Raze noyan

1157 Words
Riva’nın kalbi teklemedi bile. Sadece bir anlık şaşkınlık. Sonra hemen yüzünü çevirdi. Kafenin içine baktı. Duvara asılı eski bir poster, tezgâhın arkasındaki çocuk, masalardaki yabancılar. Hiçbirine odaklanmadı aslında. Sadece bakmamaya çalışıyordu. Birkaç dakika öyle kaldı. Kahve bardağını elinde çevirip durdu, parmakları soğuktu. Utanmıyordu. Hayır. Patronuyla konuşulanlar, locadaki teklif, “evlilik teklifi,” umrunda değildi bile. Zaten o geceyi hatırlamak istemiyordu. Hatırlasa da umursamazdı. Tek istemediği şey, adamın gelip konuşmasıydı. O mesafeli, kibar ama altında bir şey saklayan ses tonu. O bakış. Hayır. İstemiyordu. “Belki de tanımamıştır,” diye düşündü. Rahatladı. Hafifçe. “Camlar koyu, içerisi loş, ben de farklıyım, saçlar dağınık… Belki sadece tesadüf. Belki başka birini bekliyor.” Kahve bardağını eline aldı. Kalktı. Çantasını omzuna attı. Kapıyı itip dışarı çıktı. Soğuk hava yine yüzüne çarptı, ama bu sefer iyi geldi. Kulaklık hâlâ kulağındaydı. Yavaş yavaş yürümeye başladı. Eve doğru. Adımları ağır, ama ritimli. Şarkıya eşlik etti usulca, dudakları kıpırdıyordu sadece, ses çıkarmıyordu. Sokak lambalarının altında gölgesi uzuyordu. Bir ara durdu, köşedeki çöp kutusuna boş karton bardağı attı. Tam isabet. Küçük bir zafer gibi hissetti, gülümsedi kendi kendine. Köşedeki markete girdi. Bir sigara istedi. Kasiyer tanıdıktı, selam verdi. Riva para uzattı, paketi aldı, cebine soktu. Çıktı. Eve kadar yol kısaydı. Apartmana yaklaştığında yukarı baktı. Üst katın ışığı yanıyordu. Kadın evdeydi herhalde. Merdivenleri çıktı. Anahtarı çevirdi. Kapıyı kapattı. Kilitledi. İçeri girdi. Montu astı. Eşofmanı çıkardı, yine aynı gri pijamalar. Koltuğa oturdu. Sigarayı yaktı. İlk nefes derin. Bilgisayarı açmadı bu sefer. Sadece oturdu. Dumanı üfledi. Dışarıdaki şehrin uğultusu pencereden sızıyordu. Sonra güldü. Küçük, yorgun bir gülüş. “Belki de gerçekten tesadüf.” Ama içinden bir ses biliyordu: değildi. Yine de umursamadı. Sigarasını söndürdü. Işıkları kapattı. Karanlıkta kaldı. Ve bekledi. Ne olacağını bilmeden. Ama bu sefer, beklerken biraz daha az acıyordu. Ya da belki sadece alışmıştı. Fark etmiyordu artık. … Zil sesiyle gözleri aralandı. Tavana baktı. Ses kesildi. Kafasını yastığa gömdü. Tam uykuya dalacakken zil yine çaldı. Uzun, ısrarcı. Koltuktan doğruldu. Battaniye yere düştü. Işığı yaktı. Cılız ampul gölgeleri büyüttü. Yalpalayarak kapıya yürüdü. Gözetleme deliğinden baktı. Karanlık koridorda bir gölge. Kapıyı araladı. Karşısında o adam duruyordu. Uzun boylu, kaslı, hafif kumral saçlar. Bir gözü kahve, diğeri mavi. Siyah deri ceket, koyu gömlek. Yüzünde gülümseme yoktu. Baştan aşağı Riva’ya bakıyordu. Riva da kendine baktı. Bol tişört, paçası sıyrılmış pijama, dağılmış saçlar, makyajsız, şiş gözler. “Ne arıyorsun burada?” Sesi çatallı, uykulu. Adam bir an sustu. Sonra konuştu. Derin, tok, ağır bir ses. “Kapıda mı konuşacağız, yoksa komşularda mı biliyor bana evlilik teklifi ettiğini?” Riva iç çekti. Apartman boşluğunda sesler yankılanırdı, üst kattaki karı kesin kulak kabartırdı. “Bu saatte tanımadığım adamı eve almak ne kadar mantıklı sence? Ne sandın sen beni?” Adamın dudaklarında hafif, neredeyse görünmez bir kıvrım oluştu. Gözleri hâlâ Riva’nın üzerindeydi. “Tanımadığın adama evlilik teklif ettin. Ben de düşünmeden kabul etmedim diye mi kızdın?” Riva bir an durdu. Sonra kapıyı sonuna kadar açtı. “Gir lan içeri. Ayakkabılarını da çıkar.” Adam içeri girdi, kapıyı usulca kapattı. Evi şöyle bir taradı. Dağınık değildi. Sadece koltuktaki battaniye ve yastık karışmıştı. Karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Bacak bacak üstüne attı. Riva gözlerini ovuşturdu. “O mu söyledi sana? Tesadüf olmadığını biliyordum zaten.” Telefonunu aldı, saate baktı. Akşam on. “O kadar da geç değilmiş.” Ekranı kapattı, telefonu köşeye fırlattı. “Neden geldin? Vicdanın mı sızladı?” Adam hemen cevap vermedi. Riva’ya uzun uzun baktı. “Geçen geceki teklifini düşündüm.” Riva gözlerini devirdi. “Vazgeçtim ben. Teklifin süresi doldu.” Adamın kaşı hafif kalktı. “Çok hızlı vazgeçtin. Locada ‘bu son şansım’ modundaydın.” Riva sigara paketini masaya koydu, bir tane daha çıkardı ama yakmadı. “Locada sarhoştum. Sarhoşken herkes yakışıklı olur. Sen de dahil. Şimdi ayığım, sen de çirkinleştin.” Adam öne eğildi, dirseklerini dizlerine dayadı. “Sarhoşken daha dürüsttün bence. Ayıkken de dürüst olabilir misin?” Riva güldü. Kısa, keskin, boğazından yırtılan bir ses. “Dürüstlük mü istiyorsun? Al sana dürüstlük: Siktir git evine, evlenmek istemiyorum. Ne seninle, ne senin gibi başka biriyle.” Adam arkasına yaslandı. Yüzünde hâlâ o mesafeli ifade. Ama kalkmadı. Oturduğu yerden Riva’yı süzmeye devam etti. Riva sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi. Çakmağı çaktı. Alev yüzünü bir an aydınlattı. “Neden hâlâ buradasın? Bana mı hayran kaldın?” Adamın gözleri dumanın arkasından Riva’ya kilitlendi. Öne doğru eğildi. Dirsekleri dizlerinde, parmakları birbirine kenetli. “Çünkü bana ilginç gelmeye başladın.” Riva öne eğildi, ellerini önünde birleştirdi, bacaklarını açtı. Adamın taklidini yapıyordu. Gözlerini kıstı. “Bana ne bundan?” Adam kaşlarını hafif kaldırdı. Farklı renkli gözleri loş ışıkta daha da çarpıcıydı. “Hem sen bulamıyor musun birini? Napacaksın beni?” Adamın sesi daha da alçaldı, neredeyse fısıltıya döndü. “Teklifini kabul ediyorum. Sen düşün. Kararını verince beni ara. Seninle ne yapacağıma o zaman karar veririm.” Riva pencereden sızan sokak lambasının ışığına baktı. Cevap vermedi. Adam ayağa kalktı. Riva kımıldamadı. Battaniyeye sarıldı, sırtını yasladı, yerinde kaldı. Adam kapıya yürüdü. Kapıyı açtı. Bir an durdu, arkasını dönmeden konuştu. “İyi geceler, Riva.” Kapı usulca kapandı. Riva boş boş baktı kapıya. “Saçmalık,” diye mırıldandı. “Ben bir araştırayım seni?” Kendi kendine güldü. Acı, kısa bir kahkaha. “Adı ne lan bunun? Bide ‘beni ara’ diyor. Numaran var sanki? Telepatik miyiz biz?” Koltuğa uzandı. Battaniyeyi çekti üstüne. Gözleri yavaş yavaş kapandı. “Evlilik ha? Mafyayla. Annemde kessin beni. Gerçi hoşuna gider.” Güldü yine. Bu sefer sesli, burnundan kısa kısa nefesler vererek. Ama gözleri kapanıyordu. Ve uyudu. … Riva gözlerini açtığında güneş perdelerin arasından ince, keskin çizgiler halinde sızıyordu. Sabahın körü değildi ama erken sayılırdı. Telefonunu eline aldı. Şarj yüzde sekiz. “Tabii ki,” diye mırıldandı. Tarihe baktı. İki gün sonra işe başlayacaktı. Midesine bir ağırlık oturdu. Derin nefes aldı, yavaş yavaş verdi. Koltuktan doğruldu. Battaniye yere kaydı. Banyoya gitti, işini gördü, yüzünü soğuk suyla yıkadı. Gözleri açıldı ama içindeki boşluk yerinde kaldı. Geri döndü. Kapının önündeki küçük dolabın üstünde bir şey duruyordu. Beyaz, sade bir kart. Dün gece orada değildi. Elini uzattı, aldı. Ön yüzünde: Raze Noyan. Arka yüzünde bir telefon numarası. Hiçbir şey yoktu başka. Ne logo, ne mesaj. Sadece numara. Siyah, düz font. Riva kartı elinde çevirdi. Masaya koydu. Telefonunu aldı yine. Şarj kablosunu aradı gözleriyle, bulamadı. Gözleri kartta kaldı. “Arasam ne olur ki?. ‘Merhaba, evlilik teklifiniz hâlâ geçerli mi? Çünkü iki gün sonra işe başlayacağım, kurtar beni’” Güldü yine. Ama gülüş yarım kaldı. Kartı eline aldı tekrar. Parmaklarıyla kenarını sıktı. Kırışmadı bile. Kaliteli kâğıt. Pahalı. “Aramayacağım,” diye mırıldandı. Sonra sesini yükseltti, kendiyle konuşur gibi: “Ya da ara. Ne kaybedersin ki? Biraz heyecan. Biraz tehlike. Belki biraz para. Belki de bir kurşun. Hangisi olursa olsun, şu anki halinden kötü olamaz. En kötü ihtimalle ‘pardon yanlış numara’ dersin, kapatırsın.” Gözlerini kapadı. İki gün. İki gün sonra işe dönecekti. “Raze Noyan,” diye mırıldandı. “Adı bile kulağa bela gibi geliyor.” Kartı masaya bıraktı. Telefonu şarj etmeden yattı yine. Ama bu sefer gözleri açık kaldı. Tavanın lekesine bakıyordu. Düşünüyordu. Ya da düşünmüyormuş gibi yapıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD