1- Bekaretini kimseye verme🔥

1746 Words
GELECEK BÖLÜMLERDEN: "Demir..." diye fısıldadım, sesim bir rüzgarın hışırtısı kadar zayıf. "Kuzeninin nişanlısı olmam seni mahvetmiyor mu?" Gözlerime, itiraf edilmemiş bir acı doldu. "Buna rağmen mi... böyle tutsak ediyorsun kendini bana?" Onun gözlerinde bir şimşek çaktı. Yakaladığı bileğimi biraz daha sıktı, acıtacak kadar değil ama hissettirecek kadar. "Mahvetmek mi?" diye hırladı, yüzüme iyice yaklaşarak. Nefesi dudaklarıma değdi. "Seni her gördüğümde içimde kopan fırtınayı 'mahvolmak' sanmışsın, Serenay. O, bir hayatta kalma savaşı. Ve sen," diye vurguladı, dudakları tam kulağımın kenarındayken, "benim tek ilacımsın. Zehirim ve panzehrim,” dedi. "Ben o adamın nişanlısıyım," diye ısrar ettim, son bir umutla gerçeği aramızda bir duvar örmeye çalışarak. "Başkasının yüzüğünü taşıyorum. Başkası bana... dokunuyor. Buna rağmen," diye devam ettim, sesim alçak ve çatallıydı, "bana hâlâ dokunmak istiyor musun? Kirli, yasak, başkasına ait bu bedeni, hâlâ istiyor musun?" Bir an bile tereddüt etmedi. Cevabı, ağzının benimkine gaddarca basmasıyla geldi. Bu bir öpüş değil, bir işgaldi. Ağzımın içini fethederken, elleri vücudumu keşfe çıktı. Göğüslerimi avuçladı, başparmakları sertleşen uçlarının üzerinde gezindi. Ağzını çekti, alnım alnına değiyordu. Nefesimiz karışık, sıcak ve ağırdı. "İstiyorum," diye homurdandı, sesi yerin yedi kat altından geliyor gibiydi. "O yüzüğü çıkarıp atacağım. Onun dokunduğu her yeri, benim dokunuşumla temizleyeceğim. Sana ait olduğunu sandığı her santimini, bir daha asla unutamayacağı bir şekilde, benim olduğunu bileceksin diye işleyeceğim." && ŞİMDİKİ ZAMAN: Ben Serenay. Henüz 22 yaşındaydım. İflas eden bir babanın iki kızından birisiydim. Ve bugün babamın çalışma odasında onun gözlerinin içine bakıyordum. Zira bugün hakkımda büyük bir karar verilecekti. Ailemizdeki kızlar 25 yaşına gelmeden nişanlılandırılıyorlardı daha sonra ise evlendirililiyorlardı. Odanın eşiğinden içeri adım attığımda, gözlerimi yerden ayırmadım ve başımı saygıyla eğdim. "Efendim baba," dedim. Babam, üzerinde eski mürekkep lekeleri bulunan masasının ardından bana baktı. Parmaklarının ucuyla huzuruna çağıran bir işaret yaptı. "Kızım gel içeriye," dedi. Bir adım daha ileri attım ve onun karşısında hareketsiz durdum. "Nasılsın?" diye sordu. Sesinde olağan bir ilgisizlik vardı. "İyiyim," diye cevapladım. Kelimeler boğazımdan zorlukla çıktı. Babam, arasına koyduğu o görünmez duvarı sesinin tonuyla perçinledi. "Sana iyi bir eş buldum, altı ay sonra evleneceksin," dedi. Cümle, odanın ağır havasına keskin bir bıçak gibi saplandı. Göğsümün derinliklerinde kalbim vahşi bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Gözlerimi birkaç kez hızlıca kırptım. "Bana bulduğun koca adayı kim?” Babam, başını yavaşça odanın loş köşesine çevirdi. "Al fotoğrafı.” Nefesim, ciğerlerimde aniden dondu. Bu adamı duymuştum. Benden sanırım 7-8 yaş büyüktü. Zalim bir babanın evladı olduğunu biliyordum. Mafyaydı adam. Ozan Baykara… Üstelik hakkında daha önce istismari davası vardı. Babam beni böyle bir adama nasıl veriyordu? "Baba, lütfen, ben istemiyorum," diye mırıldandım. Yalvarışım, odanın sessizliğinde cılız bir çığlığa dönüştü. Babam yerinden doğruldu. Omuzları gerilmişti ve sesi, keskin bir çeliği andırıyordu. "Buna mecbursun kızım. Çünkü borcumuzu başka türlü ödeyemeyecektik," dedi. Gözlerim, engel olamadığım bir buğuyla doldu. Sesim, içimdeki fırtınayı ele veren bir titreme ile kırıldı. "Başka bir çaremiz yok mu?" diye sorabildim son bir umutla. Babam, yüzünde hiçbir dalgalanma olmadan, başını iki yana sertçe salladı. "Hayır, yok," dedi. Kesinliği, son umut ışığımı da söndürdü. “Kumar borcum ancak böyle kapanır.” Bir an derin bir sessizlik oldu. Sonra, bana son talimatını verdi. "Evlenene kadar kendini koruyacaksın. Ozan’dan sana güzel bir koca olur, zaten zengin.” “Baba…” “Sözümü dinle. Ozan Baykara çocuk istiyor. Çocuk yapıp sonra boşanmak istersen boşanırsın. O bebek bekliyor. Sen de çocuk yapıp ayrılırsın kızım.” “Başka bir damız mı bulamadı? Onu istemiyorum.” “Zengin bir erkeği kim istemez Serenay? Ayrıca şanslısın ozan gayet beyefendi bir adam. Hakkındaki davayı da umursama onlar iftira kızım.” “Baba hayır istemiyorum.” Gözlerimin içine baktı. “En azından Demir Baykara ile evlendirmiyorum seni. O daha zalim kızım. Zaten sana iki seçenek sunulacaktı normalde fakat Demir Baykara bir eş aramıyormuş. Yoksa o olacaktı eşin.” Demir Baykara hakkında çok şey duymuştum. Fakat en çok dikkatimi çeken şey; soğuk mesafeli bir adam olduğuydu. Hiçbir kadından hoşlandığını düşünmüyordum. Onun yüzünü hiç görmemiştim ama duyduğum kadarıyla zalim bir adamdı fakat en azından Ozan Baykara gibi tecavüzcü değildi. Üstelik Demir Baykara, ablamın eski nişanlısıydı. Ben yurt dışında olduğum dönem nişanlanmışlardı fakat sonra ne olmuştu bilmiyorum ama Demir Baykara nişanı atmıştı. Zaten şahsen de hiç tanımamıştım. Yüzünü bile görmemiştim. Ablamla çok yakın olmadığımız için nişanlısı hakkında pek de bir bilgiye sahip olamamıştım. “Demir Baykara neden beni istemedi?” diye sordum. 32 yaşında olduğunu biliyordum. Yüzü asla medyaya yansımıyordu. “Yaşından dolayı… 22 yaşındasın diye istemedi seni,” dedi. “Zaten eş de aramıyormuş. Üstelik biliyorsun daha önce ablanla nişanlıydı. Bir daha bizim aileden bir kız istemez.” “Anlıyorum.” “Zaten Demir Baykara olmazdı kızım. Ben o adamın kalbi olduğunu bile düşünmüyorum. Duyduğuma göre babasını bile öldürmüş. Böyle zalim bir adamdan sana eş olmaz.” “Ama çapkın bir adamdan olur değil mi?” “Kızım sözümden çıkmayacaksın. Ozan Baykara ile evleneceksin. Ondan bir çocuğun olacak.” && BİRKAÇ SAAT SONRA: Babam, onunla evlenmem gerektiğini söylemişti. Fakat bu gece kesinlikle bir yaramazlık yapacaktım. Evden çıkarken zihnim bu düşünceyle doluydu. Her şeyi unutmak istiyordum. O yüzden bir partiye gidecektim. Genelde benim çevremde bu tür içkili partiler düzenlenirdi. Üniversiteden bir arkadaşımın düzenlediği ev partisine gittiğimde, hava ağır ve kalabalıktı. Dairenin geniş salonuna adım attığım an, yüksek volümdeki müzik göğsüme fiziksel bir darbe gibi çarptı. Kalbim, bu ani gürültü karşısında ritmini kaybetti. "Asla evlenmeyeceğim," diye mırıldandım kendi kendime. İçeriye girdim. Üniversiteden Sertap beni karşıladı. “Aaaa hoş geldin Serenay.” “Hoş buldum canım.” “Sen içkileri almaya git, ben sonra sana katılırım,” dedi. “Tamam.” Mutfağa geçtim. Mutfak tezgahından aldığım ilk kadehi tutarken, elimdeki titremeyi durdurmaya çabaladım. “Ay iyi ki geldin,” dedi arkamdan gelerek. “Burası bana iyi gelecek,” dedim. “Ben içeriye geçiyorum, yanımıza uğra.” “Tamam Sertap,” dedim Müzik daha da yükseldikçe, bedenim ona karşı koyamayarak harekete geçti. Salonun ortasına doğru ilerledim ve tüm kaygılarımı geride bırakmaya niyetlendim. Saçlarım omuzlarıma savruldu ve ritim beni yerden koparıp yükseltti. Gözlerimi sıkıca kapattım ve kendimi o sert melodinin akışına bıraktım. Bir adam yanıma yaklaştı ve kulağıma eğildi. "Yalnız mısın?" diye sordu. Cevap vermeden başımı iki yana salladım ve ondan uzaklaştım. "İstemiyorum," dedim ve bakışlarımı başka yöne çevirdim. Biraz sonra bir başkası elini uzatarak samimi bir gülümseme gösterdi. "Merhaba," dedi. Onun temasını iterek aramıza mesafe koydum. "Hayır," dedim ve tek başıma dansıma devam ettim. Etrafımda insanlar bir girdap gibi dönüyordu ve ev, kaosun eşiğinde sallanıyordu. Yüksek kahkahalar havayı yarıyor, bardakların tokuşma sesleri sürekli bir şıngırtı yaratıyordu. Ben ise tüm bu karmaşanın ortasında, içimde açılan uçurumu doldurmaya çalışıyordum. Her hareketimle kalbimde keskin bir sızı duyuyordum, fakat yüzümde yapay bir gülümseme taşıyordum. Bedenim müziğe teslim olmuştu, ancak ruhum bu mekandan çok uzaklara kaçmıştı. O gece, kendi varlığımdan kurtulmak istiyordum. Bu sırada üniversitedeki arkadaşlarım dikkatimi çekti hepsi oturuyordu. Bir an için durdum ve yavaşça bakışlarımı kaldırdım. Kalabalığın gürültüsü ve loş ışıkların arasında, balkon kapısının yanında gözüm bir şeye takıldı. Işığın neredeyse hiç uğramadığı o köşede, geniş bir koltuğa gömülmüş tek başına bir adam oturuyordu. Etrafında, daha ciddi yüzlü birkaç kişi vardı. Hepsi son derece hareketsiz ve sessizdi. Adam, partinin coşkun kaosuna hiç dahil olmuyor, başını bile kaldırmıyordu. O köşe, sanki bütün gürültüden bağımsız, kendi sessizliğini taşıyan bir ada gibiydi. Fakat ben, gözlerimi ondan alamıyordum. Loşluğun içinde, renkli gözleri sıra dışı bir berraklıkla parlıyordu. Yüz hatları keskin ve yakışıklıydı. Çenesi sert bir kararlılıkla kapanmıştı. Oturuşunda bile, kontrol edilemeyen bir güç ve ağırbaşlı bir tehlike taşıyordu. Kalp atışlarım hızlanıyordu ama bakışlarımı kaçırmıyordum. Ayaklarım, farkında olmadan onun olduğu tarafa doğru hareket etti. Dans ederken yönümü değiştirdim. Ona doğru yaklaşmıyordum, sadece aynı hizaya geliyordum. Bana bakmadığını biliyordum ama varlığımı hissediyor gibiydim. Tam o sırada, arkamdan gelen bir dokunuşla irkildim. Bir el, belimi sıkıca kavradı. Bütün vücudum aniden taş kesildi. "Çok güzel dans ediyorsun. Yalnız mısın?" diye sordu yaklaşan adam, nefesi alkol kokuyordu. "Uzaklaş benden," dedim, sesim gergin ve keskin çıktı. Adam güldü. Elini çekmediği gibi, daha da yaklaştı. "Biraz eğlenelim," diye mırıldandı. "Git buradan!" diye tekrarladım, sesimde artık paniğin titreği vardı. Sözlerimi hiç duymamış gibi davrandı. Beni kendine doğru çekmeye çalıştı. Kalbim, korkuyla boğazıma kadar yükseldi. Yüzüme doğru eğildi. Saf bir korku, içimi buz gibi kapladı. Sonra, her şey bir anda oldu. O sakin köşeden bir hareket geldi. Koltuğundaki adam, akışkan ve hızlı bir şekilde ayağa kalktı. Partinin gürültüsü içinde, adamın kolunun ani ve sert bir hareketiyle bir itişme sesi duyuldu. Zaman, o an için dondu. Yakınımızdaki birkaç kişi, ne olduğunu anlayamadan hareketsiz kaldı. Bana dokunan adam, şaşkın bir ifadeyle yere yığıldı. Nefesim kesilmişti. O tehlikeli adam, sesini yükselterek konuştu. "Kız sana uzak dur dedi. Duymadın mı?" Yerdeki adam, acı ve şaşkınlık içinde mırıldandı. "Sen kimsin be?" Adam yavaşça eğildi. Sesini alçaltmıştı, ama her hecesi o köşenin sessizliğinde net çınlıyordu. "Benim kim olduğumu bilseydin, şurada bir dakika daha kalamazdın. Kız seni istemediğini söyledi." Adam doğruldu ve bakışları, ilk kez doğrudan bana geldi. Göz göze geldik. Bakışları buz gibi, dipsiz bir kuyu kadar derindi. İçinde bir tehdit değil, tuhaf ve beklenmedik bir koruma vardı. O bakış beni titretti. Yanıma doğru ilerledi. Kalabalık, sessizce önünden açıldı. Bana yaklaştı ve elini, nazik ama tartışmaya yer bırakmayacak şekilde bileğime koydu. Beni, balkona yakın o tenha köşeye doğru yönlendirdi. "İyi misin?" diye sordu. "Sakinleş." Sesini ilk kez bu kadar yakından duyuyordum. Derin, yatıştırıcı ama aynı zamanda emredici bir tondaydı. Sadece başımı sallayabildim. Ellerim, şokun etkisiyle hâlâ titriyordu. "Ben... ilk kez böyle bir şey yaşıyorum," diye mırıldandım. Beni, o boş koltuğa oturttu. Etrafındaki adamlar, saygılı bir mesafede durdular. Hiçbiri konuşmuyor, sadece bekliyordu. O ise, karşımda durarak nefesimin normale dönmesini bekledi. Kalbim hâlâ deli gibi atıyor, dizlerimde hiç güç kalmamıştı. Ama o köşede, o adamın yanında, tuhaf bir şekilde güvende hissediyordum. "Teşekkür ederim," dedim, sesim hâlâ kısıktı. Başını hafifçe salladı. "Borçlu değilsin." "Ben..." Dudaklarım kurudu. "Özür dilerim, kalkmam gerekiyor. Çok teşekkür ederim." "Kaç yaşındasın?" diye sordu. "Ne?" diye şaşkınlıkla sordum. "Kaç yaşındasın?" diye tekrarladı. "22 yaşındayım," dedim. Yaşımı söylediğimde kaşları çatıldı. "Çok gençsin. Burada ne işin var?" diye sordu ve benden hafifçe uzaklaştı. “Arkadaşımın partisine gelmek istedim.” “Peki.” Hemen ayağa kalktım. "Teşekkür ederim, her şey için." Ondan uzaklaşmaya başladım. Yavaşça mutfağa geçtim. Şu an herhangi birisinden tavsiye alacak durumda değildim. Sadece bir günüm vardı ve bu geceyi özgürce yaşamak istiyordum. Mutfak tezgahına yaslandım. Partinin ev sahibi olan diğer arkadaşım yanıma geldi. "İyi misin Serenay? Az önce olanları gördüm. Çılgın bir şeydi," dedi Çağrı. "İyiyim," diye cevapladım, ama sesimdeki gerginliği gizleyemedim. "O adamı tanımıyorsun, değil mi?" diye fısıldadı. "Kahretsin, o seni kurtardı. Normalde kimseyle ilgilenmez bile. Kim olduğunu bilseydin..." "O adam kim?" diye sordum kuru bir tonla. "Dünyanın en tehlikeli adamlarından biri," dedi arkadaşım, yüzüme eğildi. "Ve şimdi buraya bakıyor. Sanırım buraya doğru geliyor." O an arkamı döndüm. Onunla göz göze geldim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD