Ölmüştü... Bana tecavüzde bulunmaya çalışan adam ölmüştü...
Böyle birinin yaşayıp yaşamaması mühim değil. Ama o benim öğretmenimin kardeşiydi. O bile sorun değil, bizim yıllardır nefretten ötürü iş dahi yürütmediğimiz insanların aşiretinin varisiydi bu adam.
Zirkanlı aşiretiyle başımız çok büyük belada. Adam olay yerinde vefat ederken abimle ben kaçmıştık oradan. Kamera kayıtları silinmiş, o içerideki adamın da konuşmayacağını biliyoruz. Zirkanlı aşireti bizi hapse tıktırmak yerine kanımızı dökmeyi tercih eder muhtemelen.
Aslında haklı olan bizdik. Bizim buralarda bir kıza yan gözle bakmanın bedeli canla ödenir. Ama biliyorum ki bir şekilde olay bize patlayacak. Kamera kayıtları silinmiş, o adam da bizi korumayacak. Biz gerçekten yanmıştık, ama abim bu durumu kabul etmiyor bir türlü.
"Boşuna bu kadar çok korkuyorsun, bir şey olmayacak! Bak, o piç sana dokunmaya çalıştı. Ben doğru olanı yaptım, keşke bir tane de o sikik beynine doğru sıksaydım!"
Arabayı büyük bir hızla konağa süren abime döndüm, onun bu kadar soğukkanlı oluşu gerçekten ürpertici. Ben diken üstündeyken kendisi olayın ciddiyetini dahi kavrayamıyor.
"Sen olayın farkında mısın abi? Ağa oğlu vurdun sen! Bize tacize dair bir şey sorsalar ne diyeceğiz, ne kanıt var elimizde? Üzerimde bir burgu mu var, kamera kaydı mı var, ya da bir şahit? Biz kelimenin tam anlamıyla bittik ve sen bunu fark etmiyorsun bile!"
Deliye döneceğim artık, bu korku beni çıldırtıyor. Abim ise umursamamaya devam ediyor. Bana sinirle bakıp direksiyona vurdu hızla.
"Yeter artık Selvi! Orada benim kardeşime dokunmaya çalışıyor biri, ben oturup hapis ya da ölüm mü düşüneceğim? Lan sana ya da ailemden birine yamuk yapan olursa ben zaten ölürüm! O yüzden böyle ölmeye razıyım, en azından bir piçi cehenneme yolladım! Sus artık, ben sonuçlarına razıyım!"
Ölüm kelimesi nasıl bu kadar kolay çıkıyor ağzından? Benim düşünmeye dahi cesaret edemediğim şeyi abim nasıl bu kadar rahat dile getiriyor?
"Abi, eğer sana bir şey yaparlarsa... Asıl ben o zaman ölümü göze alırım! Ne olursun böyle konuşma, mantıklı bir yol bulmak zorundayız!"
Konağa çok az kalmıştı. Muhtemelen ben şimdiden babamlara uçmuştu, bizi gerçekten büyük olaylar bekliyor! Abim kararsız bir şekilde uzaktan kendini belli eden konağa baktı.
"Merak etme, bir yolunu bulup kurtulacağız bu durumdan. Sen bunu sorun etme, önemli olan senin iyi durumda olman."
Abim bu durumdayken benim iyi olmam nasıl mümkün olabilirdi ki? Bu durumdan kurtuluş yok, varsa da bayağı bir düşünmemiz gerekecek.
Konağa vardığımızda arabadan indik. Adamların bize olan bakışından belli oluyordu haberin uçtuğu. Abime doğru yaklaşıp koluna girdim beraber konağa ilerlerken.
Gözümden yaş akıyordu korkudan, bu işin sonunun nereye bağlanacağını bilmiyorum çünkü. Her şey benim yüzümden olmuştu, bunun farkında olmak çok daha can acıtıcı.
"Sen salona gelme, muhtemelen babam her şeyi biliyor ve benimle konuşmak isteyecek. Sen böyle bir konuyla uğraşma, odaya geç ve sakinleşmeye çalış!"
Az önce az kalsın tecavüze uğruyordum, ama ben şu an abimi düşünmek zorundayım. O yüzden az önce olanları bir süre kenara bırakıp bu travma etkisini daha sonra yaşamak zorundayım.
"Bende seninle geleceğim. Tüm bunların sorumlusu benim, benim yüzümden başını belaya soktun. Her daim yanındayım abi, asla yalnız değilsin!"
Abim sinirle baktı bana. Bu konuyu tek başına halletmek istiyor, ama ben ona bırakmam bu konuyu.
"Sakın O şerefsizin yaptığı şeyden dolayı bir daha kendini suçlama! O ölmeyi hak eden biriydi, ama çok şükür bana nasip oldu. Şimdi sus ve odaya geç, babam veya o şerefsiz Süleyman yan yana oturuyor olmalı. Eğer o ve amcam oradaysa babamı doldurmaya başlamışlardır şimdiden, senin öyle bir yerde durup konuşmanı istemiyorum."
Allah o Süleyman'ı da, amcamı da kahretsin! Hepsinden nefret ediyorum, Allah belalarını versin!
"İşte bu yüzden yanında olacağım," dedim ve hiç düşünmeden abimin kolundan sıyrılıp kapısı kapalı salona geçtim. Abim arkamdan seslense de duymazdan geldim ve herkesin içine daldım aniden.
İlk karşılaştığım yüz tam karşımda öfkeyle oturan babamın yüzü oldu. Sinirli bir halde bakıyor bana. Bir yanında amcam, diğer yanında da şerefsiz Süleyman. Benim ardımdan abim de içeri girdi ve yanımda durdu. Babam abimi görür görmez hızla ayağa kalkıp üzerine yürüdü.
"Lan sen nasıl yaparsın bunu, bu işin sonunu hiç mi düşünmedin? Sen hem kendini hem de ailemizi yaktın lan! Bittik biz oğlum, bittik!"
Babam abimin üzerine yürüyünce amcam onu kolundan tutup durdurdu.
"Dur Allah aşkına be abi. Çocuğun belki de mantıklı bir açıklaması var, neden hemen saldırıyorsun? Bir dinleyelim neler olduğunu!"
İçinden bu olaylardan dolayı mutlu olmuyorsa hiçbir şey bilmiyorum. Amcam muhtemelen en büyük rakibini kaybedeceğini düşünüp mutlu oluyor, ama buna izin vermeyiz!
"Bunun mantıklı açıklaması mı olur? Zirkanlı aşiretinin ağasının oğlu ölmüş, hem de benim oğlum öldürmüş. Bittik biz, kan davası başladı artık! Oğlumu alacaklar lan elimden, onun da kanını akıtacaklar lan!"
Bunu düşününce gözümden yaşlar aktı. Babam deliye dönmüş bir halde etrafta geziniyor. Tek oğlunu kan davasına vermeyi kim ister, hem de göz göre göre?
"Baba, o piç kardeşime tecavüzde bulunmaya çalıştı. Ne yapsaydım? Oturup onları mı izleseydim, ne istiyorsunuz benden? Eğer cezam ölümse razıyım, ben yanlış bir şey yapmadım!"
Herkesin gözü bana çevrildi bu kez. Onların bakışlarıyla başımı yere eğerken ne düşündüklerini biliyordum. Muhtemelen beni kirlenmiş sayıyordu hepsi, sözlüm sayılan Süleyman da.
"Ulan kardeşini bırak gel mi dedim sana? Ama öldürmek ne? Sakat bırak, yarala, ama öldürmek nedir oğlum? Sen hepimizi yaktın, bitirdin bizi!"
Gözümden yaşlar süzülürken aklımdan planlar yapıyordum. Abim masum, hak edilen şeyi yaptı. O yüzden ona bir şey olamaz, olmamalı.
"İki yol var baba. Ya abim kaçacak buradan, yurtdışına gidip yeni bir hayat kurarak gözden kaybolacak. Ya da Süleyman'ın annesinin aşiretiyle bir olup Zirkanlı aşiretinin gözünü korkutarak geri çekilmelerini sağlarız. Zor, biliyorum. Ama kimse iki büyük aşireti karşısına almak istemez. Eğer yengem abisiyle konuş-"
"Yok, o işi yok sayın siz! Benim karımı bu işe katmayın sakın! Olmaz abi, bu iş olmaz!"
Amcam tahmin ettiğim gibi buraya köstek olmaya gelmiş, bu yaptığı şeyle net bir şekilde sergilemişti bunu.
"Aynen öyle, bunların yardımını istemiyorum ben. Buradan da kaçmam. Ben haklıyım, o yüzden hakkımı ararım. Baba, onlar suçluyken neden biz bir yol arıyoruz? Bilmezler mi ki bu topraklarda kadına bir el değerse ya kırılır, ya o can alınır!"
Ah abi, hâlâ olayın ciddiyetini anlamıyor. Babam gerçekleri yüzüne haykırana kadar hiçbir şeyin farkına varmamıştı.
"A benim salak oğlum! Olay örtbas edilecek, tüm suç sana kalacak! Az önce bize gelen haberde senin onun dul bacısına dolandığını bu yüzden de senin onu öldürdüğünü söylediler! Hem namussuz ilan edildin, hem de katil! Sen tamamen bittin, bizi de bitirdin!"
Olmayan şeyi varmış gibi göstermelerine hayret ederken kısa sürede nasıl böyle bir dedikodu yayıldığını anlamaya çalışıyordum. Zirkanlı aşireti böyle bir durumda bile kendilerini aklamak için kuvvetli bir oyun oynamıştı, onlar gerçekten de çok tehlikeliydi!