik konuştu. "Lütfen... Bir lokma ekmek için her şeye razıyım. Geceleri uyuyacak bir köşe... Duvar dibine bile razıyım. Lütfen…" Gulan bir adım yaklaştı. Gözlerini kısıp sesi yükseltti: "Sana mı kaldı konağın kapısını aşındırmak? Burası hayır kurumu değil! Biz sadaka dağıtmıyoruz! Kaybol git buradan!" Ronya olduğu yerde kalakaldı. Gözyaşları yanağından süzüldü. "Lütfen..." dedi yine. "Yalnızım. Kimsesizim.yardım edin Hanımağam…" Gulan başını çevirdi, korumalara döndü: "Atın bunu dışarı!" Adamlar tereddüt etmeden Ronya'nın iki kolundan tutup kapıdan itekleyerek çıkarmaya başladılar. Ronya dirense de gücü yetmedi. Valizi yere düştü, çamura bulandı. Bir anda dengesini kaybetti, ayağı kaldırımın kenarına takıldı ve yere kapaklandı. Bileğinden keskin bir acı yükseldi. Ronya inledi. Ayağını tutarak doğrulmaya çalıştı ama kalkamadı. Gözleri acıyla doldu. Gulan, kapının ardından soğuk bir bakışla son kez baktı ona. "Zayıf olan bu şehirde barınamaz. Git… bir daha bu kapıya yaklaşma!" Demir kapı büyük bir gürültüyle kapandı. Tozlar kalktı. Ronya bir süre öylece yerde kaldı. Ayağındaki acı zonkluyordu ama asıl sızı kalbindeydi. Elini toprağa bastı, parmakları çatlak zemine gömüldü. Gözyaşlarıyla karışan toz, yanağına yapışmıştı. Nefesini tuttu. Gözlerini kapattı. Sonra dişlerini sıktı. Gözlerini açtı. "Burda bitmedi Gulan Aladağ!" diye fısıldadı kendi kendine. Yavaşça doğruldu. Ayağı üzerine basarken yüzünü buruşturdu ama yıkılmadı. Valizini aldı, tozunu silkelemeden yeniden kavradı. Her adımı zor olsa da yürümeye başladı. Bu kez yönü başka bir konaktı. Daha büyük, daha eski bir yer… Kendal Aladağ’ın konağı. Yani öz dedesinin… İçinde bir şeyler kıpırdadı. Bir çocuğun, yıllar önce kapısından içeri sokulmadığı o ihtişamlı taş bina şimdi yolunun üzerindeydi. Ama bu kez başka bir Ronya vardı. Yaralı ama dimdik. Acılı ama kararlı. Yürürken başını kaldırdı. Gözyaşlarını sildi. Üzerini düzeltti. Sert bir ifade yerleşti yüzüne. Kendi kendine konuştu: "Az sonra kapıyı çalacağım ve o adam… benim dedem olduğunu bile bilmeden bana iş verecek. Torununu tanımayacak bile." Gülümsedi. Bu kez acıyla değil, hırsla. Konağın önüne vardığında derin bir nefes aldı. Eli kapının tokmağına giderken, birden içeriden iki koruma beliriverdi. Biri kollarını bağladı, diğeri kaşlarını kaldırdı. Alışılmış bir cümle daha gelmeden Ronya içinden geçirdi: "Yine mi siyah takım elbiseli testosteron abiler? Bu şehirde her konağın kapısı korumayla, her koruma da kabadayılıkla kaplı sanki." Gözlerini devirmemek için kendini zor tuttu. Ama bu kez farklıydı. Hazırlıklıydı. Kapıyı çalmaya hazırlanırken gözlerini dikti adamlara. Dudaklarının ucunda kendinden emin bir tebessümle durdu. Oyun daha yeni başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD