GÜNEY HANCI
“Bu kızla da en fazla bir ay konuşup bırakacaksın Güney, niye bu kadar çabalıyorsun?" dedi Barkın elindeki enerji içeceğini yudumlayarak açık havada yapılan tenis maçını izlerken.
Kollarımı açtığım dizlerimin, diz kapaklarına koymuş tenis maçını yapan kızlardan birini izliyordum. Aleyna'yı...
"Çabalamak derken?" diye sordum, gözlerimi Aleyna’dan ayırmadan ve dudağımı dilimle ıslattım.
"Tenis maçını izlemeye geldin kızın resmen! Üstelik bu bir maç bile sayılmaz! Resmen antrenman!" dedi Barkın, boğazını yakan enerji içeceğinin verdiği mimik ve bıkkınlık mimiğinin karışımına bürünen surat ifadesiyle.
"Çabaladığım tek şey gözlerimin şöleni Barkın! Kim olduğumu hatırla biraz" dedim, çapraz sırıtışımı suratıma oturturken. Ve yüzümü yanımda oturan arkadaşıma dönerek cümleme devam ettim.
"Ben Güney Hancı'yım. Ben çabalamam, sadece elde ederim"
Barkın, bu halime güzel bir kahkaha ile karşılık verdi. Biz muhabbet ederken çoktan başlayan tenis antrenmanı bitmiş ve Aleyna kısacık eteğini sallayarak yanıma geliyordu.
Barkın bizi yalnız bırakmak için dizime iki kez avuç içiyle vurdu ve bir eliyle güneş gözlüklerini hafif indirerek göz kırptı. Bu aramızda olan bir avcı mesajı gibiydi adeta. "Avla onu dostum" anlamına geliyordu. Benim ise en büyük özelliği avlanmaya ihtiyaç duymayışımdı... Çünkü avlarım, avlanmak için kendi ayağıma gelirdi. Aleyna'nın koşarak bana yaklaştığı gibi... Ne kadar belli etmek istemesem de, Aleyna'ya karşı normalden farklı şeyler hissettiğimin bilincindeydim. Kabullenmek değişmek demekti, bu da benim için bir hayli zor görünüyor ve gözümü korkutuyordu.
"Merhaba!" dedi Aleyna gelirken ve yanıma geldiğinde dudaklarıma hafif bir buse bıraktı.
"Merhaba bebeğim"
"Sence nasıldım?" diye sordu. Benim onu umursayarak izlediğimi düşünüyordu, bu komik gelse de belli bir yere kadar rol yapmalıydım. Sıkılana kadar... sıkılmayı umut ediyordum aslında, Aleyna’dan bir an önce sıkılmalıyım gibi hissediyordum. Ailesi ile olan problemlerinden sonra ve yaşadığı sıkıntıların dedikodusundan sonra bir de benim onu üzüp kırmam çok kötü olacaktı ancak elimde değildi. Onun yanında bulunmak istiyordum.
"Harikaydın!" dedim.
"Yarın davete geleceğim Güney!" dedi Aleyna yaşanan yakınlaşmadan rahatsız olduğunu belli edercesine ve ekledi,
"Sahi ailen o daveti neden veriyor?"
Hafif kalktığım tribüne geri oturdum ve iki kolumu da yana açarak derin bir nefes alıp, aldığım nefesi bıkkınlıkla geri verdim.
"Davetleri seviyorsun sanıyordum Güney, Güney Hancı gösterişli şeylere bayılır!"
"Davet evlatlık alınan yeni veledi cemiyete tanıtmak için veriliyor" dedim tek nefeste. O an bunun yanlış olduğunu fark ettim. Onu açık arttırmaya sunulan bir obje gibi insanların önüne çıkartıp tanıtacaklardı. Ardından yeniden düşündüm ve herkesin sorusunu bir gecede cevaplamak istemelerine hak verdim.
Aleyna suratıma öylece baktı. Açık olan ağzı, şaşkınlıktan yavaşça çıkıp, kahkaha atmaya başlayan bir çeneye dönmüştü. Fark etmediği şey ise benim buna sinirlenmeye başlamamdı.
"Vay be!" dedi gülmesini keserek. Hiç mimiksiz şekilde Aleyna'nın suratına bakıyordum.
"Gitmeliyim" diyerek kalktım oturduğum yerden. Tüm kaslarım gerilmişti. Yarın olacak davette herkesin bana böyle güleceğini düşündükçe tüm sinirlerim son derece geriliyordu.
"Nereye?" diye sordu arkamdan ancak cevap alamadı. Aleyna elindeki tenis raketini sinirle yere attı, bunun sesini duyabilmiştim ve camdan yansımasını görebiliyordum. Kulübe girmiş ve Barkın'ı aramaktaydım. Ancak nefret ettiği birini gördüm çok geçmeden.
Karan Sargın'ı...
Babamın ortaklık yapmak için görüştüğü adamın tek oğluydu. Koca krallığın tek varisi... Onu görmemezlikten gelmek istesem de yapamadım. Karan'ın bana bakarak sırıtışını gördükçe ona odaklanmaktan kendimi alamıyordum.
Yumruğumu sıkmış şekilde tam Karan'a yürüyecekken Barkın geldi. Sinirden damarları belirginleşen kolumu sıkıca tuttu.
"Tek lafıyla babanın yapacağı ortaklığı bitirir, baban bunun altından kalkamaz bunun farkındasın yapma!"
Haklı olduğunu biliyordum o yüzden sustum.
Sıkılan yumruğum yavaşça gevşedi. Başımı başka yöne çevirdim ve kurduğum göz kontağını kesmeyi denedim.
"Gidelim buradan!"
Barkın’ı kafamla onayladım. Kulüpten çıkacakken gür bir ses arkamızdan bağırdı.
"Güney Hancı!"
Ben de Barkın da yavaşça kafalarımızı içeriye doğru yönelttik. İçeride masalarda ve deri koltuklarda oturan bir çok insan bize ve bize seslenen Karan Sargın'a bakıyordu.
"Yarın ailen bir davet veriyormuş!" dedi. Karan'ın evlatlık veletten haberi olmaması için dua ettim ama zaten davette öğrenecekti.
"Özel bir sebebi varmış bunun üstelik!" diyerek devam etti ve daha da gülümseyerek alaycı konuşmasını sürdürdü,
"Artık bir kız kardeşin varmış.... EVLATLIK!"
İnsanlar birden suratıma bakmaya başladı. Ben ise sinirlerime hakim olmakta güçlük çekiyordum. Karan git gide yavaş adımlarla elleri cebinde bana yaklaşırken kulüpteki herkes gerilmişti. İki ezeli düşman karşı karşıyaydı... Cemiyetin en güçlülerinin oğulları...
En son, olabilecek en yakın olan yakınlığı sağladığında bana bakıyordu.
"Tek bir Hancı yetiyorken şimdi de yeni eğitilecek olan Hancı adayını içimize mi sokacaksın! Onu da kendine benzetme!" dedi kimsenin duymayacağı şekilde...
"Soyadımı bir daha ağzına alırsan gırtlağını sökmekte asla geri adım atmam Karan!" dedim ve arkamı dönerek hızla gittim.
Kulüpten çıktıktan sonra Barkın arabaya binecekken beni kolumdan yakalayıp durdurdu, öfkeli bakışlarımı ona yönelttim:
“Yarın davette asla rahat durmaz! Asla! Bir şekilde kontrol altına almalısın her şeyi!”
“Ne yapmama bekliyorsun? Davete gelmez diye umuyordum ama ailem babasına eminim bir evlatlık aldıklarını sıçmışlardır. Bu fırsatı kaçırmaz ve elbette gelir! Onu onca insanın içinde pataklamam gerekir. Piç kurusu ne yaparsa yapsın izini bırakmıyor bilmiyor musun?”
“Yine de bir şekilde durdurulması lazım. Biz onun nasıl birisi olduğunu biliyoruz ama Doğa ile yalnız kalırsa eğer o zaman Doğa’ya bir şey yapabilme ihtimali var.”
“O zaman iyi yapar, babam onu aramıza almamız için beni felaket şekilde bunaltıyor. Belki gözü korkar ve sessizce evde oturmaya kendiliğinden karar verir.”
“Eninde sonunda onu bizim aramıza sokmak zorundasın, artık seninle aynı evde yaşadığını fark etmen için ne yapmam gerekiyor? Artık bir kız kardeşin var. Bunu görmezden gelemezsin Güney.”
“Benim tek bir kız kardeşim vardı o da öldü anladın mı beni? Yerine birini asla koymayacağım!”
“Güney...”
“Gidelim buradan artık!”
Barkın da benimle birlikte arabaya bindi ve yalıya doğru yola çıktık. Yol boyunca tek kelime etmeden devam ettik. Bu konu hakkında zaten pek fazla bir şey söylenemezdi. Biz de bundan dolayı susmayı tercih ediyorduk.
Yalıya döndüğümüzde birlikte arabadan indik. Barkın ile birlikte arabayı bahçeye soktuk. Bu esnada kahvaltı eden aile üyeleri bahçeye çıkmışlardı. Züleyha Teyze, Remzi Usta, Nimet Hanım sıra şeklinde dikilmiş dans eden Doğa'yı ve babamı seyrediyorlardı. Annem ise onlara oturduğu yerden gözleriyle eşlik ediyordu.
"Resmen kuğu misali dans ediyor!" dedi Züleyha Teyze. Remzi Usta Züleyha Teyze’nin bunu demesiyle önünde hafif gövdesini eğdi ve elini uzattı. Her ne kadar göbeği tam bir "dansa davet" şeklinde eğilmesini engellese de bu hareketi Züleyha Teyze’nin çokça hoşuna gitti.
"Benimle dans eder misiniz güzel kadın?" dedi.
Doğa ve diğerleri de olanları fark ettiler. Herkes birden durdu ve annemin başlatmasıyla alkışlamaya başladılar.
Bu sırada bizi kimse fark etmeyerek devam ediyordu her şeye.
“Bence çok kolay uyum sağlayacak cemiyete.”
“Saçma sapan konuşma Barkın.”
“Hadi ama! Şuna baksana, sanki o eski filmlerdeki iyi kız çocuğu gibi bir etki bırakmış. Üstelik kolay öğrenmiş sanırım, dans edebiliyor.”
“Vals işte! Sanki zor bir dansmış gibi konuşma!”
“Vals işte diyorsun ama biliyorsun ki bizim cemiyeti nişanesi gibi bir şey.”
“Kolay dans ediyor ama acaba gerçekten nasıl bir aileye geldiğini anladığında da böyle peri masalında gibi devam edebilecek mi?”
“Baban söyleyecek mi?”
“Silah kullanmayı bile öğreteceğine eminim. Evden eğitim almasını sağlayacak okul dönemi geldiğinde. Anlayacağın... Sanırım söyleyecek ama ne zaman bilmiyorum.”
“Kolay olmayacaktır.”
“Babam planını yapmıştır. Büyük ihtimalle bir hobiymiş gibi öğretecek hepsini ve sonra da bir olay olursa hayatta kalacak kadar çok şey bilmiş olacak.”
“Halit Amca işini biliyor...”
“Evet, işini bilen bir adamın neden onu evlatlık aldığını hala anlamıyorum ama...”
Bu gerçekten benim için büyük bir soruydu. Nedenini asla bilmiyorum ve doğrusu yıllar sonra ölen kızlarının yerini doldurmak istediklerini de pek sanmıyordum. Sebep bulmaya çalışsam da bir tek mantıklı neden bile yoktu.
Bahçenin onların olduğu kısmına doğru yürümeye başladık.
"Davete hazırlık sanırım!" dedi Barkın. Böylece sonunda bizim geldiğimizi fark ettiler.
"İstediği kadar hazırlansın! Yabani yabanidir işte!" diye karşılık verdim.
İkimizin de gözleri Doğa'nın ayaklarına kaydı. Çıplak ayakları yine zemine dokunuyordu. Bana garip gelen bu yabancı hareket yüzümü buruşturdu.
Doğa ile göz göze geldik. Benim tiksinen bakışlarım karşılık onun bakışları korkak ve çekingendi. Ona açılmalı mıydım? Anlayış mı göstermeliydim? Hayır! Bana zorla dayattıkları zoraki kız kardeşi sahiplenmeyecektim. Gözleri Barkın’a kaydı, benim baktığımdan daha değişik bir şekilde bakıyordu Doğa’ya. Ondan tiksinmiyor da sanki yere çıplak ayakla basmasın hayranmış gibi bakıyordu... Kendisine yabani deyişim aklına geldi. Birden babamın kolları arasından sıyrıldı ve içeriye doğru koştu. Babam da diğerleri de şaşırıp kalmıştı. Babam, çok geçmeden bana doğru döndü. Hayal kırıklığı içinde kafasını salladı ama aynı kırıklığı ben de onlara karşı hissediyordum. Ailem bu kızı getirirken itibarımızı düşünmemişti. Bu kıza nasıl davranmam gerektiği konusunda ince eleyip sık dokumaya hiç niyetli değildim...