{İLK İSYAN}

2880 Words
Birine ne kadar değer verdiğinizi sadece onu kaybetme tehlikesi yaşadığınızda anlarsınız. Doğa'yı odasındaki yatağa yatırmışlardı. Aleyna Doğa'nın üstünü değiştirmiş ve yatağına yatırarak üstünü örtmüştü. Güney odanın kapısının dışında duruyordu ve papyonunu tek eliyle çözüp yere fırlattı. Gömleğinin bir kaç düğmesini açtı, nefes alamıyor gibi hissetti. Anne ve babasına durumu nasıl açıklayacağından ziyade Doğa'ya bir şey olursa, kız kardeşinden sonraki bu darbeyi de atlatamayacak olmasıydı. Elini yavaşça alnına götürdü ve birkaç kez parmaklarıyla alnını ovaladı, sinirinin geçmesi için çabalıyordu. Aleyna odadan çıktığında onun bu halini gördü ve ona daha da fazla yaklaştı. "Biraz sakin ol, iyi olacak" dediğinde Güney sanki Doğa umurunda değilmiş gibi omuz silkti ve yine hislerini gizledi. "Züleyha Teyzeler yok, neredeler?" diye sordu Aleyna. "Bugün herkes izinli, nereye gittiklerini bilmiyorum. Annem ve babamda gelmeyecekler bu gece eve, Nejat Sargın ile bugün gece teknede olacaklar" diyerek cevap verdi. Kapının zilinin çalınmasıyla beraber ikisi de kapıya doğru yöneldiler. Aleyna halâ üstünde elbisesiyleydi. Güney onun bu halini görünce kolunu tuttu ve Aleyna'nın vücudunun kendi vücuduna dönmesini sağladı. "Doğa'nın dolabından üstüne bir şeyler giy, kapıyı ben açarım" Aleyna ona hafif tebessümüyle cevap verdi ve Doğa'nın odasına geri girdi. Güney, çalan kapıyı açmak için aşağı kata indi, kapıyı aceleyle açtığı belli olmasın diye yüzündeki telaşlı ifadeyi silmeye çalıştı ve kapıyı öyle açtı. Gelen Barkın'dı. "Neden yanında doktor arkadaşın yok!" diye sordu bir hışımla Barkın'ın yalnız geldiğini gören Güney. "Durumu anlattım ve eczaneden birkaç ilaç almaya gitti, sakin kalmayı denesen olmaz mı? Git ve bir kaç şey iç olur mu!" "İçkiyle uyuşmuyorum ben!" İkisi de bu konuşmanın ardından hızla kapıyı kapattılar ve üst kata çıktılar. Aleyna çoktan üzerindeki elbiseyi çıkartmış, Doğa'nın pijamalarından birini giymişti. Görünüşe göre bu gece evden kimse ayrılamayacaktı. Kapıyı tıklatan iki gence Aleyna kapıyı açtı. Doğa'nın ise uyuduğunu mu baygın olduğunu mu kimse halâ kestiremiyordu. "O şeyin içindeki ne bilmiyorum ama daha önce hiç zararlı şeyler kullanmadığına eminim, vücudu böyle bir şeye karşı koyamaz" dedi Aleyna yatağın ucuna yavaşça otururken. Güney odasının içine girdi ve o da yatağın hemen karşısındaki duvarın dibine oturup sırtını duvara yasladı. Herkes Barkın'ın arkadaşının gelmesini bekliyordu. Doğa için yapabilecekleri bir şey yoktu belki de bu kötü hissetmelerine yol açan en büyük şeydi. Barkın Doğa'nın öylece uyuyan bedenine baktı ve dişlerini sıkıp gözlerini kapattı. Kendilerinin entrikaları yüzünden hiç bilmediği bir ağın içine düşmüştü. Resmen arada kalmış gibiydi ve herkes onun aracılığıyla birinden intikam almaya çalışıyordu. Güney onun aracılığıyla kendinden intikam almaya çabalarken kırmıştı onu, Karan ise onun aracılığıyla Güney'den intikam almaya çalışmıştı... "Güney, Barkın üzerini değiştirmiş sende değiştirsen iyi olacak bu şekilde daha fazla durma. Daha rahat hissedeceksin eminim." diyen Aleyna'ya baktı Güney ve derin bir nefes alarak oturduğu yerden kalktı. Kapıya doğru yöneldi ve Barkın'ın yanından geçerken ağırlaşarak durdu. "Sargın'ı elimden almaya çalışırsan seni de mahvederim Güzar!" dedi ve odasına yöneldi. Barkın başını iki yana salladı ve omzunu kapının kenarına dayamaktan kurtararak Doğa'nın yatağının köşesine oturdu. "Güney'in yanına git ve onun Karan'ın peşine düşmediğinden emin ol" dedi Aleyna'ya. Aleyna dediğini yapmak için yatağın oturduğu kısmından kalktı ve tam çıkacakken arkasına dönüp Barkın'a baktı. Doğa'nın elini tutuyordu, tek ayağı sürekli yere vurup geri kalkıyordu. "Seni birini önemserken ilk kez görüyorum" dedi. Barkın söylenenin şokuyla arkasına döndü ve Aleyna'nın sırıtan suratını gördü. "Sen kapatacak mısın çeneni yoksa dudaklarını birbirine mi dikeyim?" "Gittim!" dedi Aleyna ve Doğa'nın odasının kapısını yavaşça kapattı. Barkın yatakta yatan kızın bedenine baktı. Cılız beden, kapalı göz kapakları, gücünü tamamen bırakmak parmaklar. Hayatlarının ona ne yaptığına baktı. Yabani olanın aslında kendilerinin olduğunu anladı o an. Barkın'ı bu düşüncelerden sıyıran şey ise birden açılan kapının gürültüsü olmuştu. "Barkın! Güney evde değil!" Güney arabasına atlamış Karan'a mesaj atarak buluşmak istediği şehir dışındaki ıssız yola doğru gitmeye başlamıştı. Çene kasları git gide kasılıyordu. Aklında Karan'ı nasıl hırpalayacağını hayal ediyordu ve bir ton görüntü yeniden, yeniden başa sarıyordu. Doğa'yı önemsediğine şaşırmıştı ancak bunu kabullenmek istemiyordu. Bu yüzden kendisine bunun sadece Karan'dan yıllardır sakındığı nefretini ortaya çıkartmak için kullanabileceği bir bahane olduğuna kendi kendini ikna etmeye çalışıyordu. Yoldaki ışıklar belli aralıklarla arabanın içine giriyor, Güney'in yüz hatları bir aydınlanıp bir kararıyordu. Karan ise çoktan olması gerektiği yere varmış, ezeli düşmanının gelmesini bekliyordu. Nihayetinde ikisi de birbirlerini gördüler yolda. Güney arabasını yavaşça Karan'ın arabasının yanına koydu ve durdurdu. Arabadan indi ve yumruklarını sıkarak konuşmayı denedi. "Sen bu gece ne yaptın! Farkında mısın!" "Ah, yoksa masum kızımıza fazla doz mu vermişim!" dedi Karan ellerini cebine sokarken sırtını arabasına yaslıyordu. "Aşağılık bir pislikten daha fazlası hiçbir zaman olmayacaksın öyle değil mi Karan!" "Neden? Ayrıca o kızı ne zamandır önemsiyorsun? Ben en son tiksindiğini duymuştum! Çok ayıp!" "Onu bizim kavgamıza dahil etmeyeceksin! Duydun mu beni!" dedi Güney ve Karan'ı önce ellerine aldı ardından da arabaya doğru savurdu. "Aşağılık planlarını bu sefer kız kardeşimden uzak tutacaksın Karan Sargın! Duydun mu beni! Bu sefer hiçbir şeyime zarar vermeyeceksin! Senin yüzünden ikinci kez kaybetmeyeceğim!" "Halâ ona benim zarar verdiğimi mi düşünüyorsun! O aptal topu benim ona şaka yapmak için mi yola attığımı düşünüyorsun! Söylesene!" "Düşünmek mi? Düşünmüyorum Sargın! Öyle olduğunu biliyorum çünkü sen ve pislik egon ezelden beri insanlarla dalga geçmeye ayarlanmış gibisiniz!" dedi Güney ve arabasının kapısını açtı. Arabasına bindi ve yerde yatan Karan'a camını açarak baktı. Son cümlesini söyledi. "Kız kardeşimden uzak dur!" Arabasını çalıştırdı ve hızlıca eve doğru yola koyuldu. Karan ise yediği darbenin etkisinden çıkmaya çalıştı ve sırtını arabasının tekerleğine dayadı. Gözünden birkaç damla yaşın aktığını fark etti. "Seni özlemediğimi sanıyorlar Deniz... Abin, bir zamanlar tek arkadaşım olan Güney sana zarar verenin ben olduğumu düşünüyor Deniz, seni unuttuğumu sanıyor. Mezarına sevgisini gömenin sadece kendisi olduğunu sanıyor... Arkadaşlık anlayışımı eleştiriyorlar, arkadaşlığımı gömdüklerinden haberleri dahi yok! O gün iki kez öldüm ben Deniz. Sende boğuldum, Güney ise kurtarmak yerine beni mezara attı..." Doğa'nın yatağının ucunda halâ Barkın oturuyordu. Aleyna deli gibi Güney'in telefonunu aramıştı ancak Güney'in telefonunu evde bıraktığını çok sonradan anlamışlardı. Barkın'ın arkadaşı gelmiş ve verilen tozun etkisinin zamanla geçeceğini söylemişti. Doğa'nın kusma nedeniyle kaybettiği sıvıyı dengelemek içinde iki tane serum getirmiş ve birini takmıştı. Serum takılalı ve Barkın'ın arkadaşı gideli neredeyse yarım saat oluyordu. "Sence Karan'ı çok hırpalamış mıdır?" diye sordu Aleyna boşluğa bakarken. "Burnunu bile kanatmadım!" diyerek içeriye girdi girdi Güney. Barkın olduğu yerden kalktı ve meraklı gözlerle "Gelmişsin" dedi. "Onu gömüp öyle gelmem gerekiyordu aslında!" diyerek tısladı Güney ve Doğa'yı gösterdi kafasıyla. "Şimdi nasıl?" diye sordu. " Sanırım daha iyi! Zamanla etkisinin geçeceğini söyledi ve çok fazla kustuğunu söyleyince sıvı dengesini korusun diye serum taktı, diğerini de bu bittikten bir saat sonra takacakmışız" Barkın'dan cevapları alan Güney Doğa'ya doğru yaklaştı ve yatağının başına oturdu. Ardından gözlerini Doğa'dan ayırmadan odada ki iki insana konuştu. "Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?" dedi. Aleyna da Barkın da önce şaşırsalar da denileni yapıp odadan çıktılar. Odayı aydınlatan sadece gece lambasıydı. Doğa'dan gözlerini çekti ve pencereden gökyüzünün görünen kadarına baktı. "Sen aynı ona benziyorsun. Ne kadar kız kardeşime asla benzemeyeceğini söylesem de herkese aslında aynı onun gibisin. Çekingen, neşeli, insan sevmeyen ve çimenlere çıplak ayakla basmayı seven. Onu gözümün önünde toprağa gömmeselerdi senin o olduğunu düşünürdüm ama onu kendi ellerimizle gömdük. Onun yerini almanı asla kabullenemedim. Kabullenemezdim de... Onu çok küçükken kaybettim ve küçük bir kızın kardeşliğine ihanet edemezdim. Uzak dur ben ve hayatımdan Doğa... Hep insanlardan uzak duran yabani olarak kal..." Gözlerin akan yaşların farkında bile değildi Güney. Bu cılız bedenin sahibi Doğa'nın onu duymadığını sanıyordu. Oysaki Doğa onun konuştuğunu duymuş ancak gözlerini açacak gücü kendisinde bulamamıştı. İki yabancı beden şimdi kendileri hakkında düşünceleriyle karşılıklı olarak bu loş oda da tıkılıydılar. Biri ölüp giden kız kardeşinin hatırasına ihanet etmemek için içindeki sevgiyle direniyordu, diğeri ise o direnen kişinin direnme sebebini ilk kez kendi ağzından öğrenmişti. Doğa elinden gelse duvarları yıkar ve sevgi tohumları ekerdi ancak kendisi bile sevginin nasıl büyüyebileceğini bilmezken yabancı olduğu bu adamın kurak sevgi bahçesini sulayıp orada kendi çiçeklerini açtıramazdı. Yabancı oldukları aşikardı ancak ikisi de birbirlerinde yıllardır unuttukları hissi yeniden keşfetmişti. Samimi bir sevgiyi... sevgili saklamaya çalışmak ise insanı her zaman kızdırır ve kızgınlıkta her zaman kalp kırardı... "Onu kabullendi mi dersin?" diye sordu Aleyna bahçede ki çimenlere bakıp Doğa'yı düşünen Barkın'a. "Onu kabullense bile Doğa'nın bundan asla haberi olmayacak, bunu biliyorum sadece. Onu kendisinden bu saatten sonra daha da soyutlayacaktır..." "İyi bir kız değil mi? Yani bence hepimizden daha temiz..." "Hem de hepimizden..." dedi Barkın ve Aleyna'ya döndü. Meraklı gözlerle ona baktı. "Sen hiç ayakkabılarını çıkartıp çimenlere çıplak ayakla bastın mı?" diye sordu. "Hayır! O çimenlerin içinde ne kadar böcek olabiliyor sen biliyor musun?" dedi Aleyna vücudunu titretip çimenlere bakarken. Barkın aldığı cevap karşısında gülümsedi. Kafasını aşağı yukarı salladı ve tekrar önüne döndü. Yabani bir kızsın Doğa, seni sen yapan en güzel şey de diğerlerinden seni ayıran tüm farkların.. Barkın kendi içinde Doğa'yı gülümseyerek düşünürken Güney yanına geldi ve durdu. Aleyna da Güney'in geldiğini görünce yanlarına gitti ve üçü birlikte öylece ayakta durup boşluğa baktılar. "Doğa'nın zarar görmesini istemiyorum. Yanından mümkün mertebe ayrılmayın..." dedi. İkisinde Güney'e bakıp şaşırdılar ama bu duyguyu üstlerinden atıp söyleneni kabul ettiler. "İkinizde benim arkadaşımsınız, yani Aleyna bir yerde kız arkadaşım ama bana arkadaşlık ettiğiniz gibi ona da etmenizi istiyorum. Bunu yapar mısınız?" diye tekrarladı Güney. "Bunu memnuniyetle yaparım..." dedi Barkın ve Aleyna da Güney'in elini tutarak ona gülümsedi. Doğa göz kapaklarını açmakta hayatı boyunca hiç bu kadar zorlandığını hatırlamıyordu. Bedeni tamamen ağrıyor ve sanki taşıyabileceğinden daha ağır bir hale geliyordu. Gözlerini açmayı başardığında koluna takılan damar yolunu görmek için artık çok geçti. Kolundan çıkmış ve bantlar yarım yamalak kolundan aşağıya kanıyla beraber sallanıyordu. Hasta olduğunda takılan serumlar yüzünden serumların nasıl kapandığını öğrenmişti. Serumu kapattı ve kolunda sallanan bantları tamamen çıkarttı. Bacaklarını yataktan çıkarttı, ayaklarının yeniden soğuk zemini bulmasına izin verdi. Derin bir nefes alıp tekrar nefesini geri verdi. Sanki ciğerleri acıyor gibiydi. Bunların yanında Güney'in söyledikleri hala aklından çıkmıyordu. Yarım yamalak ayıklığıyla duyduğu her cümle, her kelime beyninin en bol uçurumunda yankılanıyor ve durmadan bir plak kaydı gibi başa sarıyordu. Güney'in o an Doğa gibi arafta kaldığını fark etmiş, Onun da kendisi gibi ne geleceğe yürüyebildiğini ne de geçmişte yaşayabildiğini anlamıştı. İki zaman dilimi de onu kollarından kendi taraflarına çekiyorlardı. Canının yandığını fark etmeden... Ev hiç olmadığı kadar sessizdi. Başında bekleyen Barkın ve Aleyna'yı anımsadı aniden. Mine Anne ve Halit Baba'yı henüz görmemişti. Başına ne geldiğini de halâ bilmiyordu. En son kusuyordu ve üstü başı bolca kusmukla kaplıydı. Aleyna'nın üzerini değiştirdiğini de hatırlıyordu. Utanmıştı ancak yapacak pekte başka bir seçeneği yoktu. Ayağa kalktı ve odadan çıkmak için açık olan odanın kapısına yöneldi. Yavaş yürümeye dikkat etmiyordu ancak bedeni hızlı adımlar atamayacak kadar yaşlı birine ait gibi davranıyordu. Her zamankinden daha ahesteydi adımları. Kapıya tutundu ve dışarıya çıktı. Koridordaki düşük voltajlı lambalar evi tamamen uykuda gibi gösteriyordu. Hiç ses olmadığı için dışarıdan gelen cırcır böceklerinin seslerini duyabildi. Merdiven korkuluklarına tutundu ve adımlarını yavaşça aşağıya atmaya başladı. Nasıl göründüğünü bilmiyordu bile... Yüzünde hala o makyajın ağırlığı vardı, gerçi şu an her yeri normalden daha ağırdı. Başını alıp kopartarak çöpe atmak istiyordu her adımında. Sanki yüzü aşağıya baktığı an yere doğru akıyordu bir sıvı misali... Merdivenleri inmesi bittiğinde şükretti. Ancak daha fazla adım atmaya dermanı dahi yoktu. Merdivenin son basamağına kendini bıraktı. Neler oluyordu böyle! İlk kez alkol aldığı için miydi tüm bu dengesizlik ve ağırlık? Buradan bakınca mutfağın bahçeye açılan kapısını görebiliyordu. Yan yana duran üç siluetin Aleyna, Güney, Barkın olduğunu uzun bakmanın sonunda anlayabilmişti ancak daha fazla oraya bakarsa her şey daha da bulanıklaşıyordu. Başını korkuluğu tutan elinin üstüne koydu ve gözlerini kapattı. Hayatı neye dönüşmüştü böyle, bedeni ilk kez böyle zorlanıyor gibiydi. Oysa zaten küçücük gribi bile ne ağır şekillerde atlatmıştı bu his ona yabancı gelmemeliydi. Bu insanlara, bu kıyafetlere, bu eve yabancı olanın ruhu ve zihni olduğunu düşünüyordu meğer bedeni de tamamen yabancıymış burada bulunan her şeye. Farklı iki evrende bulunmuş gibiydi ve sanki bu evrenin arasındaki kara deliğe düşmüştü. Bedeni git gide uzuyor gibiydi. "İyi misin Doğa!" diye bedenini sarsan Aleyna onu düşüncelerinden sıyırıp aldı. Halbuki orada boğulup bu eziyete son vermeye sonuna kadar razıydı. "Pek sanmıyorum... Sanki... Sanki kafam her zamankinden daha ağır ve göz kapaklarımın üstüne suma güreşçileri oturmuş gibi hissediyorum" diyebildi sadece. Barkın ve Güney'in kikirdeme seslerini duyabiliyordu. "Komik olan ne? Ben sanırım temiz hava almalıyım yoksa buraya yeniden kusacağım!" dedi. "Hayır, lütfen! Yeniden kusmuk temizlemek istemiyorum Doğa" Aleyna bu korkusuyla birlikte olduğu yerden kaldırdı ve sıkıca tutarak yürütmeye başladı. Arkalarından gelen Güney ve Barkın'a nispeten daha nazik davranıyordu. "Senden biraz erkeklik öğrenmeli bu arkadaki ikili!" dedi fısıldayarak. Sanki cesaret hapı yutmuş gibiydi. Beyni tamamen dönüyor ve ağzına aklından geçen her düşünce kelime olarak düşüyordu. Bahçeye adımını attığında burnundan olan bütün havayı içine çekti. Ciğerleri her ne kadar şiştiğinde batsa da bunu durdurmadı. "İçtiğin şeylere dikkat et bundan sonra" dedi Güney arkasından ona bakarken. Birden ona döndü Doğa. Gülümsedi. Alkolün etkisi yeni mi geliyordu yoksa? Ona gülümsedikten sonra tekrar önüne döndü. Kollarını açtı ve kendini birden yerdeki çimenlere yatırdı. Gözlerini daha iyi açabiliyordu artık sanırım çünkü gökyüzündeki yıldızları görmek mümkün hale gelmişti. Aleyna onun çimenlere yattığını görünce Barkın'ın yanına gitti ve onun duymayacağını düşündüğü ama Doğa’nın duyduğu bir ses tonuyla sorusunu sordu. "Çıplak ayakla çimene basan kız Doğa'ydı değil mi? O yüzden bana öyle bir soru sordun?" dedi. Barkın Doğa’nın o halini aklında mı tutmuştu? Kafasını geriye doğru attı Doğa ve gözlerini Barkın'a doğru yönlendirdi ve onu çift gördüğünü fark etti. Büyük bir kahkaha attı. "Kafası iyice güzel olmaya başladı. Keşke halâ uyuyor olsaydı" dedi Güney. "Söylediğin her şeyi duydum Güney Hancı!" dedi o anın cesaretiyle ve ayağa kalkarak yarı ayık şekilde tam dolu bir cesaretle Güney'e döndü. Onun şoku üstündeyken konuşmaya devam etti. "Bana ettiğin tüm hakaretlerin canımı ne kadar yaktığından bir habersin öyle değil mi Hancı ailesinin biricik oğlu! Yabani ha? Öyle mi! Ben yabaniyim öyle mi!" "Doğa iyi değilsin, konuşmayı kes!" diye tısladı Güney. "Evet! Evet senden korkuyorum! Yıllar sonra bulabileceğim en muazzam ailenin içindeyim ve senin bunu tek celsede mahvetmenden korkuyorum Güney Hancı! Sevgini paylaşmak istemiyor oluşun beni derin bir kuyuya hapsediyor ve dışarıya çıkabilmem için tek bir keskin taş çıkıntısı dahi yok!" "Yeter bu kadar! Onu odasına götür Aleyna!" diyen Güney'in sözüyle üstüne gelen Aleyna'yı eliyle durdurdu. Ne yapacağını bilemeyen gözlerle Güney'e bakıyordu. "Bende sana yeter bu kadar demek istiyorum Güney Hancı! Ama diyemiyorum, neden? Bastığın her santimetreye sonradan ayak bastığım için! Peki suçum ne! Annesiz ve babasız olarak dünyaya gelmek mi? Ailemi bir trafik kazasında kaybetmek mi? Söylesene Güney Hancı! Senin beni ötekileştirmek zorunda olduğun şey ne!" dedi. Avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Her şey sanki istemsizce ağzından çıkıyordu. Aynı gözünden haberi yokken akan göz yaşları gibi. Güney birkaç adımla dibine geldi ve gözlerini gözlerine dikti. "Madem söylediklerimi duydun neden tekrar sebep soruyorsun! Yaramı deşmek için mi? Duymak istediğin şey ne!" "Duymak istediğim şey benden iğrenmediğin! Kız kardeşim olamazsın ama seninle bu evdeki sevgiyi paylaşabilirim Doğa demen! İnsanlar ne düşünür diye değil de bana biraz olsun insan olmamdan dolayı saygı göstermiş olman! Bunları duymak istiyorum senden.... Bana abi diyemezsin ama burada arkadaşın olarak kalabilirim demeni duymak istiyorum...." Zihnindeki tüm kilitli kapıları açılmıştı sanki birden. Kendinin bile haberi olmayan duyguları birden kelime olarak dışarıya yayılıyordu. Güney’in söylediklerini duyunca mı bu kadar cesaret dolmuştu yoksa bu ona olan saçma yakınlığından mıydı? Neden onda hiç bilmediği bir yere dokunuyordu! Güney'in de gözlerinden akan yaşları gördüğünde ondan çekinmese ona sarılmak isteğine karşı koyamayabilirdi ancak birbirlerine öylece bakıyorlardı. "Sana saygı duyarım, seni korurum ama bunun tek sebebi bugün benim düşmanım olan biri tarafından içeceğinin içine madde karıştırıldığı için yapacağım bunu. Abin olduğum için değil, asla bir abin olmayacak Doğa, ben abi olamayacak kadar her şeye geç kalan biriyim!" "N-ne diyorsun sen? Ne içeceği?" dedi birden. Neyden bahsediyordu? "Böyle olmanın tek sebebi bana inat içtiğin alkolün içine karıştırılan bir toz. Sebebi de bugün dans ettiğin Karan Sargın..." dedi. İçtiği şey sadece alkol değil miydi yani? Güney, Doğa düşünürken içeriye doğru adımlarını attı ve kendini hızla içlerinden sıyırdı. Ne yaptığını düşünmek için birkaç saniye kendine küfretmesine yetmişti Doğa’nın. Bencilce davranmıştı, kendisi bile böyle düşüncelerinin olduğundan habersizdi. Birden yeniden dizlerinin üstünde yere düştü Doğa. Neye dönüşüyordu? Aniden aldığı sevgi daha fazlasını istemesine yol mu açıyordu? Bir adamın ölü kız kardeşine olan saygısını delip geçmesini isteyecek kadar mı sevgiye aç olduğumu fark etmişti. "Ben ne yaptım az önce?" diye sordu Barkın'a. Barkın ona elini uzattı ve Doğa’yı ayağa kaldırdı. Doğa’ya bakıp kaşlarını yukarıya kaldırdı ve başını olumsuzca salladı. Göz yaşlarına daha fazla hâkim olamazdı Doğa. Şu an sarılabileceği tek kişi Barkın’dı. "Kafasının yerinde olmadığını biliyorsun Güney, böyle biri olmadığını ben bile anladım bugün davetteyken, senin de bunu bildiğine eminim" diyerek girdi Güney'in odasına daldı hemen arkasından Aleyna. Yanına oturdu ve penceren sızan ay ışığının Güney'in yüzüne vuruşunu izledi belli bir müddet. "Biliyorum" dedi Güney sadece. Biliyordu, böyle biri olmadığını çünkü Doğa bunları söylemeyecek kadar karşısındakini düşünen biri. Bunu hareketlerinde görebiliyorum.” Tanıdığı herkesten daha düşünceli olduğunu biliyordu, kendisinden çekindiğini, korktuğunu ve buna rağmen asla kendisini kırmak istemeyeceğini biliyordu. "Ona neden sarılmayı denemiyorsun Güney?" diye bir cesaret yeniledi sorularını Aleyna’nın. Güney önce keskin bakışlarını Aleyna'ya diksede çatılan kaşları birden gevşedi. Cevap vermemişti Aleyna'nın sorusuna çünkü o an içinde verdiği ihanet ve sevginin savaşını yönetmekle meşguldü. Savaşın belki de hiç bitmeme olasılığının olduğunu ise aşağıda Doğa'nın ağzından 'abi' kelimesinin çıkmasıyla fark etmişti. İhanet etmek istemeyişinin netliği birden sevginin çatlaklardan içeri sızışıyla bulanıklaşmıştı. “Ona sarılmak kolay mı sanıyorsunuz? Boğulduğum Deniz'den çıkıp ya tuzlu suyumla onu da boğarsam? Ya ıslaklığımla ıslanırsa? Ya Deniz'im ona sarılınca kurursa? Sarılmak istemediğimi mi sanıyorsunuz? Yeniden birinin "abi "diye bana seslenmesini istemediğimi mi sanıyorsunuz? Bağırmıyorum diye acı çekmediğim mi düşünülüyor? Oysa ki canım ondan daha çok acıyor. Bana hiç dönmeyecek olan onu hatırlatıyor, kardeşimi hatırlatıyor. Her sarılmak istediğimde üzerine toprak atılan kardeşim aklıma geliyor... Şimdi kendi üstüme toprak atıyorum neden kimse görmüyor?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD