Artık benimlesin

2728 Words
Asya, yatağın kenarında kıvrılmış, nefeslerini düzenlemeye çalışıyordu. Bedeninde Korhan’ın bıraktığı izler morluklar, diş izleri hâlâ yanıyordu. Çarşaflar, ter ve sıvılarla lekelenmişti; süitin lüks havası, şimdi boğucu geliyordu. Zihninde Korhan’ın son bakışı, o soğuk, yırtıcı gülümseme dönüp duruyordu. Gazeteci kimliği, bu görevi bir tuzak haline getiriyordu. İki adam, gölgelerde bekleyen iki tehdit, onu bu ateşe atmıştı. “Korhan’ı oyalayın, sırlarını öğrenin,” demişlerdi, sesleri soğuk ve keskin. “Başarısız olursan, o otel odasındaki ceset gibi olursun.” Asya, titreyerek doğruldu. Kırmızı elbisesini yerden aldı, yırtık iç çamaşırlarını bir kenara fırlattı. Fermuarı çekerken elleri titriyordu, ama zihnini topladı. Çantasındaki tabanca, ona hem bir güvence hem de bir yük gibi geliyordu. Korhan, Vesper’ın sahibiydi bunu, tehdit eden adamlardan öğrenmişti. Ama ne kadar güçlüydü? Mafya mı, iş adamı mı, yoksa her ikisi mi? Onun sırlarını ortaya çıkarmak, Asya’nın kariyerini uçurabilirdi ya da hayatını bitirebilirdi. Aynada kendine baktı; gözlerindeki kararlılık, korkunun üzerine bastırıyordu. “Pes etme,” diye fısıldadı kendi kendine. Korhan’ı bulmalı, ona yakın olmalı, sırlarını çalmalıydı. Ama önce, bu süitten çıkmalıydı. Kapıya yöneldi, ama tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi. Bilinmeyen bir numaradan: “Dışarıda bekliyoruz. İşini bitirdin mi?” Asya’nın midesi kasıldı. Onlar tehdit eden iki adam. Kalbi hızlandı, ama rolünü bırakmadı. Hızla çantasını kontrol etti; tabanca yerindeydi, ama kullanmak son çareydi. Asansöre bindi, soğuk metal duvarlara yaslandı. Vesper’ın gürültüsü, aşağıdan hâlâ geliyordu, ama Asya’nın kulaklarında sadece kendi kalp atışları vardı. Tuzak ve Tehdit Vesper’ın arka çıkışından dışarı adım attığında, gece havası yüzüne çarptı. Sokak, loş sokak lambalarıyla aydınlanmış, terk edilmiş gibiydi. Ama gölgelerde hareket vardı. İki adam, siyah ceketli, iri yapılı, ona doğru yaklaştı. Biri, kel, diğeri kısa saçlı ve çenesinde bir yara izi vardı. Asya, onları tanıyordu tehdit edenler. “Asya,” dedi kel olan, sesi alçak ama tehditkâr. “Umarım geceyi iyi geçirmişsindir.” Yara izli adam, sırıttı, dişleri sararmıştı. “Korhan’la eğlendin mi? Sana onu oyalamanı söyledik, ama bir şeyler öğren de dedik, değil mi?” Asya, geri adım atmadı, ama kalbi göğsünde çarpıyordu. “Ne istiyorsunuz?” diye sordu, sesini sert tutmaya çalışarak. Kel adam, yaklaştı, Asya’nın bileğini yakaladı, sıkıca. “Ne mi istiyoruz? Korhan’ın ne haltlar karıştırdığını! Adam, Vesper’ı kullanıyor, limanda iş çeviriyor. Uyuşturucu mu, silah mı, ne olduğunu bilmiyoruz. Senin işin, bunu öğrenmekti!” Asya, bileğini çekmeye çalıştı, ama adamın eli demir gibiydi. “Bırak,” dedi, sesi titrek ama kararlı. Yara izli adam, bir adım daha yaklaştı, Asya’nın çenesini yakaladı, yüzünü kendine çevirdi. “Tatlım, bize oyun oynama. O yatakta ne yaptın, sadece sikiştin mi?” Asya, öfkeyle dişlerini sıktı, ama korku midesini düğümlüyordu. “Onu gördüm, konuştum. Daha ne istiyorsunuz? Bana zaman verin!” Kel adam, Asya’yı duvara itti; sırtı sert betona çarptı, nefesi kesildi. “Zaman mı?” dedi, sesi bir hırlama gibi. “Sana cesetleri gösterdik, Asya. Bir hata daha yaparsan, o otel odasına dönersin.” Yara izli, Asya’nın kolunu burktu, acıyla inlemesine neden oldu. “Bir şeyler öğren, yoksa bu güzel yüzün boşa gider.” Elbisesinin yakasını çekti, kumaş yırtılma sesi çıkardı. Asya, çığlık atmamak için dudaklarını ısırdı, ama gözleri dolmuştu. Tam o sırada, bir gölge sokakta belirdi. Adımlar, ağır ve kararlı. Ses, derin, soğuktu. Korhan. Asya’nın kalbi duracak gibi oldu. Adam, siyah takım elbisesiyle, sokak lambasının ışığında bir hayalet gibi duruyordu. Gözleri, iki adama kilitlenmişti; bakışları, bir bıçak kadar keskin. Kel adam, Asya’yı bıraktı, ama geri adım atmadı. “Bu seni ilgilendirmez,” dedi, sesinde bir titreme vardı. Yara izli, elini ceketine attı belki bir silah için ama Korhan daha hızlıydı. Tek bir hareketle, yara izli adamın bileğini yakaladı, öyle sert ki kemik çatırdadı. Adam, inledi, dizlerinin üzerine çöktü. “Ama seni ilgilendiren tek şey,” dedi Korhan, sesi buz gibi, “buradan sağ çıkmak.” Kel adam, hamle yapmaya yeltendi, ama Korhan, bir yumrukla çenesine vurdu; adam, yere yığıldı, ağzından kan sızıyordu. Asya, duvara yaslanmış, nefes nefese izliyordu. Korhan’ın hareketleri, bir makine gibiydi soğukkanlı, hesaplı, ama vahşi. Yara izli adam, yerde inlerken, Korhan ona döndü. “Bir daha ona dokunursan,” dedi, sesi alçak ama ölümcül, “nefes alamazsın.” Korhan'ın arkasında birkaç adam belirirken Korhan'ın tek cümlesi "Alın şunları." Demek oldu. Birkaç adam o iki salağı alırken Korhan, Asya’ya döndü, gözleri onu süzdü. Yırtık elbisesi, morarmış bileği, titreyen dudakları hepsini gördü. Ama yüzünde bir duygu yoktu, sadece o tanıdık, soğuk maske. “Gel,” dedi, Asya’nın kolunu nazikçe tutarak. Onu sokaktan uzaklaştırdı, Vesper’ın arka girişine doğru. Asya, konuşamıyordu; korku, rahatlama ve Korhan’ın varlığı, zihnini bulandırıyordu. “Niye?” diye fısıldadı sonunda, sesi kırık. “Niye beni kurtardın?” Korhan, durdu, ona baktı. “Herkes bunu yapardı. Dövülerek ölmek mi istiyorsun?" dedi, sesi sahipçi ama tehditkâr. “Ve kimse benim yanıma gelen birini incitemez." Asya, bu sözle titredi; hem korku hem de tuhaf bir çekim hissetti. Ama gazeteci yanı, uyanıktı. Korhan, Vesper’ın sahibiydi, ve bu olay, onun gücünün bir kanıtıydı. Ama neden Asya’yı korumuştu? Onu tanımıyordu yoksa biliyor muydu? * Vesper’ın içinde, Korhan, Asya’yı bir ofise götürdü. Kapıyı kilitledi, içeride sadece ikisi vardı. Ofis, lüks ama sade; siyah deri koltuklar, bir masa, ve bir duvarda Vesper’ın güvenlik kameralarının ekranları. Korhan, Asya’yı bir koltuğa oturttu, bir bardak su uzattı. “İyi misin?” diye sordu, sesi hâlâ soğuk ama bir parça merakla. Asya, başını salladı, suyu aldı ama içmedi. “Onları tanıyor musun?” diye sordu, sesini sabit tutmaya çalışarak. Korhan, masaya yaslandı, kollarını kavuşturdu. “Sorun çıkaran parazitler. Ama senin niye burada olduğunu merak ediyorum. O adamlarla ne işin var?” Asya, yutkundu. Gazeteci kimliğini saklamalıydı, ama Korhan’ın gözleri, yalanları delecek kadar keskindi. “Ben... sadece eğlenmeye geldim,” dedi, ama sesi inandırıcı değildi. Korhan, güldü, alaycı bir kahkaha. “Eğlenmek, ha? O kırmızı elbise ve o cüretkâr hareketler... Bana yalan söyleme, Asya. Sen bir şey saklıyorsun.” Yaklaştı, Asya’nın çenesini nazikçe tuttu, gözlerini ona kilitledi. “Beni mi arıyorsun? Yoksa başka bir şeyi mi?” Asya, kalbinin hızlandığını hissetti. Rolünü oynamalıydı, ama Korhan, onu köşeye sıkıştırıyordu. “Seni arıyorum,” dedi, sesi ipeksi, ama içinde bir titreme vardı. “Gece... unutulmazdı.” Korhan, bir an durdu, sonra gülümsedi. “Unutulmaz, evet. Ama bu gece, başka bir oyun oynuyoruz.” Ayağa kalktı, masadan bir telefon aldı, bir numarayı tuşladı. “Cenk,” dedi, sesi emredici. “O iki paraziti temizle. Ve kimse bu geceyi hatırlamasın.” Asya, bu sözlerle dondu. Korhan, sadece Vesper’ın sahibi değil, aynı zamanda bir patrondu belki de bir suç baronu. Ama o iki adam, Asya’yı tehdit edenler, onun düşmanları mıydı? Yoksa Korhan, sadece gücünü mü gösteriyordu? Zihninde, gazeteci refleksi devreye girdi. Bu, bir hikâyeyde kariyerini uçuracak bir hikâye. Ama önce, hayatta kalmalıydı. Asya, koltukta otururken su bardağını sıkıca tutuyordu, parmakları beyazlaşmıştı. Korhan'ın telefon konuşması, odanın havasını daha da ağırlaştırmıştı. "Cenk, o iki paraziti temizle. Ve kimse bu geceyi hatırlamasın." Kelimeler, Asya'nın zihninde yankılanıyordu. Temizle... Ne anlama geliyordu? Öldürmek mi? Yoksa sadece susturmak mı? Korhan, telefonu kapattı ve ona döndü, gözlerinde bir parıltı vardı; zafer mi, yoksa başka bir şey mi? "Şimdi," dedi Korhan, sesi yumuşak ama otoriter, "seninle konuşacak şeylerimiz." Ayağa kalktı, kapıya doğru yürüdü ve anahtarı çevirdi. Klik sesi, Asya'nın kulaklarında bir zincir gibi çınladı. Kapı kilitlenmişti. Gitmesine izin vermeyecekti. Asya'nın kalbi hızlandı, ama korkuyla karışık bir heyecan da vardı. Bu adam, onu kurtarmıştı ya da en azından öyle görünüyordu. Ama şimdi, ofisin duvarları arasında, onun merhametine kalmıştı. "Nereye gidiyorsun?" diye sordu Korhan, Asya'nın yüzündeki tedirginliği fark ederek. "Henüz bitmedi. O adamlar seni tehdit ediyordu, değil mi? Bana anlat." Yaklaştı, koltuğun koluna yaslandı, bedeni Asya'nınkine o kadar yakındı ki, onun sıcaklığını hissedebiliyordu. Terinin kokusu, erkeksi ve baskın, havayı dolduruyordu. Asya, yutkundu, gazeteci içgüdüsüyle yalan söylemeye hazırlandı. "Onlar... sadece eski tanıdıklar. Borç meselesi," dedi, sesi titrek. Korhan, güldü bu sefer daha derin, daha tehlikeli bir kahkaha. "Yalan söylüyorsun, tatlım. Gözlerin seni ele veriyor." Elini uzattı, Asya'nın saçını nazikçe okşadı, ama parmakları ensesine indiğinde, hafifçe sıktı. "Beni aptal mı sanıyorsun? Vesper'a gelen herkesin bir hikâyesi vardır, ama seninki... farklı. O kırmızı elbise, o cesur bakışlar – sen bir avcı gibisin. Ama şimdi, av sensin." Asya, koltukta kıpırdandı, kaçmak istedi ama kapı kilitliydi ve Korhan'ın adamları dışarıda bekliyordu. Çantası yanındaydı, tabanca hâlâ oradaydı, ama kullanmak mı? Hayır, henüz değil. "Lütfen," diye fısıldadı, sesini yumuşatarak rolüne döndü. "Bırak gideyim. Teşekkür ederim kurtardığın için, ama... evime dönmeliyim." Korhan, başını salladı, ama gülümsemesi soğuktu. "Hayır, Asya. Gitmeyeceksin. En azından, bana doğruyu söyleyene kadar." Ayağa kalktı, masaya gitti ve bir çekmece açtı. İçinden bir şişe viski çıkardı, iki bardak doldurdu. Birini Asya'ya uzattı. "İç. Rahatlatır." Asya, tereddüt etti ama aldı, bir yudum aldı yakıcı sıvı boğazını yaktı, ama zihnini biraz netleştirdi. Korhan, kendi bardağını yudumlarken onu izliyordu, gözleri bedenini tarıyordu: yırtık elbise, morarmış bilek, hâlâ kızarık boyun izleri. "Sen benim yanıma geldin," dedi Korhan, sesi alçalarak. "O yatakta, bana teslim oldun. Şimdi, nedenini söyle. O adamlar seni bana mı gönderdi? Limandaki işlerimle mi ilgili?" Asya'nın gözleri büyüdü liman? Uyuşturucu, silah... Tehdit eden adamlar haklı mıydı? Korhan, Vesper'ı bir paravan olarak mı kullanıyordu? Gazeteci yanı coşkuyla doldu, ama korku baskındı. "Hayır," diye inledi, "sadece... seni istedim." Korhan, bardağı bıraktı ve Asya'nın yanına oturdu, bedeni ona değiyordu. Eli, Asya'nın dizine kondu, yavaşça yukarı kaydı. "O zaman, kanıtla." Dudakları Asya'nın kulağına yaklaştı, nefesi sıcak ve davetkâr. "Bana sadakatini göster. Yoksa... dışarıdaki adamlarım, seni de 'temizler'." Tehdit, havada asılı kaldı, ama eli, Asya'nın uyluğunda dolaşıyordu, ateş gibi yakıyordu. Asya, titredi korku mu, arzu mu? Bilmiyordu. Ama biliyordu ki, kaçış yoktu. Korhan, onu yanında tutacaktı, sırlarını öğrenene kadar... ya da belki sonsuza kadar. Ofisin kapısı çalındı. Korhan, "Gir," diye emretti. Cenk girdi, elinde bir dosya. "Patron, o iki salak... halledildi. Ve bu kız hakkında bir şeyler bulduk." Dosyayı masaya bıraktı. Korhan, dosyayı açtı, okudu Asya'nın gazeteci kimliği, geçmiş makaleleri... Yüzü sertleşti. "Demek gazetecisin," dedi, sesi ölümcül bir sakinlikte. "Beni ifşa etmek için mi buradasın?" Asya, dondu. Oyun bitmişti. Korhan, dosyayı kapattı, Cenk'e "Dışarı" dedi. Sonra Asya'ya döndü, eli hâlâ uyluğunda. "Şimdi, her şeyi anlatacaksın. Ve unutma, buradan çıkmak istiyorsan... bana ait olacaksın." Onun elleri demir gibiydi, bırakmıyordu. Nefesi kesilmiş, kalbi göğsünde çılgınca atıyordu. Dosya, masada açık duruyordu gazeteci kimliği, yazdığı makaleler, özellikle bir tanesi: iki yıl önce, Vesper’ın gölgeli işleriyle ilgili bir haber. Asya, o haberde Korhan’ın adını geçirmemişti, ama limandaki şüpheli faaliyetlere işaret etmişti. O iki adam, kel olan ve yara izli, haberi okumuştu. Onlar, Asya’yı bulmuş ve tehdit etmişti: “Bize çalış, yoksa aileni, hayatını mahvederiz.” Asya, o anki korkuyla onların dediklerini yapmayı kabul etmişti. Korhan’ı oyalamak, sırlarını öğrenmek... Ama şimdi, her şey açığa çıkmıştı. Asya, Korhan’ın elinden kurtuldu, koltukta geri çekildi. Gözleri dolmuş, gözyaşları yanaklarına süzülüyordu. “Lütfen,” diye yalvardı, sesi titrek ve kırık. “Bana bir şey yapma. Onlar... onlar beni zorladı! O haberi yazmıştım, evet, ama seni ifşa etmedim! Sadece limanı araştırıyordum, o kadar. Sonra beni buldular, tehdit ettiler. Ailemi, hayatımı... ‘Korhan’ı oyalamazsan, seni öldürürüz,’ dediler. Mecburdum!” Gözyaşları, elbisesine damlıyordu, sesi hıçkırıklarla kesiliyordu. “Lütfen, Korhan, ben sadece hayatta kalmaya çalışıyorum!” Korhan, koltuğun kenarına yaslanmış, ona bakıyordu. Yüzünde hiçbir duygu yoktu ne öfke, ne acıma, ne de şaşkınlık. Gözleri, Asya’yı delip geçiyordu, ama tek kelime etmedi. Saniyeler, saatler gibi geçti. Asya, onun bu soğuk sessizliğinden daha çok korktu. “Beni öldürecek misiniz?” diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmazdı. Korhan, yavaşça doğruldu, masaya yürüdü ve telefonu aldı. “Cenk,” dedi, sesi sert ve emredici, “Buraya gel.” Asya, koltukta büzülmüş, nefesini tutmuş bekliyordu. Kapı açıldı, Cenk içeri girdi, yüzü her zamanki gibi ifadesizdi. Korhan, ona döndü. “Kıza kalacak bir yer bul. Güvenliğini sağla. Gözünüzden kaçmasın.” Sözleri kısa, net ve tartışmaya kapalıydı. Sonra Asya’ya bir kez daha baktı, ama hiçbir şey söylemedi. Sanki onun gözyaşları, yalvarışları havada asılı kalmıştı, ona değmemişti bile. Cenk, Asya’ya işaret etti. “Hadi, kalk.” Asya, titreyerek ayağa kalktı, çantasını sıkıca tuttu. Korhan, masasına oturmuş, başka bir dosyayı inceliyordu artık, sanki Asya orada değilmiş gibi. Kapıya doğru yürürken, Asya’nın bacakları titriyordu. Cenk, onu kolundan nazikçe tuttu ve ofisten çıkardı. Vesper’ın arka koridorları, loş ve soğuktu. Asya, Cenk’in yanında yürürken, cesaretini topladı ve fısıldadı: “Bana zarar verecek misiniz?” Cenk, durup ona baktı, gözlerinde bir an için bir yumuşama geçti. “Masum insanlarla işimiz olmaz,” dedi, sesi sakin ama ciddi. “Ama izleneceksin. Her adımın. Patronun emirleri.” Asya, yutkundu, gözyaşlarını sildi. Cenk, onu Vesper’ın arka çıkışına götürdü, siyah bir araba bekliyordu. “Bin,” dedi. Asya, arka koltuğa oturdu, kapı kapandığında kendini bir kafeste gibi hissetti. Cenk, sürücü koltuğuna geçti ve arabayı çalıştırdı. Şehir ışıkları, camda kayarken, Asya’nın zihninde tek bir düşünce vardı: Hayatta kalmıştı, ama özgürlüğü elinden alınmıştı. Korhan’ın gölgesi, onu takip ediyordu. Araba, şehrin ışıklı caddelerinden geçerek karanlık, sessiz bir mahalleye doğru ilerledi. Asya, arka koltukta, elleri kucağında sıkı sıkı kenetlenmiş, dışarıdaki bulanık manzaraya bakıyordu. Vesper’ın gürültüsü, Korhan’ın soğuk bakışı ve Cenk’in uyarısı İzleneceksin” zihninde dönüp duruyordu. Çantasındaki tabanca hâlâ oradaydı, ama ona dokunmaya cesaret edemiyordu. Cenk’in dikiz aynasından ara sıra ona attığı bakışlar, Asya’nın midesini düğümlüyordu. Nereye gidiyorlardı? Ve Korhan, neden onu yanında tutuyordu? Gazeteci kimliğini öğrendiği halde, neden öldürmemiş, sadece “güvenliğini sağla” demişti? Araba, sonunda bir apartmanın önünde durdu. Burası, şehrin lüks bölgelerinden uzakta, gri ve sıradan bir yerdi. Cenk, motoru kapattı ve kapıyı açtı. “İn,” dedi, sesi her zamanki gibi duygusuz. Asya, tereddütle indi, soğuk gece havası yırtık elbisesinin açıkta bıraktığı tenine çarptı. Cenk, onu apartmanın girişine götürdü, asansöre bindiler. Dördüncü kata çıktılar, dar bir koridorda durdular. Cenk, cebinden bir anahtar çıkardı ve 403 numaralı dairenin kapısını açtı. İçeri girdiklerinde, Asya küçük ama temiz bir daireyle karşılaştı. Tek odalı, sade bir yer: bir yatak, küçük bir mutfak köşesi, bir kanepe ve pencerede kalın perdeler. Cenk, kapıyı kapattı ama kilitlemedi. “Burası senin yerin,” dedi. “Temel ihtiyaçların karşılanacak. Ama dışarı çıkarken dikkatli ol. Gözlerimiz üzerinde.” Asya, yutkundu, gözyaşları yeniden doldu gözlerine. “Beni hapse mi atıyorsunuz?” diye sordu, sesi çatallaşmıştı. Cenk, ona döndü, kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Hapishane değil, koruma. Patron, sana bir şans verdi. Bunu boşa harcama.” Çantasını işaret etti. “Ve o tabancayı unut. Kullanmaya kalkarsan, işler çirkinleşir.” Asya’nın kalbi duracak gibi oldu tabancayı nasıl biliyorlardı? Cenk, onun şaşkınlığını fark etti ve hafifçe sırıttı. “Bizim işimiz bu. Seni izledik, Asya. Her zaman.” Cenk, kapıya yöneldi, ama çıkmadan önce durdu. “Bir şey lazım olursa, bu numarayı ara.” Masaya bir kâğıt bıraktı, üzerinde tek bir telefon numarası yazıyordu. “Ve sakın Korhan’ı aptal yerine koymaya kalkma. O, senden bir adım önde.” Kapı kapandı, Asya yalnız kaldı. Sessizlik, kulaklarında uğulduyordu. Hızla çantasına uzandı, tabancayı kontrol etti hâlâ oradaydı, ama Cenk’in uyarısı onu titretiyordu. Silah, artık bir güvence değil, bir tuzaktı. Yatağa oturdu, yırtık elbisesini çekiştirdi. Zihninde, Korhan’ın son bakışı, o soğuk, sahipçi gülümseme dönüyordu. Neden onu öldürmemişti? Onun sırlarını bildiğini biliyordu ya da en azından şüphelendiğini. Belki de Asya’yı bir piyon olarak kullanıyordu. Belki de o iki adam, Korhan’ın düşmanlarıydı ve Asya, onun için bir kozdu. Gazeteci yanı, bu hikayeyi yazma arzusuyla yanıp tutuşuyordu, ama şimdi hayatta kalma içgüdüsü baskındı. Telefonu çaldı, Asya irkildi. Bilinmeyen bir numara. Titreyen parmaklarla açtı. “Evet?” dedi, sesi zayıf. “İyi yerleştin mi?” Korhan’ın sesi, derin ve sakin, hattın diğer ucundan geliyordu. Asya’nın nefesi kesildi. “Sana bir şans verdim, Asya. Ama bu, bir borç. Bana sadakat borçlusun. O iki adam, seni bana gönderdi, ama şimdi benimlesin. Unutma.” Asya, konuşamadı, sadece yutkundu. “Ne... ne istiyorsun benden?” diye sordu sonunda. Korhan, kısa bir kahkaha attı. “Zamanı gelince öğreneceksin. Şimdilik, uslu dur. Cenk, sana göz kulak olacak.” Hat kapandı. Asya, telefonu elinden düşürdü, gözyaşları yeniden aktı. Korhan’ın gölgesi, her yerdeydi. O daire, bir sığınak değil, bir altın kafesti. Ve Asya, hem av, hem avcıydı ama kimin avı, kimin avcısı olduğu belirsizdi. Ertesi sabah, kapı çalındığında Asya uykusuz gözlerle uyandı. Cenk, elinde bir torba yiyecek ve bir çanta kıyafetle içeri girdi. “Patronun emri,” dedi, torbayı mutfağa bırakırken. “Giyin.” Asya, çantayı açtı içinde sade ama kaliteli kıyafetler vardı. Korhan, her detayı düşünmüştü. Ama neden? Onu ne için yanında tutuyordu? Cenk, kapıya yönelirken, Asya cesaretini topladı. “Cenk,” dedi, “bana zarar vermeyecek, değil mi? Ben... sadece bir gazeteciyim.” Cenk, durdu, ona döndü. “Bunu söyledim.” dedi, sesi sert ama dürüst. “Ama patronun emirleri kesin. Seni izleyeceğiz, Asya. Her adımını. Kaçmaya kalkma, yalan söyleme. Anladın mı?” Asya, başını salladı, gözyaşlarını tuttu. Cenk çıktı, kapı kapandı. Asya, pencereye yürüdü, kalın perdeleri araladı. Dışarıda, sokakta bir araba duruyordu siyah, tanıdık. İçinde bir gölge, onu izliyordu. Korhan’ın dünyasında, kaçış yoktu. Ama Asya, pes etmeyecekti. Gazeteci yanı, hâlâ hayattaydı. Bir yol bulmalı, Korhan’ın sırlarını açığa çıkarmalı, ama önce, bu kafesten kurtulmalıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD