Yalnızlık.

1563 Words
İki gün sonra alarm çaldı. Riva koltuktan kendini kazıyarak kalktı; sırtı tutulmuştu, boynu eğri, bir tarafı uyuşmuş. Gözlerini ovuşturdu, ağzı pas kokuyordu. Lanet yağdırmaya başlamıştı. Banyoya gitti. Musluğu açtı, soğuk su yüzüne çarptı. Biraz kendine geldi ama makyaj yapmak istemiyordu. Fondöten sürecek hali yoktu, rimel çekecek enerjisi hiç yoktu. Aynaya baktı: göz altları morarmış, dudakları soluk, saçları yağlı ve dağınık. “Güzel,” dedi alaycı bir sesle. “Tam patronun gözüne girecek haldeyim.” Dolaba gitti. Pijamaları eski, soluk pembe, üstünde küçük delikler olan çıkardı. Şirket asistanlığı yaptığı için “uygun” giyinmek zorundaydı. Normalde edebiyat bitirmişti, editörlük için başvurmuştu. Hayali buydu: kitap okumak, düzeltmek, yazarlarla konuşmak. Ama ne tecrübesi vardı, ne de sorumluluk alacak yüreği kalmıştı. O yüzden o gün açık olan tek pozisyona girmişti: yönetici asistanı. “İlerde gözlerine girerim, yükselirim,” demişti kendine. Üç yıldır aynı masada, aynı kahveyi taşıyor, aynı toplantı notlarını tutuyordu. Ele geçirenlerin pozisyon değiştirmek gibi bir niyeti yoktu. Riva da vazgeçmişti sormaktan. Üzerine siyah bir pantolon geçirdi dizleri hafif parlaklaşmış ama hâlâ düzgün duruyordu beyaz bir gömlek, üstüne ince bir hırka. Montunu kaptı, kapıyı kilitledi. Anahtarı çantaya attı, kulaklığını taktı. Müzik kulaklarına doldu ama beynine ulaştı. Sadece bir uğultu gibiydi. Köşedeki durağa yürüdü. Otobüs tam zamanında geldi. Bindi, arka koltuğa oturdu, cam kenarına yaslandı. Dışarıdaki gri şehir akıyordu: gri binalar, gri insanlar, gri gökyüzü. Riva’nın içi de aynı renkteydi. İndiği duraktan ofise kadar neredeyse on beş dakika yürüdü. Topuklu değil, düz ayakkabı giymişti o gün ayakları şişmesin diye. Yürürken rüzgâr montunun yakasını savuruyordu. Kulaklıkta Cumali efrah- bu da mı gol değil be, çalıyordu. Adımlarını sayıyordu içinden. Saymak onu biraz sakinleştiriyordu. Yoksa kafasının içindeki sesler çok gürültülü oluyordu. Ofisin kapısına vardığında durdu. Cam kapıdaki yansımasına baktı: düzgün giyinmiş, ama gözleri boş. Derin bir nefes aldı. “Haydi bakalım,” diye fısıldadı kendi kendine. “Bir gün daha.” Kapıyı itip içeri girdi. Asansör beklerken telefonuna baktı. Bildirim yok. Mesaj yok. Hiçbir şey yok. Asansör geldi. Bindi. Kat tuşuna bastı. Kapılar kapanırken aynadaki kendine son bir kez baktı. Ve o an, yine aynı his: sanki hayatı bir döngüye sıkışmış, her sabah aynı noktadan başlıyor, aynı noktada bitiyordu. Ama durmuyordu. Çünkü durursa, gerçekten bitecekti. Asansör yükseldi. Riva gözlerini kapattı. Sadece bir gün daha… Günaydın demek bile içinden gelmiyordu ama yine de kapıdan giren ilk iki kişiye mırıldandı: “Günaydınnnn…” Sesi o kadar cansız çıktı ki, kendi kulağına bile “ölüyorum ben ya” diye fısıldıyormuş gibi geldi. Masasına çantasını bıraktı. Çanta yere hafifçe çarptı, içinden bir ruj yuvarlandı. Riva eğildi, aldı, baktı. Kırmızı, kan rengi. “Ne kadar da güzel,” diye düşündü. “Ne diye aldım bunu acaba.” Ruju çantaya tıktı, oturdu. Sandalye yine gıcırdadı. Riva sandalyesine “sus lan” diye içinden söylendi. Kahve içmesi lazımdı. Hem de hemen. Yoksa günün ilk yarısında bayılacaktı. Kahve makinesine gitti, siyah, şekersiz, acı. Makine homurdandı, fincan doldu. Riva fincanı aldı, terasa çıktı. Soğuk hava suratına tokat gibi çarptı. “Bu hava bile beni kendime getiremez,” diye mırıldandı. Cebinden sigarayı çıkardı, yaktı. Sadece dumanı dışarı üfledi, sanki içindeki bütün zehri o dumanla birlikte çıkarıyormuş gibi. Birer birer geldiler. “Günaydın Riva.” “Günaydın Riva.” “Günaydınnn…” Riva her seferinde kafasını hafifçe salladı. Göz teması kurmadı. Sigarasını içmeye devam etti. Sonra birden fark etti: fazla mı yabani davranıyorum? Biraz konuşayım bari, belki insan gibi görünürüm. Yanından geçen kıza döndü, zorla gülümsedi: “Ee… Hafta sonun nasıldı?” Kız durdu, bir an şaşırdı, sonra yapmacık bir gülümsemeyle: “İyiydi ya, senin?” “Harikaydı,” dedi Riva. Kız güldü ama gülüşü sahte çıktı. Sonra kaçarcasına içeri girdi. Başka birine denedi: “Yeni proje nasıl gidiyor?” Adam. “ Yoğun. Çok yoğun.” Riva bekledi. Devamını bekledi. Devam gelmedi. Adam geçti gitti. Riva sigarasını yere atıp ezdi. “Tamam,” diye düşündü. “Herkes benden kaçıyor. Ya da ben paranoyak oldum. Belki ikisi de. Belki de suratımda ‘yaklaşmayın, ısırırım’ yazıyor.” Telefonundan saate baktı. 08:47. “İçeri geçiyorum,” diye yüksek sesle söyledi, sanki biri duyacakmış gibi. Terastan çıktı. Koridorda yürürken arkasından birileri kıkırdadı. Riva duymazdan geldi ama içinden patladı: ‘Tipinizi sikeyim hepinizin.’ Masasına oturdu. Not defterini açtı. Excel’den kopyaladığı bugünkü listeyi gözden geçirdi. Her şey aynı. Her sabah aynı liste. Aynı toplantılar. Patronun sesi koridordan geldi: “Riva!” Riva not defterini kaptı, ayağa kalktı. Refleksle gömleğinin yakasını düzeltti, pantolonunun paçasını çekti. “Sanki krala gidiyorum,” diye düşündü. Taylan Erdenay, masasında oturuyordu. Tablet elinde, ekrana bakıyordu. Şirketin büyük ortaklarından. Soylu aile, büyük iş adamı, uluslararası dizi-yapım-medya holdinginin kralı. Riva’yı görünce başını kaldırdı. “Gel…” Riva yaklaştı. Ayakta kaldı. Oturmadı. Oturursa kalkmak zor gelir diye korkuyordu bazen. Defterini açtı, mekanik bir sesle sıralamaya başladı: “Sabah 09:30 Zoom, uluslararası dağıtım ekibi. Yeni sezon satış hakları görüşmesi. 10:45’te yapım koordinatörüyle yüz yüze, pilot bütçe revizyonu. 12:00 reklam ajansı sunumu, dijital kampanya. 14:00 Londra partneriyle birebir, senaryo revizyon onayı. 15:30 içerik geliştirme haftalık rapor. 17:00 basın bülteni taslağı onayı, yarın yayına girecek.” Taylan arada baş sallıyordu, gözü hâlâ tablette. Riva sustu. Sessizlik uzadı. “Başka?” diye sordu Taylan, hâlâ bakmadan. “Bugünlük bu kadar. Acil olursa bildiririm.” Taylan nihayet başını kaldırdı. Riva’ya baktı. O bakışta bir şey vardı: beklenti. Ya da eleştiri. Ya da ikisi birden. “Tamam. Toplantılara geç kalma. Ve Riva…” Riva durdu. Kalbi tekledi. “…Biraz daha enerjik ol.” Riva’nın midesine sıcak bir yumruk oturdu. Gülümsemeye çalıştı. Dişleri sıkılı çıktı. “Tabii efendim. Hemen enerjik moduma geçiyorum. Dans mı edeyim masanın üstünde, yoksa sadece kahkaha mı atayım?” Tabii ki içinden söyledi bunu. Dışarıdan sadece: “Anlaşıldı,” dedi. Kapıya döndü, çıktı. Kapıyı usulca kapattı. Koridorda durdu. Derin nefes aldı. “Enerjik ol ha…” diye mırıldandı kendi kendine. “Bir de palyaço şapkası takayım mı? Ya da suratıma ‘mutluyum’ yazayım.” Masasına döndü. Oturdu. Ekranı açtı. Mail kutusu 47 okunmamış. İçinden güldü. Acı bir gülüş. “Harika bir gün olacak.” Ve klavyeye uzandı. Parmakları tuşlara bastı. … Birkaç toplantı ve görüşmeden sonra masasında otururken telefonu çaldı. Riva uzanıp baktı. Ekranda “Anne” yazıyordu. Hiçbir şey hissetmeden, mekanik bir hareketle açtı. “Riva nasılsın kuzum?” Riva’nın sesi düzdü, robot gibi konuştu. “İyiyim anne, sen nasılsın?” “İyiyim ben de. Ne zaman geliyorsun?” Riva iç çekti, ama sesine yansımadı. “Ne gelmesi anne, çalışıyorum.” Annesi hemen atıldı. “Kızım izinde değil miydin sen? Biz de gelmeni bekliyoruz.” Riva gözlerini devirdi. Evet, izin alacağını söylemişti. Ama o izin, olaydan sonra kimseyi görmek istemediği için evde yatakta çürümekle geçmişti. Memlekete dönmek aklından bile geçmemişti. Haber vermeyi unutmuştu. Ya da unutmak istemişti. “Anne izne çıkamadım… Yani çıktım da erken bitti,” dedi. Ne diyeceğini bilemiyordu. Yalan da olsa, gerçek de olsa, hepsi aynı kokuyordu: yorgunluk. Annesi sinirlendi, sesi yükseldi. “Kızım biz seni bekliyoruz! Önemli bir durum vardı. Neden haber vermiyorsun günlerdir? Hazırlık yapıyoruz!” Riva bıkkın bir gülümsemeyle mırıldandı. “Ne hazırlığı anne?” İçinden. Yine görücü usulü bir düğün provası mı? Yoksa aşiretin bütün erkeklerini sıraya mı dizdiniz? Diye düşündü. Annesinin daha çok konuşacağını bildiği için kesti. “Anne işten çıkınca arayayım seni, daha rahat konuşuruz.” Annesi ofladı, derin bir of. “Tamam… Bekliyorum.” Riva telefonu kapattı. İçine bir sıkıntı oturdu, ama gününe devam etti. Sıkıntı zaten ev arkadaşı gibiydi, yeni bir misafir değildi. Toplantılarda Taylan Bey’in bakışları sinirini bozuyordu. Her seferinde göz göze geldiklerinde adam mal mal bakıyordu. Sanki Riva’yı çözmeye çalışıyor, ama çözemiyor gibi. Anlam veremiyordu. Belki de sadece patron bakışıydı. Belki de Riva’nın kafası çok karışıktı. Belki de ikisi de. Gün bitti. Riva çantasını, montunu aldı. Tam kapıya yönelmişti ki arkadan Taylan Bey’in sesi geldi. “Eve mi Riva?” Riva döndü. ‘Yok kerhaneye’ dedi içinden. Sonra gülümseyerek “Evet Taylan Bey.” “Tamam, gel seni de bırakalım.” Riva itiraz etmek istedi. “Gerek yok” diyecekti, “otobüsle giderim” diyecekti. Ama Taylan Bey durmadan devam etti. “Hava soğuk, geç oldu. Hadi.” Riva da peşine takıldı. İlk defa böyle bir şey teklif ediyordu. İçinden. ‘Belki önemli bir durum var. Belki kovulacağım. Belki de maaş zammı konuşacak. Ya da belki de beni evine götürüp bodruma kilitleyecek, kim bilir.’ Şirket kapısındaki siyah araba bekliyordu. Taylan Bey arka koltuğa geçti, Riva da yanına oturdu. Taylan Bey hâlâ telefonuna bakıyordu. Riva camdan dışarı baktı, içinden saymaya başladı. ‘Ne kadar sürecek bu sessizlik?’ Şoföre evinin adresini söyledi. Taylan Bey dönüp bakmadı bile. Şoför yola devam etti. Bir süre sonra Taylan Bey telefonu bıraktı. Dönüp Riva’ya baktı. O bakış yine mal mal. Sonra pat diye sordu. “Riva, hayatında biri var mı?” Riva dondu. Şaşkın şaşkın baktı. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra ağzından çıktı.“Vardı.” Taylan Bey kafasını salladı. Hafifçe. Sanki beklediği cevapmış gibi. Sonra sustu. Riva’nın kafasında bin tane senaryo döndü. ‘Tamam şimdi ahlaksız teklif gelecek. “Hayatında biri yoksa ben olayım” diyecek. Ya da daha iyisi: “Hayatında boşluklar varsa ben seni doldurayım” diyecek. Sonra ben de “Teşekkürler Taylan Bey, ama boşluklarım zaten depresyonla dolu, yer kalmadı” diyeceğim. Yada ağır bir küfür ederim ana bacı düz giderim. Oda beni kovar.’ Ama Taylan Bey hiçbir şey demedi. Sadece önüne döndü. Araba Riva’nın mahallesine yaklaşıyordu. Riva içinden güldü yine. Acı, sessiz bir gülüş. ‘Hayatımda biri var mı? Var tabii. Yalnızlığım. Her zaman yanımda.’ Araba durdu. Riva kapıyı açtı. “İyi akşamlar Taylan Bey.” “İyi akşamlar Riva.” Riva indi. Kapıyı kapattı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD