4- Sertliğini bana bastırdı. 🔥

1713 Words
Bir an daha öyle kaldık. Sonra beni yavaşça bıraktı ama elleri hâlâ kollarımdaydı. “İyi misin?” diye sordu. Dudaklarıma baktı. “İyiyim,” dedim hemen, refleksle. Oysa kalbim hâlâ göğsümden fırlayacak gibiydi. Tam o sırada babam yanımıza geldi. Elini koluma koydu, beni kendine çekti. “Kızım, iyi misin?” dedi, sesi hem sert hem endişeliydi. “İyiyim baba,” dedim, gözlerimi kaçırarak. “Bir anda kilitli kaldım.” Babam kaşlarını çattı, odaya baktı. “Ne işin var senin bu odada?” dedi, etrafı süzerken. Sesindeki gerginlik hâlâ dinmemişti. Nermin Hanım araya girdi. Yüzünde o tuhaf, kontrol altında tutulan ifadeyle yaklaştı. “Ah canım,” dedi bana dönerek, “o kapı sürekli kapanıp duruyor, dikkat etsene kızım. Hadi gel, içeri geçelim.” Babam bir an Demir’e baktı. Sonra bana baktı. O bakışın içinde bir duraksama vardı. Demir’in bana adımla seslenmiş olmasını fark etmişti. Ama bir şey sormadı. Sormadan, sorgulamadan önden yürümeye başladı. Omuzları gergindi. Ben de peşinden gidecektim ki, dönüp Demir’e baktım. Elim istemsizce koluna gitti. Hafifçe tuttum. “Teşekkür ederim,” dedim, sesim kısık çıktı. Demir bana bakmadı. Bakışlarını yere indirdi, çenesini sıktı. “Rica ederim,” dedi soğuk bir tonla. Sonra önüne bakarak yürüdü. Salon yeniden kalabalıkla dolmuştu. Koltuklara oturduk. Ben, sanki bilerekmiş gibi Demir’in tam karşısına düşmüştüm. Oturduğum yerden kaçamıyordum. Her başımı kaldırışımda göz göze geliyorduk. O bakışlar uzun sürmüyordu ama yeterince yoğundu. İçimde bir huzursuzluk, bir suçluluk kıpırdanıyordu. Nermin Hanım ellerini birbirine vurdu. “Hazır gelmişken bir yemek yiyelim,” dedi neşeli bir sesle. “Zaten yemek hazırlayacaktık.” Babam hemen karşılık verdi. “Hiç zahmet etmeyin,” dedi ciddi bir tonla. “Daha yeni oğlunuz vefat oldu. Sizi de rahatsız etmeyelim.” Nermin Hanım kahkaha attı. Gerçek bir kahkahaydı bu, kısa ama net. Tüylerim diken diken oldu. “Ay ne önemi var,” dedi umursamazca. “Bizim evde cenaze eksilmez zaten.” O an olduğum yere çakıldım. Ne biçim cenaze evi burası? diye geçirdim içimden. Oğulları ölmüştü ama evdeki hava, bir yas evinden çok uzak, rahatsız edici derecede rahattı. Hizmetçiler sofrayı kurmaya başladı. Masa kısa sürede donatıldı. Herkes yerini aldı. Ben sandalyeme oturduğumda, Demir yine karşımdaki koltuktaydı. Çatalını eline alırken bile bana bakmıyordu ama ben onun varlığını iliklerime kadar hissediyordum. Nermin Hanım, başını hafifçe Demir’e çevirerek konuştu. “Sen de iyi ki geldin oğlum,” dedi. “Böyle bir günde bizi yalnız bırakmadın, seni her zaman takdir ediyorum.” Demir, yüzünde tek bir kas bile oynamadan başını hafifçe salladı. “Burada olmam gerekiyordu,” dedi. Sesindeki soğukluk masanın üzerinden geçip boğazıma düğümlendi. Gözlerimi kaldırmamak için kendimi zor tuttum. Ama ne zaman suskunluk olsa, bakışlarım istemsizce ona kayıyordu. Her defasında aynı buz gibi ifadeyle karşılaşıyordum. Cahit Bey, çatalını tabağa bırakarak derin bir nefes aldı. “Hayat gerçekten çok kısa,” dedi. “Ozan ile çok şey paylaşamadık. Hep bize karşı mesafeliydi ama onu kaybetmenin acısını şu an yüreğimde hissediyorum.” Kaşlarım istemsizce çatıldı. İçimden geçen cümle ağzıma kadar geldi ama çıkmadı. Hiç, ölen bir evladı olan babaya benzemiyordu diye düşündüm. Nermin Hanım hemen araya girdi. “Ozan deliydi,” dedi. “Herkesle kavga ederdi, asla söz dinlemezdi ama çok merhametliydi oğlum.” Merhametli dediğiniz oğlunuzun taciz davası var diye geçirdim içimden. Parmaklarım bardağın etrafında sıkılaştı. Babam Savaş Çelik, ortamın gerilimini yumuşatmak ister gibi Cahit Bey’e döndü. “Hayat çok kısa Cahit Bey,” dedi. “Bak görüyor musunuz, zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyoruz bile.” Cahit Bey başını salladı. “Aynen öyle Savaş Bey,” dedi. “Daha dün Serenay ile Ozan’ın evliliğine karar verdik. Bugün ise Ozan yok. Her şey çok hızlı gelişti.” Nermin Hanım peçetesini alıp gözlerinin kenarına bastırdı. O an dikkatle baktım. Gözleri nemliydi ama tek bir damla yaş düşmüyordu. Bu farkındalık içimi ürpertti. Başımı kaldırdığımda Demir ile göz göze geldim. Bakışlarını kaçırmadı. Sanki beni inceliyordu. Babam konuşmaya devam etti. “Ben çok isterdim Ozan ile Serenay’ın evlenmesini,” dedi. “Benim kızım çok iyi bir kızdır. O kadar iyidir ki ağzına içki bile sürmez.” Boğazım aniden yandı. Öksürük krizine girer gibi oldum. Demir’in tek kaşı hafifçe havaya kalktı. Hızla bardağıma uzanıp sudan bir yudum aldım. Gözlerimi yine tabaktan ayırmadım. Yemekler geldiğinde herkes yemeye başladı. Çatal bıçak sesleri konuşmaların arasına karıştı. Babam beni övmeye devam etti. “Gerçekten çok güzel bir evlada sahibim,” dedi. “Ne bara gider ne gece kulübüne. Ev arkadaşları bile parti yapan tipler değildir. Yaşına rağmen çok iyi işler beceriyor. Kendi kafesi var.” Nermin Hanım bana döndü. “Kafe mi işletiyorsun,” dedi. “Evet efendim,” dedim. “Ne kadar zamandır,” diye sordu. “Yaklaşık altı aydır,” dedim. “Pastane gibi bir yer. Kahve ağırlıklı çalışıyoruz.” Cahit Bey gülümsedi. “Ne kadar çalışkansın kızım,” dedi. “Küçücük yaşta kendi işini bile kurmuşsun.” “Çalışmayı seviyorum,” dedim. Nermin Hanım bu kez Demir’e döndü. “Sen bir ara damlanın ablası Hande ile nişanlıydın değil mi,” dedi. Demir başını salladı. “Evet,” dedi. Cahit Bey araya girdi. “Hande de güzel kızdı,” dedi. “Neden nişanı attınız.” “Öyle olması gerekiyordu,” dedi Demir. Babam şaşkınlıkla ona baktı. “Oğlum,” dedi. “Niye hiç nedenini söylemedin ki. Hepimiz çok şok olmuştuk.” Demir çatalını tabağa bıraktı. “Özelimi konuşmayı pek sevmem,” dedi. Sesi sertti. Masanın üstüne buz gibi bir sessizlik çöktü. Nermin Hanım bunu dağıtmak ister gibi güldü. “Demir, Ozan’ın tam zıttıdır,” dedi. “Kocamın yeğenidir ama kendi oğlum gibi severim. Çok sinir bozucu değil mi.” Kahkahası odada yankılandı. Ardından devam etti. “Ozan komikti, eğlenceliydi. Demir hiç konuşmaz.” Cahit Bey gülümsedi. “Benim yeğenim tam bir babasına benziyor,” dedi. Bu cümleyle birlikte Demir yine bana baktı. Göz göze geldik. Bu kez kaçamadım. İçimde bir şey sıkıştı. Dün geceyi hatırladım. Kendimden bir an için nefret ettim. Kaşığıma uzandım ama elim titredi. Masadaki sohbet devam ederken ben sadece bakıyordum. Konuşmaları duyuyor ama içimde başka bir fırtına kopuyordu. Demir’in yüzündeki ifade hiç değişmiyordu. Ne gülümsüyordu ne de üzgün görünüyordu. Sadece bakıyordu. Bir an için herkes sustu. O an yine göz göze geldik. Kalbim göğsüme sığmadı. Başımı eğdim. Bu evde, bu sofrada, bu bakışların arasında kalmamam gerektiğini hissettim. Tam o anda başımı kaldırdım. Nermin Hanım’la göz göze geldim. Bakışı sabitti, ölçer gibiydi. Elindeki çatalı yavaşça bıraktı. “Hiç Ozan’la tanışmamıştın değil mi,” diye sordu. Bıçağı elimden bırakıp başımı hafifçe salladım. “Hayır efendim,” dedim. “Hiç tanışmadık.” Nermin Hanım’ın yüzünde tuhaf bir gölge belirdi. “Çok isterdim tanışmanızı,” dedi. “Birlikte olmanızı çok isterdim.” Boğazım düğümlendi. “Nasip kısmet işte,” dedim. İçimden geçen cümleyi bastırmaya çalıştım. Allah’ım artık eve gitmek istiyorum diye haykırıyordu içim. Masanın başında oturmak bile ağır gelmeye başlamıştı. Nermin Hanım ağzını açacak gibi oldu ama Cahit Bey araya girdi. “E anlat kızım,” dedi. “Bir ara yurtdışında yaşıyormuşsun galiba.” Başımı ona çevirdim. “Evet,” dedim. “İki yıl önce yurtdışındaydım. Sonra Türkiye’ye geri döndüm. Kafeyi açtıktan sonra da burada hayatımı sürdürmeye çalışıyorum şimdilerde.” Nermin Hanım başını onaylar gibi salladı. “Gençsin kızım,” dedi. “Peki hayatına birini almayı hiç düşünmüyor musun.” Tam ağzımı açacaktım ki gözlerim Demir’le buluştu. Çatalını ağzına götürmüş, yemeğini yiyordu ama bakışı bir anda bana kilitlendi. Uzun uzun baktı. Ne kaçtı ne de gözlerini kıstı. Sanki söylediklerimi tartıyordu. Nefes aldım. “Bilmiyorum,” dedim. “Şu ana kadar hayatıma kimseyi almadım. Sanırım uzun bir süre de almayı düşünmüyorum.” Babam hemen araya girdi. “Ozan’ın vefatı kızımı da çok üzdü,” dedi. “Benim canım kızım hassastır.” Demir’in çatalı tabağa değdi. Başını kaldırdı. “Nasıl üzülüyor ki,” dedi. “İki gün olmadı mı zaten bu nişan muhabbeti.” Sözleri masanın ortasına bırakılmış keskin bir bıçak gibiydi. Babam konuşmak için hamle yaptı ama bu kez Cahit Bey araya girdi. “Belki kız iki günde bağlandı,” dedi. Demir’in bakışı daha da sertleşti. “Çok ilginç geliyor bana,” dedi. Sustum. Ne savunacak hâlim vardı ne de anlatacak gücüm. Gözlerimi tekrar tabağıma indirdim. Birkaç saniye sonra Demir sandalyesini geriye itti. “Herkese afiyet olsun,” dedi. “Ben odama çıkıyorum.” Gözleri beni buldu. Dudaklarıma uzun uzun baktı. Neden özellikle dudaklarıma bakıyordu ki? Nermin Hanım hemen ayağa kalktı. “Birkaç gün bizde kal,” dedi. “Bak ne güzel odan var.” “Bugün kalabilirim,” dedi Demir. “Yarın geri döneceğim ama. Zaten taşınmam gerekiyor. Diğer evimdeki eşyaları toplamam lazım.” Tekrar masaya baktı. “Afiyet olsun,” dedi ve yürüyüp gitti. Onun gidişiyle evin içindeki hava bir anlığına gevşedi. Cahit Bey ile Nermin Hanım göz göze geldiler. Nermin Hanım dudaklarını büzdü. “Demir bu aralar bir tuhaf,” dedi. “Bir şeylere üzülüyor belli.” Babam omuz silkti. “Biraz soğuk bir çocuk,” dedi. “Çok sessiz.” Cahit Bey iç çekti. “Babası vefat ettikten sonra iyice sessizleşti,” dedi. “Ne annesi var ne babası. Tek başına hayatını sürdürüyor. Babasından kalan şirketi yönetiyor.” Babam başını salladı. “Sadece şirket yönetmiyor sanırım,” dedi. “Başka şeylerle de uğraşıyormuş.” Nermin Hanım hafifçe güldü. “Biraz mafyatik özellikleri var Demir’in,” dedi. “Ama yıllardır bize karşı o kadar saygılı ki bazen Ozan’dan bile daha iyi bir evlat olduğunu düşünüyorum.” Bu cümle mideme oturdu. Sandalyemde doğruldum. “Hepinize afiyet olsun,” dedim. “Ben bir elimi yıkayıp geleceğim. Lavabo nerede.” “Üst katta sağ tarafta,” dedi Nermin Hanım. Sandalyemi sessizce geri ittim. Ayağa kalktım. Merdivenlere yönelirken arkamdan bakışların üzerimde olduğunu hissettim ama dönmedim. Basamakları hızlıca çıktım. Üst kat daha sessizdi. Lavabonun kapısını bulup içeri girdim. Kapıyı kapattım. Lavaboya yaslandım. Aynaya baktım. Yüzüm solgundu. Musluğu açtım. Soğuk suyu ellerime tuttum. Parmaklarım titriyordu. Avuçlarımdan akan suyla birlikte içimdeki gerilim de akıp gitsin istedim. Derin bir nefes aldım. Ellerimi yıkamaya devam ettim. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Aşağıda kalan sofrayı, bakışları ve özellikle Demir’in gözlerini aklımdan atmaya çalışarak musluğu kapattım. Tam o anda Demir ile konuşmak için üst katı gezmeye başladım. Yavaşça tüm odalara baktım. Onunla dünü konuşmam gerekiyordu. Biraz daha gezdikten sonra tam gidecekken bir kapıdan onu gördüm. İçeriye bodoslama daldım. “Ah…” dedim. Belimden tutup beni duvara yapıştırdı. Altında sadece baksırı vardı. “Kedicik derdin ne senin?” diye sorduğunda belimi sıktı. “Beni mi arıyordun? Söyle bana!” Dudaklarının dudaklarıma yaklaştırdı. Demir Baykara… Beni öpecek miydi? “Söyle bana? Beni neden arıyordun…” dediğinde sertliğini bana bastırdı. Çok büyüktü. Hissediyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD