GELİYORLAR

1100 Words
"Sen benim sevdiğimin olduğunu bilmiyor musun baba? Ben nasıl olur da onu aldatıp başka birine bakarım, hem de dul birine? Kadın hamileymiş, kocası da yeni ölmüş! Böyle birine kim göz koyar ki, özellikle bu kız Zirkanlıların pis kanını taşıyorsa kim onu kadın yerine koyar?" Abim şu an ağır konuşuyor olsa da onu düzeltmeyecektim. Ben hâlâ abime atılan iftirada takılı kalmıştım. Öyle bir durumdayız ki bu iftirayı bile düşünecek vaktimiz yok, abim bir an önce gitmeli. "Her şeyi bırakın artık! Bak baba, abimin bir an önce bu toprakları terk etmesi gerek! Abi, bu işin sonunda ne olacağını bile bilemezken bu kadar emin davranıp kendini riske atamazsın!" Neden kimse benim gibi düşünmüyor bu konuyu? Herkes çok rahat, sanki bu işin sonunu onlar bilmiyor gibi. Ama onlar benden iyi bilir, sadece susuyorlarsa bir sebep olmalı. Yoksa her şey benim düşündüğüm gibi değil miydi? "Bilmediğin şeyler var töreye dair kardeşim, o yüzden ben kaçarsam başkaları bunun bedelini ödemek zorunda kalır. Zaten beni öldürmeyi gerçekten kafalarına koyarlarsa onları kimse tutamaz, yurtdışına gitsem bile bulurlar beni!" Bizim şu an hiçbir yolumuz yok muydu yani? Ayrıca ne gibi bir bedelden bahsediliyor, abim yokken bunun cezasını kime kesebilirlerdi ki? Gerçekten her şey bildiğimi düşünürken hiçbir şeyin farkında değildim o an, ya da anın etkisiyle böyle olmuştum "Oğlun bu işin sonunu düşünmeliydi abi, Azad düşünmeden yaptığı şeyin bedelini ödeyecek! Ama bu ölüm olmamalı, başka bir yol bulmamız gerek." O kadar öfkeliydim ki gözüm abimin belindeki silaha kaydı. Hiç düşünmeden abime yaklaşıp o silahı çektim ve amcama tuttum. Biz ne haldeydik, onlar neler düşünüyor! Sırf abimi silmek için ellerinden geleni iyi yapan bu adamı öldürsem bile haklıydım! Herkes bana dönerken öfkeli gözlerimi amcama diktim. "Bana bak! Benim babam senin niyetinin ne olduğunu bilmese bile biz biliyoruz, sırf ilerde oğlun ya da sen ağa olasın diye benim ağabeyim ölmeyecek! Ben senin nasıl bir düşünceli olduğunu biliyorum, ama sana bu fırsatı vermem! Eğer tek bir kelime daha edersen beyninde bir boşluk bırakırım!" Süleyman ayağa kalkarak babasının önünde durdu. Ne sanıyor, onu vurmayacağımı falan mı? "O silahı hemen bırak ve amcandan özür dile! Aklını mı kaçırdın sen kızım? Amcan buraya yardım için gelmişken nasıl böyle bir terbiyesizlik yaparsın?" Babamın ne söylediğini bile dinlemedim, benim şu an odak noktam amcamın önünde duran Süleyman'dı. Abim bana yaklaşmaya çalıştığında elimle dur işareti yaptım, ne kadar sinirli olduğumu bildiği için de durmuştu. "Seni bu saatten sonra almayacağımı bildiğin için mi bu kadar coştun babama karşı? Sen belli ki orada kirlenmişsin, abin de namusunu temizlemeye çalışmış! Ben eksik bir kız istemem karı diye! Amca, sana saygım var ama... Ben bu konu için size yardım etmem, çocukların ne halt yediyse beraber temizlesin! Ya da birinden biri ölsün ki dava kapansın!" Onunla evlenmek istediğimi düşünmesi gerçekten şaka gibi. Onu hemen şimdi burada vurabilirdim, ama abim bir anda elimdeki silahı çekip aldı. O da aynı şekilde silahı Süleyman'a tuttu. "Lan orospu çocuğu! Eğer ben öleceksem senin gibi dinsizi yanımda getirmez miyim? Lan sen o göte benzeyen suratınla benim kardeşime nasıl posta koymaya çalışırsın? Zaten Selvi yıllardır bana yalvarıyor, beni o Habeş maymunundan kurtar diye ağlıyor her gün! Benim kardeşim temiz, namuslu! Birde kendine bak, zina çocuğu! Baban anneni zorla sikti de anca öyle kan davası çıkmasın diye evlendiler, zinadan doğduğunu unuttun mu lan?" Süleyman'ın rengi iyice atarken babası yanına geçti, ikisinin de bu iğrenç suratı beni az da olsa mutlu etmeyi başarmıştı. Birinin onlara sandıkları kadar onurlu olmadığını göstermesi gerekirdi. "Abi, sen oğlunun söylediği sözleri duymaz mısın? Bak, kardeşine ve yeğenine neler söylüyorlar!" Babam sanki bir anlığına donmuştu, donuk gözlerini ilk bize dikti, ardından da amcama ve yeğenine. Sesi öyle keskindi ki ben bile şaşırmıştım. "O piçini de al ve hemen defol git buradan! Biz bu sorunları halledene kadar gözüme görünmeyin! Süleyman, bu derdimden kurtulduğum zaman bu sözleri sana yedirmesini bilirim! Ben seni adam sanmıştım, ama sen... Az önce ettiğin tüm lafların bedelini ödeyeceksin!" Babamın söylediği sözlerle gözlerim doldu. Bizi ilk kez bu adilere karşı savunuyor, ama çok yanlış bir zamanda. Çünkü birazdan abimin... Bunu düşünmek ne kadar acı verici olsa da birazdan abimin yanımızda olacağı bile belli değildi. İlla birimizi kaybetme noktasındayken mi değerimizi bilecekti? "Sen az önce oğlunun söylediklerini duymadın mı amca? Anamın namusuna laf attı, babamın..." "Siktirme lan namusunu! Azad yalan bir şey mi söyledi az önce? Senin zina çocuğu olduğunu bilmeyen yok buralarda. Sen ananın olmayan namusunu gelip burada savunurken benim kızıma laf atmaya utanmıyor musun lan?" Bu sözleri gerçekten benim babam mı söylüyor? Tuhaf olmuştum, sanki ilk defa onun sevgisini hisseder gibi. Azad abim bana dönüp tebessüm etti, ama yüzünde bir karamsarlık. O da benim gibi biraz sonra ne olacağını bilmediği için düşünceli. "Abi, senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Biz sana buraya destek olmak için geldik, ama senin bu dediklerin kabul edilemez!" "O zaman kabul etmeden defol lan. Benim evladım söz konusuyken sizin konuşmalarınızı dinleyemem! Siktir olun gidin, hem de bir an önce!" Süleyman anında nefret dolu bakışlarını bana çevirdi, onu kışkırtmak için gülerek baktım yüzüne, gerçekten de deliye dönmüştü. Amcam babama hiçbir şey söylemeden oğluna işaret etti ve beraber odadan çıktılar. Birkaç kişi kalmıştık içeride, hiç kimse yorum yapmadan düşünüyor, ne düşündüklerini ben bile bilmiyorum. "Baba, ölmeden önce senin bizi savunduğunu gördüm ya, artık gözüm açık gitmem. Kardeşim ve anam sana emanet, ben o adamı öldürürken sonumu düşünmüştüm, inan ki hiçbir şey koymaz bana!" Ölüm lafını duymak istemiyorum, hiç istemiyorum hem de! Gözlerimden akan yaşı elimin tersiyle sildim, babam abimin yüzünü ellerinin arasına aldı ağlayarak. Onu ilk defa ağlarken görüyorum, evladını kaybetme korkusu belki de onu böyle yapmıştı. "Ölüm yok oğlum, ben buna müsaade etmem. Sen buna izin verir misin Selvi?" Bunu bana dönerek sorduğunda ne diyeceğimi bilemedim. Neden odada o kadar kişi varken bana sormuştu ki? Bunu anın duygusallığı sandım, çünkü benim elimden kolay kolay bir şey gelmezdi böyle bir durumda. Yine de başımı evet anlamında salladım. "Abi, sana kimse dokunamaz, seni kurtarmak için elimizden geleni yaparız!" Babam anlamadığım bir şekilde duyduklarından memnun olmuştu, tebessüm ederek abime baktığında abim bir anda başını olumsuz anlamda salladı. "O aklındaki düşünceleri bir an önce sil baba! Hayır, ben böyle bir şeye asla izin vermem! Beni kurtarmak için yanlış bir şey yaparsan o zaman..." "Sus Azad, o kadar karışıklığa sebep olduktan sonra sesini keseceksin! Kardeşin bile seni koruma derdine düşmüşken sen bencillik yapamazsın!" Abim neye hayır diyor, babam ne anlatıyor böyle? Benim bilmediğim bir yol mu vardı? Daha benim bir şey sormama vakit kalmadan dışarıdan korna sesleri gelmeye başladı. Bu bir arabanın kornası değildi sadece, kalabalık bir korna sesiydi, sanki düğün konvoyu gibi... Aklıma gelen düşünceyle korku içinde salonun balkonuna çıktım, abim ve babam da beni takip etmişti. Yaklaşık yarım kilometre öteden onlarca araba konvoy yapmış bir şekilde geliyordu, geldikleri nokta ise direkt olarak bizim konaktı! "Geliyorlar..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD