TAŞKIN KONAĞI
Konağa girer girmez Berivan hanımağa Yaren'in kolundan tuttuğu gibi alt kattaki depoya sürükledi. Yaren "Dur, yapma ana" diye bağırıyordu. Berivan hanımağa "Sakın bana ana deme. Senin gibi bir fahişenin anası değilim ben. Karnındaki bebeğe dua et, yoksa seni kendi ellerimle öldürmüştüm. Eğer ki, oğlumdan değilse, işte o zaman Kuran hakkı için seni öldürürüm. Sus, sesin çıkmasın sakın. Yarın hastaneye gideceksin. Dua ette, oğlum babası olsun karnındakinin" dedi kapıyı vurup çıkarken.
Yaren oturmuş ağlıyordu. Böyle birşeyin olmasına inanamıyordu. Ateş ona nasıl böyle birşey yapardı. Onu nasıl bu duruma düşürürdü.
Halen aklı almıyordu. Kıyamazdı Ateş ona, nasıl boşardı nasıl. Üstelik bir de evlendirmişti. Hem de kuma olarak kuma. Kuma olmuştu Yaren. Koskoca Mardin'in hanımağasıydı o. Kadim aşiretinin ağası Ateş Ağa'nın karısı, Yaren hanımağaydı. Tüm kadınlar önünde el pençe dururdu. Herkes 2 dudağının arasından çıkacak lafa bakardı. Sadece onlar değil, kaynanası da onu kollardı. Şimdi ise hiç kimse olmuştu. Koskoca Yaren hanımağa, kuma Yaren olmuştu. Ateş artık ona çocuklarını da göstermezdi. Birşeyle düşenmeliydi. Bir şekilde Güven'i ikna etmeliydi, ama nasıl? Önce şu test işini halletmesi gerekliydi, çocuk Güven"indi biliyordu. Daha 9 haftalık hamileydi. Hamile kaldığı zaman Ateş, Urfa'daydı. Ateş sorgulamamıştı hiç. Yaren'in böyle birşey yapacağını kabuslarında bile göremezdi. Güven'den başkasıyla da olmamıştı. 5 haftası daha vardı. 5 hafta dişini sıkarsa, bebeğinin cinsiyetini öğrenecekti. Erkekse, Güven ne derse yapardı bunu iyi biliyordu.
GÜVEN
Odama çıktım, her yerim ağrıyordu. Ateş'in adamları fena hırpalamıştı beni. Ölümden kurtuldum, ama Yaren başıma bela oldu. Onun gibi birini nikahıma almak zorunda kaldım. Babam çok öfkeliydi. Söylenip duruyordu zaten bu kadın sana bela olacak diye. Ama ne yapim, Yaren güzel kadındı. Zaten benden başkası da olmamıştı hayatında. Onun sayesinde ne kadar eğlenmiştim. Yaren yatakta çok iyiydi. Erkeğini mutlu etmesini iyi bilirdi. Daha önce de hamile kalmıştı benden. O zaman Ateş burada değildi, benden olduğu anladığında hemen düşürdü.
Kendi odasında bile benimle birlikte oldu. Ateş yokken kaç kere aldı beni koynuna orospu. Kızını bile tehdit etti, bizi gördüğünde. Yaren çok ateşli, ne isteğini bilen harika bir kadın. Ama şimdi işler sinirimi bozmaya başladı. Karım olunca işler değişti. Kocasını nasıl boynuzladı, ne yalanlar söyledi iyi biliyorum. Şimdi beni de aldatırsa diye düşünmeden edemiyorum. Yıllarca benden başkası oladığını bildiğim halde gene düşünmeden edemiyorum. Ama herşeye rağmen ondan nasıl vazgeçeceğimi bilmiyorum.
Ben düşünürken, anamla babam girdi odaya. Alaca arkalarında duruyordu. Bana bakmıyordu bile. Babam "Şimdi ne yapacaksın? Sana dedim uzak dur şu orospudan başına bela olacak dedim. Ama dinlemedin beni. Şimdi namussuzu namusun yaptın" dedi. Anam "Ateş Ağa'yı boynuzlayan sana yapmaz mı sanırsın akılsız oğlum" dedi. Kendimi yatağa attım "Ben bilirim, bilirimde siz benim aklımdakileri bilmezsiniz ana. Doğuma kadar bekleyin sadece. Onun hakkından gelicem ben. Sadece oğlumu kucağıma alana kadar bekleyin" dedim. Alaca'nın gözleri bana kitlendi bir anda. Gözyaşlarını zor tutuyor belli. Alaca "Bebek, bebek için mi yani? Ne zamandır görüşürdün onunla? 2 evlat verdim sana, neyine yetmedi? Oğlum olmadı diye mi onun koynuna girip durdun" dedi. Anam "Kocanla özelini yalnızken konuş gelin. Doktor demedi mi zaten doğurman artık zor diye. Zaten kumaya razı olacaktın. Şimdi doğurur, verir kucağına gerisi nefesinin kesilmesine bakar" dedi. Ben bile şaşırdım. Ama belli etmedim "Anam haklıdır Alaca. Evde doğuran ilk kadın o mu? Bebeği doğurur, ben gider nüfusuma alırım bebeğimizi güzelim" dedim. Gözlerime bakıyordu, doğru söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu. Alaca "Ya kız olursa, alacak mısın gene koynuna fahişeyi" dedi. Ben " Sen benim nikahlı karımsın. Anamdan sonra aşiretimizin hanımağasısın. Doğuma kadar biraz oyalamam lazım. Sonra ne hali varsa görecek, zaten gidecek yeri de yok. Aşireti bile ona sırtını çevirdi" dedim. Alaca "Ben sonrasını değil, şimdiyi sorarım Güven. O orospuyu koynuna alacak mısın" dedi. Üzerine basa basa soruyordu. Normalde anamların yanında böyle konuşamazdı. Anamla babamdan bizi yalnız bırakmalarını istedim "Yaren'in planımı anlamasını istemiyorum. Tek derdim ikimizin bebeği. Sonrası o bu konaktan gidecek. Ama o zamana kadar bazı geceler yanında kalmam gerek. Kimse senin yerini alamaz güzelim" dedim. Bakışları artık daha yumuşaktı "Sadece bebek doğana kadar susarım. Doğurduğu gün kapının önüne kendi ellerimle atarım orospuyu" dedi. Herşey yerine oturmaya başlamıştı. "Sen gene de dikkatli ol. Yaren sinsidir, sana kızlarımıza zarar vermeye kalkmasın. Ama çok ileri gitme sakın. Bebek bizim için değerli, üzerine kuma getirmek istemiyorum. Bunca zamandır senin için kabul etmedim kumayı. Ayağımıza gelen fırsatı kaçıramayız" dedim. Anladı Alaca beni. Banyoya girdim, gerçekten çok ağrım vardı zaten Rahatlayıp yatağa geçtim.
.............
Sabaha kadar kimsenin gözüne uyku girmedi. Ama sabaha herkes hergün olduğu gibi güne başladı. Çalışan kadınlar kahvaltı hazırlarken, Dicle hanımağa merdivenlerden iniyordu. Gülsüm "Hanımağam kahvaltı hazır, var mıdır bir isteğin " dedi. Dicle hanımağa eliyle başını tutmuş, yere bakıyordu "Ne istim Gülsüm. Başımıza gelenlerden sonra ne istim. Kendi elimle büyüttüğüm kızın ettiğine bak bana. Yabancım olaydı, Allah'ın dan bulsun derdim. Torunlarıma şükrederdim, Ateş'ime kız mı yok derdim. Ama el değil, içim etti Gülsüm içim" dedi. Gülsüm 30 yıldır bu konağın çalışanıydı. Dicle hanımağa gelin geldiğinde gelmişti onunla. İyi bilirdi onu, içinin yandığını bilirdi. Gülsüm "Hanımağam, sen kızlarından ayırmadın onu. En iyi ben bilirim, nasıl büyüttüğünü. Etme kendine bunu, Ateş Ağa'mı, torunlarını düşün" dedi. Haklıydı Gülsüm, biliyordu Dicle hanımağa. Ama nasıl düzeltecek onu bilmiyordu. Ama güçlü olmalıydı, torunları vardı. Hele Mizgin kimbilir neler gördü neler yaşadı torunu. Torunlarına ana gerekliydi, oğluyla konuşup bunu biran önce halletmeliydi.
Herkes yavaş yavaş inmeye başladı. Kahvaltı sofrasında toplandıklarında kimse ses etmedi. Sessizce kahvaltı ettiler. Ateş Ağa "Ben şirkete giderim" deyip masadan kalktı. Peşinden yavaş yavaş herkes kalkmaya başladı. Narin de kocasını yolcu etti. Gülce ile Destan da okula gitmek için kalktılar.
Dicle hanımağa "Oturun yerinize okul yok bugün" dedi. Destan "Ne dersin ana, nasıl okul yok" dedi. Dicle hanımağa " Birkaç gün oturun evde. Arkamızdan konuşurlar, ortalık yatışsın gidersiniz" dedi. Narin "Susarlar mı ana onlar. Gitmezlerse, korktular insan içine çıkamadılar derler. Suçun bizde olduğunu söylerler" dedi. Gülce "Ablam haklı ana. Biz konuşanları sustururuz, sen hiç merak etme" dedi. Annesinin konuşmasını beklemeden kardeşinin kolundan tutup kaldırdı.
Dicle hanımağa düşünmeye başladı. Biran önce Ateş'i evlendirmeliydi. Ama istemezdiki evlenmek biliyordu. İkna edecekti elbet, etmeliydi. Torunlarının bir anneye ihtiyacı vardır. Mizgin okula başlayacaktı. Zaten 2 senedir sessizleşmişti iyice. Yaren denen yosma sebep olmuş meğerse. Pusat desen daha 2 yaşındaydı. Annesine hasretti yavrum. Ateş'i ikna etmeliydi. Başka çaresi yoktu.