5.BÖLÜM

1410 Words
## Lekelenmiş Bedenler ve Sessiz Sabahlar O gün Allah’tan Eliz, Karan’ın annesi ve babası, bundan sonra ne yapacaklarını hararetli bir şekilde tartışmak üzere büyük ahırda tekrar toplanmış ve uzunca bir süre bu hayati mesele yüzünden eve gelememişlerdi. Onların yokluğu, Almira için adeta hüzünlü bir sığınak olmuştu. Genç kız, durmak bilmeyen hıçkırıkları ve gözyaşları arasında zorlukla banyoya atmıştı kendisini. Sıcaklığı sonuna kadar kökleyip kaynar suyu açmış; Karan’ın ona zorla sahip olurken bedenine dokunduğu, kirlettiğini düşündüğü her yerini nefretle, adeta derisini yüzercesine hırsla keselemişti. Canı yanıyor, teni kıpkırmızı kesiliyordu ama içindeki o lekelenmişlik hissini söküp atamıyordu. Sonunda ağlamaktan ve hırpalanmaktan takati iyice tükenince, banyodan zorlukla çıkıp erkenden yatağına uzanmış ve yorgunluğun verdiği bitkinlikle derin bir uykuya dalmıştı. Sabah olduğunda ise, pencerelerin arasından sızan keskin güneş ışığının yüzüne vurmasıyla Almira yatağında memnuniyetsizce kıpırdanmaya başladı. Fakat içinden o yataktan hiç ama hiç kalkmak gelmiyordu. Dünyayla bağını koparmak istiyor, hiç kimseyi, ama en çok da hayatını altüst eden Karan’ın yüzünü görmeyi reddediyordu. Üstelik gece boyu döktüğü gözyaşlarının bedeli olarak, şakaklarında zonklayan dayanılmaz bir baş ağrısıyla uyanmıştı. Ancak bu kaçış isteği çok uzun sürmedi. Kapısı hafifçe tıklatılıp açıldı; Eliz, her zamanki o neşeli halinin aksine son derece asık, donuk ve üzgün bir yüz ifadesiyle kapının eşiğinde belirdi. Onu kahvaltıda beklediklerini söyleyip odadan çekilmesiyle, Almira mecburen yataktan kalkmak zorunda kaldı. Akşamdan beri kasıklarında geçmek bilmeyen o ince, sızım sızım sızlayan dayanılmaz ağrılarla istemeye istemeye banyoya girdi. Elini yüzünü soğuk suyla yıkayıp kendine gelmeye çalıştıktan sonra, üzerini değiştirip odasından çıktı. Odasından çıktığında bu sabah bir gariplik olduğunu fark etti; kahvaltı masası her zamanki gibi mutfakta değil, oturma odasında kurulmuştu. İçeriye adımını attığında, kendisi hariç herkesin, hatta Karan’ın bile çoktan uyanıp masadaki yerini aldığını gördü. ### Masadaki Ölüm Sessizliği Almira oturma odasına girer girmez, Karan’ın doğrudan kendisine dikilen, suçluluk ve endişe dolu dikkatli bakışlarıyla karşılaştı. Bu bakışlardan fazlasıyla rahatsız olarak bakışlarını hızla kaçırdı ve kafasını yere eğdi. Kahvaltı masasına doğru yaklaştığında, gözlerini Karan hariç herkesin üzerinde gezdirerek kısık bir sesle, "Günaydın," dedi ve sandalyesini çekerek oturdu. Ancak otururken kasıklarında aniden hissettiği keskin bir sızıyla yüzü birden acıyla gerildi, dişlerini sıkmak zorunda kaldı. Almira’nın bedenindeki bu ani kasılmayı ve acı dolu ifadeyi fark eden ilk kişi Eliz oldu. Merakla arkadaşına bakarak, iyi olup olmadığını sordu. Eliz’in bu sorusu karşısında Almira birdenbire tüm kanının yüzüne hücum ettiğini, yanaklarının utançtan alev alev yanıp kızarmaya başladığını hissetti. Bir de bu yetmezmiş gibi, kafasını kaldırıp bakmasa bile Karan’ın o delici, koruyucu ve bir o kadar da pişman gözlerinin sürekli üzerinde gezindiğini hissetmesi, kendisini köşeye sıkışmış bir kurban gibi hissettiriyordu. Yine de Eliz’e doğru bakıp, yüzüne zoraki ve sahte bir gülümseme yerleştirerek iyi olduğunu söyledi. Hemen ardından kafasını hızla önüne eğip tabağındaki yiyeceklerle ilgileniyormuş gibi yaptı. Zaten masadaki hiç kimsenin, Almira’nın bu garip hallerinin üzerine gidip onu sorgulayacak dermanı yoktu; herkesin kafasının içi kendi kıyametiyle meşguldü. Biri hariç... Karan, tüm gece boyunca kendi odasında deliye dönmüş bir halde Almira’nın iyi olup olmadığını düşünmüştü. Ondan af dilemek, ayaklarına kapanmak için kapısına kadar gidip gitmemek arasında defalarca kalmıştı. Fakat bunu yapacak cesareti kendisinde bulamayınca, kendi kendine ağza alınmayacak küfürler savurarak yatağına geri dönmüş, tek bir saniye bile gözünü kırpamamıştı. Uykusuz geçen bu yıpratıcı geceye rağmen herkesten önce uyanmış, kahvaltı masasında yerini alan ilk kişi o olmuştu. Sırf Almira’nın kapıdan girişini görebilmek, onun durumunu süzebilmek için beklemişti. Tabii Almira’dan önce masaya gelen anne ve babasının dün geceki "Buse'yi kaçırma" meselesi üzerine ettikleri sitem dolu kelamları da fazlasıyla dinlemek zorunda kalmıştı. Kahvaltı boyunca odada tam anlamıyla çıt çıkmadı, kimsenin ağzını bıçak açmadı. Çünkü Karan ve Almira’nın yaşadığı o gizli cehennem bir yana, masadaki diğer herkes büyük bir dehşet ve korku içindeydi. Eğer o cadı dedikleri kız bulunamazsa, çok yakında kendileri de dahil olmak üzere bu kan bağından olan herkes canice katledilecekti. Bu feci düşüncelerin gölgesinde değil konuşmak, önlerindeki lokmaları yutacak halleri bile yoktu. Bu yüzden kimse yemeğe dokunmuyor, sadece önlerindeki tabaklara bakıp çatallarıyla yiyecekleri bir sağa bir sola fırlatarak kendilerine işkence ediyorlardı. ### Ekranda Beliren Dehşet Bu uzun, boğucu ölüm sessizliğini bölen tek şey, köşedeki televizyondan gelen kısık seslerdi. Eliz bir ara dalgınca başını kaldırıp ekrana baktı, ardından derin bir iç çekerek kafasını tekrar yere eğecekti ki... Tam o anda televizyonda gördüğü o tanıdık yüzle gözleri irice açıldı. Kafasını büyük bir hızla ve şokla yukarı kaldırdı. "Bu... Bu... O!" dedi Eliz, şaşkınlığı bir anda hat safhaya ulaşırken sesi titreyerek. Ardından gözleri hızla odanın içinde dolandı: "Kumanda! Kumanda nerede?! Televizyonun sesini açın, bu o!" diye adeta feryat etti. Eliz’in bu ani bağırışıyla birlikte masadaki herkes irkilerek şaşkın bakışlarını ona çevirdi. Eniştesi Rıfat Bey kaşlarını çatarak, "Ne oldu kızım? Kim o televizyondaki?" diye sordu. Eliz zorlukla yutkunup, gözlerini ekrandan ayırmadan eniştesine döndü: "Televizyondaki o kız... Dün ormanda kaçan o cadı! Yani Karan’la beraber olan Buse!" dedi. Bu sözlerle birlikte masadaki herkesin bakışları adeta bir ok gibi televizyon ekranına kilitlendi. Rıfat Bey, masanın üzerindeki kumandayı hızla kapıp televizyonun sesini sonuna kadar açtı. Ekranda sabah haberleri dönüyordu. Kadın spiker ciddi bir ses tonuyla konuşurken, ekranın sağ üst köşesinde Buse’nin oldukça hoş, neşeli bir fotoğrafı duruyordu. Spiker, yüzündeki o alışıldık yapay üzüntüyle haberi okumaya başladı: > "Gecenin geç saatlerinde ormanlık alanda cesedi bulunan genç kadının, polisin yaptığı titiz araştırmalar neticesinde kimliği teşhis edilmiş ve evli olduğu anlaşılmıştır. Evli olduğu öğrenilen kadının ölümünde ilk şüpheli olarak kocası gözaltına alınmıştır. Ancak yapılan parmak izi incelemeleri ve çevre kameralarının kayıtlarına göre, cinayet saatinde kocasının başka bir yerde olduğu kesinleşmiş ve suçsuzluğu anlaşılan koca, sabahın erken saatlerinde serbest bırakılmıştır. Şimdi polis, her yerde genç kadını canice katleden katil ya da katilleri arıyor. Yapılacak detaylı otopsi tetkikleri ve adli tıp raporu, genç kadının asıl ölüm nedenini ve failin kim olabileceğini daha net ortaya koyacak. Yine de emniyet güçlerinin ilk tahminleri, cinayetin herhangi bir dinsel tarikat veya örgüt tarafından ayine kurban edilme olasılığının yüksek olduğu yönünde. Çünkü genç kadının cesedi ilk bulunduğunda, bedeni üzerinde ucu sivri bir aletle kazınarak yapıldığı tahmin edilen onlarca bilinmeyen sembol, şekil ve yazılar saptanmıştır..." > ### Sevinç Çığlıkları ve Kaçış Kadın spiker tüm bu ürpertici detayları bir çırpıda aktarırken, Almira için asıl korkutucu olan Buse’nin ölüm haberinden ziyade, masadakilerin yüzünde beliren o tüyler ürpertici ifadelerdi. Çünkü az öncesine kadar masada adeta yas tutar gibi somurtarak oturan bu insanlar, şimdi sanki dünyanın en müjdeli haberini almış gibi büyük bir sevinçle birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Karan hariç... Karan da tıpkı Almira gibi, hem Buse’nin bu vahşi ölümüne hem de kendi anne, babasının ve Eliz’in yüzündeki o sadistçe sevinç çığlığına inanamayan gözlerle bakıyordu. Almira, insanlığın bu karanlık yüzüne daha fazla tanıklık etmeye dayanamayarak, sessizce ve üzgünce izin istedi. Sandalyesinden kalkıp hızla odasına doğru ilerledi. Ancak Karan’ın anne ve babası, hatta can dostu Eliz, aldıkları bu ölüm haberiyle o kadar büyük bir rahatlama ve mutluluk yaşamışlardı ki, Almira’nın bu yıkılmış, perişan halini fark etmediler bile. Almira odasına girip tam kapıyı arkasından kapatacakken, güçlü bir el kapının kenarını kavrayarak kapanmasına mani oldu. Genç kız korkuyla geriye doğru çekildiğinde, Karan o iri cüssesini çevik bir hareketle odaya soktu ve arkasından kapıyı aynı hızla kilitledi. Almira, onun bu ani ve baskın hareketine şaşkınlıkla bakarken, Karan iki adımda genç kızın dibine kadar girip onu omuzlarından ve kollarından sıkıca yakaladı. Gözlerinin içine bakarak fısıldadı: "Seni tekrar uyarmaya geldim! Az önce içerideki o kan donduran manzarayı sen de kendi gözlerinle gördün. Emin ol, o televizyondaki resimde duran kız Buse değil de sen olsaydın bile, şu an içeride verecekleri tepki kesinlikle aynı olurdu! O yüzden sakın ağzını açıp tek bir kelime edeyim deme! Kendini yakarsın!" dedi. Almira ise gözlerinde biriken yakıcı yaşları zorlukla geri itmeye çalışarak, kaşlarını öfkeyle çattı. Karan’ın yüzüne büyük bir nefretle bakarak: "Bunu biliyorum! Senin beni uyarmana falan ihtiyacım yok! Defol git odamdan!" diyerek karşılık verdi. Çünkü ne onun yüzünü görmeye tahammülü vardı ne de kendisi için endişeleniyormuş gibi yapan bu sahte, korumacı tavırlarına inanıyordu. ### Yakalanma Anı Almira’nın gözlerinden nefret kıvılcımları saçılırken, odanın kapısı aniden ardına kadar açıldı ve içeriye, sabahkinin aksine son derece cıvıl cıvıl, heyecanlı bir ses tonuyla Eliz girdi. Eliz o büyük neşeyle, "Alll... mi!" diye bağırarak içeri adım atmıştı ki, gördüğü manzara karşısında kelimeler boğazına dizildi. Olduğu yerde adeta taş kesildi. Karan, Almira’nın odasındaydı. Üstelik elleri, Almira’nın kollarını sıkıca kavramış durumdaydı; aralarındaki o yakınlık ve gerilim odanın havasını tamamen solunamaz hale getirmişti. Eliz’in yüzündeki o sevinç ifadesi saniyeler içinde silinerek yerini derin bir şaşkınlığa ve şüpheye bıraktı. Eliz, şaşkınlıktan donakalmış bir halde Karan’a bakarken: "Sen... Senin burada ne işin var Karan? Hem siz... siz niye böyle duruyorsunuz?" diyerek duraksadı ve gözlerini ikisinin üzerinde şüpheyle gezdirmeye devam etti. Almira’nın bedenini ise o anda, sırrının ifşa olma ihtimalinin verdiği o korkunç, buz gibi soğuk bir korku dalgası baştan aşağı kaplamaya başlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD