Doğa gözlerini açtığında Aleyna yine yanında yatıyordu. Öyle yorgun uyumuş olmalıydı ki ağzı yarı açık şekilde uyuduğundan komik görünüyordu ama sanki bu durum ona birazda şirinlik katmış gibiydi.
Yattığı yerden doğruldu ve banyoya doğru yol aldı. Ayna da gördüğü kişi ise neredeyse kendisine hiç benzemiyordu. Göz altları ilk kez şişmiş, omuzları yeniden düşmüş, saçları dağınık şekilde oraya buraya çıkmışlardı.
"Harika!" dedi kendi kendine.
Böyle görünmek için harika bir gün gerçekten. Küveti doldurmaya başladı. Küçük ve şirin bir banyoydu ama bu küvette yıkanma işi burayı sinir bozucu yapıyordu. Kirli suyun içinde saatlerce duruyormuş gibi hissediyordu... Yine de gözlerini kapatınca okyanusun ortasında hissetmek çokta zor olmuyordu onun için. Hele de onun gibi şeyler yaşıyorsanız.
Suyun dolduğunu gördüğünde rafta duran şişlerden kokusunu en sevdiğini küvetin içine döktü, kapıyı kilitledi ve üzerindekileri çıkartmaya başladı. Her soyunduğunda vücudundan iğrendiği için hiçbir zaman yüzü aşağıya doğru eğik olmazdı. Sürekli karşıya bakardı, kendini görmemek için. Korkaktı... En azından Doğa kendini böyle tanımlıyordu. Gerçeklerinden sonuna kaçabilecek kadar korkak...
Sıcak suyun dolduğu küvetin içine önce sağ ayağını soktu, ardından sol ayağını... En sonunda tüm bedenini suya bıraktım.
Hissetmeye korktuğu ne varsa suyun içindeyken ve uykudayken rahat bırakıyorlardı onu. Okyanusun tam ortasında kimsenin ulaşamayacağı bir yerde gibi hissediyordu.
Suyun içinde ,karanlıkta, kendi karanlığında...
Arafta... yeniden hoş geldin Doğa, arafına yeniden hoş geldin. Çökmemiş ama çokta sağlam olmayan bir liman, koca bir okyanus, koca bir karanlık, koca bir hiçlik ve minik bir sen... Ölmeye ne zaman cesaret edeceksin acaba? Gerçi sen ona da korkarsın Doğa öyle değil mi? Neye cesaret ettin bunca zaman ? Sevmeye? Değer vermeye? Görmeye? Hangisine cesaret ettin? Hayatın önünde önünü iliklersen sonsuza kadar diz çökmeye mahkum kalacaksın... Bu düşünceleri kendine tekrarlamaya yeniden başladı.
Kendi aklında kendisiyle daha ne kadar uğraşabilirdi? bilmiyordu ama kendisiyle yüzleşme zamanı artık seyrelmeye başlamıştı. Sanki kendi ile konuşması gereken hiçbir şey yokmuş gibi. Sanki bunca sorun ondan değil etrafındakilerden kaynaklanıyormuş gibi. Kapının tıkladığını duymasıyla duygularından sıyrılması ve gözlerini irkilerek açması bir oldu.
"Kahvaltıya bekliyorlar Doğa, iki saattir içeride ne yapıyorsun?"
Ses Aleyna'ya aitti.
"Durulanıp geliyorum." dedi. Yattığı küvetin içinden kalktı ama sıcak suyun içinde çok fazla duran ve aç olan bedeninin başının dönmesiyle ayağının sabun solu küvetin içinde kayması mümkün olan her şey gibi birden gerçekleşivermişti. Kafası çok güzel bir şekilde duvara çarpmıştı ve çıkan sesi duymakla canının daha çok acıması kaçınılmaz şekilde tesir etti. Son onda çarptığı duvara ellerini koyarak dengede kalmayı başardı.
"Benimle dalga geçiyor olmalısın büyük adam" dedi avuç içini banyonun duvarına vururken ve sıcak suyu açarak durulanmaya başladı.
Kurulanıp üzerini giyerken halâ canı çok yanıyordu. Birine kafasını o şekilde vursa içine göçmüştü yüksek ihtimalle. Aynadan alnına baktığında hafif bir kızarıklık olduğunu gördü. Zamanla morarmaya başlayacağından ise emindi.
"Gerçekten harika" dedi ve içinde tuttuğu nefesi dışarı verdi. Odasından çıkıp mutfağa gitmek için merdivenlerden inmeye başladı. Gelen kahkaha sesleri Aleyna ve Barkın'a aitti. Güney ise gazeteleri okuyordu.
"Birileri sonunda uyanmayı başarmış" dedi Barkın ona bakarak.
"Aslında hepinizden önce uyandım ama duştaydım" dedi Barkın'a göz kırparak. Yine o samimi ve şirin gülüşünü yüzüne oturtup yapmakta olduğu omlete yönlendirdi kendini.
"Alnına ne oldu senin?" diyerek elindeki gazeteyi bırakıp yanına gelen Güney oldu. Alnını saçıyla kapatmaya çalışarak:
"O kadar belli oluyorsa biriniz bana kâkül kessin" dedi.
Güney'in bu cümleyle birlikte yüzüne yayılan tebessümü fark etti ve elimi alnından indirerek saçını kulağının arkasına attı.
"Bir daha sormama gerek yok, ikiletme beni de söyle ne oldu alnına?"
"Küvetten çıkarken kaydım ve duvara çarptım" dedi gülmemesini umut ederek. Aleyna ise içtiği suyu neredeyse geri püskürtecekti. Herkes ona ne oldu diyen gözlerle bakınca yutkunup ona baktı.
"O çıkan "tok" sesi kafanı çarpmandan mı geldi? Ben bir yerleri yumrukluyorsun seni duştan çıkartmak zorunda bıraktığımız için sanıyordum" dedi yanına yaklaşırken.
"Başıma toplanmayı bırakır mısınız lütfen?" dedi Güney'e ve Aleyna'ya.
"Buz koyalım, senin akıl edeceğin yok belli ki! Ben fark etmesem söylemeyeceğinden de eminim ama neyse" dedi Güney
"Umurunda olmaz diye söylememiştim" dedim birden ve söylediğime pişman oldum. Sınırları zorluyorsun Doğa! Yapma!
Güney öyle bir bakış attı ki, kaşlarını çatmamak için kendini zor tutuyordu.
"Bundan sonra ne olursa söyleyeceksin, umursayıp umursamayacağıma da ben karar vereceğim! Anladın mı?" dedi çıkarttığı buz torbasını eline verirken ve ardından yerine oturup gazetesini okumaya geri döndü.
"Sınırları zorluyorsun ,bence yapmamalısın" dedi Aleyna yarım ağızdan konuşarak ve göz kırpıp kahvaltı masasını hazırlamaya başladı.
"Herkes seni konuşuyor haberin var mı?" diyen ise Barkın'dı. Ona anlamayan gözlerle bakıp kaşlarını çatmaya çalıştı ama alnı mimik hareketleriyle acımaya müsait bir darbe almıştı.
Aleyna ise tek hamlede Güney'in elindeki gazeteyi alıp boğazını temizleyerek duyuru yapan bir tellal edasıyla okumaya başladı. Güney ise bu hareketten dolayı göz devirip telefonunu eline aldı.
HANCI AİLESİ'NİN YENİ ÜYESİ Dün gece verilen davete ev sahipliği yapan İstanbul'un en büyük salonlarından birinde Hancı Ailesi adeta bir kabul töreni yaptı. Mine Hancı ve Halit Hancı’nın yeni kızları Doğa Hancı ise gözleri üstünde toplamayı başardı. Büyük çalkantıların sebebi olan, uzun süredir kulaktan kulağa yayılan dedikoduların vücut bulmuş hali Doğa Hancı’yı görenler ise hayranlıklarını gizleyemedi. Cemiyete Halit Hancı’nın konuşmasıyla tanıtılan Doğa Hancı’nın güvencesini sağlayan ise Halit Hancı'nın konuşma esnasında verdiği göz dağı oldu. Uzun bir süre ses getireceğe benzeyen bu cemiyet gündeminin odak noktası ise Hancı Ailesi'nin yeni üyesi Doğa Hancı oldu.
"Aman ne güzel" dedi Güney, Aleyna'nın okuduğu haberin arkasından. Göz önünde bulunmak istemedikçe gazetelere haber olmakta Doğa’nın kaderinin cilvesi olmalıydı.
"Neden öyle diyorsun, bu gayet olumlu bir haber" dedi Aleyna omuz üstünden arkasında oturan Güney'e bakarken. Güney'de onun bu gülüşünün sevecenliğinden etkilenmiş olmalı ki onu belinden kavrayarak kucağına oturttu. İkisi de gülüyorlardı.
"Sizi böyle görünce olan iştahım kaçıyor!" dedi Barkın Güney'e ve Aleyna'ya bakarken. Oysaki çok güzel görünüyorlardı.
"Kıskançlıktan çatlıyorsun öyle değil mi?" diye sordu Aleyna. Onların muhabbetine dahil olmak için muhabbete dahil olmayı denedi Doğa.
"Yemeğe çıkarttığı kızlar sanırım pekte böyle ilişki için değildi" dedi ve buzdolabının buzluğunu açtı. Aleyna ağzını açtı ve git gide gülümsemeye dönen şaşkınlığıyla Barkın'a baktı. Güney'inde iki elini havaya kaldırdığını görebiliyordu.
"İşte asıl şimdi bir Hancı olmaya başladın" dedi Barkın ve kahvaltı masasındaki tabaklara yaptığı omleti parçalara ayırarak yerleştirdi. Sanırım çalışıyorlardı birbirlerine. Güney bile alışmaya başlamış olabilir miydi? Ya da Doğa ona alışmayı kabul mü ediyordu?
"Kurt gibi acıktım" dedi Aleyna ve Güney'in kucağından kalkarken onu da elinden tutarak kaldırıp masaya sürükledi.
" Züleyha Teyze'nin kahvaltısı gibi olmasa da yaptık sanırım bir şeyler" dedi Barkın.
"Asla eline su dökemeyiz! Züleyha Teyze dünyanın en iyi aşçısı olabilir! Egeli insanın yemek anlayışı her zaman mükemmel oluyor!" dedi ve iç çekti Güney. Onlar ev ahalisinden bahsedince fark etmişti. Evde kimse yoktu.
"Herkes nerede?" diye sordu Doğa.
"Annemler dün gece Nejat Sargın ile teknede ortaklık işini konuşmaya gittiler, sonrada otele geçmişlerdir. Ardından babam şirkete geçmiştir annemde belki alışverişe bilmiyorum henüz aramadı. Züleyha Teyzeler de izinlerini kullandılar. Akşam burada olurlar" dedi Güney. Ardından herkes Güney'e bakmaya başladı. Öyle sakin ve 'sana ne' iması barındırmayan şekilde cevaplamıştı ki Doğa olduğu yerde öylece kalmıştı.
Güney'de yaptığı şeyin sonradan farkına varmıştı. Tabağına ulaşan çatalı yavaşladı ama kimseye bakmadan kahvaltısını etmeye devam etti. Barkın ve Aleyna aynı anda bana bakınca bende başımı önüme eğip kahvaltımı etmeye devam ettim.
"Masayı ben toplamam" diyerek masadan kalkan Barkın kafasını yukarda tutarak sandalyesini ittirdi ve kendisine çay koymak için bardakların olduğu dolabı açmaya yöneldi.
"Bulaşık mı? Bütün tabakları kırarım beni hiç bulaştırmayın. Barkın! Bana da çay koy!" diyen Güney'de arkadaşıyla aynı hareketi yapıp bahçeye yöneldi.
"Güney ile olan evlilik hayalimi yeniden değerlendireceğim. Biraz daha tembelleşirse onu pataklaması için adam kiralayacağım" diyen Aleyna'ya gülerek baktı.
"İstersen ben toplayabilirim, sen Güney'in yanına gidebilirsin. Dün bana ettiğin yardım yüzünden yoruldun ve eminim çok stresli bir gece geçirdiğiniz hepiniz." dedim. Bana gözleri parlayarak baktı. Gerçekten masa toplamaktan bu kadar mı nefret ediyorlardı?
"Seni artık daha çok seviyorum Doğa Hancı" dedi ve göz kırparak seke seke Güney'in yanına bahçeye gitti. Mutfakta sadece Doğa ve çayın olmasını bekleyen Barkın kalmıştı. Bu çocukla kaderi mutfak üzerine yazılmış gibi hissediyordu artık. Masayı toplamaya başladı. Ne çok şey vardı masanın üzerinde öyle ve çoğuna çatal bile batırılmamıştı.
"Yardım ister misin?" dedi Barkın sırtını dayadığı tezgâhtan Doğa’ya bakarak.
"Oradan beceriksiz gibi mi görünüyorum?" dedi.
"Buradan bakınca, yedi kişiden dayak yemiş, akli dengesi yerinde olmayan ve neredeyse her gün kafayı çeken biri gibi görünüyorsun" dedi Barkın. Bakışlarını birden ona çevirdi. O ise sadece gülüyordu.
"Ne!" diyebildi sadece. Gerçekten öyle görünüyor olamazdı.
"Seni daha çok şaşırtacak bir şey söylememi ister misin?" diye sordu Barkın. Ona gözlerini kısarak baktı.
"Güney seni, kendi gittiği kulüpteki tenise, spor salonuna ve piyano kursuna yazdırdı.
“Benden duymadın" dedi. Ağzıı açıp ona baktı Doğa, ardından da bahçede oturan Güney Hancı'ya.
"Dalga geçtiğini söyle bana!"
"Hayır geçmiyorum. Sana bıraksa sürekli evde duracaksın, sonsuza kadar! Oda seni bir şeylere üye yaptı. Zaten yaz tatilindeyiz. Hiçbirimizin okulu yok, bol bol vaktin var. Biraz insan tanı" diyerek masayı silmesi için bezi ona fırlattı.
"Benim insanları tanımama ne gerek var, neredeyse bütün ortamınız beni tanıyor" dedi gazeteyi eline alarak.
"En fazla bir kaç gün konuşurlar. Bizim camiamızdaki en masum olay sensin Doğa merak etme!" dedi Barkın ve elindeki bardaklarla bahçeye yöneldi. Arkasından baktı Doğa ve elindeki bezi masanın üstüne attı.
"Ben yalnızken kesinlikle daha mutluydum!" dedi. Daha ilk haftadan başına gelenlere bakın! Bir bu eksikti, kalabalığa karışmak! Dün gece başına gelenlerden sonra annelerin küçük kızlarına söylediği şeyi kendine söyledi.
"Biri bir şey verirse alma, biri yere çağırırsa gitme Doğa! Organlarını alıp seni çöp poşetiyle konteynıra atarlar!"
Başını iki yana sallayıp masayı silmeye başladı.
Karan Kulübe gelmişti ve spor yapmaya başlamıştı. Ayılması uzun sürmüştü. Dün gece yaşananları aklından çıkartmak ve kendine gelmek için en iyi yöntem spor yapmaktı. Soyunma odasına girip üstünü değiştirmeye başladı. Kapının tıklatılmasına aldırıp etmemişti. Ta ki omzuma bir el dokunana kadar.
"Neden bu kadar geç geldin tatlım" diyen sesi tanıyıp sırtı ona dönükken göz devirdi.
"Burası erkeklerin soyunma odası Rana!" dedi. Sınır nedir bilmiyor diye de içinden geçirdi.
"Özledim seni, benimle artık hiç ilgilenmiyorsun Karan!"
" Beni boğmaya başladın yine Rana! Yeniden ayrılmaya ne dersin?"
"İşlerini hep tehditle görüyorsun, bende bile! Seni kadar çok sevdiğimi biliyorsun, bunu istemiyorum Karan! Normal bir ilişki yürütmek istiyorum"
"En azından ben işlerimi görüyorum Rana! Ya sen? Dün yapmanı istediğim şeyin sadece çeyreğini becerebildin!"
"Barkın engelledi beni! Seni polise vermedikleri için şükretmelisin Karan, yaptığın şeyin kötü sonuçları da olabilirdi! Seni kaybedebilirdim!"
"Gerçekten ellerinde kanıt yokken polise ne diyeceklerdi? Karan Sargın, Rana Koraç'ın aracılığıyla yetimhane gülünün içkisine bir tür toz koydu, tutuklayın onları memur bey? Bu mu olurdu sanıyorsun? Git gide aptallaşıyorsun Rana"
"İyi! Madem eğlenmek istiyorsun, al sana güzel bir haber! Senin yetimhane gülün kulübe yazılmış, spora geliyor bu salona!"
Rana’nın cümlesiyle biraz durdu, öylece suratına baktı. Birden anlamadığı bir heyecan içini kapladı ancak ardından gözünde canlanan Doğa'nın suratının arkasından gözüne Güney'in yüzünü ve nefret dolu bakışlarını gördü zihninde. Nefret yeniden tüm sinirlerini germeye başlamıştı.
"Güzel bir gün olacak öyleyse!" dedi ve Rana’nın yüzüne güldü.
"Gerçekten spora gitmem şart mı?" diyerek Doğa'yı sürükleyen Aleyna'ya baktı Doğa.
"Nazlanmada bin şu arabaya"
Derin bir nefes aldı ve elinde tuttuğu telefonla spor çantasına baktı. Aleyna ise arabasının kapısını açmıştı. Tam binecekken durdu ve Doğa’ya baktı.
"Doğa ,insanlardan kaçarak olmaz! Böyle olmaz! Önceki hayatında bunu yapabilirsin ama şimdi olmaz, insanlara kendini göster ki sana alışsınlar. Diğer türlü nadiren seni her gördüklerinde seni ilk kez görüyormuş gibi süzmeye devam edecekler" dedi. Düşününce ona hak vermişti. Haklıydı. Ya şimdi ya hiç kuralı an itibariyle Doğa Hancı olma macerasının odak kuralı haline gelmişti. Gözlerini devirerek arabaya bindi ve çantasını arka koltuğa attı. Arabayı çalıştıran Aleyna güzel bir şarkı açmıştı.
Gece-Bana Bir Şarkı Söyle
Bu şarkıyı neredeyse haftada birkaç kez dinliyordu önceden. Birinin Doğa’ya şarkı söylemesini hep çok istemişti, bu uzun hayat yolunu hayal kurmaya elverişli hale getirebilirdi belki de o zaman. Aleyna'nın bağırarak eşlik ettiği şarkıya Doğa da eşlik edebilir diye düşündü ve Doğa da çalan şarkıyı bağırarak söylemeye başladı. Aleyna etrafındayken sanki eski hayatındaki Doğa gidiyor ve yerine çok cesaretli sosyalleşmeyi seven biri geliyordu. Bu kız arkadaş edinişin getirdiği bir etki olmalı diye düşündü.
"Evet Doğa! Şarkı söyle! Yolumuz çok uzun!" diye bağıran Aleyna'ya kahkaha attı.
Neşesinden asla ödün vermiyordu neredeyse. Doğa’ya bir yabancıymış gibi davranmıyordu, ilk kez tanışmışlar gibi davranmıyordu. Bunu sevmişti.
"İşte geldik! Burası kulüp dediğimiz yer, içinde her şey var neredeyse. Azınlıklı olan tek şey zeki insanlar. Muhatap olmamaya çalış!" dedi Aleyna yarım saatlik bir yolculuğun arkasından.
Arabadan indi ve arka koltuktan spor çantasını aldı. Doğa da onu bekletmemek için arabadan indi, spor çantasını arka koltuktan aldı ve kapıyı kapattı.
"Bu felaket bir gün olacak!" dedi Aleyna koluna girerken. Doğa’ya bakıp sırıttı.
"Biliyorum, eğlenceli olan da bu olacak emin ol" dedi ve Doğa’yı yeniden sürüklemeye başladı.
Kulübün girişine geldiklerinde turnikeye okumak için arka cebine koyduğu Güney'in verdiği üye kartını çıkarttı ve okuttu.
"Hoş geldiniz Doğa Hanım ,Hoş geldiniz Aleyna Hanım!" diye onlara merhaba diyen kişi turnikelerin yanındaki güvenlik kulübesinde oturan güvenlikçi olmuştu.
Aleyna'ya anlamayan gözlerle baksa da kabalık yapmamak için "Merhaba Güvenlikçi Bey" dedi. Aleyna buna gülmüştü. Haklıydı ama ismini bilmiyordu.
"A-adım Rüstem Doğa Hanım" diyen güvenliğe elini uzattı. O da çekinerek kulübenin camından elini uzattı ve elini sıktı. Yüzündeki şaşkınlığa pek anlam verememiştim Doğa. Ona tekrar gülümseyerek Aleyna'nın yürümesine olanak verdi ve Aleyna da koluna girerek onu binanın içine sürükledi.
"Adam şaşırdı resmen!" dedi Aleyna.
"Evet fark ettim ama sebebi ne?" dedi onu durdurarak.
"Rüstem Abi'ye genelde kimse selam vermez. Buraya gelenlerin hepsi burnu havada gençler olur. Hepsine hoş geldiniz der ama kimse ona dönüp teşekkür etmez. Sen tanışmak için elini uzatınca adam hem şaşırmış hem de sevinmiş olmalı" diyen Aleyna'ya anlamsız gözlerle baktı.
"Para insanı gerçekten kaba biri yapıyor olmalı!" dedi. Bu sözüne gülerek onu soyunma odasına götürdü.
"Kartını dolabın kilit kısmındaki noktaya okutursan gün boyu o dolabı senden başkası açamaz ama akşam çıktığımızda kartını, kilitlemek için tekrar okutma" dedi kendi açık bulduğu dolabın yanındaki dolabı Doğa’ya gösterirken. Anladığını belli etmek için kafasını salladı.
Üzerini değiştirmeye başladı ancak Aleyna'dan utanıyordu. Bunu fark etmiş olmalı ki arkasını döndü. Soyunma odasında onlardan başka kimse yoktu. Üzerini değiştirdi ve sonunda çıkarttığı kıyafetleri de spor çantasının içine koydu, çantayı da dolabın içine koydu ve kartıyla dolabı kilitledi. Üyelik kartına takılan askıyla onu boyunlarına takıyorlardı, bunu da Güney vermişti. Üyelik kartlarını boyunlarına taktılar ve tam çıkacakken onları durduran kişi Aleyna olmuştu. Ne olduğunu soracakken içeriye giren kızı gördü. Bu dün Karan'ın yanındaki kızdı. Doğa’ya tekrar dans etmek istediğini söylerken yanında duran kızdı.
"Bakın kimler gelmiş, bize bu kadar çabuk adapte olacağını bilmiyordum" diyen kıza baktı. Onu tanımıyordu ama tahmin ettiği gibi o Doğa’yı tanıyordu.
"Aranıyorsun Rana!" diyen Aleyna'ya sadece bakıyordu Doğa.
Burada herkes birbirine düşman gibiydi
"Sadece merhaba dedim Aleyna, dilimizi biliyorsa kendisi cevap verebilir bence" diyen isminin Rana olduğunu öğrendiği kız cümlesinin arkasından Doğa’ya baktı ve dudaklarını gerdirerek hafif şekilde gülümsedi.
"Değil mi Doğa... Hancı" dedi. Hancı ismini söylerken ise gözleri kısılmıştı. O an Karan'ın samimi olduğu biri olduğunu anlamıştı.
"Sevgilinin peşinde dolaşıyor olman gerekmiyor mu Rana?" diye sordu Aleyna.
"Karan ile olan ilişkimi ne kadarda önemsiyorsun Aleyna, ama yine de sana tavsiye Güney'le olan ilişkine kafa yorsan daha iyi olacak! Güney'i de tanıyoruz sonuçta..." dedi Rana. Resmen zehrini sözleriyle avına ulaştıran bir yılan gibiydi.
"Gidelim!" dedi Doğa Aleyna'nın bileğini tutarak. Çünkü yumruğunu sıktığını görmüştü ve yaydığı gerginlik sinyallerini olduğu yerde izlediği olayı anlamasa da onu da germişti. Onu Rana’nın tepkisine aldırmadan soyunma odasından çıkartmak için sürüklemeye başladı.
"Neler oluyor? Bu kız kim?" diye sordu soyunma odasından yeterince uzaklaştığında.
"Karan'ın sevgilisi, başka bir şekilde de anlatırdım ama bunu söylemek istemiyorum!" dedi Aleyna ve Doğa’yı deri koltuklarla düzenlenen, koltukların ortasında masalar olan bir yere soktu.
Arkasından gitmeye başladığında ise onu oturttuğu yer barmenin tam karşısında bulunan bar tabureleriydi. Aleyna'nın ne içeceğini şimdiden anlamıştı. Etrafına bakmaya cesaret gösterdiğimde burasının çok kalabalık olduğunu gördü. Kimsenin bakışı üstünde değildi. Bu Doğa’yı içten içe rahatlatıyordu. Biraz daha etrafa dikkatli baktığında bir çift mavi gözün üzerinde olduğunu fark etti ve onlarla göz göze geldi.
Çapraz gülümsemesiyle tamamen Doğa’ya bakıyordu. Gözlerini aniden kaçırdı Doğa ve önüne döndü. O sırada Aleyna barmenden istediği şeyi çoktan içmeye başlamıştı. Konu Güney ve ilişkisi olunca gerçekten içi stres balonlarıyla doluyor olmalıydı. Rana’nın söylediklerine bakılırsa Güney'in geçmişi pekte yavaş sayılmazdı. Şaşırmamıştı da...
Nerede olduğuna yeniden bakmak istese de buna cesaret edemedi. Neyse ki nerede olduğunu anlaması uzun sürmemişti. Yanına yaklaşan bir siluetin gölgesi önüne düştü ve bir el yanına alkol dolu bardağını bıraktı. Parmağındaki yüzükten ise onu tanımak daha da mümkünleşmişti. Doğa'yı dansa davet ettiğinde de aynı elini uzatmıştı ve aynı yüzük parmağındaydı.
Aleyna'nın kafası yavaşça ona doğru dönse de Doğa buna cesaret edemedi.
"Rana ile anlaştınız mı? Bir o bir sen geliyorsunuz da?" diyerek tısladı Aleyna.
"Hayır ama anlaşmış olsak emin ol beceremezdi" diyerek sırıttı. Önüne baksa da tam yanında dikildiği için surat ifadelerini bulanık şekilde görebiliyordu Doğa.
"Yeni üyemize bir şeyler ısmarlamak isterim!" dedi ve suratına doğru suratını eğdi. Güney aklına geldi o an, Karan'a olan siniri, kendisine yapılan aklına geldi ve eğer ona baş kaldırmazsa daha da cesaret bulacağını düşündü.
"Teşekkür ederim ancak istemiyorum. Susuzluktan ölmeyi tercih ederim" dedi cümlesinden sonra gözlerini yavaşça gözlerine dikti. Sırtını bardakların olduğu yere dayadı ve kendini yüzünden uzaklaştırarak Doğa’ya baktı
"Bu çok üzücü oldu! Neden reddediyorsun?" diye sordu alayla. Aleyna cevap verecekti ki elini tutarak onu susturdu.
"Dün bardağımın dibinde bir çeşit toz bulmuşlar, bende biraz alerji yaptı! Sana ait olduğunu söylediler, belki toza değil ama sana alerjim olabilir!" dedi.
Doğa kızım kesinlikle resmi olarak bir ölüsün! Diye sayıkladı içinden ama yüzünde tek bir mimik oynamadığını umut etti Doğa. Yan olarak ona baktığı için bir grup kızın bize baktığını fark edebiliyordu. O yöne baktı ve az önce soyunma odasında Karan'ın sevgilisi olduğunu öğrendiği Rana'yı gördü. Tekrar bakışlarının odağını Karan'a döndürdü.
"Sevgilinin güven sorunu mu var yoksa bu normal bakışları mı?" dedi kafasıyla Rana’nın baktığı yönü göstererek.
"Güven sorunu olmalı, seni kendisine rakip görüyor olmalı, çünkü kendisine rakip görebileceği kadar güzelsin!" dedi ve bardağından gözlerini Doğa’dan ayırmayarak koca bir yudum aldı.
Sadece yutkunabilmişti. Aleyna'da Doğa ile aynı şoku yaşıyor olmalıydı. Bu yüzden yavaşça Aleyna'ya baktı ancak o dudaklarını ısırıp kafasını iki yana sallayarak konuşulanları duyacak kadar yakında duran ve onlara bakan iki kişiye bakıyordu.
Güney Hancı ve Barkın Güzar
Güney adımlarını onlara doğru atmaya başladıktan sonra Barkın'da arkasından gelmeye başladı ve bir kaç adımda Güney, Karan'ın ensesinde bitti.
"Sana Doğa'dan uzak durmanı söylemiştim, hafızanla ilgili problemlerin mi var yoksa dün başına aldığın darbe bazı şeyleri unutmana mı yol açtı?" diye soru sordu Güney.
İşte şimdi herkes onlara bakıyordu. Karan yavaşça gülümsedi ve yine aynı yavaşlıkta arkasını döndü.
"Sadece küçük bir merhaba, endişelenme Hancı Prensi!" dedi ve alayla gülerek sevgilisi Rana’nın yanına gitti. Rana ise, Karan kolunu Rana’nın omzuna atarken gözlerini dikmiş yanındaki kızlı erkekli grupla bize bakıyordu.
"Bugünün bir felaket olacağını söylemiştim!" dedi Aleyna'nın önündeki bardaktan bir yudum alırken. Yine boğazı yanmıştı Doğa’nın ama sinirliyken içmek gerçekten işe yarıyor olabilirdi.
Yanlarındaki bar taburelerine oturan Güney ve Barkın da birer içki istemişlerdi. İçerideki herkes yavaş yavaş kendi ilgilendikleri şeylere dönmeye başlamışlardı. Yanında oturan Güney bardağından bir yudum aldıktan sonra bardağını geri koydu ve Doğa'yı çenesinden tutup ona bakmasını sağladı. Ardından eliyle saçlarını alnından çekerek alnına baktı.
"Hala acıyor mu?" diye sordu. Kafasını hayır anlamında salladı.
"Güzel cevaplardı! Şimdi gerçek bir Hancı olmaya başlıyor olabilirsin!" dedi ve mimik oynatmadan önüne döndü.
Güney Doğa'yı söylediği cümleyle şoka sokmuşken Doğa mutlu mu olacağını anlayamamıştı. Onların bu sevgi dolu hallerini gören kişi ise Karan'dı. Rana Karan'a Karan ise Doğa'ya bakıyordu. Anlayamadığı bir sinir Karan'ın içini kaplamıştı.
Sebebi belki Doğa belki de Güney'in mutlu olmasıydı. Kendisi de karar verememişti. Mutlu olmasını istemediği Güney'in canını yakmak için adeta kullanmaya başladığı Doğa denilen yetimhane gülüyle tam bir sevgi çemberi içinde gibi gözükmesi git gide sinirine dokunmaya başlıyor olmalıydı. Böyle düşünüyordu Karan. Üstelik hepsi de göz boyamak içindi, Güney'i herkesten iyi tanıdığına emindi.
Karan'ın bakışlarının odak noktasının Doğa olduğunu gören Rana ise Doğa'dan artık nefret etmek için bir sebep bulmuştu. Karan'la olan ilişkisini zor bela kurmuş, onu kaybetmemek için her dediğini yapmıştı ancak şimdi Karan, yetimhaneden gelen bu sonradan görme kıza bakıyordu.
Cılız bedeniyle aynı bir çöpe benzediğini düşündü Rana ve yüzünü buruşturdu. Tekrar Karan'a bakacakken Doğa'nın gözleriyle gözleri buluştu. Göz dağı vermek adına kafasını iki yana salladı Rana. Doğa'nın gözlerini kaçırmasını umarken Karan'ın sinirli bakışlarının altında kaldı.
"Senden dün istediğimi beceremedin! Şimdi ise Doğa ile bakışıp tehdit edici şekilde gözlerini ona mı odaklıyorsun?" dedi Karan Rana’ya.
Rana yeniden Doğa'ya baktı ama Doğa artık oraya bakmıyordu. Yanında oturan kişilerle konuşuyor ve gülümsüyordu.
"Sana yaklaştığını görürsem canınızı yakarım Karan! Yetimhane gülünün solmasını sağlarım! Kimse benim olana dokunamaz!" dedi Rana dişlerini sıkarak Karan'a bakarken. Karan bunun üstüne Rana’nın dudaklarına yapıştı.
Tam o sırada Doğa omzunun üstünden onlara bakmaya başladı ve gördüğü manzara karşısında şaşkına düştü. Böyle şeyleri burada normal karşılıyor olmalarına mı şaşırıyordu bilemedi. Kimse bakmıyordu çünkü... Ya da insanlar Karan'dan korkuyordur diye düşündü ama sonra fark etti. Kendi dar görüşlü adı verilen çevreden çok uzaktı. Buradaki herkes böyle şeylere alışıktı. Oysa kendisi biriyle öpüşmenin nasıl hissettirdiğini asla bilmiyordu.
Önüne döndü ama Karan Rana’nın dudaklarından ayrıldığında ilk baktığı yer Doğa'nın oturduğu yer olmuştu ve onu kafasını önüne çevirirken gördü. Saçını yaptığı at kuyruğu sırtında sallandı Doğa'nın. Kaşlarını çattı Karan, sanki içinde yabancı olduğu bir duygu midesinde tepinmeye başlamıştı. Doğa'nın tetiklediği Güney'in gülümsemelerine sebep buldu Karan ve bu duygunun üstüne fazla gitmeden Rana ile birlikte deri koltuklardan birine oturdular
Bardağından bir yudum daha alırken gülümsedi Karan. "Çok eğlenceyiz Doğa Hancı" diye geçirdi içinden...