bc

DÖVÜŞÇÜ (TÜRKÇE)

book_age16+
2.7K
FOLLOW
11.0K
READ
dark
drama
tragedy
comedy
sweet
humorous
kicking
mystery
like
intro-logo
Blurb

'Ben Ateş'im, o da Alev. Hangimiz daha çok yakıyoruz belli değil ama yandığımız kesin.'

Diğer tüm hikayelerden farklı bir hikaye bu. Kız masum değil. Adam umursamaz değil. Aralarında çekim var ama bunun adı aşk mı ki?

Asi, haksızlığa boyun eğmeyen, özgürlüğüne düşkün, güzel, çekici ve dövüşçü bir kız. Alev!

Önüne çıkan herkesi dövebilecek güçte olan, hırslı, duygularını saklayamayan ama zeki, yakışıklı ve dövüşçü bir adam. Ateş!

Aşka inanmayan iki dövüşçünün bir boks salonunda karşılaşması sonucunda hayatın onlara sunduğu tesadüfler. Sürükleyici bir anlatım. Her anı aksiyonlu ve her anı beklenmedik şeylerle dolu. Alev ve Ateş aralarındaki çekimin ne olduğunu bulabilecekler mi? Aşk mı yoksa sevgi mi? Geçici mi yoksa kalıcı mı? Bunun yanı sıra sıradışı, garip, biraz da şapşal arkadaşlar ve onların hayatları;

Gökhan ve Aysu

Hayatı karanlıktan ibaret iki insan. İkisi de siyahtan başka rengi üzerinde taşımayı kabul etmiyor. İkisinin de acıları çok fazla. İkisi de duygusuz. Bu iki insan birbirlerinin geçmişine karışırlarsa en fazla ne kadar acı çekerler?

Orkun ve Simay

İki deli insan. Çılgın, saf eğlenceli bir aşk. Fazlasıyla komedi ve fazlasıyla salaklık. İkisi de sevgi adına alışkanlıklarını bırakabilirler mi?

Barış ve Berra

İki masum insanın arasındaki masum bir aşk. İkisi de çocuksu, ikisi de fazlasıyla saf. İkisi de masum ve temiz duygularla birbirini çok seviyor. Peki ya engeller karşısında bu masum aşklarını korumayı başarabilecekler mi?

Bu dört çiftimizin aksiyonuna kapılmaya hazır mısınız?

O ZAMAN OKUMAYA DEVAM ET!

chap-preview
Free preview
1- ASİ KIZ
Her hikayenin kendine has bir başlangıcı vardır ve bu başlangıç her hikayeyi özel kılar. Kimi hikayeyi başlangıcı yüzünden seversiniz ve kimi hikayeyide başlangıcından dolayı sevmeyip okumadan bırakırsınız. Şimdi seveceğiniz ve her anında heyecanı, aksiyonu, komediyi, dramı karakterlerle birlikte yaşayacağınız bir hikayeye başlıyorsunuz. Buna hazır değilseniz şimdi hikayeyi okumayı bırakıp geri tuşuna basabilirsiniz. Hikayeye başlama tarihinizi buraya alayım lütfen. Hazırsanız şimdi başlıyorum. Hayatımın başlangıcı dram dolu olduğundan en baştan değilde ortasından başlayacağım.  "Alev koş! Pelin'i aşağıda  gördüm!" "Oha nerde lan?" Çantamı hızlıca kapıp montumu elime aldıktan sonra okulun merdivenlerinden aşağıya uçtum. Allah ne verdiyse yardırdım. Normalde tembelliğimden olsa gerek 2 dakika 25 saniyede Garfield edasıyla bitirdiğim merdivenleri bu sefer Sonic olup 37 saniyede inmiştim. Bu da rekorlar kitabına girebilmeliydi bence. "Nerde o? Kaçtımı yoksa?" diye söylenirken görüş alanıma girdi. Buraya gelmesi gerçekten çok büyük bir cesaretti. Gözlerimi kısıp ona baktım. Arkadaşlarıyla gülüyordu sürtük. Birazdan götüyle yüzü yer değiştirecek biri olmasına rağmen güzel kahkahalar atıyordu.  Ne diyim, son gülen iyi güler. Bundan sonra götüylede iyi gülebilirdi.  Kötü kız kahkahası atmamak için kendimi zor tutarken gözleri gözlerimi buldu. Gülüşü yüzünde soldu. Bir iki adım geri gidip kaçmaya başladı. Onun benden asla kaçamayacağını adım gibi biliyordum. Peşinden koştum.  "Kaçamayacağını bildiğin halde kaçma korkak!" Etraftaki meraklı gözler beni bulurken benim ellerim de 30 saniye içinde Pelin'in saçlarını buldu.  Sesimi inceltip "Ama kaçarsan sorunu çözemeyiz tatlım." diye yapmacık yapmacık konuştum ve tokadı geçirdim.  Etrafımızda koca bir çember oluşmuştu. Ben onu döverken sadece izliyorlardı. İzlemek dışında birşey yapamazlardı ne de olsa. Bunu herkesin bilmesi şuan Pelin'i dövmemden daha güzel birşeydi. Şaka yaptım tabiki de değildi. Çünkü hak eden birini dövmek benim için dünyadaki en güzel şeydi. "Sen kimsin de arkadaşımın sevgilisini ayartıyorsun ha?" deyip tokat darbelerime devam ettim. Berra'nın sevgilisini ayartmıştı. Suçlu olduğunu biliyordu. Darbelerime karşılık çığlık atmaktan başka hiçbir şey yapamıyordu. Zaten yapamazdı. Bunu düşününce bir an sırıttım.  Bendeki ego da tavan yalnız. "Kendini ne zannediyorsun sen? Bunun yanına kalacağını mı sandın?" dedikten sonra bu sefer yumruk attım. Aslında bunlar hafif yumruklar ve tokatlardı. Ringdeyken karşımda olsaydı çoktan haşat olmuştu bile.  O benim arkadaşımı ağlatamazdı. Berra'yla sevgili olduklarını bile bile gidip çocuğu ayartamazdı. Bunu düşünmek beni daha çok sinirlendirdi.  Bir süre sonra bayağı hırpalamış olmalıydım ki sinirlerim yatışmaya başladı. Son kez saçından tutup yüzünü yüzüme çevirdim. "Eğer bir daha seni Serkan'ın yakınlarında görürsem daha fazlasını yaparım. Sen daha hiçbir şey görmedin tamam mı? Ayağını denk al sürtük!" O ikisinin mutlu mesut bir ilişkiye başlamalarına izin veremezdim. Hem de Berra bu haldeyken. Asla olmazdı. Zaten Serkan'ı da dün halletmiştim. Ona öyle bir yumruk atmıştım ki feleğini şaşırmıştı. Az bile yapmıştım. Gebersin köpek.  Kız yeri öperken ayağa kalktım ve üstümü silkeledim. Arkadaşımın döktüğü göz yaşları için az bile yapmıştım. Daha fazlasını hak ediyordu.  İnsanlar geçmem için yer açtığında elinde patlamış mısırla beraber bana doğru koşan Aysu'yu gördüm. Tazı gibi koşuyordu mübarek girl.  Sonic part 2. Koşarken birkaç mısır tanesinin yere düştüğünü gördü. Dudak haraketlerinden ve kaşlarını çatmasından küfür ettiğini anlamıştım. İşte best friend'im Ays yaaa. Zar zor önümde durdu. Nefes nefese kalmıştı garibim. "Lan yetişemedim mi? Ne çabuk dövdün kızım? Of yaa! Mısır almaya gitmemeliydim lanet olsun!" Gülerek kolumu omzuna attım. Dudağını bükmüş, suratında üzgünlük ifadesi vardı. Bu haliyle cadı kızımız çok masum duruyordu ama nasıl olduğunu bir ben birde Berra biliyorduk. İlerleyen zamanlarda siz de onu tanıyacaksınız. "Ya üzülme be kardeşim. Bir dahaki sefere artık." "Ne demek üzülme? Hepsi senin suçun. Biraz daha uzun dövebilirdin." Söylediği cümleye karşılık gözlerimi önce soldan sağa, sonra da sağdan sola doğru yuvarladım. Cevap vermeyeceğimi anlamış olmalı ki tekrar konuşmaya başladı. "Helal olsun be sana! Nasıl da dövdün sürtüğü!" Bağırarak sokağın ortasında söylediği cümleyle ona baktım. "İyi de sen görmedin ki nerden bili..." "Sus bozma. Şu an çok havalı duruyorum. Ayrıca görmem gerekmiyor kavgalarına onlarca kez şahit oldum. Tahmin edebiliyorum yani salak değilim." Doğru söylüyordu. Onlarca kez birini dövüşümü patlamış mısır + keyifle seyretmişti. Tahmin etmesi zor değildi. Salakda değildi. "Berra'yı bulup ona bu müjdeli haberi vermeliyim!" diye bağıran da o değildi. Çünkü o böyle mal mal işlerle uğraşmazdı. Bağırdığımda bana 'gerizekalı' bakışı atmıştı ama onu takmadan Berra'ya haber vermek için eve doğru koştum. Ays bir olayı birine hemen ulaştırmayı sevmezdi. Ays olaylarla ilgilenmezdi. İlgilendiği tek şey benim kavgalarım ve mısır diyebilirdim.  Bir de korku filmlerini, korku kitaplarını ve bütün gün içinden çıkmadığı simsiyah odasını unutmamak gerekirdi. Çok acayip birisiydi. Bunlar dışında dünyada olan tüm olaylara karşı tamamen soyutlanmıştı.  Eve geldiğimde Berra yatmaktan sıkılmış olmalıydı ki oturuyordu. Ev bıraktığımız gibiydi. Kalkıp hiç iş yapmamıştı. Normalde kızardım ve intikam oyunları oynardım ama Serkan şerefsizi yüzünden zaten üzgündü.  Montumu asıp çantamı her zamanki gibi salona savurdum ve içeri geçtim. Arkası dönük koltukta oturuyordu. Gözlerini kapattım ve sesimi kalınlaştırıp "Ben kimim?" diye sordum. Sıkkınlıkla nefes verdi. "Kesin Ays (!)." Aysu'ya Ays diye hitap ederdik. Dalga geçiyordu. Gözlerimi devirdim. "Ays'ın ölüp bir zombiye dönüşmediği sürece bunu yapacağını sanmıyorum." "Ays'ın bir zombiye dönüşse bile bunu yapmayacağını biliyorum." "Evet bencede." deyip yanına kuruldum.  Yorulmuştum. Yanına oturduğumda koltuğun çökmesiyle huzursuzca bana baktı. 'Ne var?' anlamında kaş göz işareti yaptığımda gözlerimi tavana dikip dua eder bir şekilde ellerini açtı. Karşıya baktığımda televizyonu açık görmediğim için küçük çaplı bir şok geçirdim.  "Berra?" "Ne?" "Sen televizyonu hiç açmadın mı?" "Hayır." "Hiç mi?" "Hayır." "Esra Erol falan?" "Yok." "Kısmetse olur da mı yok?" "Yok." "Beni Affet'i de mi hiç açmadın?" "Hayır dedim ya Alev." "Bilgisayardan da izlemedim deme şuracıkta düşüp bayılırım." deyip ona baktığımda başını öne eğdi. İçimden çığlık atmak gelmişti. Televizyon hastası arkadaşımın bir gün boyunca televizyonu açmaması hiiiç normal değildi. Yoksa Berra deliriyor muydu? Olamazolamazolamaz! Eğer Berra televizyonu hiç açmamışsa özellikle de Beni Affet'in yeni bölümünü seyretmemişse ya dünyanın sonu gelmiştir ya da Berra'nın beynini yıkamışlardır. Çünkü Berra o diziye resmen aşıktı. Her gün mutlaka izlerdi. Onu izlemek için Ays'ı rehin alıp bana "Aç şu diziyi Alev! Açmazsan arkadaşın ölür!" diye bağırışını daha dün gibi hatırlıyorum. Çünkü o dündü. Her neyse. Burada o saçma salak dizi için kendini paralayan canım arkadaşımdan söz ediyoruz. İzlemediyse kafasına saksı da düşmüş olabilirdi. Başka bir neden düşünemiyordum ama maalesef kabul etmek istemediğim bir nedeni vardı. Serkan! Ağlamaya başladığında omzundan tutup sallamaya başladım. Çünkü susmadığı taktirde yüzünü musluğun altına tutmakla ilgili planlarım vardı. Bugün okula da gelmemişti. Normalde süslü püslü giyinip okula gelen arkadaşımdan bahsediyorum size. O çocuğa zaten en başından beri hiç güvenmemiştim ama Berra'nın onu ne kadar çok sevdiğini bildiğim için bir şey dememiştim. Onun için ağladıkça sinirleniyordum. Gidip boks torbasına yumruklar atmak istiyordum. Bunu da bu akşam zevkle yapabilirdim. "Berra ağlama yoksa seni döverim. Ciddi anlamda döverim. 'O şerefsiz için ağlamayacaksın' adlı konuşmayı kaç kere daha yapmalıyım?" "Onun için ağlamıyorum Alev. Kendime ağlıyorum. Nasıl bu kadar saf olabildim anlamıyorum. Çok salağım lanet olsun çok salağım. Kendimi parçalamak, o Pelin denen fahişeyi öldürmek istiyorum. Derisini yüzüp tuz basmak istiyorum. Kafasını yere sürtmek ve bırakmam için ağlarken yalvarışlarını dinlemek istiyorum." Bunları yapamayacağını adım gibi biliyordum. Her ne kadar American Horror Story edasıyla konuşmuş olsa da içinde bir My Little Pony yatıyordu. Berra sevgi hastası bir kızdı. Kimseye zarar veremezdi. Bu konuda konuşması bile ne kadar sinirlendiğini anlamama yetiyordu.  "Onu dövdüm." "Ne?" "Duydun. Onu dövdüm. Asfaltla öpüştürdüm. Serkan'ı da hallettim, onu da dövdüm. İçin rahat olsun." Gözyaşlarını sildi ve kollarını kocaman açıp bana sarıldı. Ağlaması durmuştu. Şu an o kızın durumunu düşündüğünü biliyordum. Kavgadan nefret ederdi ve benim kavga etmemi çok yanlış bulurdu. Ama buna rağmen bana teşekkür ettiğinde şaşırsam da ona sıkıca sarıldım. Akşam saat 9 gibi Can beni evden aldı. Beraber salona gittik. Can, güvendiğim tek erkekti. İlk aşkım canımı yaktıktan sonra hiçbir erkeğe güvenmemiştim. Bu duvarımı kıran ilk kişi Can olmuştu çünkü onunla yetimhaneden beri arkadaştık ve bir zararı dokunmayacağını çok iyi biliyordum.  Spor salonunun kapısından girdiğimizde bizi Selim Hoca karşıladı.  "Nerede kaldınız çocuklar? Burada uzun zamandır sizi bekliyorum." Kare çerçeveli gözlüklerinin ardından ciddiyetle söylediği sözlere karşılık sadece gülmüştük. Can saatine baktı.  "Üç dakikadır bizi burada bekliyorsun ve gerçekten çok uzun bir zamanmış, haklısın." Sırıttı ve bana göz kırptı. Güldüm.  "Tam 2 dakika 47 saniyedir sizi bekliyorum. Hemen ringe çıkın. Cezalısınız." Bunları söyledikten sonra bizden önce alt kata inip salona girdi. Bu adamı seviyordum. Çünkü küçüklüğümden beri kendimi koruma sanatlarını ondan öğreniyordum. Kavga denince akla gelen isimlerden ilk üçünde olmam bu adamın sayesindeydi. Can beni yetimhanedeyken her hafta sonu alıp Selim Hoca'nın yanına getirirdi. O yetimhaneden ayrılmıştı çünkü bir koruyucu aile tarafından sahiplenilmişti. Yetimhaneden onlar sayesinde çıkabiliyordum. Her zaman hırçın bir çocuk olduğum için koruyucu ailem hiç olmamıştı.  Ringde ceza olarak birkaç tur birbirimizi haşat ettikten sonra nihayet derse geçebildik. Tam derse odaklanmış, kum torbasındaki darbelerimi hızlandırmıştım ki içeri giren adam dikkatleri üzerine çekti.  "Hakan nerede? Nerede lan o pezevenk? Nereye sakladınız onu?" İçeri bir anda dalan adam sarhoş olmalıydı çünkü ayakta duramıyor, sallanıyordu. Can'la birbirimize baktık. İkimizde şaşkındık.  "Burada öyle birisi yok. Gördüğün gibi sadece üç kişiyiz ve şu anda çalışmamızı bölüyorsun. Buradan hemen çık." Selim hocanın onu geri püskürtmek için söylediği sözler işlememiş olacak ki bağırmaya devam etti. "Çık karşıma Hakan!" İçeri biri girdi ve o kişinin Hakan olmasını istiyordum. Aksi takdirde sarhoş bile olsa bu adamı dövebilirdim. İçeri "Ateş!" diye bağırarak bir kişi daha girdi. Sanırım sarhoş olan adamın ismi Ateş'ti ve biri ona sesleniyordu. İçeri sonradan giren adam sarhoş arkadaşının yanına geçti. Gözlerimi kocaman açtım. Onu tanıyordum. Beni işten attıran adamdı. Bana bakarak konuştu.  "Yine mi sen?"

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

KAKTÜS| Texting

read
3.4K
bc

Yasak Sevda

read
85.9K
bc

Çobanaldatan

read
2.1K
bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.1K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.1K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook