1. BÖLÜM: VEDALAŞMA
Ronya toparlanırken hala onu ikna etmeye çalışan arkadaşına döndü,
“Alin, canım bunları konuşmamış mıydık? Artık vaktim doldu benim... Gitmem gerek” demesiyle Alin burnunu çekti.
Ronya gibi sert bir kızın Alin gibi sulu göz bir arkadaşı olması kadar saçmaydı bu hayat.
“Ama Ronya, beni tek başıma bırakıyorsun! Bende gelsem seninle hıh? Mardinde devam ederiz... Benim arkamda bırakacağım kimsem yok ki zaten”
Derin bir soluk aldı Ronya, arkadaşına yaklaştı ve yaşlarla dolu yüzünü aldı avuçları arasına.
“Benim önce kendi meselemi kendi davamı görmem gerekiyor. Şu anda ben bile garantide değilken seni nasıl sürüklerim peşimden? Ama söz verdim sana, ne zamanki hesaplar kapandı o vakit senide aldıracağım oraya. Bu defa güçlü bir biçimde. Hakkım olanları almış halde... Bu yüzden sen burada devam edeceksin, bende bizim için yeni bir hayat kuracağım canımın içi tamam mı?”
Alin hiç istemesede mecburen başını salladı.
Bunları defalarca kez konuşmuşlardı, şimdi zorluk çıkartmamalıydı...
Arkadaşı, kardeşi olan Ronyaya sarıldı sıkıca...
“Ronyam... Bak benim senden başka hiç kimsem yok... Kendine çok dikkat et olur mu? Beni kimsesiz bırakma olur mu?”
Ronya öptü Alinin saçlarından, geri çekilip gözlerine bakarken konuştu,
“Alinim, bak biz o yetimhaneden çıkarken birbirimize ne söz verdik? Birbirimizi asla bırakmayacağız demedik mi? Birlikte çabalayıp aynı üniversiteye gitmedik mi? Hemşire olmadık mı? Bak sen çok güzel bir yeni doğan hemşiresi olmuşken ben de acil hemşiresi oldum. Para topladık ayrı eve çıktık. Birbirimizi asla bırakmadık, bu saatten sonra da bırakmayız! Ama biliyorsun, benim gönlümdeki akan kan durmadan ben mutlu olamam. Defalarca konuştuğumuz gibi, benim içimde hala 4 yaşındaki kızın öfkesi var, mutsuzluğu, hayal kırıklığı var... Bu yüzden gitmem gerekiyor. 4 yaşındaki Ronyanın başına getirilen herşeyin hesabını sormadan içim huzur bulmayacak. Ben o karanlık günü, o karanlık yüzleri unutmuyorum Alin. Geceleri gözümü kapattığımda hâlâ o soğuk elleri hissediyorum boğazımda. Duyduğum çığlıkları, annemin kokusunu, ardından gelen sessizliği unutamıyorum.
Bu yalnızca bir intikam meselesi değil... Bu, beni ben yapan, içimde büyüyen bir adalet duygusu. Ve eğer bu yola çıkmazsam, biz ne kadar mutlu bir hayat kursak da, içimde hep bir boşluk olacak. Kendimi kandırmış gibi hissedeceğim. Biz birbirimize tutunduk, hayatta kaldık ama bu hayatta kalışın bir bedeli vardı. Şimdi o bedeli ödetme zamanı.”
Ronya’nın sesi çatallaştı, gözleri doldu ama bir damla düşmedi yanaklarına.
“Bu benim yolum Alin. Ama sen de bu yolda en büyük gücümsün. Arkama dönüp baktığımda, senin orada olduğunu bilmek... Bu bana cesaret veriyor. Bil ki ben bu savaşı kazanacağım. Ve döndüğümde, hiçbir gölge kalmayacak üzerimizde. Bu sefer gerçek bir hayat kuracağız birlikte.”
Alin gözyaşlarını sildi, zorla gülümsedi.
“Seni bekleyeceğim. Her gün, her sabah... Kalbim hep seninle olacak Ronya. Git ama dönmeyi unutma, ne olur...”
Ronya başını eğdi, dudaklarında hüzünlü bir tebessümle,
“Unutur muyum hiç? Sen benim evimsin...”
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Ronya arkasını döndü, kararlı adımlarla uzaklaşırken Alin onun arkasından sessizce fısıldadı:
“Ve ben senin yarım kalan hikâyeni tamamlayan cümleyim...”
Ronya derin bir nefes alıp başını öne eğdi, sonra kendini toparlayarak valizinin sapını kavradı. Gözleri hâlâ Alin’in yüzünde, ama içinde artık bir ağırlık değil bir karar vardı.
“Tamam artık,” dedi yumuşak bir sesle, “gitme vakti.”
Alin bir adım geri çekildi, boğazı düğümlense de gülümsemeye çalıştı.
Ronya valizini peşinden sürükleyerek apartmanın kapısından çıktı. Kapının önünde bekleyen taksiciye kısa bir selam verdi, sonra son bir kez arkasını dönüp Alin’e baktı.
“Unutma,” dedi usulca, “ne olursa olsun seni almaya geleceğim.”
Alin başını salladı, gözleri buğulanmıştı. “Biliyorum,” diyebildi sadece.
Ronya valizini bagaja yerleştirdi, ardından taksiye bindi. Camı indirdi, elini dışarı uzattı.
“Görüşürüz canımın içi...”
Alin hızla apartmana döndü, mutfağa koşup küçük bir sürahiye su doldurdu. Tekrar dışarı çıktığında taksi hareket etmek üzereydi. Suyu arkasından dökerken sesi titredi:
“Su gibi git, su gibi dön Ronyam...”
Taksi köşeyi dönüp gözden kaybolurken, Alin olduğu yerde bir süre öylece kaldı. Gözleri yolda, kalbi arkada kalan sessizlikteydi.
Ve Ronya, gözlerini kapatıp başını camdan dışarı çevirdi. Bir kez daha kendine fısıldadı:
“Bu defa yarım kalmayacak hiçbir şey...”