“Sen ve Miles yatıyor musunuz?” diye sordu Ashleigh, pazartesi öğle tatilinde bao bun kamyonunun önünde beklerken. Tam o sırada limonatamdan bir yudum almış, kasadan fişimi almak için uzanmıştım. Ağzımdakini püskürtmemek için yüzümü son anda yana çevirmeyi başardım. “Ashleigh!” diye azarladım onu, tezgahtan uzaklaştırarak. “Ne var?” dedi. “Adam altmış yaşında falan. Onu şaşırtabileceğimizi sanmıyorum.” Düşünceli bir tavırla ekledi. “Tabii o da Miles'la yatmıyorsa.” “Miles'la yatmıyorum,” dedim ona. “Tamam, peki. Sinyalleri yanlış okumuşum demek ki.” Ses tonundan, buna zerre inanmadığı açıkça belli oluyordu. Fiş numaralarımız okununca yemeklerimizi tezgahtan alıp halk plajına tepeden bakan çimenlikteki piknik masalarına doğru yürüdük. “Sadece bir kere,” diye itiraf ettim. “Bir şeyler

