18. bölüm

2186 Words
0532.................... 56 yazıyor -Hadi ama , -Ben onları gördün mü diye elimden telefonumu bir an olsun düşürmedim. Bu şimdi olmadı:(( -Gerçekten Yavuz, -sesini duymayı çok özledim -Düşünüyorum ve biz seninle neyiz, -Bunu kestiremiyorum:((( -Seninle bir sonumuz var mı, bilemesem de, biz seninle tam olarak nerde başladıkta ben sabah akşam senin bir mesaj atmanı -bekliyorum:( 05....................... 82 yazıyor -Olmayacak duaya biz, ikimiz birlikte amin dedik -Sen sanıyor musun ben senin ne yazdığını merak etmiyorum -Mevzi başında gün ağarsa ya da vaktim olsa ve senden gelen mesajları okusam diye saat, sadise, gün tutuyorum -Başladık bir yerde de, neresi olduğunu bende bilmiyorum -Sonumuz hayır olsun:*))) 0532..................... 56 sizinle resim paylaştı  (Baci Lingerie) (Saksmavisi)  (Intimissimi) 0532.................... 56 yazıyor -Bunlarda diğerleri -Diğer aldıklarım -Seninle -Paylaşmak istedim:))) 05....................... 82 cevap yazdı -Of Efnan, offffff -Ben kime diyorum:Z -Acı yavrum bana -Özledim -İnan seni şu saatten sonra kimse elimden alamaz -Bu arada mavi dehşet olmuş -Tüm devrelerimin amına koydun, Efnan -Şimdi bekle de bu görev bitsin -Yaktın çıramı, kızım -Şırasıyla birlikte hem de... hgkjoıojıhdhbdb.....:)))) Bölüm kısa olduğundan diğer bölüm altta⬇️ 19.bölüm "Annem...." "Annem...." annemin seslenişine tıpkı onun gibi ses vermiştim. Buraya geldiğim günden bu yana kabul ediyorum yoğundum ve annemi ister istemez çok ihmal etmiştim. Şimdi sesini duymamla onu özlediğimi de anlamıştım. İş güç unutturmuştu. Firuze teyze de arkasından seslendi. Annem gönül koymazdı, biliyorum. Oysa burnumda tütüyordu. "O hayırsıza söyle aramasın, bir daha beni. Gerçi beni aramıyordu, değil mi?" Gerçekten de şu sıraları hayatımda yalnız bir Yavuz varmış gibi davrandığımı daha yeni fark ediyordum. Firuze teyzenin de bahsettiği üzere onları çok fazla ihmal etmiştim. Adetim değildi. Yine de annemin tüm bunlara rağmen gönül koymadan anlayışlı olması bu beni bitiriyordu. Konuşuyorduk. Konuşmamız yeterli geliyor muydu bilmiyorum. Daha çok arayan ve halimi hatrımı soran da annemdi. İşim düştükçe anneme koşuyordum. Ne yalan söyleyim Firuze teyze değil de anneme karşı mahcuptum. Tamam Firuze teyzeme de mahcubum. Yarı yıl tatili artık ikiye bölündüğü için bende onların bu sırada yanına gidip gönüllerini alsam çok iyi olurdu. Fidan'dan da epey bir süredir ses soluk çıkmıyordu. O beni eli kanda olsa her Allahın günü arardı. Bir kopmuştuk iyi kopmuştuk. Tamam aramış ve konuşmuştuk. Hem hazır gitmişken birde ona uğrardım. Arkadaşımın halini hatrını sorardım. Buraya geldiğimden bu yana hep arayan kişi beni Fidan olmuştu. Bende hanımefendinin ayaklarına kadar giderdim. Arkadaş bu demek değil miydi. Sanırım eski düzen ve hayatımı özlemiştim. Yeni düzenimi de güzeldi de ardımda bıraktığım bir yaşantımın olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. "Anneciğim Firuze teyzeme söyle Diyarbakır'dan istediği bir şey var mıymış?" ne isterse gelirken ona onu alacaktım. Yavuz sayesinde maaşıma hiç dokunmamıştım. Kira bile ödemiyordum siz düşünün. Tabi annemin bundan haberi yoktu. Haber versem bile ne anlatacağımı bilmiyordum. Yavuz ile ben bile adam akıllı konuşamamıştım. Özlemek dışında kendi yoktu. Çalıştığım parama iç çamaşırların dışında dokunmamıştım. Atm olmadığı için buralarda babamın şehit maaşı da yatıyordu onu da almamıştım. Daha doğrusu almak aklıma bile gelmemişti. Tüm ödemeleri bana bırakmadan Yavuz kendi hallediyordu. Yavaş yavaş babamın yerini Yavuz'la doldurduğum aklıma yeni geliyordu. Yavuz hayatımda canlı kanlı olmasa da yokluğunda ben ona fena alışmıştım. İyi mi değil mi bilmiyorum. Kendimi kötü hissediyordum. Geleceğimi duyan iki kadın sevinçten çığlık atarken Firuze teyze konuştu. Sanırım annemden telefonu almıştı. "Sen gel başka bir şey istemez. Özledik cadı," burukça güldüm. Bugüne kadar çocuk muamelesi çekiyorlardı da artık sanırım onlarda benim büyüdüğümü kabul etmişlerdi. Tek başıma yapabilir miyim emin olamayan annem biliyorum artık benimle gurur duyuyordu. Oysa ben onun yetiştirdiği fidandım. Suyumu ve çok daha fazlasını bana veren kendiydi. Onlar gelirken benden bir şey istemeseler de buradan eli boş onların yanlarına gitmeyecektim. Antika meraklısı olan Firuze teyzeye geçenlerde internetten görüp beğendiğim bir ürün sipariş verecektim ki ellerinde kalmadığını söylemişti. Bende Seyit'ten rica etmiştim. Benim için o ürünü ondan almasını söylemiştim. Seyit bu arada Yavuz sayesinde tanıdığım biriydi. Erzakları ve dahasını alıp getiren kişiydi. Ama bu defa kulağını çekmiştim. Peşin peşin ürünün fiyatını bildiğim için eline bırakmıştım. Yavuz benim kocam değildi. Onunla iyiydik yine de tüm harcamaları onun yapıyor olacağı anlamı taşımazdı. Hele ki bu sefer alacağım hediyelerin parasını ödemesi hiç olmazdı. Anneme ise ne alacağım konusunda hala kararsızdım. Aramış ama annem için doğru düzgün bir hediye bulamamıştım. Özel bir şey olsun istiyordum. Parası da sıkıntı değildi. İyi ki benim annemsin diyeceğim onun için özel bir hediye olsun istiyordum. Annem ve Firuze teyzeyle az daha konuşup kapatmadan onların az da olsa gönüllerini aldığımda mutlu olmuştum. Bir haftalık tatil bizi beklediği için bu defa çocukları sıkmak yerine biraz serbest bırakmak istiyordum. Her hafta alışveriş yapan Seyit'ten yalnız antika bir ürün istememiştim. Kulp'ta kırtasiye aramış ve bulamamıştım. Yani istediğim gibi bir yer bulamamıştım. İstediğim bir kaç özel kitap serisi vardı. Ondan bulabilirse okuma kitapları almasını söylemiştim. Burada istediğim kitapları bulmak çok zor oluyordu. Seyit artık alışverişte ustalaştığı için onun kolayca istediğim kitapları bulacağını düşünmüştüm. Bulmuştu da. Yalnız Seyit beni yine yanıltmamıştı. Çocuklara kitapları hediye olarak ellerine verirken onlara asker abilerinden armağan olduğunu söylemiştim. Seyit benim yaşımda olmasa kulaklarını çekerdim. Hatta tüm birinci sınıflara almıştı aynı seri kitaplardan. Sadece kendi sınıfım için bile değildi. Askerler kendi aralarında sanırım bunun için para toplamışlardı. Yedikleri yemek hatırına onlarda çam sakızı çoban armağanı yapmışlardı. Dedim ya siz dünyayı güzelleştirmek için ne kadar çabalarsanız dünyada onun çarkında dönüyordu. O sizi sevmekte ve sizden bile öne geçiyordu. Kitapları çocuklara dağıttıktan sonra bugün onlarla bir değişiklik yapıp film izleyecektik. Çok sevdiğim çocuk filmi Bizim köyün şarkısını onlarında izlemelerini istiyordum. Film izleyeceklerse kalite ve yaşlarına uygun olanı izlesinler istiyordum. Aslında bu filmi sinema da izlemek çok daha güzel olsa da bunun için yapabileceğim bir şey yoktu. Büyük ekran yerine bilgisayarımı onlar için yanımda getirdiğimden ekranı tahtaya yansıtacaktım. Olduğu kadardı. Onlarla şimdi burada filmi izleyecektik. Gerçekten şu son günler içinde bilgisayarım benim bildiğin elim kolum hatta uçan kanatlarım olmuştu. Ne istesem ve ne arasam hızır gibi imdadıma yetişiyordu. Film başlamış ve bende onlarla birlikte yerime kurulmuştum. En arka sıralarda benim de adaşım olan Efnan'ın yanına oturmuştum. Ekranı görmek için maalesef çevirmem gerekiyordu. Öğrencimin yanına oturduğumda bende onlara buradan oturup eşlik ettim. Hepsinin tepkisini buradan aslında izleyecektim. Ben zaten filmi izlemiştim. Tekrar izleyecek ve çocuklar nasıl bulurlar onların tepkilerini ölçüp tartacaktım. Bugün Müdür bey bu etkinliğimizden haberi olmuştu. Çocuklarla konuşurken duymuştu ve bende onu eğer bize katılmayı isterse diye davet etmiştim. Film tam başladığı sırada sınıfın kapısı açılınca sınıftakiler değil ben kimin geldiğini biliyordum. Kapıda duran ve beni arayan müdür beye filme başladığımızı gösterdim. Bir baş selamı verdikten sonra Müdür beyde selamımı alıp o koca cüssesi ile sıralardan birisine geçip oturdu. Çocukların sınıfta ilk başta yabancı birinin varlığına alışamasalar da dikkatleri filme çektim. Müdür bey öğrenciler tarafından sayılan ve sevilen biriydi. Annemgilden gelen her emaneti aldığı gibi yanlışlık ve kaybolma durumu olmasın diye kayda geçirmişti. Hatta iki tarafında kayıt tutmasını istemişti. Hakkı gözeten biriydi. Gelen giden ne varsa onun sahiplerine ulaştırdığını biliyordum. Bu yüzden müdür beyi seviyor ve ona saygı duyuyordum. İlk ona bu sınıfı özellikle mi seçip vermişti demiştim. Seçtiyse bile bunun da kader olduğunu çocukları tanıyınca anlamıştım. Filme hepimiz öyle bir dalmıştık ne zaman film bitti ve ne zaman son yazısı çıktı anlamamıştık. Çocuklar bittiği için şaşakalmışlardı. Bilakis ikinci kez izleyen bende öyle kala kalmıştım. Filmin eğlencesi kendine bağlıyordu. Bir de çocukları çocuk dünyasından anlatınca film bitmesin isteniyordu. Her ne kadar ben filmi kimseyle değil tek başıma izlemeyi sevsem de, onlarla, film keyfi yapmak bunu artık gerekirse onlarla çok sık yapardım. "Efnan, kızım." babacan bir edayla seslenen müdür beye baktım. Film bitince ayaklanmış ve bende ayağa kalktım. "Sınıfına çok değer veriyorsun. Çocukların her birinin 4 ay içerisinde bu kadar ilerleme göstermesi zaten ancak bu verilen değerle olurdu. Onlarda gördüğüm kadarıyla en az senin kadar sana değer veriyorlar. Emeklerini görünce insan anlıyor." övgüye pek alışık birisi değildim. Bu benim için zamansız olmuştu. "Bu çaban bazen beni bile kıskandırıyor. İlk toy bir öğretmen diye düşünürken bizi yanılttın." Biz? "Ne yalan söyleyim emeklerini gördükçe ve öğrencilerinin sana düşkünlüklerini yüzlerinden okudukça gözlerim yaşartıyor. Yine de bak," çocuklarda tıpkı benim gibi müdür beyi dinliyordu. Biliyorum sınıfta konuşanları benim öğrencilerimi dışarı taşımazlardı. "Sen biraz sınıfından çık da bizde senin yüzünü görelim be kızım." gülümsedim. Cidden sınıflı olmuş çıkmıştım. Oysa sosyal de biriyimdir. Kaç ay oldu kocaman okulda arkadaş olduğum tek öğretmen yoktu. Selam verip geçiyordum. Ayıp oluyordu. Müdür beye inşallah bundan sonra çıkarım dememle sınıfımızdan onu yolcu etmiştik. Gerçekten diğer sınıflar ne haldelerdi hiçbirini bilmesem de tatil bitip ve yeni dönem başlamadan onlarla kaynaşmayı düşünüyordum. Çocukları yarıştırmak gibi derdim yoktu da en azından tecrübeli hocalardan tecrübelerini öğrenirdim. Yaşıtım varsa da arkadaş olurduk. Tamam kendimi yalnız hissetmiyordum da bir yerde hissedecektim. Bende diğer öğretmenlerin aralarına kaynasam çok iyi olurdu. İyice ev ve sınıf arası hayatım gelip geçiyordu. Fidan da yanımda yokken belki yaşıtım birini bulurdum ve o burada bana yarenlik ederdi. Düşünün kaç ay oldu ben öğretmenlerin hepsini bile tanımıyordum. O kadar kendi iç dünyama çekilmiştim. Tabi bu da bir yerden sonra ilgi çekiyordu. Aslında benimde onlarla kaynaşmaya ihtiyacım vardı. Düşündükleri kadar bende bu durumdan çok memnun değildim. Müdür beyin babacanlığı ile durumu dile getirdiğine emindim. Kaldı ki aynı okulda öğretmenleri tanımazken namımım duyulduğuna emindim. Kış ayında olduğumuzdan çocukların dışarıda kar topu oynamasına izin vermiştim. Üşütebilirlerdi ama bu bir ihtimaldi. Kim kar yağarken karadan adamını yapmazdı. Bu hepimizin çocukluk oyunuydu. Onlar dışarıda oynarlarken bende masamın üstünde duran telefonumu aldım. Amacım anneme hediyelik bakmaktı. Yavuz pek bu saatler için de beni aramıyordu. Yine de beni aramasını ve onunla konuşmak sesini duymak istiyordum. Az kaldı demişti. Bu da ister istemez heyecan uyandırıyordu. Ona annemin yanına gideceğimi de söylememiştim. Aslında ona haber vermek istiyordum. Umarım ben yokken gelmezdi. Dev adamın varlığını özlemişken ben yokken buraya gelecek olursa çıngar çıkarırdım. Onun yüzünden buradan ayrılmaktan bile korkar hale gelmiştim. Gelin görün bu kez olmazdı. Memlekete öyle ya da böyle kesinlikle gitmem gerekiyordu. Bu belirsizlik beni üzse de tüm hafta tatili memlekette geçirecektim. Bu da insanı öldürüyordu. Ya Yavuz tatil de gelirse. Anneme burada asker evlerinde kaldığımı ve öğretmen evinden atıldığımı Yavuz gittikten sonra söylemiştim. Annem de tıpkı benim gibi bunu beklemediğinden şaşırmıştı. Öğretmen evinin uzaklığından ve subay evi kaldığım yer deyince annem "Kal Efnan ve sakın kızım yerini değiştirme." demişti. Yine de annemin buraya gelmek istediğini sanmıyordum. Annemi buraya çağırsam annem bunun sebebini kesin sorardı. Yavuz'u ise annemle tanıştıramaz ya da tanıtamazdım. Hem anneme ne deyip ve onu ne diye tanıtacaktım. Ben bile aramızdaki yakınlığın ne kadar olduğunu bilmiyorum. Kendim bile yaşadığım hikayenin mantığını akıl çarşafına uyduramazken kimseye dile getirip kolayına anlatılmazdı. Telefonumun saatine bakmak için düğmesine bastım. Bir anda ekranın yanıp sönmeye başlaması ile neden yanıp söndüğünü anlamamıştım. Yavuz'un arıyor olmasına ise inanmak istemiyordum. Telefon çalarken ben yalnız ekranla bakışıyordum. Onun aradığına gerçekten inanamıyordum. Kendime gelmek istiyordum. Bu sefer de onun beni bu saatte aradığına inanamadığım için çağrısını yanıtlamamak istemiyordum. Ellerim titreyerek çağrısını açtım. Günlerdir ona özlem duymamla birlikte kendimi şuan çok farklı hissediyordum. Sesim özlem yüzünden biliyorum titrek çıkacaktı. Öyle de oldu. "Yavuz, sen misin?" adını bile söylemek tüm kanın vücuduma hücum etmesini sağlamıştı. Yavuz iliklerime varıncaya kadar işlemişti. Hem de onunla birbirimizi tanımadan ve konuşmadan o bendeki yerini tamamlamıştı. Karşı taraftan giyinme sesi geliyordu. Sanırım o da telefonu açmayacağıma emindi. "Yavuz..." dememle sesimi duymuş ve giyinme sesi durmuştu. Tüm sesler susmuştu. Sanki o ve ben vardım. Dünya bile sanki dönüş yapmayı kesmişti. Nefes nerden alınıyordu onu bile unuttum. "Efnan...." ya ama ben ölürdüm. Adım ağzından çıkınca gözlerimdeki yaşı tutamadım. Niye ağladığımı bile bilmiyordum. Oysa benim mutlu olmam gerekirdi. Adım sanki ona ait bir şarkının en güzel nakaratını seslendir gibi çıkmıştı. İsmim ağzına o kadar yakışmıştı. Öyle güzel çıkmıştı. Ayağa kalkıp hızla sınıfın kapısını kapattım. Şuan kimse hatta çocuklar bile içeri girsinler ve şu anı bozsunlar istemiyordum. "Orda mısın?" onun hayatta olduğuna emin olmak istiyordum. Dahası rüya olmasını bu anın istemiyordum. Susunca telefonu kapattı sanmıştım. "Burdayım güzelim, burdayım. Bir geldin ömrüme pir geldin. Nasıl gideyim de ben senden ha Efnan." dertliydi. En az benim kadar dertliydi. İnanın onda neyse benimde durum aynıydı. Gözlerimden akan yaşlara mani olamıyordum. Ne için ağladığımı bile bilmiyorum. Dolmuşluk vardı. Onun araması ve aylar sonra sesini duymamla o dolmuşluk akıyordu. Yine kolaydı. Koskoca 4 ay onsuz ve yapayalnız geçmişti. Onun nasıl olduğunun merakı ile yatıp kalkmıştım. Aylar onsuz geçmişti burada benim için. Diyarbakır'a sırf babam için gelmiştim ve burada Yavuz'a rast gelmiştim. Babamın acısını bile bende bastıracak kişi Yavuz olmuştu. Siz söyleyin ben ağlamayım da kimler ağlasındı. "Yavuz yalvarırım bana geldiğini söyle. Çok özledim be adam seni." gelmediyse bile geleceğini yine söylesindi. Bu bile insana umut veriyordu. Yeter ki söylesindi. Şuan onun Efnan kapıdayım demesini istiyordum. "Efnanım..." hıçkırdım. "Şimdi benim kapatmam gerekiyor." kapatmasındı. Ama sesinde acelesi olduğu da anlaşılıyordu. Ben kapatmasam sanki o kapatmak zorunda kalacaktı. "Ben şey demek için aradım." söylesindi. Dinliyordum. Telefonu kulağıma sıkıca yasladım. Sanki telefonum elimden alınacaktı ve o uçup kaçacaktı. Yavuz'un sesini bir daha hiç duyamayacaktım. Onun ne söyleyecekse konuşmasını bekledim. Biraz daha. Biraz daha sesini duymalıydım. Lanet olsun ona bu kadar kapılmam bir hataydı. Kapılmayı bırakın ben çoktan onda kaybolmuştum. Daha ne söylüyordum. "Efnan belki erken belki de geç. Ben bir sana geç kalmak istemiyorum ve daha geç olmadan da sana gelmeyi istiyorum. Bunu inan çok istiyorum. Nasıl oldu bilmiyorum ama geceleri gözümü kapatıyorum varlığın yanı başımda canlanıyor. Açıyorum varlığın sebepsiz kayboluyor. Ben seni nerede buldumsa orada kalmayı da başardım. Seninle ne kadar birbirimize uzak olsak bile aynı gökyüzünün altında olduğumuzu bilmek, bunu sende unutma istiyorum. Seninle aynı gökyüzünün altında nefes alıyoruz ve sen yaşıyorsan, yaşıyorum, kadınım......" Devam:ÇÇÇ)))
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD