Kapının açılıp birinin bana doğru geldiğini duydum ama gözlerimi açmaya zahmet etmedim. Hem açsam ne olacak ki? Ne değişecek? Hiçbir şey! O yüzden ben de gözlerimi açmadım. Ayrıca bu caniler benim ruhumu, bedenimi ele geçirmek isterken, ben neden bu dünyaya gözlerimi açayım ki? Daha fazla acı, daha fazla keder için mi? Ah, hadi ama lütfen, almayayım ben...
Bana doğru yaklaşan adım sesi bir an duraksayınca düşüncelerime es verdim. Bana bakarken adamın sesli şekilde iç geçirdiğini duydum ama ne gözümü açmaya niyetim, ne de parmağımı oynatacak mecalim vardı. Adamın sert, nasırlı elini omzumda hissettiğimdeyse gözlerimi açmak yerine daha da sıkı kapattım ve nefesimi tuttum. Bu yaptığım hareket omzumu sarsan elin duraksamasına neden oldu. Adam tereddüt etse de elini üzerimden çekti, ben de yattığım yerde iyice küçüldüm top haline geldim...
Tepemde dikilen adam sesli şekilde iç geçirdi ve hışırtılı bir şeyi başımın yanına pat diye bıraktı. Korkuyla yerimden sıçradığımda, adam bu kez kendine sesli bir küfür savurdu ve nasırlı eliyle çenemden tutarak nazikçe başımı yukarı kaldırdı; gözlerimi sıkıca yumdum ve yüzümün herhangi bir yerine gelecek olan darbeyi bekledim. Ama hiçbir şey olmadı. Alnımda hissettiğim soğuk şey önce beni şaşırttı, sonra tüm vücudumu yakıp kavurdu. Adam yarama ikinci defa dokunduğunda gözlerimi kocaman açtım. Ah lanet ne sürdü o öyle..!
Korku dolu gözlerle, kaşlarını çatarak yaptığı işten keyif almadığı her hâlinden belli olan esmer adamın siyah gözlerine baktım. Kırklı yaşlarının sonlarında gibi görünen bıyıklı adam, bana acıyarak bakınca, ona "kurtar beni" diye yalvardım. Adam hayır anlamında başını sağa-sola salladı ve yaptığı işe geri dönmek istedi ama ben kendimi geri çekmeye ve adamın alnıma sürdüğü o soğuk şeyden kaçmaya çalıştım ama adam aralık bıraktığı kapıya kaçamak bir bakış attı ve "sesiz ol, Kemal sesimizi duymasın!" Dedi son derece sessizce.
"Yar...dım...et...lütfen!"
Adam yine hayır anlamında başını sağa sola salladı, "yapamam kızım, eğer ben sana yardım edersem, Kemal çocuklarımı ve beni yaşatmaz" dedi.
Adamın sözleriyle içimde filizlenmeye başlayan umut tohumlarım soldu. Ama ben kolay kolay pes eden biri hiç olmadım. Belki fikrini değiştirir diye adamın gözlerine umut dolu gözlerle baktım ama adam benden gözlerini kaçırdı ve elindeki pamuğa tentürdiyot döktü. Pamuğu tekrar alnıma sürdüğünde acıyla inledim ve gözlerimi sıkıca yumdum. Tentürdiyotla işi bitince alnıma bant yapıştırdı ve kolumdan tutarak oturmama yardımcı oldu. Oturup sırtımı duvara yasladığım an, ellerim ve ayaklarımın artık bağlı olmadığını fark ettim. 'bu nasıl oldu' dercesine şaşkınca adama baktığımda, adam hiç istifini bozmadı ve elindeki poşeti kurcalamaya geri döndü. Poşetten çıkardığı pamuğa biraz daha tentürdiyot döktü ve "uzat kollarını kızım, bileklerine de süreyim" dedi.
Başımı tamam anlamında salladım ve uyuşmuş sağ kolumu yukarı kaldırmaya çalıştım ama olmadı. Bırakın kolumu kaldırmayı, hareket ettiremedim. Kolumu biraz da olsa yukarı kaldırmaya adama uzatmaya çalıştım ama canım çok yandı. Gözümden sicim gibi yaşarlar akarken bana üzgün gözlerle bakan adama gözyaşları içinde "yapamıyorum" dedim. Gözyaşları ve iç çekmelerimin arasında kolumu tekrar hareket ettirmeye çalıştım ama olmadı, kolum hareket etmedi.
Acıyan kolumu ve sağ bileğimin ne hâlde olduğunu görmek istedim ama bulunduğumuz yere ışık o kadar zor geliyordu ki karşımdaki adamı bile zor seçiyordum. Yine de şansımı denedim. Başımı koluma doğru çevirirken başıma giren ağrıyla gözlerimde şimşekler çaktı ama pes etmedim, başımı biraz daha eğdim ve bileğime baktım. Bileğim tuhaf bir şekilde arkaya doğru bükülmüştü, kemiğimin dışarı çıkmak için derimi zorladığını görünce acıyla inledim.
Benim hâlime acıyan adam birkaç saniye yüzüme üzgün gözlerle baktı, sonra biraz daha eğildi ve bileğimi kaldırmadan tentürdiyot döktüğü pamuğu bileğimde derin iz ve kesikler bırakan ve artık yavaş yavaş beyazlaşmaya başlayan yaraların üzerine dikkatlice sürdü. O yaralarıma her dokunduğunda canımdan can gitti, çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Bana yardım eden bu adamın başının diğer adamla belaya girmesini istemedim, onun içinde sesim çıkmasın diye alt dudağıma dişlerimle bastırdım. Acıyla inledim ama çığlık atmamak için elimden gelen herşeyi yaptım.
Adam el ve ayak bileklerime bakım yaptıktan sonra yaralarımın üzerine kötü kokulu bir krem sürdü. Sürdüğü krem canımı tentürdiyottan daha çok yakınca, istemsizce dudaklarımdan küçük bir çığlık kaçtı. Adam endişeyle bir kapıya bir de bana baktı.
"Sessiz ol! Eğer Kemal beni senin yanında görürse, canını daha çok yakar!"
Canım yansa da sessiz olmaya çalıştım ve ona tamam dercesine başımı salladım. Bana yardım ettiği için onun başına bela olmak istemedim.
Adam yaralarımla ilgilendikten sonra, ilaçları koyduğu poşetten bir parça ekmek çıkardı. "Eğer hayatta kalmak istiyorsan, bunu ye! Bir fırsatını bulursam kaçmana yardım edeceğim!" Dedi ve poşetten çıkardığı peyniri ekmeğin arasına koydu ve ekmeği bana uzattı...
Adam odadan çıkınca, sağ kolumu tekrar hareket ettirmeye çalıştım ama yapamadım. Çünkü kolumu her hareket ettirdiğimde biri sanki omzuma sivri uçlu bir bıçak saplıyormuş gibi canım yandı. Kolumdaki ağrı dayanılmaz hale gelince kolumu hareket ettirmeyi kestim. Gözlerimi üzüntüyle geri kapattım, başımı geriye doğru yatırırken gözümden süzülen yaşlara mâni olmadım. Ya şimdi her şeyden vazgeçecek, her şeyin bir an önce bitmesi için elimden geleni yapacaktım, ya da daha sıkı sıkıya tutanacaktım hayata. İşte şu an, tam o andı. Hani bazen insana kolayı seçmek daha kolay gelir ya, arkasına bakmadan kaçar gider gitmek istediğinden. Ama bilmez ki o kaçan kişi, aslında kaçmak istediği kendidir ve herşey kendiyle beraber gelir...
Ama kaçmak bana göre değil ve hiçbir zaman da olmadı. Bu hayata tutunmak için bugüne kadar herşeyi yaptım, bugün de yapacağım. Bundan sonra da. Bu adamların beni yıldırmasına izin vermeyeceğim...
Sol elimle tuttuğum ekmekten zar zor bir ısırık aldım ama ekmeği çiğnemek benim için tam bir işkenceydi. Çenemi her hareket ettirdiğimde çenem yerinden çıkacakmış gibi ağrıdı, her çene hareketimde sanki biri başıma balyozla vuruyormuş gibi oldu ama ben yine de pes etmedim...
Ekmekten ısırdığım ilk lokmayı yarım yamalak çiğneyip zorla yuttuğumda yine tıkırtılar oldu, sesin geldiği yöne doğru baktım; fareler yemeğin kokusunu almış bana doğru geliyordu. Refleksle kendimi geri çekmeye çalıştım, ani hareketim yüzünden koluma giren ağrıyla hareket edemedim ve olduğum yere çakılı kaldım. Bacaklarımı zor da olsa kendime doğru çektim ve ekmeği iki dizimin arasına sıkıştırıp ekmeğin içinden çıkardığım peyniri farelere doğru attım. Fareler beni bırakıp peynirin peşine gidince, zorlansam da ekmeğimi yemeğe devam ettim. O, adamın da dediği gibi, eğer hayatta kalmak istiyorsam yemeli ve güçlü olmalıyım...
Yüzünde yarası olan adam, yani Kemal, bir süredir ortalıklarda yoktu. Adının Hasan olduğunu öğrendiğim diğer adam, o yokken benimle ve yaralarımla yakından ilgilendi. Dün Hasan beni lavaboya götürürken, o'na Kemal'in nerede olduğunu sordum. Hasan, bana Kemal'in çok uzakta olmadığını kapıda beklediğini söyledi ama bir fırsatını bulunca da kaçmama yardım edeceğini yineledi...
Kaç gündür burada hapistim bilmiyorum ama bildiğim bir şey vardı. O da kolumdaki ve kaburgamdaki ağrının giderek daha da arttığı ve her geçen dakika ağrılarımın dayanılmaz bir hâl aldığıydı. Üstelik el ve ayak bileğimdeki yaralar beyazlaşmaya başladı, ağrılarım ise dayanılacak gibi değildi...
Kapı ani bir gürültüyle duvara çarparak açıldı. Karanlığa alışan gözlerim odaya dolan ışıkla yandı. Kapanan gözlerime elimi siper ettim ve yanan gözlerimi korumaya çalıştım. Yine Hasan'ın geldiğini sanıp elimi gözlerimin üzerinden çektiğimdeyse, kapının önünde yüzünden eksik etmediği o iğrenç gülümsemeyle bana bakan Kemal'i gördüm.
Uzun koridordan bana doğru gelirken, attığı ilk adımda sendeledi, ikinci adımındaysa ayakları birbirine dolandı. Aramızdaki iki adımlık mesafeyi kapatırken biraz zorlandı ama yine de yanıma geldi; o bana doğru gelirken iki adımlık bu odadan ve ondan sanki kaçabilecek mişim gibi geri gitmeye çalıştım.
Sızlayan ayaklarımdan medet umarak ondan kaçabildiğim kadar kaçmaya çalıştım. Ama Kemal, içkili hâlinden beklenmeyecek bir çevikliğe sahipti, ben geri kaçmaya çalışırken o eğilip sızlayan ayak bileğimden yakaladı beni. Bileğimden tutup beni kendine doğru çektiğinde acıyla çığlık attım. Ben acılar içinde kıvranırken, o bana gülümsedi. Yüzündeki sırıtış giderek büyürken bacağımdaki yaraya var gücüyle bastırdı; çığlık attım.
Gözümden yaşlar akarken hissettiğim acıyı yok saydım ve ona diğer ayağımla tekme atmaya çalıştım ama o, sarhoş birinden beklenmeyecek bir reflekse sahipti. O'na tekme attığım ayağımı havada yakaladı ve sertçe geri yere bastırdı, dirseğiyle dizime sertçe vurdu; hissettiğim acı gözlerimde şimşekler çıkmasına neden oldu ve acı dolu çığlığım küçücük odanın içinde yankılandı.
Kemal bacaklarını ayırıp üzerime çıktığında ondan kurtulmak için debelendim ama Kemal beklemediğim bir şey yaptı. Bileklerimi yakaladı, kollarımı başımın üzerinde birleştirdi. Sağ kolumu hareket ettirdiği an can acısıyla odayı çınlatan güçlü bir çığlık daha attım ama Kemal çığlığımı umursamadı. Ben çığlık attıkça onun yüzündeki pis sırıtış daha da büyüdü. Sonra eğildi ve boynumu koklayıp öptü. Bu hareketi beni mengene gibi saran kollarının arasında debelenmeme ve ondan kurtulmaya çalışmama neden oldu ama adam bu hâliyle bile benden çok güçlüydü. Kemal cüsselli vücuduyla duvar arasına beni iyice sıkıştırdı. Hareket etmemi engelledi. Korkudan kocaman olmuş gözlerime bakarken yüzündeki sadist gülümseme daha da büyüdü. Bu defa benimle göz temasını kesmeden boynuma doğru eğildi ve iğrenç kokan nefesiyle önce boynumu, sonra da kulağımın altını öptü, "nihayet patrondan haber geldi küçük sıçan!" Diye mırıldandı kulağıma. "Maalesef... aradıkları şanslı kız sen değilmişsin! Ama hemen üzülme! Patron yerine seninle ben ilgileneceğim," dedi dili dolanarak ve biraz da kelimeleri uzatarak.
Kemal, tekrar boynumu öpmeye çalışınca, kolumun acısını hiçe saydım ve kollarının arasında debelenip kurtulmaya çalıştım. Ama bir işe yaramadı. Üstelik bu yaptığım hareket Kemal'i durdurmak bir yana, onu daha da öfkelendirdi. "Kes artık debelenmeyi" dedi ve yanağıma tokat attı. Yanağıma attığı tokat o kadar güçlüydü ki, ya da ben artık çok güçsüzdüm, hangisiydi bilmiyorum ama zayıf bedenim yana savruldu. Kemal beni saçımdan tutarak tekrar oturur pozisyona getirdi. Uzun saçlarımı eline doladı ve beni kendine doğru çekti. Ona direndim, karşı koydum, kendimi geri çekmeye çalıştım ama bu yaptığım hareket onu daha da sinirlendirdi. Ben direndikçe, o yanağıma ardı ardına tokatlar attı. Attığı her tokatta direncim biraz daha kırıldı...
Sonunda kollarım cansız bir şekilde yanlarıma düştü. Bedenim cansız bir varlık gibi aşağıya doğru kaydı, başım sert zemine çarptı. Ama bu da onu durdurmadı. Hızla üzerime tırmandı ve tekrar boynumu öptü, iğrenç salyalarını tüm boynuma akıttı. Boynumda gezinen dudakları ve iğrenç nefesi midemi bulandırdı ama ben öğürmekten başka bir şey yapamadım.
Ama Kemal bunu da umursamadı.
Başını boynumdan kaldırdı ve yüzündeki iğrenç gülümsemeyle "demek yaptıklarım benim kadar senin de hoşuna gidiyor ha güzelim! Hadi en az benim kadar seni de mutlu edecek bir şey yapalım!" dedi.
Sonra kollarından destek alarak üzerimde yükseldi ve pantolonumun düğmesine uzandı. Düğmeyi açıp fermuarımı indirmeye çalıştığında, kalan son gücümle o'na engel olmaya çalıştım ve bileklerini tuttum. Takati kalmayan kollarımı yakalayıp kendinden uzaklaştırmak onun için çocuk oyuncağıydı. Ellerimi başımın yanlarına koydu ve hiç acımadan bileğimdeki yaraların üzerine baş parmağıyla bastırdı. Yaşadığım acıyla "yapma" diye çığlık attım, bileklerimi kurtarmaya çalıştım ama yapamadım.
Gözümden süzülen gözyaşlarım, çığlıklarım Kemal'in yüzündeki sadist gülümsemeyi daha da büyüttü. Şu an Kemal aynı bir köpek balığı gibiydi. Köpek balığı nasıl anında kan kokusunu alıp avına saldırıyorsa, Kemal'de korkunun kokusunu almış ve benim korktuğumu gözlerimden anlamıştı. Ve benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu.
Kemal'in yüzündeki sadist gülümseme ben çığlık attıkça sırıtışa döndü. Sonra ellerimi yavaşça bıraktı ve pantolonumun fermuarına uzandı. Fermuarı açıp pantolonumu kasıklarıma kadar indirdi ama sonra yüzündeki pis gülümseme dudaklarında dondu. Önce gözleri şaşkınlıktan kocaman oldu, sonra gözlerini birkaç defa kırpıştırdı, sonra da bir bana, bir de beyaz iç çamaşırımın kıyısından görünen kurt dövmeme baktı. O, dövmeyi incelerken gözündeki şaşkınlığın yerini yavaş yavaş korku aldığını gördüğümde şaşırma sırası bendeydi.
Onu ne bu kadar korkuttu ki..?
Kemal, sesli şekilde yutkundu ve kekeleyerek "se...sen" dedi ve dediği an kapı yine duvara çarparak açıldı. Hasan, içeri doğru boş bir çuval gibi fırlatıldı ve benim yan tarafımdaki duvara çarparak yere düştü. Bana şaşkınlıkla bakan adamın şaşkınlığı, yan tarafımıza boş bir çuval gibi atılan adamına bakarken daha da arttı. Kemal başını yavaşça çevirip omzunun üzerinden arkasına baktı ve fısıltı gibi çıkan sesiyle "A...sil...kurt" diye yine kekeledi.
Kemal, korku dolu gözleriyle üzerimden hafifçe yana kaydığında, ben karanlık gezegenimde kendi Güneş'imi yörüngemi buldum. Yörüngesini bulan gözlerim hipnotize olmuş gibiydi.
Belki benim adım Güneş'ti ama o benim karanlığıma sarı- kahverengi gözleriyle Güneş gibi doğdu...
Onun gözlerinden taşan bu öfkeden belki Kemal gibi ben de korkmalıydım ama garip bir şekilde korkmadım. Aksine... O'nun bana anlık bakışı bana güven verdi. Belki hissettiğim bu duygu ve güven duygusu çok saçmaydı ama ben yine de öyle hissettim...