KAN BEDELİ

1008 Words
Onlar konağa girmeden biz girişte karşılamıştık. En başı çeken öfkeli ağamız olmuştu. Semih'in ve Sinan hocanın babası Hüseyin ağa tam karşımızda dikiliyor, babam da onun karşısında dikildi oldukça cesur bir tavırla. "Buraya neden geldiğimi biliyorsun Veysel Ağa! Şimdi beni yormadan o şerefsiz oğlunu hemen önümüze at, bence onun kanını hemen senin gözünün önünde dökeyim!" Öfkeyle öne doğru bir adım attım abimi savunmak için, ama babam bir anda kolumdan tuttu. Ona döndüğümde susmamı işaret etti gözleriyle. Sakin bir şekilde geri ağaya döndü. "Ben de size verecek oğul yoktur! Senin oğlun töreler gereği ölmeyi hak etmiş! Benim kızımın namusuna göz dikerek bunu göze almış olmalı, oğlun bile ölümü göze almışken sana ne oluyor be adam?" Hüseyin ağa öne doğru bir adım attığımda bizim arkamızdaki adamlar da onlara doğru adım attı. Şu an bir güç gösterisi var ortada, kimin kazanacağı da belli değil. Tek bildiğim şey abimi bu adamlara teslim etmeyeceğimiz. Abim de bizimle beraber dışarı çıkmak istemişti o arabaları görünce, ama babam kendisine engel olmuştu. Başına da iki adam dikmişti abim kaçmasın diye, yoksa kimse onu zapt edemez. Sırf öfkesini boşaltmak için bu adamın karşısına dikilirdi! "Sana ne dediysem onu yap ağa! Sakın bana böyle şeyler söyleme! Senin oğlun benim kızımın etrafında dolanmaya çalışıyormuş, benim oğlum da buna engel olmaya çalışınca öldürmüş onu! Önemli olan senin söylediklerin değil, benim iddia ettiklerim! Şimdi bunu kabullen ve bana o şerefsiz oğlunu ver hemen!" Demek ki oğlu ölür ölmez onun yasını tutmak yerine intikam almak için iftira atmayı tercih etmişti. İki saatte hem oğullarını bırakıp buraya gelmişti, hem de bir yalan uydurmuştu. Bu adam belli ki sandığımızdan tehlikeli, intikam için gözü kör olmuş adeta. "Sen de bilirsin ki bu bir iftiradır! Senin oğlun bizim canımızı yakmaya çalışmasa böyle bir şey de olmayacaktı. Ama belli ki sen her şeyi kılıfına göre uydurup gelmişsin buraya, bizden de bir can istiyorsun!" Adamın yüzünde acı ile öfkenin karışımı bir ifade vardı, ona baktıkça midem bulanıyor sanki. Başını olumlu anlamda salladı kendinden emin bir tavırla. Sanki oğlu değil de köpeği ölmüş gibi davranıyordu, gerçi o şerefsizin de köpekten farkı yok! "Aynen öyle, benim canım gittiyse senin de canın gidecek! Şimdi bana istediğim canı ver, yoksa..." Adam daha sözlerini tamamlayamadan babam bir anda koluma yapıştı, ben ne olduğunu anlamadan beni onun önüne atar gibi itti. Yere düşünce dizlerim acımıştı, başımı kaldırarak karşımdaki adama baktım. Hüseyin ağa nefret ve şaşkınlık içinde yüzüme bakıyordu. Yüzümü ondan çevirip bu kez babama baktım, sanki gözü beni görmez gibiydi. "Can istiyorsan bunu alacaksın! Bu iş kan davasına dönmesin, sana oğlunun kan bedeli olarak kendi kızımı veriyorum! Artık sen mi alırsın nikahına, oğlum mu bilmem!" Babamın söylediği sözlerle şok olurken hiçbir şey diyemedim o an. Sadece neden böyle yaptığını düşünüyordum. Bir anda aklımda az önce konuştuklarımız canlandı. Babam beni harcamayı çoktan göze almıştı, az önce de bana bunu sormuştu fark ettirmeden. Abimin canı için her şeyi yapıp yapmayacağımı öğrendikten sonra beni atmıştı başından. Abim hayır dediğinde anlamam gerekirdi ters bir durum olduğunu, ama ben anlamamıştım. "Baba... Yapma ne olursun! Beni bu adama teslim edersen sonumun ne olacağını bilmiyor musun?" Babam eski haline geri dönmüştü o an. Sadece bir anlığına bizi seviyor sandım içeride, ama şimdi gerçek yüzü tekrar gün yüzüne çıkmıştı. "Sana az önce abin için her şeyi yapıp yapmayacağını sormuştum! Eğer onun yaşamasını istiyorsan kendini feda edeceksin! Başka çaremiz yok, sana uygun bulduğumuz kaderi yaşayacaksın!" Beni bir çöp gibi bu adamın önüne atması çok canımı yakmıştı, gözyaşları içinde başımı salladım. Bu yaptığı şey gerçekten de insanlığa sığmaz! "Baba..." "Sesini çıkarma ve onlarla beraber git! Sakın geri döneyim deme, ya da sakın onlara karşı yanlış yapma. Başka çaremiz yok, abinin yaşaması için... Senin yaşarken ölmen gerekiyor!" Ne kadar basit geliyordu bu sözler onlara? Benim ne kadar değersiz olduğumu bir kez daha gözler önüne sermişti, bu kez herkesin önünde yapmıştı bunu. "Bana layık göre göre namussuz kızını mı gördün Veysel Ağa? Olmadı bu iş, ben illa ki oğlunun kanını istiyorum!" "Ben sana vereceğimi verdim, eğer almam diyorsan kan davasını sonlandıracaksın, hem de başlamadan! İstersen kan parası veririm, hangisi işine gelirse. Ya kızımı alacaksın, ya da parayı. İkisi de olmaz diyorsan boş gideceksin bu evden!" Daha fazla insanların yüzüne bakacak cesaretim kalmadığı için başımı eğdim. Acı içinde gözlerimden yaşları akarken babamın beni bu kadar çabuk harcamasını hazmetmeye çalışıyordum hâlâ. "O zaman kızını hemen şimdi alıyorum! Nikah kıyıp kıymayacağımı daha sonra düşünürüz! Sakın buna laf etme, yoksa oğlunu tenha bir yerde öldürmeden durmam!" Bu alenen benim namusuma edilen bir laftı, en azından buna tepki vermesi gerekirdi babamın. Adam benim üzerimde deneme testi falan mı yapacaktı yani? Olacakları düşündükçe yüreğim yanarken babam hiç umursamadan kabul etti teklifini. "Yeter ki benim oğluma ilişme, cenazeden sonra nikahınız kıyılır ama. Şimdi götür, bir hafta sonra onun nikahına alacaksın!" Beni yaşlı bir adama kuma olarak veriyor babam, bunu yaparken de hiç düşünmemişti. Muhtemelen böyle bir şey yapacağı için abimi sıkı sıkı tutuyordu, engel olmasını istemezdi sonuçta. Benim de abim için mecbur kalıp kabul edeceğimi anlamıştı, o yüzden bu kadar rahat. "Cenaze bittikten sonra sakin kafayla da düşüneceğim bunu, kesin kararı o zaman veririm. Yine de oğlun cezasını çekecek bir gün, bugün olmazsa yarın! Kan çözüm olmasa bile, onu daha kötü hale getireceğim!" "Tehdidine devam etme Hüseyin Ağa, hem benim oğlum..." "Sakın bana o lanet oğlunu savunmaya çalışma! Onunla daha sonra elbet hesaplaşırız! Şu kızı arabanın bagajına yükleyin, ailesi onu bize verdiğine pişman edene kadar canını yakacağız!" Bu sözlerle kanım donarken babama döndüm tekrar, bir umut bekliyordum beni onların elinden almasını. Tamam, abim ölmesin, ama ben de ölmeyeyim! Adamlar kolumdan tutup beni yerlerde sürükleyerek arabanın bagajına doğru ilerlerken sesimi bile çıkaramadım. Beni kendi öz babam koruyamıyor, ben konuşsam ne olacak? Buralarda kadının sesi yükselse kaç yazar? Adamlardan biri beni hızlıca bagaja doğru atarken hiç karşılık vermedim, yaptığım tek şey acı içinde ağlamak olmuştu. Bagajın kapağı yüzüme doğru kapanırken gözlerimi yumdum. Birkaç dakika sonra araba çalıştı. Nefes almakta zorlansam da kendimi tutmaya çalıştım. Yol kısa sürecek, her şey birazdan bitecek. Belki de tüm bu yaşadıklarım bir rüyadan ibaret, belki her şey az sonra bitecekti. Bunun hayalini kurdum aklımdan, yoksa kafayı yerdim. Muhtemelen bu acılarımın başlangıcı, ben her acıda yaşadıklarımı hayale vurarak ayakta durmaya mı çalışacaktım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD