ASIRLIK KURŞUN

1254 Words
Okul kıyafetlerimle isteme günüm için hazırlık yapmak gerçekten de çok tezat duruyor. Ben öğrenciyim aslında, ama kendime evlilik hazırlığı yapıyorum, bu ne kadar acınası bir durumda olduğumun özeti. "Ben karşıdaki dükkana gidip geleceğim bacım. Sen o sırada şu dükkandan nikah tepsini al. Eksik başka ne var?" Eksik yoktu, her şey ayarlanmıştı, istemede giyeceğim elbise dahil. Karşıdaki dükkanın tabelasına bakmak bile canımı sıktı. Zirkanlı yazısı düşman gibi geliyor gözüme. "Başka eksik yokta... Başka bir dükkan bulamaz mıyız abi? Ben bu Zirkanlı denen soysuzlara para kazandırmak istemem." Sinan denen öğretmen bozuntusundan nefret ediyorum. Onun aşiretine kazandıracağım üç kuruş bile gözüme batıyor. "Başka yer bulmak çok zor şimdi bacım. Bu aşireti bende sevmem de, mecbur işte. Beş dakikaya geleceğim, Rasim amcadan emanetimi almam lazım." Abimin emanet dediği dededen kalma bir tabanca. Çok eski ve değerli, ama daha bir kurşun dahi sıkılmamış. Evet, bu değişik geliyor insana. Ama nedense o tabancayı daha önce kimse ateşlememiş. Abim de onu ateşlemez, babam çok kızar. Onlar için bu sessiz bir gelenek gibi, sadece yanında taşınacak saçma bir tabanca! Yine de sıkılmasa bile tabanca taşıması pek hoşuma gitmiyor. Abim bu gereksiz tabancayı temizlemesi için babamın eski ahbabına vermişti silahı, şimdi de geri alacaktı. "Yıllardır kullanılmıyor, bir işine de yaramıyor. Sırf yadigar dendiği için işe yaramadığı halde temizletip duruyorsunuz. O tabancayı bırakın artık abi, daha ateş bile edilmeyen şeyden kime ne fayda gelir?" Abim alay eder gibi gülüp arabaya yaslandı. Ardından Rasim amcanın dükkanına baktı. "Sanırım sen o tabanca elindeyse kullan demeye çalışıyorsun. Ee, kimi vurayım ilk başta?" Abimin lafıyla büyük bir şok geçirdim. Hiç düşünmeden koluna vurdum yavaşça, bunun şakası bile kötü. "Bir günde beni alaya alma be adam! Ben burada ciddi bir şeyden bahsediyorum, o yüzden sende ciddi ol biraz! O tabancayı babama teslim et artık. Babam gibi bir kıro olmak yerine beyefendi olmayı seç mesela." Abim hani televizyonlarda olur ya, çok yakışıklıdır ama farkında değildir, aynı zamanda çok centilmen bir adamdır, aynen öyleydi işte. Yıllardır spor salonundan çıkmıyor, uzun boylu, yapılı ve çok yakışıklı... Öz abim olduğu için değil, gerçekten böyle düşündüğüm için hayran oluyordum ona. Kübra abla, yani sevgilisi gerçekten böyle bir adamla olduğu için şanslıydı. Gülünce bile gamzesiyle parlıyor yüzü sanki. "Yine de babaya öyle denmez prenses. Ama o tabanca benimdir, veremem kimseye. Zaten süs olarak taşıyorum bende, 40 yıldır kimsenin ateş etmediği tabancayı ben mi kullanacağım?" Bunu duyunca tebessüm ederek kendisine sarıldım ve geri çekildim. Ben ne desem boş, onun için bu silahı muhafaza etmek çok önemli çünkü. "Tamam, ama çok sürmesin olur mu? Hadi abi, ben tepsiyi alıp arabaya gelirim, ya da sen gelirsin." Daha fazla oyalanmamak için hızlı adımlarla dükkana ilerledim. Abimin arkamdan baktığını biliyorum, dükkanın kapısından ona döndüğümde bana el salladı ve o da Rasim amcanın dükkanına girdi. Tam dükkan kapısından içeri girip önümü dönmüştüm ki biriyle çarpıştım. Düşmemek için ona tutunduğum sırada anladım yapısından erkek olduğunu. Şaşkın gözlerimi ona çevirdiğimde gördüğüm kişiyle bir an afalladım. "Sen ne geziyorsun burada be adam? Hem sen ne ara..." Ne saçmalıyorum ben tam olarak ya? Sinan denen adamın babası bu dükkanların sahibi, asıl benim burada ne işim var? Ama bu adam ne ara üstüne değişmişti ya? "Okul biteli bir saat oldu. Ne ara konağa gidip üstünü değişip çıktın dışarı be?" Sinan hoca bana alay eder gibi güldü. Bu adamdan nefret ediyorum ve koca bir sene boyunca bunu saklama girişiminde bulunmamıştım. Okul hayatının ilk yılıydı ve tüm öğrencileri bezdirmeyi başarmıştı. Pis mahlukat! Bu gülüşünü gördükçe midem bulanıyor. "Sinan değil fıstık, ben Semih. Sinan'ın ikiz kardeşiyim. Peki ya sen kimsin?" Sinan'ın ikiz kardeşi olduğundan haberim yoktu. Açıkçası bilindik bir aşirete mensup olmasına rağmen onun o aşiretten olduğunu soyadını görünce öğrenmiştim. Kız kardeşi olduğunu biliyordum, ama bir kardeşi daha olduğundan haberim yok. Sanırım kardeşi de kendisi gibi gevşek biri! "Kimsem kimim, sanane be! Siktir git önümden, işim gücüm yokmuş gibi seninle uğraşamam." Yanından geçip gitmeye yeltenince bir anda kolumdan tuttu. Ben ne olduğunu anlamadan beni içeri doğru çekti ve tezgaha yasladı. Her ne kadar şok olsam da yüzüne öfkeyle baktım korktuğumu düşünmesin diye. "Benimle düzgün konuş ufaklık, yoksa o güzel canını yakarım. Ah, sen böyle ters davrandığına göre kardeşim çoktan canını yakmış olmalı. Söylesene, kırığı mısın onun?" Kırık? Beni onun sürtüğü sandığını anladığım an öfkeyle bacak arasına bir tekme savurdum. Onu kendimden uzak tutmak için tek çarem o an oydu. "Siktir, puşt! Senin o şerefsiz kardeşin benim öğretmenim, aynı onun gibi boksun!" derken o bacak arasını tutarak küfür savuruyordu. Bunu söyledikten sonra hızla kapıya ilerledim çıkmak için. Bu adamdan kaçıp uzaklaşmak en doğrusu olacaktı. O an bu durumun ne kadar ciddi olduğunu idrak bile edemedim, aptal gibi salınarak çıkmaya çalıştım dükkandan. Ben daha çıkamadan bir el ensemi kavrayarak beni kendine çekti ve ağzımı kapattı. Bana bağırma ya da bir tepki verme fırsatı sunmadan dükkanın ilerisine sürükledi. Bağırmaya çalışıyor, ayak sürüyor olsam da hepsi faydasızdı. "Ne yapıyorsun sen Semih ağam, eğer baban bunu duyarsa..." "Hemen şu kameraları kapat, bende o sırada şu sürtüğün icabına bakayım. Madem kardeşimin kırığı değil, o zaman bir tadına bakayım. İyi ki ona ait olmamışsın, yoksa gerçekten üzülürdüm." Ne? Bu şerefsizin her sözüyle büyük bir şok yaşıyorum. Ondan uzaklaşmaya çalıştım ama beni yere savurdu. Daha ne olduğunu anlamadan geri üzerime kapatıp tekrar ağzımı kapattı. Elini ısırmaya çalıştım, ama yüzüme tokat atarak engel oldu bana. "Gel şunun eteğini sıyır, bir kontrol yapalım!" Nefret ettiğim adamın ikizi tarafından tecavüze mi uğrayacaktım? Çığlık atmaya çalışıyorum, ama fırsat vermiyor. Çaresizce ağladım, beni bıraksın istedim acıyla. Tamam, ona hakaret ettim, ama hak etmişti. Bu tecavüz için bir bahane miydi sanki? Adam bana doğru yaklaşmak yerine durdu. Ağlayarak ona baktı beni onun elinden kurtarması için, ama yok, hiçbir şey yapmıyor. "Ne yapacaksan kendin yap, ben dokunmam ağam. En iyisi gidip kameraları kapatayım, bu anları da sileyim. Sen belli ki başımızı yakacaksın bizim," diyerek yukarının merdivenlerinden çıkmaya başladı. Bağırmaya çalışsam da sesim çok boğuk çıkıyordu. Şerefsiz adam bana doğru eğildi ve boynumu öptü. ona vurmaya çalışsam da hiçbir şey etki etmiyor, her şey boş! Acıdan bayılacaktım sanki. Evet, beni öpmesi bile beni bayıltacak kadar büyük bir acı ve utanç sebebi. Gözüm acıdan kararırken koca dükkanın içini bir silah sesi kapladı. Gözlerim şok içinde açılırken üzerimdeki adam da aynı şekilde baktı bana. Eli gevşerken arkasına döndü, onun elinin gevşemesinden faydalanarak hızla geri çekildim ve onu üzerimden ittim. Abim... Onun öfkeyle bana tecavüzde bulunmaya çalışan adama baktığını görünce koşarak arkasına sığındım. Bir yandan korkudan ağlıyordum. Semih denen pislik sırtından vurulmuştu, bize doğru döndü gözleri irice açıkken. Abimin yüzündeki o ifade çok şeyi anlatıyor bana. Nefret, korku, tiksinti ve... Ve beni koruyamadığını düşünme... "Abi, daha fazlasını yapma. Hemen, hemen jandarmayı arayalım. Bu adamı bir an önce hastaneye yetiştirsinler, sonra... Sonra da..." Ne diyeceğimi unutmuştum. Elindeki tabancayı o adama tutmuş ve donmuştu. Korkuyla az önce düşen çantama bakmak için bir adım geri atmıştım ki silah sesi bir kez daha yankılandı kulağımda. Donup kaldım, şok olmuş bir şekilde arkamı döndüğümde o adamın kalbinden vurulduğunu gördüm. Şok olmuş gözlerle dizlerinin üzerine çöktü, adamın bu halini görünce korkuyla abimin önüne atladım. Hâlâ o donuk ifadeyle bakıyordu adama. Sanki gereken yapılmış gibi... "Abi, ne yaptın sen?" ben bunu söylerken arkamdaki piç yere devrilmişti. Lanet olsun, muhtemelen geberecek! Yıllardır patlamayan silah bugün benim yüzümden patlamıştı. Üstelik bu silah öyle birinin üzerine patlamıştı ki onunla beraber bizde vurulmuştuk. Abim henüz farkında değil, ama az önce attığı asırlık kurşun bizim kalbimizi delip geçecekti. "Abi... Sen az önce Zirkanlı aşiretinin varislerinden birini vurduğunun farkında mısın?" Sesim titredi korkudan. Bu olay yüzünden başımıza gelecek olan şeyleri düşünmek dehşet vericiydi. Abim nefret dolu gözlerini Semih'in bedeninden bana çevirdi. "Umrumda değil olacaklar. Benim kardeşime değen eli kırarım. Bu piç sana dokunmanın verdiği pişmanlığı yaşayamadan geberdi, tıpkı hak ettiği gibi!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD