ÇARŞAF

1521 Words
BEKTAŞ: Maral'la villadan çıktığımız anda sanki içimde bir şeyler sonsuza kadar yer değiştirdi. Evli bir adamdım artık. Her ne kadar inkar etsem, olmaz desem de gerçek buydu.Amerika'daki acar cerrah, Ohio'nun çapkın doktoru evli bir adam olarak geri dönüyordu. Olmazdı, bu etiket benim hayatıma oturmazdı. Şimdi dönüşte eski hayatımı yaşayabilir miydim? Liz'le geçirdiğim çılgın geceler geldi aklıma. Yeniden yaparsam Maral'ı aldatmış olacaktım. Gerçek bir evlilik olmayacak dediysem de karımı aldatmayı kendime yediremezdim. Ben Maral'ı aldatırsam, aynı şans ona da doğardı. Benim soyadımı taşırken başka adamlarla düşüp kalkmasını asla kabullenemezdim. Kimse bilmese de ben biliyordum. Kağıt üzerinde de olsa Maral benim karımdı. Peki ya tenimin ihtiyaçları? Her ne kadar görüntüsü dalga dalga içime sızmaya başlamış olsa da Maral'la yatmayacaktım. Kadınlar benim ihtiyacım için vardı ötesi yoktu benim için. Aşk saçmalıktı, ben öyle yeni yetmeler gibi elimde çiçekle gezemezdim. İş çıkışı markette bebek bezi stoğu yapamazdım. Bir kadını beğendiysem sevişirdim, tükenene kadar becerirdim, o kadar ötesi olmazdı. Üzerinde beyaz kıyafeti, dalga dalga saçlarıyla arabada yanıma oturdu. Dünden beri esip kükreyen o kızdan eser yoktu. Sanki transta gibiydi. Sürüklenir gibi hareket ediyordu. Otelden içeri girdik, ben resepsiyondayken arkamda durmuş şaşkı şaşkın etrafa bakıyordu. Kimliğini, evlilik cüzdanını istediğimde önce anlamadı, sonra telaşla çantasını açıp uzattı. Asansöre doğru ilerlerken belinden hafifçe ittim. Elim beline değdiği anda sırtı dikleşti. Gergindi, başına ne geleceğini bilmiyordu. Odaya çıktık, kravatımı gevşetip koltuğa yerleştim. Maral ise odanın ortasında etrafına bakıyordu hala. İki gün öncesine kadar en büyük derdi komiteleri geçmekti, şimdiyse başı çok daha büyük dertteydi. Soyunmasını söylediğimde gözleri açıldı, bir adım geriye attı. Ne yapması gerektiğine karar veremiyordu. Ayağa kalktım, etrafında dönmeye başladım. "Soyunmazsan gerdeğe girmeyiz, biliyorsun." dedim. Dudakları aralandı, sonra titredi. Gülümsedim, "Tamam geç karşıma otur. Konuşacağız. " Geçip küçük kanepeye oturdu: "Bak Maral, seni içinde bulunduğun durumdan kurtarmak için bu evliliği kabul ettim ama ben evli olmamam. Evlilik bana göre bir şey değil. Bir sana bak, bir de bana. İkimizin hayatı, hedefleri, zevkleri hepsi farklı. Şimdi burda iki gün takılırız. Yarın akşam benim uçağım var. Sen de evrak işleri tamamlanınca arkamdan geleceksin. Sen Amerika'ya geldiğinde evli olduğumuzu kimse bilmeyecek, insanların yanında, özellikle de Devran'ın yanında, bana abi diyeceksin. Evi de düzenleyeceğim. Bu iş geçene kadar idare edeceğiz, sonra herkes kendi yoluna. Anlaştık mı?" Maral bir an sessiz kaldı, bakışlarından kırılmış yankılar geçti. Sonra: "Tamam, bana uyar." dedi. MARAL: Beni istemeyeceğini zaten biliyordum. Daha bana ilk bakışında anlamıştım. Ben de içimdeki filizi söküp atacaktım. Madem öyle istiyordu, madem beni daha baştan silmişti ben de onu hiç yazmayacaktım. İçimdeki kahramanı o gece öldürecektim. İçinde Bektaş'la ilgili hayallerin olduğu zihnimdeki odanın kapısını kapatıp kilitledim. Kanepeden kalktım, valize yürüdüm. Küçük valizi önüme çekip fermuarını açtım. İçine büyük beyaz bir çarşaf konmuştu. çarşafı kaldırıp açtım ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bektaş yatağa oturmuş bana sırıtarak bakıyordu. Bektaş'a baktım, çarşafa tekrar baktım. Bektaş kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu: "Anlamadın mı?" dedi. Kafamı salladım. "Gerdek çarşafı o. Kanlı çarşaf istiyorlar senden." dedi. Bektaş'ın iğrenç bakışlarıyla karşılaşmamak için kafamı çevirdim. Sonra çaresizce yüzüne baktım, ne yapmam gerektiğini anlamamıştım. Gerdek olmayacağına göre gidince ne diyecektik. Bektaş en sonunda, "Koy onu valizine, ben gidince püskürtürüm onları, " dedi ama valizdeki gariplikler bitmiyordu ki. Valize sadece tek bir gecelik koymuşlardı. Beyaz, göğüs kısmı tamamen tül ve dantel. Bunu giyersem her yerim ortada kalırdı. Ama üstümdekilerle de yatamazdım. Bektaş arkamdan yaklaştı, "Ooooo annemin zevke bak. Hiç fena değilmiş," dedi. Artık dayanamıyordum, nikah, çarşaf, seksi gecelik.. Neydim ben? Onların isteklerine göre savrulan kuru bir yaprak mı? Bektaş'ın yatağını şenlendirecek bir odalık mı? Dönüp gözlerine öfkeli bakışlarla baktım. O da anladı: "Tamam sen giyin ışığı kapatırız, hem ben bakmam merak etme. Ben banyodayken giyin yatağa gir." dedi. Tabii ki yatağa girmeyecektim. O girince bekledim. Bektaş banyodan çıktı, üzerinde sadece şort vardı. Vücudu tamamen muntazam kaslarla kaplıydı. Karın kasları, göğsünün sert hattı ve siyah tüyleri... Yakın zamana kadar sadece karşılaşmayı umarken şimdi karşımda altında sadece şortla duruyordu. Bakışlarımı üzerinden çektim, elimde eşyalarla banyoya geçtim. Kapıyı kapatıp sırtımı kapıya verdim. Derin bir nefes alıp verdim. Üzerimdekileri çıkardım. Geceliği üzerime geçirdim. Serin saten vücudumu buz gibi sardı. Makyajımı çıkardım, dişlerimi fırçaladım. Aynada kendime baktım. Gecelik vücudumu hafifçe sarmış, kalçamın tam altında bitiyordu. Memelerim, uçlarıyla beraber tülün altından tamamen belliydi. Yetmezmiş gibi önünde bir de yırtmacı vardı. Pantolonun içine de tanga giymiştim. Her şey üst üste gelmişti. Kafamı banyodan uzattım. Işığı kapatıp yatağa girmişti. Ortam karanlıktı ama yeteri kadar değildi. Yatağa yanaşıp pikeyi aldım. Kendimi sarıp küçük kanepeye tortop sığdım. Uyumak için gözlerimi kapattım. Birkaç saniye sonra Bektaş tepemde dikiliyordu: "Maral burada mı uyuyacaksın? Saçmalama hadi yatağa gel. Sadece uyuyabiliriz. Mecburiyetten yani. Dokunmayacağım." Gözlerimi açtım. Eğilmiş bana laf anlatmaya çalışıyordu. "Tamam sen git yatağa.." dedim. Bektaş yatağa girdikten sonra kalktım, çekinerek yatağa girdim. Bektaş kollarını kafasının altına koymuş tavana bakıyordu. Kol kasları tamamen ortadaydı. Deodorantının kokusu burnuma doluyordu. Karanlıkta, ikimiz de uyumuyorduk. "Ne düşünüyorsun?" dedim. Sesim karanlıkta kulağıma yabancı gelmişti. Sorduğum soru ağzımdan hiç düşünmeden çıkmıştı. Aramızda öyle bir samimiyet yoktu biliyordum. Karanlıkta yüzünü seçemiyordum ama gözlerinin açık olduğunu hissediyordum. Uyuyan bir adamın sessizliği başka olur. Onunki hesap yapıyordu. Nefes alışları hala kontrollüydü, düzenli değildi. “Dönüşüme planladığım bir ameliyatı,” dedi. Ameliyat deyince tüm duyularım ayağa kalktı, içimdeki o bitmez merak birden kıpırdandı: “Ne vakası?” dedim. Kısa bir duraksama oldu. Sonra sesi değişti. Az önceki sert, mesafeli Bektaş gitmişti; yerine bildiği bir alanda konuşan cerrah gelmişti. “Mitral kapak onarımı. Posterior leaflette prolapsus. Ciddi mitral regürjitasyon.” İstemsizce doğruldum. “P2 segment mi?” Bu kez hafif bir sessizlik oldu. Sanırım böyle bir soru beklemiyordu. “Evet,” dedi. “Flail segment. Korda rüptürü var.” Gözümün önüne anatomi atlasındaki çizimler geldi. Sol atriuma geri kaçan kan, genişleyen boşluk, zamanla dilate olan ventrikül… amcamla defalarca izleyip üzerine konuştuğumuz kayıtlar, vaktinden önce bana yüklediği cerrahi bilgi. “EF düşmüş mü?” diye sordum. “Şimdilik korunmuş. Ama beklesek düşerdi. O yüzden onarım.” Onarım. Yani kapağı değiştirmeyecek. “Ring takacaksın yani?” dedim. “Annuloplasti ringi,” dedi. “Quadrangular rezeksiyon yapacağım. Sonra yeniden şekillendirip anulusu daraltacağım.” Teknik konuşuyordu ama sesi sakindi. Ameliyathanede olduğunu hayal edebiliyordum. Işık altında, maskenin arkasında, elleri hiç titremeyen adam. Gözlerini bir noktaya sabitlemiş, cerrahi lupun arkasından çalıştığı alana bakıyor. “Ne kadar süre kardiyopulmoner bypass’ta kalacak?” dedim. “Altmış, bilemedin yetmiş dakika.” Kalbi durdurmak. Bu fikir beni hem geriyordu hem de büyülüyordu. Çalışan bir kalbi durdurup tekrar çalıştırmak, sihir gibi bir şey: “Cross-clamp süresi uzarsa?” “Uzatmam,” dedi net bir tonla. “Planlı giderse sorun çıkmaz.” Hayatındaki her şeyi planlamaya ve istediği gibi gitmesine alışmış. Evliliği de aynı olacak şaşmamak lazım. Kimse onu planlamadığı bir şeye zorlayamaz. Hele planlamadığı bir evliliğe asla. Bir an sustum. Sonra daha yavaş sordum: “Hiç kapak değişimine dönmek zorunda kaldığın oldu mu?” Bu soru artık ders kitabı sorusu değildi. Cerrahın egosuna dokunan bir soruydu. “Oldu,” dedi dürüstçe. “Doku beklediğimden zayıfsa riske girmem. Mekanik kapak takarım.” “Hasta genç mi?” “Elli sekiz.” “Antikoagülasyonla yaşamak zor…” “Onarım varken kimseyi ömür boyu warfarine mahkûm etmek istemem.” Sesi ilk kez yumuşamıştı. Bir süre sessizlik oldu. Sonra aklıma takılan şeyi sordum: “Kalbi durdurduğun an… gerçekten tamamen sessiz mi oluyor?” “Evet.” “Garip değil mi? Göğsünün ortasında bir hayat var ve sen onu bilinçli olarak susturuyorsun.” Bu kez cevap vermesi biraz zaman aldı. “Garip değil,” dedi sonunda. “Bunun adı kontrol.” Kontrol. Her şeyi kontrol etmek isteyen bir adam. “Peki ya kontrol edemediğin şeyler?” diye sordum, farkında olmadan. “Ameliyathanede kontrol bendedir,” dedi. “Ben ameliyathaneyi sormadım.” Söz havada asılı kaldı. Yatağın içinde hafifçe kıpırdadı. Kolunun kasları gerildiğini karanlıkta bile hissedebiliyordum. “Sen üçüncü sınıfsın değil mi?” dedi birden. Konu değiştirdiğini anladım. “Evet.” “Daha kalbi eline almadın.” “Hayır.” “Alınca anlarsın,” dedi. “İnsan kalbi sandığından daha dayanıklıdır.” İçimden istemsiz bir cümle yükseldi ama tutamadım: “Fizyolojik olarak mı, duygusal olarak mı?” Bu kez sessizlik uzadı. Deodorantının kokusu hâlâ burnumdaydı. Aramızdaki mesafe birkaç santimdi ama aramızdan bir okyanus geçiyordu. “Duygusal olanı cerrahiyle düzeltemiyoruz,” dedi sonunda. BEKTAŞ: Gece yatağı amfiye çevirmiş neredeyse bana ders anlattırıyordu. Zaten kendime inanamıyordum. Yanımda dış görünüşü aklımı alabilecek güzellikte, gencecik bir bakire yatıyordu, üzerinde saten gecelik, yarı çıplak ama ben mitral kapak onarımı konuşuyordum. Karşımdaki kız o kadar zekiydi ki beni kendi mesleki bilgimle sınamış konuyu ameliyattan gerçek hayata çekmişti ve ben de hiç anlamadan sürüklenmiştim. En sonunda yanıma döndüm, karanlıkta kendini pikeye sarmış elleri yanağının altında, yüzünde inanılmaz bir masumiyet, mavi gözlerini yüzüme çevirmiş cevap arıyordu. Bir an afalladım, sonra "Hadi uyu. Bunları vakti gelince okulda hocaların öğretsin sana," dedim. Gözlerini hemen kapattı. Tekrar tavana döndüm, içimdeki paniğin dinmesini bekledim. Sabah burnuma dolan çiçek kokusuyla uyandım. Kolumun üzerinde bir ağırlık vardı. Gözlerimi açtığımda gördüklerime, vaziyetimize inanamadım. Maral göğsüme gelmiş göğsümle kolumun arasına sokulmuş derin derin uyuyordu. Saçları olduğu gibi koluma ve yastığa yayılmıştı. Bacağını üzerime atmış, gecelik beline kadar sıyrılmış, muhteşem kalçaları ortadaydı. Benim bacağım onun bacaklarının arasından geçmiş, elim incecik belini sarmıştı. Tam karşımızdaki aynadan tanganın muhteşem manzarası görünüyordu. Geceliğin göğüs kısmı gevşemiş, saten askılar kollarından düşmüş, memeleri neredeyse ortada ve burnumun ucundaydı. Sabah ereksiyonum, bu görüntüyle dayanılmaz bir hal almıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD