6. Bölüm

2917 Words
1 Hafta sonra.. 4 gündür BBQ dükkanında tam zamanlı çalışıyordum. Aksanı ve içerikleri tam bilmediğim için ben dükkanı temizliyordum. Klasik sil süpür, çöp dök masaları sil işte. Bende derin düşüncelere dalmış şekilde yerleri paspaslarken birisi vileda kovasına çarptı ve içindeki sular yere döküldü. Bende tam adım atıyordum ki buzda dans ekibi gibi kaymaya başladım ve pat diye yere düştüm. Hem de popomun üzerine. Bu olay bana Kenan'ın üzerine düşüşümü hatırlattı. Off Allahım.. Nasıl bir rezillikti. O sıra da biri beni sanki dürttü ve kapıya doğru baktım. Ve işte o tanıdık ses. “ Kemal amca nasılsın?” “Ooo Kenan evladım iki gözüm nerelerdesin yahu” dedi ve birbirlerine sarıldılar. Bense ağzım açık onlara bakıyorum. Sonra biri elini uzattı ve yerden kalktım. Sanmayın ki Kenan! Personel arkadaşımdı. Ne bekliyordun ki salak! O an işte seni ağlıyor görünce açsın sandı ondan yardım etti. Seni mi hatırlayacaktı. Neyse ben yerleri toparlıyordum, onlarda kendi aralarında konuşuyorlardı. “Rana, kızım bize iki çay getir” dedi Kemal amca. Hemen arka mutfağa geçip çayları doldurdum. Ve hızlıca onlara verip işimin başına geri döndüm. Çayları bittikten sonra Kenan ayaklandı ve yanımdan geçerken, “Sakarlık kabiliyetin yüksek galiba”dedi. “Anlamadım?” dedim. “Seni ikinci kez görüyorum ve ikisinde de yere düştün” dedi. Aha hatırladı beni ya, iyide ben buna neden bu kadar sevindim ki? Zorlukla ağzımdan, “Evet” kelimesi çıktı. O ise gülüp dükkandan çıktı. Ben aval aval öyle onun arkasından bakarken, Kemal amca, “Tanışıyor musunuz?” dedi. “ Pek sayılmaz, geldiğim gün kaybolmuştum Türk olduğumu anlayınca yardım etti. Beni Şükrü amcalara getirmişti” dedim. “Kenan çok vicdan ve merhametli birisidir. Böyle soğuk göründüğüne bakma. Çok severim ve işinde de çok disiplinlidir” dedi. Kemal amca Konyalı ve 4 kızı var, hepsi kariyer sahibi. Kemal amcanın da maddi durumu bayağı iyiydi belli. Kızlarını ise hiç görmedim. Ve okul başladı. Ben artık kendi evime taşınmıştım. Az çokta bu mahalleyi ve okulumun civarını öğrenmiştim. Bugün sınava girecektim. Evden aceleyle çıktım ve okula vardım. Hemen nerede sınava gireceğimi öğrenip o sınıfa doğru gittim. Sınıfa girince bir benim Türk olduğunu anladım. Sınıfta Pakistanlı, Hindistanlı çoğunluk vardı. Ben içeri girince bana baktılar. Arkamdan sınavı yapacak hoca girdi. Sınavdan çıktım ama öyle zordu ki en alt seviyeden başlayacağımı düşündüm. Amerika'ya geleli 20 günü geçmişti bile. Okul iş ev arasında gidip geliyordum. Ama annecim aklıma düştü. Sanki hiç aklımdan çıkıyormuydu ki. Saat farkını gözetmeksizin anında telefonumu alıp Fırata mesaj attım. “ Orada durumlar nasıl kardeşim.” Dedim. Eve geçip evimi topaladım, rütin işlerimi yaptim, yemeğide pişirince mesaj sesi geldi. Mesaj Fırattandı. “Kardeşim sana güzel haberler vermek isterdim ama üzgünüm. Burada durumlar hiç iyi değil. Babanlar senin yokluğunu kimseye demeden önce adanın her yerinde seni aradılar ama sonuçsuz kaldıklarında, baban gazeteye kayıp ilanı verdi. Bu sayede Yusufun ailesininde haberi oldu. Havalimanından İstanbul a uçtuğunu öğrendiklerinde abilerin İstanbula gitti ve şuan seni orada arıyorlar. Fatma teyzecim ise şekeri çok yükseldiği için hastaneye yatırdılar tedbir amaçlı. Endişe etme her gün gidip anneni görüyorum ve durumu iyi ve emin ol orda daha rahat. Annenin doktoru arkadaşım anneni bir hafta daha orada tutacak. Şuan bütün ada senin kocaya kaçtığını konuşuyor. Fatih abin beni çok sıkıştırınca ona okumaya gittiğini asla kocaya kaçmadığını söyledim. Sen orda kendine dikkat et buraları ben idare etmeye çalısıyorum elimden geldiğince.” Mesajı en az yedi sekiz kere daha okudum. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ben ne yaptım Allahım ailemi perişan ettim herkesin diline düşürdüm. Annem ise benim yüzümden canıyla uğraşıyor. Abimin habersiz evliliğinden sonra bu şeker illetine düşmüştü şimdi ise benim yüzümden hastanelik oldu. Bu kadarını beklemiyordum. Aptal Rana aptal. Hemen f*******: a girip abime mesaj yazmaya başladım. “ Abi çok özür dilerim. Yusuf manyağı ile evlenmek istemediğim için böyle birşey yaptım. Şu an nerede olduğumu söyleyemem ama ben iyiyim. Ama asla kocaya kaçmadım hayalim olan yüksek lisansımı yapıyorum. Aradan biraz daha zaman geçince nerede olduğumu sana söyleyeceğim.” Yazıp gönderdim. Arkasından birde anlık resim attım iyi olduğumu anlaması için. Delirmiş gibi evin içinde dolanıyorum, aklım annem ve babamdaydı. Ben durumun bu raddeye geleceğini hiç düşünmedim. Annecim ah annecim çok özür dilerim annemm... Artık evin içinde duramaz oldum ev üzerime üzerime geliyordu. Sporlarımı giyip bir hışımla evden çıktım. Biraz yürüsem belki açılırım diye düşündüm. Dışarıda yağmur yağıyordu. O kadar hızlı yağıyor ki göz gözü görmüyor gök delinmiş sanki. Ve hızlıca koşmaya başladım nereye gittiğimi bilmeden sebepsiz şekilde koşuyordum sadece. Annem canım annem benim yüzümden nerdeyse şeker komasına girecekti. Ne içindi ? Yemişim okulunuda istemediğim evililiğinide. Anne affet nolur affet! Keşke yanında olsam ve dizine yatsam o huzur veren kokunu içime çeksem.. Pişmanım anne.. hemde çok. Sesini bile duyamıyorum bunun telefisi yok. Yağmurun yağışı beni sırılsıklam etmişti. Ama sanki anne kucağı gibi de sarmıştı. Ta ki bacaklarımda ki güç tükenip birbirine dolanana kadar. Ve yüz üstü yere yapışmıştım. Hiç bir şekilde kıpırdamıyorum yüzümün yarısı yerdeki su ile kaplanmıştı. Delicesine yağan yağmura rağmen kalkmak istemiyordum. Birden üzerime yağmur yağmaz oldu. Başımı hafifçe kaldırıp baktığımda hala daha yağmurun yağdığını gördüm. Sonra kafamı öbür tarafa çevirince birinin bana şemsiye tuttuğunu gördüm. Sonrası o tanıdık ses! “ Yağmurun sana bir hatası mı oldu?” “ Ne!!” Uzattığı elini tutup ayağa kalktım. “Kenan!” Aynı cümleyi tekrarladı. Bende süratına aval aval bakıyordum. Elini bırakıp eve doğru yürümek için adım attım ama lanet bacaklarım bana ihanet etti. Çünkü çok fazla koşmuştum sızlıyorlardı. Ben sendeleyince ayak bileğim döndü, kolumdan tutuverdi. “Şükrü amcalara gidiyordum, sizin evden koşarak çıktığınızı görünce onların da endişe edeceğini düşünüp peşinize düştüm. Çok hızlı koşuyorsunuz, olimpiyatlara katılmayı düşündünüz mü?” dedi gülerek. Gıcık şey. “ Lisede sakatlanana kadar maraton koşan bir atlettim” dedim. Biran durdu ve şaşkın bir ifade ile yüzüme baktı. Hah işte böyle kalırsın Kenan efendi! “ Şaka mı? “dedi. İşte sinirlerim şimdi zıplamaya başladı. Zaten canım burnumda, birde benimle dalga geçiyor. “Muhtemelen bir maraton koşucusunun 63 kilo olmaması lazım dimi ?” diyerek elimle vücudumu gösterdim. Bir daha durdu. “Tamam pes ediyorum” dedi iki elini havaya kaldırarak. “ Zor bir gün geçirmişsiniz anlaşılan. Ailenizi mi özlediniz?” dedi. İşte bu benim tekrar çözülmeme sebep oldu. Akmayı kısa biran bırakan göz yaşlarım sırayla akmaya başladılar. Titrek bir sesle, “Evet” dedim. “ Hımm.. biraz daha zamana ihtiyacınız var sonra alışacaksınız” dedi. “Hadi eve gidelim” dedi. Ne evi diyor bu. “ Eve mi?” dedim şaşkın bir sesle. “Başka bir yere mi gidecektiniz?” Üzerindeki kot ceketi çıkarttı. Gözleriyle göğüslerimi işaret ederek. “Bence şuan başka yere gidecek durumda değilsiniz.” Dedi. Çıkartmış olduğu ceketini omuzlarıma koydu ve kollarını göğsümün üzerinde düğümledi. “Ben gördüm başkaları görmesin” dedi arsızca gülerek. Allahım öleyim ben ya öleyim. Hemen kollarımı yağmurdan ıslanmış göğüslerimin üzerinde bir birine doladım. Utancımdan ölecektim. Anlık bir ter bastı Allahtan ıslağımda belli olmuyor. Koluma tekrar girdi ve yürümeye başladık. Eve gelene kadar tek kelime etmedik. Evimin kapısının önüne gelince, “Yine siz borçlandım. Yardımınız için teşekkür ederim” dedim. Daha fazla yanında kalmak istemiyordum utanıyordum çünkü. Evime doğru adımlamaya başlayınca biran durdum. Allah kahretsin ben evden hiç birşey almadan çıktım. Ne anahtar ne de telefon. Geri döndüm Kenan hala orada duruyordu. Merakla bana baktı. “Ne oldu?” dedi. “Şey şey ben anahtarları evde unuttum.” Dedim. Başımı öne eğdim. Güldü.. güldü mü o yoksa cennetin kapılarımı açıldı. Hiç bir insan evladı böyle gülmemeli. Kendine gel Rana, yine iç sesimle farklı dünyalara gittim geldim. “ Hadi sizi Şükrü amcalara bırakayım” dedi. Panikledim birden, onları yine endişelendirmek istemiyordum. “Olmaz olmaz, yine benim için endişelenecekler” dedim panikle. “Peki ne yapalım” dedi. “Çilingir çağırsak olmaz mı? “Önce karakola gidip durumu anlatmamız lazım sonra ev sahibin gelip senin kiracısı olduğunu onaylaması gerekiyor anca o zaman izin verirler” dedi. “ Ne! Ciddi misin?” “ Maalesef ki ciddiyim.” “Napıcam şimdi ben?” “Israr etme hadi Şükrü amcalara bırakayım seni” “ Yok olmaz. Neyse çok teşekkür ederim ben başımın çaresine bakarım”dedim. Durdu ve bana baktı. “ Seni böyle, hele bu halde yalnız bırakamam. Bana gidelim, sen bende kalırsın bende arkadaşıma geçerim.” Dedi. Olabilir miydi ki, ben bekar bir adamın evinde mi kalacaktım. Salak Rana kendine gel olmaz imkanı yok böyle birşeyin. Benim içimde yaşadığım iç savaşı fark eden Kenan, “Şükrü amcalar benim ailem gibidir. Ve endişe etme bu gece burada kal yarın bir çaresine bakarız.” Dedi. Başka şansım var mıydı ki. “Tamam” diyebildim sadece. Ve evine doğru yürümeye başladık. Eviyle benim evimin arası 200 metre bile yoktu. Havuzlu etrafı çimlerle çevrili gayet güzel bir evdi burası. Kapıyı açtı, arkasından içeri girdim. Abi bu nasıl ferah ve temiz bir ev. Benim evim bile bu kadar düzenli değildi. Amerikan mutfağa sahipti mutfakta tek bir bulaşık bile yoktu. Bana döndü. “Rana üst katta soldaki odaya çık orada banyo var ve temiz bornoz. Sen bir duş al benim az bir işim var geleceğim birazdan” dedi ve çıktı gitti. Hızlıca üst kata çıkmaya başladım ama merdiven pervazinda bile tozun olmaması beni daha çok şaşırttı. Söylediği odaya girdim. Odanın içinde birde banyo vardı. Banyoda aynı evi gibi tertemizde yoksa bu OKB limiydi. Aynda kendimi görünce biran geri adım attım saçım başım darmadağın, makyajım akmış yüzüm perişan kapkara. Sonra bakışlarım aşağıya doğru inice beyaz tişortümün altında naklen yayın olan göğüslerim bana el sallıyordu. Allah kahretsin ben daha bu adam ne kadar rezil olacam derken şu halime bak. Yüce Rabbim bunun bir sınırı yokmu? Islak ve havanın soğuk olması nedeniyle titremeye başladım. Hemen duşu açıp soyunup altına girdim. Bir süre ısınmak için bekledim. Sonra bayağı vakit yüzümdeki karaları çıkartmaya uğraştım. Bornoza sarılarak yatak odasına girdim. Peki ben ne giyeceğim böylemi duracağım. En iyisi onun kıyafetlerinden biraz ödünç almak diye düşünürken yatağın üzerindeki poşeti fark ettim. İçinde siyah bir eşofman takımı, boğazlı bir badi ve iç çamaşırı vardı. İç çamaşırı mı!! El mecbur giyindim birbiriyle düşmanmış gibi olan saçlarımıda zorla taradıktan sonra. Çekmecelerini karıştırdım. Tamam etik bir davranış değil ama asi saçlarımı zapt etmem gerekiyordu. Bir kalem bulup saçlarımı topladım ve aşağıya indim. Kenan mutfakta filtre kkahve yapıyordu ada bara doğru yürüdüm oradaki sandalyeye oturdum. Beni fark eden Kenan, “Merhaba” dedi tebessüm ile. “Merhaba” dedim. Eline kahve kupalarını alıp yanıma geldi, “şömineyi yaktım üşümüşsündür, oraya geçelim” dedi. Peşine takıldım ve şöminenin yanındaki iki tekli koltuğa oturduk. Masaya kupaları koydu. “Rozalinden bir kaç parça kıyafet rica ettim. Oda verdi sağ olsun” dedi. Ağzım açık ona baktım, “Peki benim için olduğunu da söyledin mi?” dedim utandım yanlış anlayacaklardı kesin. “Hayır tabi ki de.” Biran rahatladım ohh. Masadaki kahveyi elime uzattı. i “Resmi olarak tanışmadık. Ben Kenan”dedi. “Bende Rana, Rana Sancaktar”dedim. Çok üşümüştüm elimdeki kahveyle ısınmaya çalışırken gözlerim anlık yanan şömineye takıldı. Benliğimi şömineden ayıran ise Kenanın o insanın içinde çiçek bahçeleri açtıracak gülüşüydü. Gözlerimi Kenana diktim. “Ne? Ne yaptım yine “ dedim şaşkındım çünkü ben üzerime paranatör gibi belaları ve aksilikleri çekiyordum. İnsana huşu gibi gelen sesiyle gözlerini gözlerime kilitledi ve, “Bu üçüncü karşılaşmamız ve biz daha ancak yeni resmen tanıştık” dedi. Evet bayanlar baylar adam haklı dağılın. Üç kere evet üç kere bu adam beni en kötü anımda gördü. İçimdeki ses ‘memelerini de gördü’ dedi. Başımı hafifçe sağa sola salladım. Kendime gelmem lazımdı. “Haa evet “ diyebildim sadece ve elimdeki kahve kupasına sanki can simitim miş gibi sıkıca tuttum. “ Seni bu yağmurlu havada koşturan neydi?” dedi. Ağzımdan istemsizce, “Annem” kelimesi çıktı. “Ailemin tek kızıyım, üç tane abim var ve ben en küçükleriyim. Bilirsin işte sevgi pıtırcığı, el bebek gül bebek büyütüldüm. Ama bir aydır onları görmüyorum çok özledim. Annemsizin ve ondan çok uzaktayım.” “Ara o zaman” dedi “;Yaa ne kadar kolaydı aramam” dedim ve sustum ne söylüyorum ben az daha ağzımdan kaçarak geldiğimi bile kaçıracaktım. Bu adamın yanındayken dilimi tutmam lazım yoksa paket halinde adaya gönderilirdim. Yüreğim sızladı göğsüm sıkıştı. Göz yaşlarım işte bizim sıramız geldi diyip tekrar akmaya başlayınca, kahveyi masaya bırakıp yüzümü ellerimle kapattım. Oda o muzip ifadesini değişip merakla yüzüme baktı çok ciddileşmişti. Birseyler sezdi ama başka birşey demedi. Ani değişen halimi görünce yanıma geldi , “Tamam ağlamanı beklemiyordum. Hadi konuyu kapatalım güzelce kahvelerimizi içelim” dedi. Ellerini ellerimin üzerine koyup indirdi. Geri koltuğuna oturdu bende eşofmanımın koluna hiçde kibar olamam şuan burnumu sildim. Hıçkırıklarım durulunca kahveyi elime aldım. Konuyu değiştirmek için, “ ee anlat bakalım, Amerikaya neden geldin iş mi? Okul mu? “dedi. “ Okul” dedim. “Mimarım yüksek lisans için geldim. Burada kendimi geliştirip doktora için de Prag a gideceğim. Moderin mimariyi seviyorum ama tarihi yapılar daha çok ilgimi çekiyor.” Sol elini çenesine dayadı ve dudağının altını düşünür şekilde kaşıdı. Tek kaşım havaya kalkmış ona bakıyordum. Evet ona bakıyordum çünkü daha önce hiç dikkatle yüzüne bakmamıştım. Karakterist kaşlar, ela gözler , yapılı bir yüz hattı biçimli dudakları. Dudaklarımı neden dudaklarına takıldım ki. İçimdeki ses ‘öpmek istemiş olmayasın’ dedi. Zorla onu def ederken Kenan , “Uzak doğu düşünmez misin ?” dedi. “ Bilmem hiç düşünmedim.” Uzak doğu ne alaka be.. “Nerede okuyorsun?” “Dil okulundayım Newyork Scholl” dedi. “Bende orada okudum” “ Nasıl yani? Ben seni gurbetçi sanıyordum.” İçimden dedim dimi.. Allahım nolur içimden demiş olayım. Utançla yüzüne bakınca, “Hayır dil okulu ve yüksek lisansımı yaptım. Bir ay once mezun oldum.” “Ya ne güzel peki mesleğin ne?” “Endüstiri Mühendisiyim. Ama Amerikaya geldiğimden beri Şükrü amcaların fırınını işletiyorum. İş başvurularıma cevap geldiğinde fırını bırkacağım” dedi. “Nerelisin aksanın biraz farklı” dedi. “Evet farklı çünkü Kıbrıslıyım, fark da oradan geliyor” dedim “Babam askeriğini orada yaptı. Lefke de orayı biliyor musun?” “Ya gerçekten mi oraya gidebilmek için benim köyümün önündne geçmesi gerekiyor. Lefke dağların denize döküldüğü bir şehirdir” memleketimi özlediğimi anladım lefke den bahsederken eminim gözlerimin içi gülüyordu. “Peki sen nerelisin” “Antep Gaziantep.” “ Bir kaç kez gitmişliğim vardır.” “Rana aç mısın, seni bilmem ama ben çok açım” dedi eliyle midesini ovuşturarak. O an benim midemde sinyali çakınca, “ evet açım galiba” “ne yiyelim ne istersin” “menemen “ dedim ağzım kulaklarıma varana kadar. Ayakalnıp mutfağa geçtik. “Sen otur” dedi. Dolaptan çıkardığı malzemeleri teker teker yıkadı ve sanki bir profosyenl aşçı gibi bıçağı kullanarak doğrmaya başladı. Bende sanki sanatsal bir gösteri izliyor muşum gibi izlemeye başladım. Menemeni ocağa koyunca çayıda demledi. Ve ada bara servisleri açtı bardakları çıkardı. Yumurtayıda kırınca menemen hazır olmuştu. Tam üzerine pul biber serpecekken duraksadı. “Acı sever misin” dedi elindeki pul biberi göstererek. “Bir Adanalı için yanlış soru bu. Tabi ki severim.” Tavayı getirirken “ Acaba Başak burcu musun?” dedim. “Evet nereden anladın?” oha ciddi miydi. “Evin.. çok temiz ve son çok düzenli yapıyorsun, ancak bir başağın evi bu kadar temiz olur” dedim arkasındaki tezgahı göstererek. Gülmeye devam ederken tavayı masanın ortasına koydu. Bana baktı, “ Valla şuan çok açım hiç kibarlık yapamayacağım” diyip ekmeği elime böldüm ve tavaya bandırdım. Gülümsedi.. oda benim gibi tavaya ekmek banarak yemeye başaldık. “Gerçekten çok lezzetliydi , eline sağlık” dedim. “ yemeği sen yaptın bulaşıkları ben halledeyim” dedim. “Tamam bende çarsafları değişeyim bu arada” dedi ve yukarı çıktı. Zaten tertemiz olan mutfağı toparladım ve işim bittiğinde elinde küçük bir poşetle aşağıya indi. “ Saat geç oldu ben arkadaşıma gidiyorum. Sende arkamdan kapıyı kitle ve kimseye kapıyı açma” dedi. Kapıda ki vestiyerden ceketini alıyorken, “Şey Kenan.. sana daha fazla rahatsızlık vermek istemiyorum. Lütfen sen odanda yatsan ben buradaki koltukta uyurum” dedim. “Olmaz Rana, burada seninle kaldığımı Şükrü amcaya açıklayamam. Yanlış anlar.” “Söylemezsek bilmez” dedim. Öyle mi dedim? İçimdeki mantıklı ses hemen sahneye çıktı, ‘sen hayırdır kızım, ne o çok beğendin de aynı evde mi kalmak istiyorsun?’ Kısa biran düşündü bir bana bir eve baktı. “O zaman sen yukarıda yat ben kanepede yatarım.” Kısa bir inatlaşmanın ardından yenilgiyi kabul edip yukarıya çıktım. Banyo yaptığım odaya girdim ve yatağa kendimi attım. Yorgun bedenim yumuşak yatağa uzandığı an uyumaya başladım. Kapı tıklatma sesiyle gözlerimi açtım. Kapının arkasından Kenan, “ Uyandın mı? Hadi işimiz var kahvalti yapıp çıkalım” dedi “hemen geliyorum” dedim ve elimi yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Kahvaltı hazırlmıştı. Hemen ağzıma üç beş lokma attım ve neredeyse kaynar olan çayı ağzıma dikip tek yudumda içtim. “ Hadi ben hazırım gidelim” dedim. Kenan şaşkınca bana baktı ve gülmeye başaldı. Yapma be zalimin evladı böyle gülme işte.. oda ayaklandı ve bana bir şapka verdi. “ Şapkayı tak ve hızlıca arabaya bin” “Tamam “ dedim ve hemen kapıdan fırladım kimse beni görmeden arabaya binmem gerekiyordu. Arkadamdan Kenanda arabaya binince aynı polis merkezine geldik. İçeri girince bizi gören aynı polis, “yine mi sen” dedi. Kenan direk konuya girdi. Gereksiz sohbetleri sevmediğini anladım. Evrakları hazırlayıp çilingire gittik ve kısa sürede kilit değişti çilingirci gitti. “Kenan ben her şey için yine çok teşekkür ederim. Bu minnetimi birgün sana muhakkak ödeyeceğim.” Dedim. “Başıma iş açma yeter” dedi pis pis sırıtarak. Dua et sana borçluyum yoksa sen görürdün bana laf sokmayı. Ben eve girdim o işe gitti. Üzerimiz değişip hemen okulun yoluna koyuldum. Şükrü amcadan sonra Kenana da çok şey borçluyum. Yabancı ir ülkede kendi insanına denk gelmek meğer ne büyük bir nimetmiş. Rana artık kendini topla bir ay oldu geleli ve ergence hareketleri bırak adam akıllı okuluna ve işine odaklan. Bir daha da rezil olma dedi içimdeki mantıklı yanım. Okulun kapısına geldim ve Ya Allah Ya Bismillah diyip adım attım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD