İlk karsılaşma..
İşte simdi bittim ben! Hiç tanımadığım ülkede telefonsuz kaldım ve ben evin adresini bile bilmiyorum Allahım ben ne yapacağım! Sebepsizce sağa sola koşturmaya başladım. Amerika'ya geldiğim andan beri sıkı sıkı sakladığım göz yaşlarım bir çatlak bulmuş gibi yanaklarımdan aşağıya süzülmeye başladı. Sersemledim ve dizlerimin üzerine çöktüm hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Aşırı derecede korkuyorum ben ne yapacağım Allahım. Rozalini nasıl bulacağım eve nasıl döneceğim! O sırada bir kamyonet yanaştı, az önceki kaykay kapkaçından sonra iyice paniklediğim için ellerimle başımı kapattım ama ağlamamı durduramıyorum. Kamyonetin içinden 3 tane adam indi ortalığı mis gibi ekmek kokusu sardı ve ben o an kendimi memleketimde gibi hissettim ellerimi indirip onlara baktım, adamlar kasa kasa emek indirip bir kapıdan içeri girdiler ve 10 dakika sona geri çıkıp arabaya bindiler. Ben ağlamaya devam ediyordum, bir yandan da onlara bakmaya. Kamyonete binen adamlardan biri geri indi kamyonetten bir ekmek aldı ve yanıma geldi.
“Are you hungry?” (aç mısın?) dedi. Ekmeği uzattı,
“ Are you crying for this” ( bunun için mi? Ağlıyorsun.) dedi. Bende elindeki ekmeği hızlıca aldım ve sanki başka derdim yokmuş gibi ekmekten bir parça kopartıp ağzıma attım. Stresten ekmeği yemeğe yemeye başladım. Öyle yiyorum ki sanırsınız 3 gündür açım! Genç adam benim açlıktan ağladığımı düşünmüş demek ki.
“Thank you “ dedim ve genç adam arkasını dönüp giderken bir şeye takılıp yere düşecek gibi oldu
“ Vay amk.” Dedi ve kendini toparlayıp yürümeye devam etti. Ben şok oldum adam Türkmüş Türkmüş TÜRK! Allahım inanmıyorum. Birden ayağa fırlayıp uyusan ayaklarıma inat koşmaya çalışarak adama çarptım ve o an bu duruma hazırlıksız yakalanan genç adamla sendeleyip yere düştük ve bende onun kuçağına ‘hay aksi
“Siz.. sizz Türksünüz!!” dedim. Neye uğradığını şaşıran adam
“ Evet Türküm! “ dedi. Bense hala kuçağında olduğumu umursamayarak
“ Ben .. benn kayboldum.. ‘gözlerim doldu yine.
“İyi ki sizinle karşılaştım” deyip adama resmen ahtapot gibi sarıldım. Ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu durumumuzu gören kamyonette ki diğer iki adam da aşağı inip yanımıza geldiler ama nasıl gülüyorlar. Onları fark eden genç adam ellerini kaldırıp,
“Tamam sorun yok” dedi. Sonra yumuşacık bir sesle,
“Geçti artık tamam ağlama” dedi ve yüzümdeki saçlarımı kulağımın arkasına ittirdi.
“Sakinleştiysen kalkalım artık” dedi. Ama ben ağlamamı durduramıyorum oda sakince öylece benim durulma mı bekledi. Ve bu sefer içinde bulunduğumuz durumun utancıyla yanaklarım kızarmaya başladı. Dikkatlice genç adamcağızın kucağından kalktım.
“ Ben.. benim telefonumu çaldılar. Ben daha dün geldim Amerika'ya ve hiç bir yeri bilmiyorum ne evimin sokağını ne tanıdıklarımın numarasını” dedim burnumu çekerek.
“Bekle biraz bakalım, halledeceğiz” dedi. Arkasındaki gülen arkadaşlarına dönüp,
“ Siz devam edin benim biraz işim var sonra sizi bulurum” dedi onlarda kamyonete binip gittiler.
“ Affedersiniz çok özür dilerim, o an çok korktum ve ne yapacağımı bilemiyordum sizi de işinizden alıkoydum.” Dedim.
“ Tamam sorun yok hadi sakinleş seni karakola götüreyim. İhbarda bulunuruz ve sonra seni mahallene birakırım. Nerede oturuyorsun. “dedi .
“ Cheryy Will de oturuyorum”
“ Türk mahallesi bende orada oturuyorum” dedi ve yürümeye başladık. Nasıl bir sorunlar zinciri yaşıyorum aptal gibi geldiğim ilk gün telefonumu çaldırdım. İsmini bile bilmediğim adama güvenip peşine takıldım. Kedi gibi takıp ediyorum onu. Kısa süre sonra polis merkezine geldik ve memura durumu anlattı ve poliste bize ‘telefondan ümidizi kesin çoktan parçalara ayrılmış satılmıstır.’ dedi. Hüsrana uğradım çünkü içinde annemle olan fotoğraflarım vardı.. Polis merkezinden çiktiktan sonra bana baktı ve gülümeye başladı.
“ Ne oldu? neden gülüyorsun?”
“ Hala ekmeğe sarılmış duruyorsun.” Dedi o insana huzur veren sesiyle.
“Hadı yemek yiyelim öyle döneriz” dedi . Halime bir baktım ekmeğe sıkı sıkı sarılmışım reziilll oldum.. bir restoranta girdik. Birşeyler sipariş edip bana döndü.
“ Türk mahellesinde kimlerde kalıyorsun”
“Akrabalarım burda, Şükrü Borak. Onaların yanına geldim” dedim ve biranda duraksadı yüzü ciddileşti.
“ Şükrü amcayı tanıyorum yemekten sonra seni direk onlara bırakırım. “ dedi ve ciddi bir şekilde yemeğine yöneldi, bende yemeğimi yemeye başladım. Ağlamaktan ve yaşadığım kısa süreli şoktan dolayı susuyorum ne o konuşuyor nede ben.
“Hadi gidelim “ dedi ve hesabı ödeyip çıktık. Bir taksi çevirdi,
“ Size karşı çok mahcubum işinizden alıkoydum özür dilerim” dedim.
“ Önemli değil endişe etme” dedi. Ve mahallemize dönünce aşırı derecede rahatladım. Şükrü amcaların evinin önünde taksiden indik ve hemen kapıyı çaldık. Kapıyı Şükrü amca açtı. Karşısında beni ve yanımdaki ismini henüz bilmediğim genç adamı görünce kısa biran şaşkınlık yaşasada hemen bana dönüp,
“ Rana kızım Allaha şükürler olsun” diyip sarıldı. Bir evladın babasına sarılır gibiydi.
“ Kenan içeri geçin oğlum “dedi . Adı Kenan mıy mış? O sırada arkamızdan Rozalinde “Rana” diye çığlık atarak içeri gidi birde ona sarıldım .
“Nasıl korktum biliyor musun? Telefonun kapalı cafede bekledim sonra okuluna gittim bulamadım hiç bir yerde seni” dedi ağlıyordu.
“Özür dilerim korkuttum sizi affedin” dedim başımı öne eğerek . Hamide teyze yanıma geldi elimi tuttu,
“ Kızım sen emanetsin Rozalin sana ulaşamadığını söyleyince dünya başımıza yıkıldı. Allah korusun ya birşey olsaydı”. Kenan lafa girdi.
“Telefonunu çalmışlar şans eseri bana denk geldi bende sizin akrabanız olduğunu ögrenince buraya getirdim” dedi. Şükrü amca,
“ Kenan Allah razı olsun evladım. Nasıl bir iyilik yaptın bize, kızımı bize geri getirdin..” dedi sonra bana döndü,
“ Rana kızım çok şanslısın ki Kenan evladıma denk gelimişsin. Ya ona da rastlamasaydın ne yapardık biz?”
“Adnana ne derdim? Nasıl bakardım yüzüne, ona emanetine sahip çıkamadım nasıl derdim”
“ Amca çok özür dilerim ben istemezdim sizi çok üzdüm.”
“Bundan sonra tek gidip gelmek yok. Bu eşşek sıpaları Arat ve Berat sabah götürüp akşam getirecek seni. İtiraz kabul etmiyorum.” Dedi nasıl itiraz edebilirdim ki bir daha aynı şeyi yaşamayı asla kaldıramazdım.
“Tamam amca nasıl isterseniz “dedim. O sırada Kenan ayaklandı,
“ Şükrü amca ben işime döneyim Ranayı size teslim ettim.” Dedi bende ayağa kalktım hemen yanına gittim,
“Kenan bey çok teşekkür ederim sayenizde evime dönebildim” dedim. Fazlasıyla mahçuptum ve utanıyordum . Başımı öne eğdim.
“Daha fazla dikkatli olun” dedi ve
“Hoşçaklın” diyip çıkti. Kapıda Melak ablayı gördük hiç bişi demedi ve içeri girdi .Bir süre Şükrü amcanın nasıhatlarını dineldim hiç zoruma gitmedi, sonuna kadar haklıydı. Odama çıktım duş almak için banyoya girdim aynadaki aksime şöyle bir baktım. Ağlamaktan yüzüm gözüm şişmiş makyajim akmış, rezil oldum. Uzunca bir duş alıp bornoza sarılı şekilde yatağıma uzundım. Rüya mıydı? Kabus muydu? O kadar korktum ki hiç bilemdiğim ülkede ya kaybolsaydım! Sonra kuçağına düştüğüm Kenan aklıma geldi. Çok zayıftı üzerine düştügümde kemikleri batmıştı. Bende balık etli bir kız olduğum için resmen onu ezdim utançla yatağıma yumuldum. Sonra aman sanki onu bir daha nerede görecektim ki, zaten o panikle yüzüne bile dikkat etmediğim aklıma geldi yolda görsem bir daha tanımazdım. Ve kendimi derin bir uykuya biraktım.
Sabah uyandığımda hala bornozla uyuduğumu fark ettim. Heme üzerimi değiştim. Hızlı ve sessiz adımlarla aşağıya indim. Hamide teyze mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Yanına gittim “Günaydın Hamide teyzecim” dedim.
“Günaydın kızım geç otur şimdi bizimkilerde iner” dedi. Ve bende onun hazırladıklarını alıp masaya yerleştirdim. Sırayla tüm ev halkı sofraya oturduk. Şükrü amca biraz gergin gibiydi, yok yok kesin gerigin hatta sinirliydi. Bir iki lokma yiyince konuya girdi.
“Rana, dün bizi çok korkuttun. Rozalin buluşma yerine gelmedi bulamıyorum diyince, o an ne yapacağımı şaştım. Kızım sana birşey olsaydı ben Adnanın yüzüne nasıl bakardım.” Sesi titredi.
“Kızlarımdan farkın yok bunu bilesin. Bir daha da böyle endişelenmek istemiyorum. Al bakalım bunları.” Dedi ve iki tane kutu uzattı bana.
“Bu yeni telefonun, bu da akıllı saat. Telefonu kaybetsen saati kaybedemezsin. Lütfen kendine dikkat et kızım.” Dedi. Ve benim gözlerim şelale oldu akıyor.
“Şükrü amca dün size sıkıntılı anlar yaşattım. Özür dilerim daha dikkatli olacağım.”dedim. Kızma ve korkma arası bir konuşmaydı. Çok duygulandım.
“Bugün ikizler seni bir kaç yarı zamanlı iş görüşmesine götürecek. Ev sahibi de bugün anahtarı getirecek. Önce iş görüşmesine gidin, oradan da eve geçersiniz eksiklere bakın ona göre hareket ederiz kızım” dedi.
Arat ve Beratla kol kola girip mahalleden çıktık. O kadar fırlamalar ki gülmekten karnım ağrıdı. Berat,
“İlk hedefimiz hamburgerci işte geldik. Girelim.” Dedi. Daha dükkana adım atmamla içerideki yoğun koku midemi alt üst etti. İkizlere döndüm
“Ben asla içeri bile giremem çok ağır kokuyor.” Dedim.
“Tamam abla çıkalım diğer dükkana gideriz” dedi. Bir kaç yüz metre sonra bir kızarmış tavuk satan dükkana girdik burası nispeten diğer yere oranla daha iyiydi. Patronla görüştük Şükrü amcanın yeğeni olduğumu duyduğu an kabul etti.
“2 gün sonra işe gel başla yeğenim ”dedi. Ordan çıkıp tuttuğumuz daha once hiç görmediğim evime geldik. Ev sahibi kadın bizi bekliyordu. Anahtarı verip gitti. Eve bir girdik keşke girmez olaydık bu nasıl ev Allahım leş gibi içerisi ahırdan beter. Yüzümdeki şaşkınlığı fark eden Berat “abla korkma bugün burayi tertemiz yaparız” dedi. Ama imkansızdı bu. İçeri adım attığımızda ikizlerin 5 6 tane arkadaşı geldi ve “el birliği ile abla ne atılacaksa sen işaretle atalım sonra temizliğe girişiriz” dediler. Bir yandan atılacakları seçiyorum bir yandan eksikleri not alıyorum. O ara Şükrü amca geldi “ hadi gidelim kızım” dedi ve çıktık. Bir ikinci el mağazasına geldik. Ben mutfak araç gereçleri ve yorgan nevresim takımlarına baktım sonra Şükrü amcada “ evdeki mobilyalarda kötüydü” dedi ve bir tane de mobilya takımı aldık. Sonra Şükrü amca seriye bağladı ne görse alıyor benım aklımda tek soru buna benim param yeter mi? Yetse de daha işe başlamadım nasıl geçinecektim. Adama itirazda edemiyorum. En son el mahkum kasaya geldik aldıklarımızın hepsı 1200 dolar tuttu benım ağzım açık kaldı. En az 20 bin dolar bekliyordum. Meğerse ikinci el mağazaları canmıi ya. Ben hemen çantamdan cüzdanımı alırken Şükrü amca ödemeyi yaptı. “Şey Şükrü amca benim param var lütfen ben size zaten çok zahmet verdim” dedim.
“ O nasıl laf kızım bak sana kızım diyorum çünkü kızım gibi görüyorum. Hadi arabaya bin 1 saate getirirler eşyaları” dedi.
“ Benimde kızım sizin orda olsaydı babanda aynısını yapardı.” Dedi . Ah Şükrü amca ahh bir bilsem benim buraya ne şekilde geldiğimi anında beni paket edip adaya gönderirdin ya.. Utana utana eve geldik. Rozalinde gelmiş mutfağa girişmiş canım benim ya. İkizlerin arkadaşları bayağı hızlı çalışmışlar evi boşaltmışlar.
“Yerdeki halıyıda kaldıralım” dedim.
“Tamam abla” diyip ona giriştiler bende Rozalinin yanına geçtim.
“Bu böyle olmaz hadi hortum tutalım” dedim Rozalin şaşırdı.
“ Kız bu ev ahşap olmaz” dedi. Zor bela 3 saatte temziledik o sırada eşyalar gelmişti. İşimiz bitti ama bizde bittik. Melek abla elinde pizza kutularıyla yanımıza geldi. Aslında hiç beklemiyordum. Melek abla biraz soğuk gibiydi, diğerleri gibi değildi yani.
“Hey millet açıkmadınız mı ? diyip geldi. Pizzalarımızı yedik işimizde bitince evlere dağıldık.