Hakan Akyürek Şirketin koridorlarında fısıltılar bir yılan gibi dolanıyordu. Her köşe başında, her kahve molasında aynı isim yankılanıyordu: Yılmaz. Kimdi bu adam? Nereden gelmişti de bir gecede Ulubey imparatorluğunun tahtına ortak edilmişti? Duyduklarımın aslı var mıydı bilmiyordum ama o an damarlarımda akan kanın yerini saf bir öfke almıştı. Kendimi Rıza Bey’in kapısının önünde bulduğumda nefes nefeseydim. Bu yaptığım resmen delilikti. Ben, Hakan Akyürek; ömrü boyunca Rıza Ulubey’in gölgesinde yürümüş, tek bir emrini sorgulamamış, sadakati onuru saymış o adam... Bugün ilk kez efendisinin kapısını hesap sormak için çalacaktı. İçeri girdiğimde Rıza Bey her zamanki vakur duruşuyla cama dönmüştü. Elindeki kehribar tespihin ritmik sesi, sessiz odada bir saatli bomba gibi patlıyordu.

