bc

Gri Maske

book_age16+
674
FOLLOW
6.8K
READ
HE
mafia
blue collar
sweet
mystery
apocalypse
poor to rich
like
intro-logo
Blurb

hayatının şanssızlık üzerine kurulu olduğunu düşünen Derin yetimhanede büyümüş bir kız çocuğudur. Bir gün babasından kalan borcunu ödemek için mafyalar onu sıkıştırır ve tehdit eder. Tek bir mafya hariç, Ata Akın.

chap-preview
Free preview
01. Bölüm: Gri Maske
Bu akşam ilk defa biri tarafından korunmuştum. Belki de öldürülmek üzereydim ama gri maskeli adam resmen beni kollamıştı. Ben korkudan ne yapacağımı bilemezken o ona doğrulmuş silahları aldırmada onun göğsünü gere gere durması çok tuhaftı. onu ilk gördüğüm zaman onun şansım olduğunu anlamıştım. Her zor anımda yardıma koşan bir süper kahraman gibiydi. Ben belki borcumu bu mafyalı adamlara ödeyemezdim ama gri maskeli adam onlara yaptıkları şeylerin bedelini ödetebilirdi. Gri maskeli adam kolumdan tutup beni kendi arkasına çekti. Bu kaos ortamından bir an önce çıkmak istiyordum. Bize doğru doğrultulmuş 8 tane silah vardı. İçlerinden birinin silahı patlatması an meselesiydi ama o sanki ölümsüzmüş gibi davranıyordu. Onun yüzüne baktığımda o da bana baktı. Bana baktığında sinirli bakışları erine güvende hissedeceği bakışlar vardı. Ama bana yetmemişti. İçimde kötü bir his vardı. O tekrar Bahri'ye döndüğünde neler olabileceğini düşünemiyordum bile. Herkes gri maskeli adamın tehdidinden sonra susmuştu ama kimse konuşmuyordu. Bu sessizliği kan bozacak gibime geliyordu. Şu an arkasına sığındığım her kimse aynı maskesi gibi çok gri bir kişiliği vardı ve eminim benim onlardan korktuğum gibi onlar da bu adamdan korkuyorlardı. Kimdi bu adam? Eğer olurda buradan sağ çıkarsak yapacağı ilk şey bu sorumun cevabını bulmak olacaktı. Çok streslendiğim için bu durumun bir an önce bitmesini umarak gözlerimi kapatıp bu durum bitene kadar sayı saymaya karar verdim. Gözlerimi kapattığımda bir silah patlama sesi duydum... 2 GÜN ÖNCE Saat 6 da kalktım ve hızlıca üstümü giyip tabi ki kahvaltı yapmadan evden çıktım. Bir aksilik olmaması için yola 3 saat önceden çıkardım. Normalde hep aksilikler beni bulurdu çünkü. Hayatım boyunca her şeyi göze almam gerekiyordu çünkü başıma ne geleceği belli olmuyordu. Düz yolda yürürken burnunu kıran bir insan için pek de şaşırtıcı bir durum değildi bence. İlkokulda bütün arkadaşlarımla beraber aşı olurken herkese pamuk ve yara bandı verildiğinde bana kalmaması en basiti. Hayat bana hep bardağın boş tarafını verirdi, bardağın dolu tarafı ise hep şanslı olanlara giderdi. Sanırım ailem de ben küçükken ne kadar uğursuz olduğumu görmüş olacaklar ki beni o yüzden yetimhaneye terk etmişler. 18 yaşıma kadar yetimhanede büyüyüp yıllarca en kötü yataklardan birinde uyumama da şaşırmamışsınızdır. Gerçi hâlâ çok da rahat bir yatağım yoktu aslında. Hayatım böyle işte, nelere şahitlik edeceksiniz bilmiyorum ama lütfen güzel beklentiler içine girmeyin. Ben güzel şeyler beklemeyi yıllar önce bıraktım. Böylece daha az üzülüyordum. Veee otobüsüm de gelmişti. Saçlarımı topladım derin bir nefes aldım, çantamı önüme alıp sıkıca sarıldım ve otobüse bindim. Akbilimi basıp kalabalığın arasına karıştım. O kadar kalabalıktı ki, iğne atsan yere düşmez deyimi tam oturuyordu. Şoför hâlâ arkaya doğru ilerlemimizi söylüyordu ama nasıl ilerleyeceğimiz hakkında bilgi vermiyordu. İlerleyemezdik çünkü burada adım atacak yer yoktu. Ayrıca burada oksijen de yoktu. Koltuk altı kokusundan bayılmama ramak kalmıştı.. Birkaç durak geçtikten sonra elimde tuttuğum akbili cüzdanıma koymaya karar verdim çünkü düşme ihtimalim yoktu zaten bu kalabalıkta. Cüzdanımı almak için elimi cebime attım. Ama cüzdan yoktu tam çantamı karıştıracaktım ki karşı camda dışarıda bir çocuk gördüm. Elinde benim cüzdanım havada sallayıp bana gösteriyordu. Daha durakta olduğumuz için kalabalıkta insanları yararak kapıya doğru gittim. Kimi ezdiğim kimi ittiğim umrumda değildi. O veledi yakalayıp ağzını burnunu kırmak istiyordum şu an. Tam ineceğim sırada kapı kapanmıştı ve ben sosyal anksiyetemi yenip en gür sesimle "kaptan orta kapı!" Diye bağırmıştım. Şoför kapıyı açtığında hızlıca aşağı indim. Çocuk beni görünce kaçmaya başlamıştı, ben de kovalıyordum. Elimden kaçamayacaktı bu küçük velet. Koşarken elime birkaç taş aldım. Ve tekrar hızımı toparlayıp koşmaya devam ettim. Bu velet benim bu hayatta ne kadar koşmak zorunda kaldığımı bilmiyordu. Onu yakalamak için fazla bir zahmete girmeyeceğimi biliyordum. Çünkü hayat bana bazı özellikler kazandırmıştı. Hızlı koşabiliyor olmam da işte bunlardan birisiydi. Birkaç taş attım ve dengesini kaybetmesini sağladım. O ne olduğunu anlayamayıp ürkmeye başlayınca daha da hızlandım ve çocuğun ensesinden tutup kendime çektim. Korkulu gözlerle bana bakıyordu. "Sen gel bakayım buraya bacaksız." Dedim cüzdanımı elinden kaptım. Gözleri dolmuştu korkudan. Korksun bana ne, cüzdanımı çalıp benimle alay ederken iyiydi. "Abla özür dilerim lütfen beni polise verme." Dedi ağlarken. "Polise vermeyeyim de başkalarının da eşyalarını çal dimi? Hiç boşuna ağlama az önce gayet keyifliydin. Yakalanınca mı ağlayasın tuttu." Yere çöktü ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Şimdi içim sızlamaya başlamıştı. Hani hayat bazen size sadece iki seçenek sunar ya, o zamanlarda ne yaparsınız? Mantığınızı mı kullanırsınız yoksa kalbinizi mi? Sanırım diğer insanları düşünmek benim işim değildi, zaten işe de geç kalırdım polise gidersem. En iyisi cüzdanıma sahip çıkıp gitmemdi. Ciddiyetimi bozmadan çocuğun gözlerinin içine baktım. "Bir daha böyle bir şey yaparsan seni bulurum. Ne kadar hızlı koştuğumu gördün." Korkuyla kafasını salladı. Mafya mıydım neydim ya? Harikayım. Kalktım ve tekrar durağa yürüdüm. Saat 7 buçuktu işe gitmeme 1 buçuk saat kalmıştı ve 1 saate anca gidebilirdim tabi o da otobüs şu an gelirse. Telefonumu çıkardım ve otobüsün gelme süresine baktım. 20 dakika yazıyordu. İçim rahatlamıştı. Oturdum ve kulağıma kulaklığımı takıp müziğimi dinleyerek beklemeye başladım. Pozitif kalmaya çalışıyordum. Uygulamadaki üyeliğim bittiği için ve şu anda ona para veremediğim için müziği dinlerken sürekli reklam çıkıyordu. Ona da aldırış etmeden sadece anda kalmaya çalışıyordum. Hayatın bana öğrettiği diğer şeylerden birisi işe boş bardağımın dolu tarafını arayıp bulup ordan bakmaktı. Bardakta hiç dolu bir yer bulamazsam da kendim dolduruyordum bir şekilde. Hayat felsefelerim biraz değişikti.. 40 dakika geçmişti ve hâlâ otobüs gelmemişti umarım kocaman bir şakadır bu. Çoktan geç kalmıştım bile. Taksiye verecek param yoktu. Bu sefer kesin kovulacaktım. Dolmuş! Dolmuşa binmeliydim nasıl aklıma gelmez tam bir aptalım. Genelde binince daha çok geç kalıyorum ama hiç yoktan iyidir. İlerde gördüğüm şey benim binmem gereken dolmuştu ve yolcu indiriyordu. Var gücümle ona doğru koşmaya başladım. Bir an da kendimi yere uçmuş vaziyette buldum. Çünkü birine çarpmıştım ve üzerim yanıyordu. kahve dökülmüştü! "YANDIM!" diye çığlığı bastım üzerimi üflemekle meşguldüm. Düştüğüm için avuçlarımın içi de yanıyordu. "Çok özür dilerim. İyi misiniz?" Çarptığım direğe benzeyen uzun boylu adama baktım. Güneş gözlüğünü çıkardı ve yakasına astı. Elini bana uzattı. Elimin tersiyle elini ittim. "Ya şu halime bak. Ne yaptın sen? her şeyi mahvettin!" "Özür diledim işte." "Yandım, üzerime kahve döktün, düşürdün, yetmezmiş gibi şu an dolmuşum gidiyor ve ben işe geç kaldım. Muhtemelen kovulacağım. Şu anda sebep olduğun şeyleri görebiliyor musun?" Hepsini tek nefeste söylemiştim ve adam bana garip garip bakıyordu. Takım elbisesi o kadar kaliteli görünüyordu ki adamın zengin olduğu her halinden belliydi. Derin bir nefes aldı ve verdi. "Elimi tutup kalkarsanız sizi arabamla işe bırakabilirim hanımefendi. Tişörtünüzü de telafi ederim zaten eski görünüyor." Bu ne ukalalıktı ya. Bütün bunları yaptığı yetmiyor bir de beni aşağılıyordu. Ellerimi çırptım ve onun elini tutmadan kendi çabamla ayağa kalktım. "Beni bırakın lütfen. Sizin yüzünüzden bu haldeyim çünkü." Adamla hiçbir alakası yoktu. Ben çoktan geç kalmıştım zaten, sadece hazır araba bulmuşken kaçırmayayım diyordum. Kafasıyla onayladı ve o önden yürümeye başladı ben de arkasından. Acayip lüks bir cip vardı önümüzde. Şoför görünümlü bir adam bize arka kapıyı açtı ve bindik. Hayatımda hiç bu kadar lüks hissetmemiştim. Bir tık önce oksijensiz bir otobüsteydim ve şimdi neredeyim. Hayat bazen fazla şaşırtıcı. "Hanımefendi iş yerinin adresini söyleyecek oraya gideceğiz ben de kahvemi oralarda bir yerlerde hallederim." Başıyla onayladı şoförü ve sürmeye başladı. Şu lüks arabada saçım başım dağınık kirli bir tişört ve sıradan bir pantolonla oturduğum için utanıyordum. Adam da hiç konuşmuyordu zaten. Şoföre adresi söyledim. Arkama da yaslanmak istemiyordum. Öylece ezik gibi oturuyordum sadece. Benim de şansım bu işte, en lüks yerde de olsam ezikliğimi belli ederdim. Kafamı cama yasladım ve gidene kadar uyumaya çalıştım. Kafam boşluğa düştüğünde şoförün kapımı açtığını anlamıştım. Teşekkür gülümsemesi atıp arabadan indim. Arabanın içindeki takım elbiseli adama baktım ve teşekkür ettim. O da başıyla onayladı. Tam arkamı dönmüştüm gidiyordum ki arkamdan seslendi. "Bir dakika bakar mısın?" Arkamı döndüm ve ona baktım. Bu durum beni biraz geriyordu ben hiç bu kadar zengin, yakışıklı, ve takım elbisesine bakarak anladığım kadarıyla önemli birisiyle bu kadar fazla muhatap olmamıştım. Hatta hiç olmamıştım. Ne diyeceğini bilmediğim için epey heyecanlanmıştım kalbim çarpıyordu. Arabadan bir paket alıp bana uzattı. "Bunu al. Kız kardeşim için almıştım ama ona yenisini alabilirim. işine bu şekilde gitmeni istemem." Dedi. Ben de bi adım geri giderek istemediğimi belli ettim. Adam bıkmış gibi görünüyordu derin bir sabır nefesi aldı ve geri verdi. "Bunu al ve bana daha fazla vicdan yaptırma. Bu halde gidersen sefil gözükürsün ve cidden işini kaybedersin." Dedi. Arkamdaki büyük şirketi süzdü. Evet burda çalışıyordum ve asistandım. Öyle dizilerdeki gibi lüks ve süslü kıyafetler istenmediği için bi pantolon bir tişört yetiyordu bana. Arabaya yaklaştım ve paketi adamdan aldım. Açtım içinden diz üstü, düz, gece mavisi, sade ve şık bir elbise çıkmıştı. Çok güzeldi ama çok da pahalı bir şeye benziyordu. Kumaşından belliydi. Adam bayağı bir zevkliymiş. Bunu nerde giyecektim ki? Bence kabul etmemeliydim. "Teşekkür ederim ama bu çok pahalı bir şey, bana gitmez zaten. Siz bunu geri alın zaten giyeceğim bir alan yok." Adam arabadan indi ve eliyle bana arabayı işaret etti. "Burda giyin, biz bekleriz. Arabanın içi filtreli zaten. İçerisi görünmüyor." Adamın tüm konuşmaları çok duygusuz ve netti. Ne derse yapmak zorundaymışsınız gibi hissediyordunuz. Muhtemelen patron falandı. Belliydi yani. Arabaya binecektim ki aklıma kamera olabileceği geldi. Adama baktım. "Arabada kamera var mı?" "Kamera arabanın dışına bakıyor. Zaten böyle bir şey yaparsam beni dava edersin olur biter. Hadi oyalama bizi, giymiyorsan gidelim." Hızlıca arabaya binip kapıyı kapattım. Elbiseyi giydim ve ve pantolonumla tişörtümü çantama koydum. Saçımı açtım ve arabadan indim. ATA Kız tam bir baş belasıydı. Ayrıca kendini hiçbir şeye layık görmüyor gibi de bi havası vardı. Elif'e tekrar ne hediye alabilirdim bir yandan da onu düşünmeye çalışıyordum. Nerden çarptım bu kıza? Bari bir an önce giyse de gidebilsek artık. Değişik bir havası vardı, muhtemelen burada köle gibi çalıştırıyorlardı onu. Kızdan böyle bir bilgi alsam çökerdim patronunun gırtlağına ama işte her zaman yapamıyoruz. Arabanın kapısının açıldığını sesten anlamıştım. O tarafa doğru baktım.. Tam bir kül kedisiydi. Baştan aşağı süzdüm onu. Az önceki özgüvensiz kızdan eser yoktu sanki. Bir prensese dönüşmüştü. Rüzgarda dalgalanan saçları, bedenine tam oturan elbisesi, bakışları, dudakları... Hayatımda gördüğüm en güzel şeylerden birisiydi şu an bu baktığım. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Beynimde şimşekler çakmıştı. Gözlerimi açtım ve bakışlarımı sertleştirdim. Kimse Ata Akın'ın kafasının karışmasına izin veremezdi. Hiçbir şey demeden arabaya bindim ve şoförüm Hasan'a arabaya binmesi için işaret yaptım. Derin Ben arabadan indikten sonra hiçbir şey demeden arabasına atladı ve gitti. Bir şey bile söylemedi. Tamam iyilik yaptın da bu gerçekten ayıptı. Ukala, bütün zenginler böyle işte. Seni bir çöp olarak görüyorlar. Hepsinden nefret ediyorum. Çoktan geç kaldığım için bu ukalayı da yaşadığım durumları da kafamdan atmaya çalışıp şirkete koştum. Kartımı bastım içeri girdim. Asansöre bindim ve nefes alışverişlerimi kontrol etmeye çalıştım. Aynaya baktım perçemlerimi düzelttim. Hafif bi ruj güzel olurdu. Haklıydı, ezik gibi görünmemem lazımdı. Asansör durdu ve içeriye çok güzel bakımlı çalışanlardan birisi bindi. Ela, şirketin en tatlı kızlarından birisidir. Aynaya yaklaştı ve renkli dudak parlatıcısını çıkarıp sürmeye başladı. Ona baktım ve gülümsedim, elinden nazikçe dudak parlatıcısını aldım. O olayın şokunu atlatana kadar ben çoktan sürdüm ve geri onun eline verdim. Derin bir nefes aldım ve asansör durunca indim. İnerken de Ela'ya teşekkür etmeyi unutmadım tabi ki. Patronumun odasının kapısını çaldım ve gir sesini duyduktan sonra içeri girdim. Bakışları bilgisayardaydı ve beni azarlamaya başlamıştı bile. "Bu kaçıncı artık Derin. İlla seni kovmamı mı istiyorsun? Ne istiyorsun tam olarak?" Nihayet bakışlarını bilgisayardan çekip bana odaklamıştı. İnsan yerine koyulduğumu hissettim yahu! Baştan aşağı beni süzdü. Benden böyle bir kombin beklememesi normaldi. Özel bir gün olmadığı sürece rahat şeyler giymeyi tercih ediyordum ama bu elbise içinde o kadar iyi hissediyordum ki. Patron beni süzmeyi bıraktı ve bilgisayarına dönüp boğazını temizledi. "Tamam işinin başına geç çok fazla iş var hızlıca hepsini bitir. Bir daha da geç kalma yoksa kovulursun." Gülümsedim. Kalbim bugün hızlı atmaktan duracaktı gerçekten. "Tabi patron." Dedim heyecanla. Hızlı adımlarla odadan çıktım ve kendi odama geçtim. İşimi kaybetmemiştim Allah'ım çok şükür işimi kaybetmemiştim. Bizim şu anki patronumuz eski patronumuzun oğluydu. Eski patronumuz emekli olmuştu ve o Ege Bey'e göre çok da sert ve sinirli bir adamdı. Ege Bey ona nazaran daha merhametli birisiydi. Ama üstümde kahve lekesiyle gitseydim kesin kovulurdum. Nasrettin hoca kıyafet konusunda çok haklıymış. İnsanlar kıyafete göre muamale ediyorlar. Bu sabahki adam benim iyilik perim gibi bir şeydi resmen. Bunlar başıma gelen ilk ve son güzel şeyler olacak büyük ihtimalle. ... Yağmura aldırmadan bankta oturuyordum. Hiçbir anlamı yoktu çünkü ıslanmamın. Bu zamana kadar zaten yalnız bir şekilde Islanıyordum. Hayat bana hep bu yüzünü göstermişti. Çünkü bunu hakediyordum. Neden bilmiyorum, hayata geliş amacım sadece acı çekmek miydi? Neden diğer insanların her şeyi yolunda giderken ben hep bir tökezliyordum? Neden düz yolda yürümek yerine bana hep dikenli yollar denk geliyordu? Bu soruların cevaplarını çok aradım, aradım ama bulamadım. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki etrafta bir tane bile insan evladı yoktu. Çünkü akıllılık olan buydu, kendini seven bu yağmurdan kaçardı. Üzerime düşen gölgeyle yağmur kesilmişti. Kafamı kaldırdığımda tepemde bir şemsiyenin olduğunu fark ettim. Kim olduğunu göremiyordum. "Derin Hanım, bizimle geliyorsunuz." Tok bir ses duymuştum, daha önce duyduğumu zannetmediğim bir sesti. Tanımıyordum yani. Bu arada bu adamlar beni tanıyor ama siz tanımıyorsunuz. Kendimi tanıtmayı unuttum. Adamın da dediği gibi Derin ben, Derin Alaca. Ayağa kalktım, şimdi yüzünü daha net görüyordum. Takım elbise giymiş bir adam vardı. Hatta bir adam değil 3 adam vardı. Arkada da camları filtreli geniş bir araba vardı. Ne halttı bunlar? "Zorluk çıkarmadan arabaya binin." Dedi yine aynı kişi. Sesinden anlamıştım. Noluyor dememe kalmadan diğer ikisi kollarımdan tutup beni arabaya götürmeye çalışıyorlardı. Direnmeye çalışıyordum ama o kadar güçlülerdi ki hareket edemiyordum. Sesimi duyurmaya çalıştım ama sokaklar bomboştu kimse beni duymuyordu. Ben resmen KAÇIRILIYORDUM! Beni zorla arabaya soktuklarında sırılsıklam bir şekilde arabada oturuyordum ve hem korkudan hem üşümekten titriyordum. Bağırmaktan sesin kısılmıştı ve konuşmaya halim bile yoktu. Karşımda orta yaşlarda tam bir mafya babası enerjisi aldığım bir adam oturuyordu. Diğerleri de onun adamlarıydı taşlar şimdi oturmuştu ama benimle ne ilgileri vardı. Direkt aklıma sabahki adam gelmişti. Onunla bir ilgisi var mıydı acaba. Ben diyorum; benim başıma güzel bir şey gelmeez. "Ne istiyorsunuz benden?" Diye sordum. Pahalı elbisem hâlâ birazcık özgüven veriyordu ama çok korkuyordum. Sadece korkmuyormuş gibi yapmaya çalışıyordum. Adamın bakışları çok sert ve donuktu. Tek bir mimik dahi oynatmıyordu bu da beni daha çok geriyordu. Arabada 5-6 erkek vardı ve tek kız bendim. Bu beni daha da ürkütüyordu. "Babandan sana miras kaldı." Dedi. Miras mı? Baba mı? Ne! Hem babamı buldum hem de mirasım mı vardı! Yok artık. "Miras mı? Ayrıca babam mı? Benim babam falan yok." "Evet artık yok çünkü kendisi bize borç kitleyip geberip gitti." Sırıttı. İlk defa bir mimik görüyordum suratında ama hayra alamet bir sırıtma değildi bu. Korkunçtu, içimi ürpertiyordu. "O yüzden babanın borçlarını sen ödeyeceksin. Babandan sana borçları miras kaldı güzel kız." Ne? Ömrüm boyunca görmediğim bir adamın borçlarını mı ödeyecektim şimdi ben? Hadi oradan öldürseler ödemezdim. Hiç derdim yokmuş gibi bir de bununla mı uğraşacaktım ben. Hayat bu kadarı da sence biraz fazla değil mi ya? "Asla! Hayatım boyunca görmediğim bir adamın borçlarını ödemem ben." Yanımdaki adam kafama silah dayandığında gözlerimi kapattım. Sanırım öldürseler öderdim. Ölümle burun buruna gelmek o kadar da hoş bir şey değilmiş sanki. "Ya ölürsün ya da öder yaşarsın." Dedi ve elime bir kağıt sıkıştırıp beni arabadan attılar. Attılar dediğim gerçekten de aşağı ittiler ben asfalta yapıştığımda onlar arabalarını sürüp gittiler. Canım acıyordu. Verdikleri kağıdı açtım tam bir milyon dolar borcu vardı. Ben hayatım boyunca bu kadar harcama bile yapmamışımdır. Allah kahretsin ben nerden bulacaktım bu kadar parayı. Ayağa kalktım. Pahalı elbisem ıslandız yıprandı ve kirlendi. Ben her şeyi hakediyordum çünkü en ufak lüks bir şeye bile böyle davranıyordum. Pahalı şeyler benim neyimeydi. Gökyüzüne bakıp çığlık attım. Bu belki de benim son nefes alışverişlerimdi. Çünkü ben bu parayı ödeyemeyecek ve öldürülecektim. Neden ben ya! Neden ben. Bu zamana kadar zerre faydası bile olmamış babamın borçlarını neden ödüyorum ben! Eve yürüdüm. İçeri girdim. Bugün eve daha yeni giriyordum ve saat gece 12'yi geçiyordu. Elbisemi ve tişörtümü kirli sepetine attım. Pantolonumu da katlayıp dolabıma koydum. Pijamalarımı çekip uzandım. Ömür boyu çalışsam yine de ödeyemezdim ben bu kadar parayı. Babam da herhalde çareyi kendini öldürmekte bulmuştu. Nasıl olsa kalırdı birine borç. Peki annem nerdeydi? Boşanmışlar mıydı acaba? Gerçi umrumda değildi ikisinide görmek istemiyordum. Telefonumdan bildirim sesi gelince komodine uzanıp telefonumu aldım. Patron Ege Bey'dendi mesaj. Mesajda: "2 gün sonra bir reklam şirketinin partisine gideceğiz. Maske konseptli bir partiymiş. Bugün giydiğin elbisen güzeldi onu giyip gel. Ve geç kalma." Yazıyordu. Adam bir aksilik yaratmayayım diye 2 gün önceden haber veriyordu bana güveni gözümü yaşartmıştı. Gerçi haklıydı, ben de kendime güvenmiyordum. Her neyse mesaj çok güzel iletilmişti de elbise kirliydi. Hemen yerimden kalktım ve elbiseyi çamaşır makinesine attım. Sonuçta garantiye almak lazımdı. Onu yıkatıp astıktan sonra güzel bir uyku çekmeye çalıştım. Tabi ne kadar güzel olabilirse.. Ertesi sabah yine işe gittim. Bugün maaş yatacaktı.. Büyük ikilemdeydim. Aç kalıp bütün parayı mafyalara vermek mi yoksa sürekli rahatsız edilmek mi? Ne kadar yaşardım acaba ayda bin bin ödesem ne kadar sürerdi. Bu da kurtarmazdı ki. Ömrüm boyunca ödesem bitmeyecekti. Bu adam ne bok yemişti acaba bu kadar borca girecek kadar. En kumar bağımlısının bile bu kadar borcu yoktur. Kafamı toparladım ve patronun programını hazırlamaya koyuldum. Sıkıcı bir hayatı vardı. Ege Bey de saat 6'da kalkardı ama benim gibi garantiye almak için değil, düzenli ve sağlıklı bir hayatı olduğu için öyle yapardı. Sabah temiz havada yürüyüşünü yapar, villasındaki havuzuna girer ve protein içeren kahvaltısını yapar işe öyle gelirdi. Kaslarının maşallahı vardı. Hiç üstsüz görmemiştim ama nasıl olduğunu az çok hayal edebiliyordum. Düşüncelerimi Ege Bey'in kaslarından ayırdım ve 20 dakika sonra toplantısı olduğunu ona söylemek için odamdan çıkıp kendilerinin odasına girdim. "20 dakika sonra önemli bir toplantınız var Ege Bey." "Biliyorum Derin sağ ol hatırlattığın için." "İşim bu." dedim ve odadan çıkarken adımı seslendi ben de ona döndüm. "Dünkü mesajımı aldın dimi?" "Evet efendim aldım. Merak etmeyin bir aksilik çıkmayacak geleceğim." Gülümsedi. Sanırım gözde bir asistan olma yolunda gidiyordum, bu nasıl oldu ben de bilmiyorum. Sanırım artık daha dikkatli olmalıydım. "İzninizle çıkıyorum." dedim kendisi hiçbir şey demeden durduğu için. Çünkü sessizce biriyle sadece bakışmak beni geriyordu ve anlamı yok gibi geliyordu. "Bekle." Dedi ve oturduğu yerden kalktı. Bu nadir olurdu. Çekmecesini açtı ve bir şey çıkarttı. Tam göremesem de maskeye benziyordu. Ne alakaydı şu anlam verememiştim. Yanıma geldi ve elindeki maskeyi bana verdi. "Bu ne için?" Diye sordum elindeki maskeyi alırken. Bu sorumun üstüne küçük, kısa bir zengin gülüşü atmıştı. "Mesaj da yazmıştım maske konseptli olduğunu ama o kısmı atladığını tahmin etmiştim." Dedi alaycı bir tavırla. Şu an çok utanıyordum, yer yarılsa da dibine girseydim şu an keşke. Utançtan öldüğüm attığım samimiyetsiz gülüşten de belli oluyordu zaten maalesef ki. "Ben çok özür dilerim ya aklımdan çıkmış bir an." "Hani herhangi bir aksilik çıkmayacaktı Derin." "Çıkmayacak zaten merak etmeyin. Söz veriyorum." Büyük bir söz vermiştim umarım bir yerlerimde patlamazdı. Ne olur çok normal bir gün geçireyim o gün. "İyi peki öyle olsun. Maskeyi unutma da rezil olmayalım bari." Dedi. Başımla onayladım ve odadan çıktım. Adam resmen alay ediyordu burnumun boktan çıkmamasıyla. Tabi oradan öyle zengin zengin dalga geçmek kolay senin 0 birikimle suçun olmadan 27 milyon lira borcun oldu mu? olmadı tabi ki! olsa da eminim gayet kolay bir şekilde öderdin. Bu kadar kolay hayat sizin için. Ayar oluyordum bu zenginlere. Mafyası da ceosu da aynı ukala. Odama geçtim ve masakeyi suratıma taktım. Sadece gözümü, göz çevremi ve burnumun ucuna kadar kapatıyordu. Klasik balo maskesiydi işte. Çok saçmaydı ama bayağı bir hoşuma gitmişti. Hayatımın biraz daha yolunda gitmesinin sebebi yakında cidden ölecek olmam mıydı acaba? Güzel hatırlamam adına hayat bana kıyak mı geçiyordu? Olabilirdi. Maskeyi suratımdan çektim. cebimin titremesiyle mesaj geldiğini anlamıştım. Elimi cebime atıp telefonumu aldım. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti. Bir videoydu. Açtım. O gün beni sıkıştıran mafya ve adamları vardı videoda. Kamera kadrajına bir de eli, kolu, gözü bağlanmış kurbanlık gibi duran bir adam girmişti. O mafya adama silah doğrultmuştu ve ONU VURMUŞTU. Çığlık atmamla beraber telefon elimden yere düşmüştü. Gerginlikten ölmek üzereydim. Sandalyeme oturdum ve su şişemden birkaç yudum su alıp sakinleşmeye çalıştım. Derin derin nefes alıp veriyordum. Adamlar resmen beni öldürmekle tehdit ederken uygulamaları göstermişlerdi. Polise gitmemin hiçbir anlamı yoktu. Eli kolu uzun adamlardı bunlar, ben ise hiçbir şeydim kimse benim için bir şey yapmazdı. Kalktım telefonumu aldım ve elim titreye titreye engelledim numarayı. Odadan çıktım ve elimi yüzümü yıkamaya gittim. Artık asla kendime gelemeyeceğimi biliyordum. Bu benim için çok kötüydü. Gerçekten de son günlerimi yaşadığımı bilmek ve hayatımı bomboş geçirmiş olduğumun farkında olmak beni çok geriyordu. Nihayet vücudumun titremesi geçtiğinde kendime gelebilmiştim. İş çıkışında arabası olan bir arkadaşımdan beni evime bırakmasını rica etmiştim. Tek başıma otobüse binip, indikten sonra da yürümeye cesaretim yoktu. Ya beni yine zorla arabalarına bindirip kaçırırlarsa diye düşünmeden edemiyordum. Paranoyak bir manyak olup çıkmıştım. Ama temkinli olmaktan başka da bir çarem yoktu. eve gelene kadar hep arka tarafa baktım takip ediliyor muyuz diye. Evin önüne geldiğimizde de indikten sonra koşa koşa eve girmiştim ve kapımı kilitlemiştim. Hâlâ güvende hissetmiyorum. Sanki evimin camlarını tarayacaklar gibi hissediyordum. Odama gittim ve camlardan uzak bir şekilde pijamalarımı giydim. Anlaşılan bu gece uyuyamayacaktım. Yatağıma uzandım. Yorgunluktan ölmek üzereydim ama korkudan gözümü bile kırpamıyordum. Ama bu çabamın bir anlamı yoktu ben her türlü ölecektim. Öleceksem uyumayarak kurtulamazdım zaten. Uyumaktan başka çarem yoktu. Ertesi akşam partiye gitmek için hazırdım. Elbisemi giyip makyajımı en sade haliyle yapıp saçlarımı da maşalayıp açık bıraktıktan sonra geriye sadece patronumun gelip beni evimin önünden alması kalmıştı. Allah'tan sabah bana bu teklifi yapmıştı. Herkesin zenginlerden oluştuğu bir partiye otobüsle gitmem benim açımdan can sıkıcı olabilirdi. Nihayet patronumdan beklenen mesaj gelmişti. Aşağıda olduğumu ve acele etmem gerektiğini yazmıştı. Hızlıca içine sadece telefon ve cüzdan sığabilecek kadar küçük olan çantamı ve o çok gerekli maskeyi yanıma alıp evden çıktım. Topuklularla hızlı hareket etmek biraz zordu. Ama insana çok güzel hissettiriyordu. Ege Bey'in şoförü ihsan abi bana limuzinin kapısını açtığında nazikçe teşekkür edip arabaya bindim. Ege Bey'e iyi akşamlar diledim ve tabi o da bana diledi. "Elbise çok güzel ve büyüleyici." "Teşekkür ederim. Zevkli bir insan olduğumu bunca zamandır anlamışsınızdır diye düşünüyordum." kendimle hiçbir alakası olmayan olaydan ego kasarak. Onun da bu hareketim hoşuna gidecek olacak ki tatmin olmuş bir şekilde güldü ve onaylar gibi baktı. Arkama yaslandım ve ilk defa anın tadını çıkarmaya baktım. Bunu yapmanın rahatlığını daha önce hiç yaşamamıştım. Ayrıca araba benim yatağımdan bile rahattı. Nihayet gelmiştik. Arabadan inerken Ege bey yardımcı olmuştu. Bana maskemi takmamı söylediği için komutu yerine getirerek maskemi yüzüme yerleştirmiştim. Girişteki güvenlik isimlerimizi sormuştu. Ege Bey söyledikten sonra listeye baktı ve ismimizi bulduktan sonra bize yolu gösterdi. Büyük bir balo salonuydu. Tahminimce eski zamanlardan kalmaydı, ya da öyle tasarlanmıştı bilmiyorum ama içerisi büyüleyiciydi. Uzun merdivenler, hafif soluk renkli duvarlar , duvarlardaki işlemeler ve resimler harika duruyordu. Herkes kendi halinde eğleniyordu ve kimse kimseyi tanımıyordu. Bir tek patronumu tanıyordum o da giydiği kıyafeti bildiğimden dolayıydı. gece mavisi elbisemin üzerine mavi bir maske takmıştım. Kimsenin beni asla tanımayacağı bir yerde daha özgüvenli hissediyordum. ATA Bu lanet partiye maruz kaldığım için kendimden çok özür diliyorum. Bu maske zırvası da neydi böyle saçma sapan. Biraz etrafa göz gezdirirken gözüm çok güzel bir şeye takıldı. Daha önce gördüğüm o güzel şey, gece mavisi elbiseli kız.. Herkesin aksine o etrafı izliyordu ve kendini mekanın büyüsüne kaptırmıştı. O herkesten çok farklıydı onda bunu hissedebiliyordum. Elbisenin sahibi sanki kız kardeşim değildi. Sanki elbise tamamen bu kız için tasarlanmıştı da ben de gidip onun için özel olarak almıştım. Elbiseyi karıştırıyor muyum diye çok düşündüm ama aklıma kazınmıştı bu kesinlikle o kızdı. Vücut hatlarına kadar her şeyi aynıydı biliyorum. elbise aynıydı ama içindeki de aynıydı bundan eminim. Bu elbise başkasının bedeninde bu kadar güzel durmazdı. Lanet gri maskemi yüzüme iyice yerleştirip yanına gittim. Beni tanımasını istemiyordum. Onunla sadece 20 dakikalık bile olsa güzel zaman geçirsem bana yeterdi. Derin bir nefes aldım ve Boğazımı temizledim. Arkası bana dönük olduğundan dolayı omuzuna hafifçe dokundum. Biraz ürkmüş şekilde arkasını döndü ve bana gülümsedi. Hayatımda gördüğüm en zarif şeydi. "Selam." Çıktı ağzımdan bir tek. O da muhteşem gülümsemesine devam ederken "selam" diye karşılık verdi bana. Burda kimse Ata Akın Olduğumu bilmediği için en rahat halimle davranabilirdim, dağıtabilirdim ve kendimi bırakabilirdim. Kendimi bu gece mavisi elbisesinin içindeki zerafete bırakacaktım. Hayatım boyunca Ata Akın'ı etkileyen tek kızdı o. Kim duysa çok şaşırırdı. "Elbisene bayıldım. Çok güzel durmuş sende." Dedim. "Teşekkür ederim. Nazik olduğunu düşündüğüm birisi vermişti ama üstümde nasıl durup durmadığını söylemeden basıp gitmişti ukala." Benden bahsediyordu. Benden bahsedilmesi biraz koymuştu tabi. Ona göre gerçekten de ukala mıydım. Sanırım konuyu kapatmam gerekiyordu kendimin dedikodusunu yapmak istemiyordum. Beni bu sohbetten kurtaracak o soft müzik de çalmaya başlamıştı. İşte ben şans diye buna derim. Dans teklifi için elimi ona doğru uzattım. "Bu dansı zarif bir hanımefendiyle şereflendirmek isterim." Dedim. Kendi kendine kıkırdadı ve zarif parmaklarıyla elimden tuttu. Piste doğru yol aldık ve bir elimle belini kavrarken diğer elimle sıkıca elini tutuyordum. Maskenin içinde gözleri ayrı bir güzel duruyordu. Hiç konuşmadan kendimizi müziğe bırakıp sadece öyle dans ettik. Dans ederken uçuşan saçları, ışıl ışıl gözleri ve kıvrımlı beli asla aklımdan çıkmayacaktı. Bunları bile bile yapıyordum bunu kendime. Çünkü hayatım boyunca bir daha böyle güzel bir şey görmeyeceğimi düşünüyordum. Dansımız bittiğinde sonunda konuşma fırsatımız olmuştu. "Eeee kim olduğunu söylemeyecek misin?" Diye sordu. Onun bu sorusuna karşılık gülümsedim. Gerçekten de cevap vereceğimi düşünmesi komikti. Yani beni tanımadığı için böyle düşünmesi normaldi ama yine de komikti. Ona doğru bir adım attım. Şimdi aramızda pek bir mesafe kalmamıştı. "Bu bir maskeli balo, o yüzden kim olduğumu öğrenemezsiniz." Sesimi olabildiğince değiştirmeye çalışıyordum. Beni tanıması son isteyeceğim şey olurdu. "Burda olan burda mı kalır diyorsun yani?" Diye sordu. Ben de kafamı onaylarcasına salladım ama bir adım geri çekilmeyi tercih etti. "Ben en iyisi patronumun yanına gideyim. Ben eğlence için değil iş için burdayım." Dedi ve arkasına bile bakmadan gitti. Demek ki dün de o böyle hissetti. İnsan bok gibi hissediyormuş gerçekten. Neyse ne o istemiyorsa ben hiç istemiyorum. Gözümle onun gittiği yeri takip ettim. Patronunun yanındaydı. Ben patronu yaşlı bir şeydir sanarken benimle aynı yaşlarda genç bir şey çıkmıştı. Elini ona doğru uzattı ve o da aynı bana yaptığı gibi nazikçe elini tuttu ve piste geçtiler. Çoktan kızın belini kavramıştı. Olay çıkarmamak için çok zor duruyordum. Önümde duran içkilerden birini kafama diktim. Benim verdiğim elbiseyle melek gibi duruyordu ve şimdi o patron Bozuntusuyla benden daha yakındı. O patronuyla gelmişti ve asıl kavalyesi oydu. Sakin olayım derken önümdeki bütün şatları içmiştim.. DERİN Patronumla dans ettiğime inanamıyordum. Onunla normalde iş dışında pek konuşmayız bile. Bu durumda ondan zam isteyebilirdim belki. Ama zam bile benim olduğum durumu kurtaramazdı. Kafamın dağılması gereken bir an da bile hâlâ hayatımın nasıl mahvolduğunu düşünüyordum. Tam bir umutsuz vakaydım. "Neden bu kadar dalgınsın?" Diye sordu Ege Bey. Ben de sadece "yok bir şey" demekle yetindim. Zarif bir gülümsemeyle karşılık verdim ve kendimi ona odaklamaya çalıştım. Patronun gözüne yeni girmişken her şeyi mahvetmek istemezdim. Derin bir nefes aldım. Ege Bey gözümün önüne düşen saçlarımı eliyle nazikçe çekti. Bu hareketi beni utandırmıştı. Böyle bir yakınlıkta böyle bir hareket biraz garipti. "Kendi güzelliğini fark etmemiş olman çok üzücü Derin. Güzelliği geçtim işinde ne kadar başarılı olduğunun da farkında değilsin." İş ve başarı evet. Ne iş ama, dünyaca ünlü bir şirketin ceosu demek isterdim ama ceoeunun asistanıydım. Hayatı boyunca herkesin yancısı olduğum için şimdi de bunu profesyonelce yaptığım için taktir görüyordum. Ne kadar güzel bir hayat. Ama taktire falan gerek yok çünkü ben yüksek ihtimalle ölecektim. Ölmeden önce bir çocuk yapayım da belki benim borçlarım da ona kalır! Ailemden nefret ediyorum. Bir ailem yok ama olsaydı da nefret ederdim muhtemelen. Hayatımda her şey yolunda gitseydi eğer Ege Bey'in bu sözü beni bu kadar sinirlendirmezdi. ATA Hiçbir şey yetmiyormuş gibi bir de kıza dokunuyordu. Yüzüne dokundu resmen. Gidip onun o iğrenç maskesini ağzına sokardım ama yapmadım. Çünkü ben duruşu olan saygın bir insandım. Ama zamanı geldiğinde onun ağzına sıçacaktım. Telefonum çaldı. En güvendiğim adamlarımdan birisi olan Ali arıyordu. Dışarı çıktım ve telefonu açtım. Bu gürültüden uzaklaşmak biraz iyi gelmişti. "Ne var Ali." Dedim. Sigaramı yaktım ve ilk dumanı içime çekip üfledim. Ali de Sinirimi ondan çıkardığımı anlamış olacak ki sessiz durarak kelimelerini seçmeye çalışıyordu. Nihayet konuşmaya başlamıştı. "Abi kız yetimhanede büyümüş. Ad Derin soyadı Alaca. Bahsettiğin şirkette asistanlık yapıyor. Yakınlarından kimseyi bulamadım. Sosyal medya hesabı da yok, varsa da kendi adını soyadını kullanmıyor. Bu yüzden arkadaşı var mı yok mu onun bilgisine de ulaşamadık. Komşularına da sorduk genel olarak sadece evden işe, işten eve gidiyormuş ama çok tanımazlarmış kendi halinde bir kızmış." Sigaramdan bir duman daha çektim ve Ali'nin anlattığı şeyleri kafamda tarttım. "Babası kim? onu da öğren." "Abi onu öğrendik de pek hoşuna gitmeyebilir." "Söyle" dedim sigaramın dumanını içime çekip üflerken. Sol tarafıma baktım Derin gelmişti. telefonuna bakıyordu ama ekrana çok uzun bakmıştı. "Ali kapat ben seni daha sonra arayacağım." Diyip telefonu kapattım ve henüz beni görmediği için gizlenmiştim. Sevgilisi mi vardı yoksa ayrılık mesajı mıydı? Telefonunu elindeki küçük çantasına koydu. Çok telaşlıydı kesin bir şey olmuştu. Hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ben de fark ettirmeden peşinden gitmeye başladım. Daha rahat görebilmek için lanet olası maskemi çıkardım. biraz ilerlediğimizde siyah bir araba onu bekliyordu. Aşağı bir adam indi. Tanıdığım bir adam. Bahri Kara. Ne ilgisi vardı bu kızın Bahri Kara ile? Yoksa iş birliği mi yapıyordu beni bitirimesi için. Olayı akışına bırakıp izlemeye karar verdim. DERİN Bu pislik adamlar peşimi bırakmayacaktı belli ki. En azından her şey 20 dakikalığına da olsa masal gibiydi. Şimdi yine karşıma dikilip bana ölüm tehditleri yağdıracaklardı. Patronları yavaş adımlarıyla yanıma yaklaştı. Pisliğin teki olduğu yürüyüşünden bile belliydi. Duyacağım her şey için kendimi hazırlayıp soğukkanlı olmaya çalışacaktım. Canı cehenneme herif nihayet konuşmaya zahmet etmişti. "Fiyatı görmüşsündür. Düşünmen için 24 saatin vardı. Seçimi yap şimdi ölmek mi? Yoksa ödemek mi?" "Benim bunu ödeyecek imkanım yok. Babamı da ömrüm boyunca görmedim." Kolumdan tuttu ve sıktı. Canımı yakıyordu ama belli etmemeliydim. Yutkundum ama dimdik durmak zorundaydım. En kararlı bakışımla gözlerinin tam içine bakıyordum. Onun da gözlerinden alev çıkıyordu. "Biliyor musun? Babanı öldüremedim, çok içimde kaldı. Seni tam şu an bile gözümü kırpmadan öldürürüm. Ne halt yersen ye ama bu parayı öde." Tam konuşmak için ağzımı açacaktım ki bir anda havada "Bahri!" Diye gür ve tok bir ses yankılandı. Hepimiz aynı yere dönmüştük. Bu oydu, kıyafeti gri maskeli adamla aynıydı. Aynı zamanda ukala zengin adamdı. Yanımıza doğru geldi ve Bahri denen adama bir yumruk attı. Adamlarının hepsi silah çekmişti ama onun umrunda bile değildi. Deli cesaretiydi ondaki. Benim korkudan dizlerim titrerken onun burda göğsünü gere gere durması çok garipti. Bahri'ye bir adım yaklaştı ve ona doğru işaret parmağını salladı. Çok kararlı ve ciddi bir ses tonuyla: "Bana bak Bahri! Bu kıza bir daha bulaşırsan senin ecdadını silerim bu kainattan!" Dedi..

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
33.4K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
26.8K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.1K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.4K
bc

İNFAZ

read
4.8K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.4K
bc

YIKIK MESKEN

read
3.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook